Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26. maddesi, "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"ni düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir." Somut olayda, düşünce kuruluşunun raporunu kitapçık halinde dağıtması, Anayasa'nın koruma altına aldığı "yazı veya başka yollarla" düşünceyi yayma hürriyetinin tipik bir örneğidir. Maddenin ikinci fıkrası ise, "Bu hürriyetin kullanılması, ... önceden izin alınması ... şartlarına bağlanamaz." hükmünü amirdir. Bu hüküm, önleyici nitelikteki müdahaleleri ve sansürü kesin olarak yasaklamaktadır. Dolayısıyla, mülki idare amirinin "önceden izin alınmadığı" veya "bildirimde bulunulmadığı" gerekçesiyle müdahalesi, Anayasa'nın bu açık hükmüne aykırıdır.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- A seçeneği yanlıştır, çünkü olay bir toplantı veya gösteri yürüyüşü değil, basılı materyal dağıtımıdır. Kitapçık dağıtmak, Anayasa'nın 34. maddesindeki toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkından ziyade, 26. maddedeki düşünceyi yayma hürriyeti kapsamında korunur ve bildirim şartına tabi değildir.
- C seçeneği yanlıştır. "Kamu düzeni" Anayasa'da belirtilen meşru bir sınırlama sebebi olmakla birlikte, bu sebep idareye mutlak ve keyfi bir önleyici durdurma yetkisi vermez. Sınırlamanın kanunla yapılması, ölçülülük ilkesine uygun olması ve hakkın özüne dokunmaması gerekir. Salt "potansiyel tehlike" varsayımıyla yapılan önleyici müdahale, sansür anlamına gelir ve hukuka aykırıdır.
- D seçeneği yanlıştır. Anayasa'nın 28. maddesindeki basın hürriyeti ve 26. maddedeki düşünceyi yayma hürriyeti, yayının basımını olduğu kadar dağıtımını da güvence altına alır. Basımın serbest olup dağıtımın idari izne bağlanması, hakkın özünü anlamsız kılacak bir yorumdur.
- E seçeneği yanlıştır. Anayasa, siyasi eleştiri içeren düşünce açıklamalarına daha az koruma sağlamaz; aksine, demokratik toplumun temelini oluşturan siyasi tartışmalar, düşünce özgürlüğünün en çok korunan alanıdır. Bu tür ifadelerin özel bir izne tabi tutulması Anayasa ile bağdaşmaz.
Önemli Nokta 2: Sorunun çözümünde temel alınması gereken norm, 1982 Anayasası'nın 25. maddesidir. Bu maddeye göre, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” Maddenin ikinci fıkrasında yer alan 'her ne sebep ve amaçla olursa olsun' ifadesi, bu hakkın mutlak nitelikte olduğunu ve hiçbir istisnası bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu hak, kişinin düşüncelerini açıklamama özgürlüğünü (negatif hürriyet) güvence altına alır.
Diğer seçeneklerin analizi:
A seçeneği: Anayasa'nın 70. maddesindeki “görevin gerektirdiği nitelikler” ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki “tarafsızlık” ilkesi, kamu hizmetine girmiş bir memurun görevini ifa ederken uyması gereken yükümlülüklerdir. Bu yükümlülükler, Anayasa'nın 25. maddesindeki mutlak bir yasağı ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz ve kişileri henüz hizmete girmeden düşüncelerini açıklamaya zorlamak için bir gerekçe oluşturamaz.
B seçeneği: Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, hukuka aykırı bir uygulamanın herkese yapılması durumunda o uygulamayı hukuka uygun hale getirmez. Anayasaya aykırı bir sorunun tüm adaylara sorulması, anayasaya aykırılığı ortadan kaldırmaz.
C seçeneği: Anayasa'nın 26. maddesi “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ile ilgilidir ve bu hürriyetin belirli sebeplerle sınırlandırılabileceğini düzenler. Ancak sorudaki olay, düşünceyi açıklama (Madde 26) değil, düşünceyi açıklamaya zorlanmama (Madde 25) hakkıyla ilgilidir. Anayasa'nın 25. maddesi, 26. maddeden farklı olarak herhangi bir sınırlama sebebi öngörmemiştir.
E seçeneği: Anayasa'nın 5. maddesinde belirtilen Devletin temel amaç ve görevleri, yine Anayasa'da güvence altına alınan mutlak bir hakkı ihlal etmenin gerekçesi olamaz. Devlet, görevlerini yerine getirirken Anayasa ile bağlıdır ve temel hak ve hürriyetlere saygı göstermek zorundadır.
Sonuç olarak, komisyonun gerekçesi ne olursa olsun, adayları siyasi, felsefi veya dini düşüncelerini açıklamaya zorlaması ve açıklamayanları elemesi, Anayasa'nın 25. maddesinin açık bir ihlalidir.
Önemli Nokta 3: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 'Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması' başlıklı 15. maddesi, savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceğini veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceğini düzenlemektedir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, bu kurala mutlak bir istisna getirerek 'sert çekirdek haklar' olarak adlandırılan ve hiçbir durumda dokunulamayacak olan hakları saymıştır. Bu haklar şunlardır: kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (masumiyet karinesi). Sorudaki olayda, kişilerin dini kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bir şüphelinin masumiyet karinesi ihlal edilerek suçlu ilan edilmesi, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan ve olağanüstü hallerde dahi dokunulamayacak olan iki ayrı çekirdek hakkı ihlal etmektedir. Bu nedenle, kimsenin din ve vicdanını açıklamaya zorlanamayacağına ilişkin B seçeneğindeki ifade doğrudur. Diğer seçenekler ise hatalıdır çünkü masumiyet karinesi (A ve D seçenekleri), maddi ve manevi varlığın bütünlüğü (C seçeneği) ve suç ve cezaların geriye yürümezliği (E seçeneği) de Anayasa tarafından korunan ve olağanüstü hallerde dahi dokunulamayan çekirdek haklardandır.
Önemli Nokta 4: 1982 Anayasası'nın “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15. maddesi, olağanüstü yönetim usullerinde temel hak ve hürriyetler rejimini düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre; savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Ancak, maddenin ikinci fıkrası bu genel kurala bir istisna getirerek, bu durumlarda dahi dokunulamayacak mutlak nitelikteki “sert çekirdek hakları” sıralamıştır. Bu haklar şunlardır:
1. Savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz.
2. Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz.
3. Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez.
4. Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (masumiyet karinesi).
Somut olayda, yönetici (Y)'den siyasi görüşü ve dini inançlarını açıklaması istenmektedir. Bu talep, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında açıkça korunan ve hiçbir koşulda dokunulamayacak olan “din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamama” hakkını ihlal etmektedir. Bu hak, olağanüstü halin sebebi, niteliği veya ağırlığı ne olursa olsun mutlaktır.
- A seçeneği yanlıştır, çünkü “durumun gerektirdiği ölçüde” sınırlama ilkesi, 15. maddenin ikinci fıkrasında sayılan sert çekirdek haklar için geçerli değildir. Bu haklara hiçbir ölçüde dokunulamaz.
- B seçeneği yanlıştır, çünkü “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla” ifadesi, devletin hakları sınırlarken uyması gereken asgari bir standardı belirtir; daha fazla sınırlama için bir gerekçe oluşturmaz.
- D seçeneği yanlıştır, çünkü 15. maddenin ikinci fıkrasında sayılan tüm haklar sert çekirdek hak niteliğindedir ve aralarında bir hiyerarşi yoktur. Düşünce ve kanaatleri açıklamaya zorlanamama hakkı da yaşama hakkı gibi bu mutlak korumadan faydalanır.
- E seçeneği yanlıştır, çünkü Anayasa'nın 119. maddesi uyarınca çıkarılan olağanüstü hal Cumhurbaşkanlığı kararnameleri dahi Anayasa'nın 15. maddesindeki bu çekirdek hak alanına müdahale edemez.
Önemli Nokta 5: 1982 Anayasası'nın 13. maddesi, olağan dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının anayasal çerçevesini çizmektedir. Maddeye göre, temel hak ve hürriyetler, 'özlerine dokunulmaksızın' yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 'Hakkın özüne dokunma yasağı', sınırlamanın kendisi için mutlak bir sınır teşkil eder; bir hakkı kullanılmaz hale getiren, anlamsız kılan veya ortadan kaldıran bir düzenleme, kamu yararı ne kadar üstün olursa olsun Anayasa'ya aykırı olacaktır. Dolayısıyla, demokratik toplum düzeninin korunması gibi meşru bir amaç dahi, bir temel hakkın özüne dokunan bir müdahaleyi haklı kılamaz. Diğer seçenekler ise Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen sınırlama rejiminin doğru unsurlarıdır: Sınırlamanın kanunla yapılması (kanunilik), demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygunluk ve ölçülülük ilkesi (elverişlilik, gereklilik ve orantılılık). Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi'nde de belirtildiği üzere, tutuklama gibi koruma tedbirleri de temel hak ve hürriyetlere bir müdahale olduğundan, Anayasa'nın 13. maddesindeki bu güvencelere tabi olmak zorundadır.