Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Çözüm, 1982 Anayasası'nın 78. maddesinin tahlil edilmesini gerektirmektedir. Soruda, genel seçimlere bir yıldan az bir süre kalmışken hem ara seçimi gerektirebilecek sayıda bir milletvekili üyeliğinde boşalma (600'ün %5'i olan 30'u aşan 35 üyelik) hem de seçimlerin ertelenmesini gerektiren bir savaş hali ortaya çıkmıştır. Anayasa'nın 78. maddesinin birinci fıkrası çok açıktır: "Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir." Bu yetki münhasıran TBMM'ye aittir ve erteleme süresi bir yıldır. Dolayısıyla A seçeneği doğrudur.
B seçeneği yanlıştır çünkü seçimleri savaş sebebiyle erteleme yetkisi Cumhurbaşkanına değil, TBMM'ye aittir. Süre de savaş halinin sonuna kadar değil, bir yıldır.
C seçeneği çeldiricidir. Normal şartlarda, üye tamsayısının %5'i oranında boşalma olması halinde üç ay içinde ara seçim yapılmasına karar verilir. Ancak, seçimlerin yapılmasını imkansız kılan bir savaş halinin varlığı, tüm seçim süreçlerini etkileyen istisnai ve üstün bir sebeptir. Seçimlerin genel olarak yapılamadığı bir ortamda, ara seçimin zorunlu olduğunu iddia etmek anayasal düzenin ruhuna aykırıdır. Seçimlerin geriye bırakılması kararı, hem genel seçimi hem de bu süreçteki ara seçimleri kapsar.
D seçeneği yanlıştır. Anayasa'nın 78. maddesi, "Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz." hükmünü içermekle birlikte, bu kural mutlak değildir. Maddenin son fıkrası, "...bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde... ara seçim yapılır" diyerek bu kurala bir istisna getirmiştir.
E seçeneği yanlıştır. Anayasa'nın 78. maddesinin ikinci fıkrası, "Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir." hükmünü amirdir. Bu ifade, erteleme kararının bir defaya mahsus olmadığını, şartlar devam ettiği sürece aynı usulle tekrarlanabileceğini göstermektedir.
Önemli Nokta 2: Anayasa'nın 105. maddesi, Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu sürecini detaylı olarak düzenlemektedir. Sorunun doğru cevabı, Cumhurbaşkanlığı görevinin sona erme anına ilişkin hatalı bilgi içeren seçenektir.
Anayasa'nın 105. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: “Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer.” Bu hükümden açıkça anlaşılacağı üzere, Cumhurbaşkanının görevi, hakkında Yüce Divana sevk kararı alınmasıyla değil, ancak Yüce Divan yargılaması sonucunda “seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilmesi” halinde sona erer. Sadece Yüce Divana sevk edilme, görevin sona ermesi için yeterli bir sebep değildir. Seçenekteki ifadenin ilk kısmı, yani hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanının seçim kararı alamayacağı (Anayasa m. 105/4) doğru olsa da, ikinci kısmındaki “Yüce Divana sevk edilmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı görevi kendiliğinden sona erer” ifadesi anayasal düzenlemeye açıkça aykırıdır ve bu nedenle seçenek bütünüyle yanlış kabul edilir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği, Anayasa m. 105/1'de belirtilen önerge (üye tamsayısının salt çoğunluğu) ve soruşturma açma kararı (üye tamsayısının beşte üçü) için gerekli nitelikli çoğunlukları doğru bir şekilde ifade etmektedir.
- B seçeneği, Anayasa m. 105/2'de tarif edilen on beş kişilik soruşturma komisyonunun kuruluş usulünü (siyasi partilerin güçleri oranında göstereceği üç katı aday arasından ad çekme) eksiksiz olarak açıklamaktadır.
- C seçeneği, TBMM İçtüzüğü'nün 113. maddesindeki özel düzenlemeyi doğru yansıtmaktadır. Kural olarak parti gruplarında görüşme ve karar yasakken, istisnai olarak komisyona aday tespiti için seçim yapılmasına izin verilmiştir.
- D seçeneği, Anayasa m. 105/2 ve TBMM İçtüzüğü m. 114'te yer alan komisyonun rapor hazırlama süresini (iki ay) ve bu süreye eklenebilecek yeni ve kesin süreyi (bir ay) doğru bir şekilde belirtmektedir.
Önemli Nokta 3: Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 91 uyarınca, toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle, Cumhuriyet savcısı gözaltı süresini uzatabilir. Normal gözaltı süresi yakalama anından itibaren yirmi dört saattir. Toplu suçlarda Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle bu süre, 'her defasında bir günü geçmemek üzere' üç gün süreyle uzatılabilir. Böylece gözaltı süresi en çok dört güne kadar çıkabilir. Sorunun (D) seçeneğinde yer alan ifade, uzatmanın 'tek bir yazılı emirle üç gün daha' yapılabileceğini belirtmektedir ki bu, kanunun 'her defasında bir günü geçmemek üzere' şeklindeki emredici hükmüne aykırıdır. Uzatma, birer günlük periyotlar halinde ve her defasında yeniden değerlendirme yapılarak en fazla üç kez tekrarlanabilir. Diğer seçenekler ise mevzuata uygundur: (A) seçeneği, dört günlük azami süreyi ve kademeli uzatma usulünü doğru bir şekilde ifade etmektedir. (B) seçeneği, CMK m. 91/4'te düzenlenen ve mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirlerine toplumsal olaylarda tanınan 48 saate kadar gözaltına alma yetkisini doğru yansıtmaktadır. (C) seçeneği, CMK m. 2/k'da yer alan 'toplu suç' tanımını (aralarında iştirak iradesi bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suç) doğru bir şekilde açıklamaktadır. (E) seçeneği ise CMK m. 91/6'da düzenlenen 'yeniden gözaltına alma yasağı' ve istisnalarını (yeni ve yeterli delil ile Cumhuriyet savcısı kararı) doğru olarak belirtmektedir.
Önemli Nokta 4: Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin, Meclis kararı olmaksızın işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle tutulamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Bu bir himaye tedbiri olup, mutlak değildir ve TBMM tarafından kaldırılabilir. Sorunun doğru çözümü için ilgili mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
* **Doğru Cevap (C seçeneği):** Anayasa'nın 85. maddesi ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 54. maddesi, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararına karşı hukuki denetim yolunu açıkça düzenlemiştir. İlgili hükümlere göre, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi bu istemi on beş gün içerisinde kesin olarak karara bağlar. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
* **A seçeneği:** Bu ifade yanlıştır. TBMM İçtüzüğü'nün 134. maddesine göre, dokunulmazlığı kaldırılmak istenen milletvekili, isterse hazırlık komisyonunda, Karma komisyonda ve Genel Kurulda kendini savunur veya **bir üyeye savundurur**. Dolayısıyla savunma hakkını bizzat kullanma zorunluluğu yoktur, başka bir milletvekili aracılığıyla da bu hakkı kullanabilir.
* **B seçeneği:** Bu ifade yanlıştır. TBMM İçtüzüğü'nün 134. maddesinin son fıkrası, "Dokunulmazlığının kaldırılmasını üyenin bizzat istemesi yeterli değildir." hükmünü amirdir. Bu, dokunulmazlığın kaldırılması sürecinin, milletvekilinin kişisel talebinden bağımsız olarak, Anayasa ve İçtüzükte belirtilen usullere göre işletilmesi gereken kamusal bir süreç olduğunu gösterir.
* **D seçeneği:** Bu ifade yanlıştır. İfadenin ilk kısmı doğru olmakla birlikte (dokunulmazlığın kaldırılması milletvekilliğini sona erdirmez), ikinci kısmı hatalıdır. Anayasa'nın 83. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez." Yani, ceza hükmünün infazı için üyelik sıfatının sona ermesi beklenir.
* **E seçeneği:** Bu ifade yanlıştır. Anayasa'nın 83. maddesinin son fıkrası, "Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz." şeklinde açık bir yasak getirmiştir. Bu hüküm, milletvekillerinin bu konudaki iradelerini parti disiplininden bağımsız olarak, serbestçe oluşturmalarını temin etmeyi amaçlar.
Önemli Nokta 5: Doğru cevap C seçeneğidir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin 1. fıkrası, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, bireysel başvurunun konusunu net bir şekilde tanımlamaktadır.
Diğer seçeneklerin analizi:
A) Bu ifade yanlıştır. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinde geçen "Herkes" ibaresi, yalnızca gerçek kişileri değil, kendi hak ve özgürlükleri bakımından özel hukuk tüzel kişilerini de kapsamaktadır. Dolayısıyla özel hukuk tüzel kişileri de bireysel başvuru hakkına sahiptir.
B) Bu ifade yanlıştır. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği kural olarak olağanüstü kanun yollarına başvurulması beklenmez. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ya da Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yoluna başvurması gibi, hak ihlalini ortadan kaldırmaya ve mevcut sonucu değiştirmeye elverişli olağanüstü kanun yollarına başvurulmuşsa, bireysel başvuru için bu yolların sonucunun beklenmesi gerekir. Dolayısıyla, bu yollara başvurulmuş olmasının başvuru süresini etkilemeyeceği ve sonucun beklenmesinin gerekmeyeceği yönündeki iddia hatalıdır.
D) Bu ifade yanlıştır. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 3. fıkrası, "Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz..." demektedir. Birey, bir kanun hükmüne karşı değil, o hükmün uygulanması niteliğindeki idari işlem veya yargısal karara karşı, kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamını tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunabilir. Doğrudan kanuna karşı başvuru mümkün değildir.
E) Bu ifade yanlıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin 4. fıkrası, “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” hükmünü içermektedir. Bu, Anayasa Mahkemesinin bir temyiz veya istinaf mahkemesi gibi (dördüncü bir merci olarak) hareket edemeyeceğini, derece mahkemelerinin delil takdiri veya hukuk kurallarını yorumlamasındaki hataları denetleyemeyeceğini ifade eder. Anayasa Mahkemesi, yalnızca Anayasa ve AİHS kapsamında güvence altına alınan bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğini inceler.