Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 1982 Anayasası’nın 146. maddesi ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi üyeliğine avukatlar arasından seçilebilmek için iki kümülatif (birlikte aranacak) şart bulunmaktadır: kırk beş yaşını doldurmuş olmak ve en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış olmak. Bu çerçevede adaylar incelendiğinde:
- Avukat (A), 46 yaşında olmasıyla yaş şartını ve 22 yıldır fiilen avukatlık yapmasıyla mesleki tecrübe şartını sağlamaktadır. Dolayısıyla aday gösterilme yeterliliğine sahiptir.
- Avukat (B), 50 yaşında olarak yaş şartını sağlamaktadır. Ancak avukatlık ruhsatını 21 yıl önce almış olsa da, kanun “fiilen” avukatlık yapma şartı aramaktadır. Hukuk müşavirliğinde geçen süre bu kapsama girmediğinden, fiili avukatlık süresi olan 18 yıl, aranan 20 yıllık tecrübe şartını karşılamamaktadır. Bu nedenle aday olamaz.
- Avukat (C), 25 yıllık mesleki tecrübe şartını fazlasıyla sağlamasına rağmen, 44 yaşında olduğu için “kırk beş yaşını doldurmuş olmak” şeklindeki anayasal şartı taşımamaktadır. Anayasal ve yasal şartlar kesindir, yorum yoluyla esnetilemez.
- Avukat (D), 48 yaşında olarak yaş şartını sağlamaktadır. Ancak avukat kontenjanından adaylık için aranan şart “en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış olmak”tır. (D)'nin 15 yıllık avukatlık tecrübesi bu şartı sağlamamaktadır. Hakimlikte geçen süreler, avukatlık kontenjanı için aranan fiili avukatlık süresine dahil edilemez.
Sonuç olarak, anılan anayasal ve yasal şartları bir arada taşıyan tek aday Avukat (A)'dır. Diğer seçeneklerdeki ifadeler, kanunun “fiilen” ibaresini, yaş şartının mutlaklığını ve kontenjana özgü tecrübe şartını göz ardı etmeleri nedeniyle hatalıdır.
Önemli Nokta 2: 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Bütçe ve mali haklar” başlıklı 65. maddesinin birinci fıkrası, “Mahkemenin bütçesi, merkezi yönetim bütçesi içinde ayrı bir bölüm olarak yer alır.” ve ikinci fıkrası, “Mahkeme, kendi bütçesini kendisi hazırlar ve bütçe görüşmeleri sırasında Genel Kurul tarafından görevlendirilecek bir üye, Başkan veya başkanvekili ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda hazır bulunur.” hükümlerini amirdir. Bu düzenlemeler, Anayasa Mahkemesinin mali özerkliğinin ve dolayısıyla yargı bağımsızlığının bir güvencesidir.
Bu çerçevede seçenekler incelendiğinde:
A seçeneği yanlıştır çünkü Mahkeme kendi bütçesini bizzat hazırlar ve bu taslak, yürütme organı olan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından değiştirilemez; yalnızca merkezi yönetim bütçesine dâhil edilir.
B seçeneği yanıltıcıdır. Her ne kadar yasama organının bütçe hakkı esas olsa da Mahkemenin mali özerkliği, bütçesinin keyfi veya serbestçe tadil edilmesini engeller. Bütçe görüşmelerine Mahkemeden yetkililerin katılması da bu özerkliğin bir gereğidir.
C seçeneği yanlıştır. Mahkeme bütçesi, merkezi yönetim bütçesinden tamamen ayrı bir kanunla değil, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu içinde “ayrı bir bölüm” olarak yer alır.
D seçeneği, kanun hükmünü yanlış yorumlamaktadır. Mahkemenin harcamaları Sayıştay denetimine tabi olmakla birlikte, mali özerkliğin bir sonucu olarak Hazine ve Maliye Bakanlığının genel rejimdeki gibi bir ön mali kontrolüne tabi değildir. Bu tür bir yürütme denetimi, yargı bağımsızlığı ve mali özerklik ilkesini zedeler.
E seçeneği ise 6216 sayılı Kanun'un 65. maddesinde ifade edilen ilkeyi doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Anayasa Mahkemesi kendi bütçesini kendisi hazırlar ve bu bütçe, merkezi yönetim bütçesi kanun teklifine bir bölüm olarak eklenir. Bu durum, kurumun mali özerkliğinin somut bir göstergesidir.
Önemli Nokta 3: Anayasa'nın 152. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesi, 'somut norm denetimi' veya 'itiraz yolu' olarak bilinen anayasaya uygunluk denetimi mekanizmasını düzenlemektedir. Buna göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o davada uygulanacak bir kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varırsa veya taraflardan birinin bu yoldaki iddiasını ciddi bulursa, Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakmakla yükümlüdür. Somut olayda, Asliye Hukuk Mahkemesi, davacı vekilinin 'silahların eşitliği' ilkesinin ihlal edildiği yönündeki Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddi bulmuştur. Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında vurguladığı gibi, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Dolayısıyla mahkemenin yapması gereken, davayı durdurup (geri bırakıp) dosyayı Anayasa Mahkemesi'ne göndermektir. Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: Derece mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına giren kanunların Anayasa'ya aykırılığını tespit edip bunları uygulamaktan kaçınamaz; bu yetki münhasıran Anayasa Mahkemesi'ne aittir (B seçeneği). Anayasa Mahkemesi beş ay içinde karar vermezse, mahkeme davayı mevcut kanunlara göre yürütür ancak bu, o kanuna göre karar vereceği anlamına gelmez, bilakis davayı kendi kanaatine göre çözümler (C seçeneği). Bireysel başvuru, kanun yolları tüketildikten sonra başvurulabilen ikincil bir yoldur ve somut norm denetimi ile karıştırılmamalıdır (D seçeneği). Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunduğunda davanın bir kısmı değil, tamamı geri bırakılır (E seçeneği).
Önemli Nokta 4: 1982 Anayasası'nın 146. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilebilmek için genel bir şart olarak “kırk beş yaşın doldurulmuş olması” gerekmektedir. Bu yaş şartı, Yükseköğretim Kurulunun göstereceği öğretim üyesi adayları için de geçerlidir. Anayasa'nın 146. maddesi, Cumhurbaşkanının seçeceği üç üyenin Yükseköğretim Kurulunun “kendi üyesi olmayan” yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçileceğini hükme bağlamıştır. Dolayısıyla, hem YÖK üyesi olmama hem de 45 yaşını doldurma koşulları bir arada aranmaktadır.
Diğer seçeneklerin analizi:
- İkinci seçenek yanlıştır çünkü Anayasa m. 146'da belirtilen en az yirmi yıl fiilen çalışma şartı; serbest avukatlar, üst kademe yöneticileri ve birinci sınıf hâkim ve savcılar için öngörülmüştür. Öğretim üyeleri için aranan şart ise profesör veya doçent unvanını kazanmış olmaktır.
- Üçüncü seçenek yanlıştır çünkü profesör unvanı tek başına yeterli değildir; 45 yaşını doldurma şartı tüm adaylar için geçerlidir.
- Dördüncü seçenek, iki farklı adaylık kaynağını hatalı bir şekilde birleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi raportörleri, Cumhurbaşkanının doğrudan kendi kontenjanından (üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile birlikte) seçebileceği adaylar arasındadır; Yükseköğretim Kurulu tarafından aday gösterilmezler.
- Beşinci seçenek yanlıştır. 6216 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre Yükseköğretim Kurulunca yapılacak seçimlerde “en fazla oy alan üç kişi” aday gösterilmiş sayılır; nitelikli çoğunlukla tek aday belirlenmesi gibi bir usul öngörülmemiştir.
Önemli Nokta 5: 1982 Anayasası'nın 153. maddesinin 3. fıkrası, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar." hükmünü amirdir. Aynı maddenin 1. fıkrasında ise "İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz." denilmektedir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesi de bu Anayasal prensipleri tekrar etmektedir. Bu düzenlemeler uyarınca, bir kanun hükmünün yürürlükten kalkması için Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının gerekçesiyle birlikte Resmî Gazete'de yayımlanması kurucu bir şarttır. Yayımlanmamış bir iptal kararı, hukuken henüz sonuç doğurmamıştır ve yürürlükteki normu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla, asliye ticaret mahkemesi, basın duyurusu gibi resmi olmayan bir yolla öğrendiği ancak henüz yayımlanmamış bir iptal kararına dayanarak hareket edemez. Norm, Resmî Gazete'de yayımlanana kadar yürürlüktedir ve mahkeme, önündeki davada bu yürürlükteki hükmü uygulamakla yükümlüdür. Diğer seçenekler, Anayasa Mahkemesi kararlarının 'kesinliği' ve 'bağlayıcılığı' gibi ilkeleri yanlış yorumlamaktadır. Bu ilkeler, kararın hukuken sonuç doğurmaya başladığı andan, yani Resmî Gazete'de yayımlandığı andan itibaren geçerlidir.