Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilerin teşkilatlanma serbestisini düzenlerken, belirli grupların siyasete katılımını teşvik edici mekanizmalara da olanak tanımaktadır. Kanun'un genel ruhu ve ilgili hükümleri uyarınca, siyasi partiler tüzüklerinde açıkça belirtmek şartıyla kadın kolları, gençlik kolları gibi yardımcı kuruluşlar oluşturabilirler. Bu kuruluşlar, partinin genel teşkilat yapısının bir parçası olarak kabul edilir ve partinin tüzel kişiliği altında faaliyet gösterirler. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir. Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri şunlardır: A seçeneği yanlıştır; zira bu tür oluşumlar ayrımcılık değil, siyasete katılımı artırmaya yönelik pozitif ayrımcılık aracı olarak görülür ve yasaklanmamıştır. C seçeneği yanlıştır; bu kolların ayrı bir tüzel kişiliği yoktur, partinin organik bir parçasıdırlar. D seçeneği yanlıştır; bu kolların finansmanı partinin genel bütçesi içindedir ve tüm parti harcamaları gibi Anayasa Mahkemesinin mali denetimine tabidir. E seçeneği ise yanlıştır; kol başkanlarının partinin merkez karar ve yönetim kurulunda (MKYK) yer alıp almayacağı kanuni bir zorunluluk olmayıp, partinin kendi tüzüğündeki düzenlemeye bağlı bir husustur.
Önemli Nokta 2: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrası, siyasi parti genel başkanının seçilme usulünü açıkça düzenlemiştir. İlgili maddeye göre, "Parti genel başkanı, büyük kongrece gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk iki oylamada sonuç alınamazsa, üçüncü oylamada en çok oy alan seçilmiş sayılır." Bu hüküm, genel başkanlık seçiminde özel bir karar yeter sayısı öngörmektedir. Sorudaki olayda, ilk iki oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı için üçüncü oylamaya geçilmiştir. Kanunun bu açık hükmü gereğince, üçüncü turda artık nitelikli çoğunluk (üye tamsayısının salt çoğunluğu) aranmayacak, adaylar arasında en çok oyu alan (nispi çoğunluk) genel başkan seçilmiş olacaktır. Bu nedenle A seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
B seçeneği yanlıştır. Siyasi Partiler Kanunu'nun 14. maddesinde büyük kongrenin genel karar yeter sayısı "hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğu" olarak belirtilmiş olsa da, 15. maddedeki genel başkan seçimine ilişkin düzenleme özel hüküm niteliğindedir (lex specialis). Bu özel hüküm, üçüncü turda "en çok oy alan" adayın seçileceğini belirttiğinden, hazır bulunanların salt çoğunluğu gibi bir şart aranmaz.
C seçeneği yanlıştır. Kanunun 15. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan, merkez karar ve yönetim kurulunun en geç kırk beş gün içinde büyük kongreyi toplantıya çağırması kuralı, genel başkanlık makamının herhangi bir sebeple "boşalması" (örn. istifa, vefat) haline özgüdür. Seçimin kongrede sonuçlandırılamaması durumu bu kapsamda değildir.
D seçeneği yanlıştır. Siyasi Partiler Kanunu'nun 21. maddesine göre, parti kongrelerindeki seçimler yargı gözetimi altında yapılır. Ancak seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar, aynı maddenin onuncu fıkrası uyarınca "hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır." Dolayısıyla itirazları inceleme yetkisi Yüksek Seçim Kuruluna değil, ilgili seçim kurulu başkanlığı görevini yürüten hakime aittir ve kararı kesindir.
E seçeneği yanlıştır. Siyasi Partiler Kanunu'nun 15. maddesinin ikinci fıkrası, "Genel başkan en çok üç yıl için seçilir." şeklinde emredici bir hüküm içermektedir. Bu süre, azami süredir ve parti tüzüğü ile daha uzun bir süre (örneğin beş yıl) belirlenemez.
Önemli Nokta 3: Anayasa'nın 51. maddesi sendika kurma hakkını ve 68. maddesi siyasi partilerin faaliyetlerini düzenlerken, her iki kuruluşun da demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurları olduğunu ve faaliyetlerinde özerk olmaları gerektiğini vurgular. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, partilerin dernekler, sendikalar, vakıflar gibi sivil toplum kuruluşları ile olan ilişkilerini düzenler. Kanun'a göre siyasi partiler, bu kuruluşları kendi yan kuruluşları gibi çalıştıramaz, bu kuruluşlar üzerinde egemenlik kuramaz, organlarına kendi adaylarını seçtirmek suretiyle onları dolaylı olarak kontrol altına alamazlar. Sorudaki olayda siyasi partinin eylemleri, sendikayı kendi siyasi hedeflerine hizmet eden bir araca dönüştürme ve üzerinde bir nüfuz kurma amacı taşımaktadır. Bu durum, sendikanın üyelerinin mesleki ve ekonomik çıkarlarını koruma temel amacından sapmasına neden olabilecek ve özerkliğini zedeleyecek niteliktedir. Bu nedenle partinin eylemleri hukuka aykırıdır.
A seçeneği, bireysel hak ile kurumsal ilişkiyi hatalı bir şekilde birleştirmektedir. Sendika yöneticilerinin bireysel olarak siyaset yapma hakkı (Yargıtay 9. HD, 2010/10595 E.), partilerin sendikalar üzerinde kurumsal bir denetim kurma hakkı olduğu anlamına gelmez.
B seçeneği, farklı hukuki durumları karıştırmaktadır. Bir sendikanın kapatılmasına yol açabilecek Anayasa'ya aykırı faaliyetlerde bulunması (6356 sayılı Kanun m. 31) ile bir siyasi partinin sendika üzerindeki yasaklanmış faaliyetleri farklı hukuki rejimlere tabidir. Demokratik çoğulculuk, kanunla konulmuş açık yasakları ortadan kaldırmaz.
D seçeneği, hukuka aykırı bir eylemin şeffaflıkla meşrulaştırılamayacağı temel ilkesini göz ardı etmektedir. Eylemin kendisi yasaklanmışsa, bunun açıklanması veya kaydının tutulması onu hukuka uygun hale getirmez.
E seçeneği, yasağın kapsamını hatalı bir şekilde daraltmaktadır. Yasak, sadece doğrudan emir ve talimat vermeyi değil, aynı zamanda organik bağ kurma, egemenlik tesis etme ve yan kuruluş gibi çalıştırma gibi dolaylı kontrol mekanizmalarını da kapsar.
Önemli Nokta 4: Çözüm, 1982 Anayasası'nın değiştirilemez hükümleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun (SPK) siyasi partilere getirdiği yasakların birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. 1982 Anayasası'nın 4. maddesi, Anayasa'nın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Anayasa'nın 3. maddesinde ise "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır." hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, başkentin Ankara olduğu hükmü, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerdendir. SPK'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin "Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ... başkentine dair hükümlerini ... değiştirmek ... Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar" hükmünü içermektedir. Bu bağlamda, Yenilikçi Atılım Partisi'nin programına başkentin değiştirilmesi hedefini koyması, Anayasa'nın değiştirilemez bir hükmüne aykırılık teşkil ettiği gibi, SPK tarafından açıkça yasaklanmış bir amaç gütmesi anlamına gelir. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
A) Siyasi partilerin faaliyet serbestisi mutlak değildir; Anayasa ve SPK hükümleriyle sınırlıdır. SPK m. 78 bu sınırları net bir şekilde çizmektedir.
B) Yargı kararları ve doktrin, SPK'nın 80. maddesindeki "Devletin tekliği" ilkesini, devletin üniter yapısının korunması olarak yorumlamaktadır. Federalizm önerisi, bu ilkeyi değiştirmeye yönelik bir amaç olarak kabul edilir ve yasak kapsamındadır.
D) SPK'nın 8. maddesi uyarınca parti kurulur kurulmaz belgeler Cumhuriyet Başsavcılığı ile Anayasa Mahkemesine gönderilir. Cumhuriyet Başsavcılığı, partinin tüzük ve programının Anayasa ve kanunlara aykırılığı halinde Anayasa Mahkemesinde re'sen dava açabilir. Dolayısıyla aykırılık iddiası sadece sonradan değil, kuruluş anından itibaren hukuki sonuç doğurur.
E) Anayasa'nın 2. maddesindeki 'sosyal devlet' ilkesi ile devletin yapısal şekli (üniter/federal) arasında doğrudan bir hukuki bağlantı yoktur. Sosyal devlet ilkesi, federalizm önerisine anayasal bir dayanak oluşturmaz.
Önemli Nokta 5: Siyasi partilere üye olma hakkı ve bu hakka getirilen sınırlamalar hem 1982 Anayasası'nın 68. maddesinde hem de 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesinde düzenlenmiştir. Her iki düzenlemede de siyasi partilere üye olamayacaklar benzer şekilde sayılmıştır. Buna göre;
A, B ve C seçenekleri: Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesinin (a) bendi uyarınca, "kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri" ile "yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri" siyasi partilere üye olamazlar. Bu kapsamda, bir kamu iktisadi teşebbüsünde görevli olup işçi niteliği taşımayan kamu görevlileri ile bir devlet üniversitesinin idari kadrosunda yer alan genel sekreter bu yasağa tabidir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesinde memurların bazı kurullarda görev alabilmesine olanak tanıyan istisna, genel siyasi parti üyeliği yasağını (DMK m. 7) ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla C seçeneğindeki devlet memuru da yasağın kapsamındadır.
E seçeneği: Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesinin (a) bendinde "yükseköğretim öncesi öğrencileri"nin siyasi partilere üye olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, on sekiz yaşını doldurmuş olsalar dahi lise öğrencileri bu yasak kapsamındadır.
D seçeneği: Anayasa'nın 68. maddesi ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesindeki yasak, "yükseköğretim öncesi" öğrencileri için geçerlidir. Bu ifadeden contrario (aksi ile kanıt) yoluyla, yükseköğretim öğrencilerinin siyasi partilere üye olabileceği sonucu çıkmaktadır. Nitekim Anayasa'nın 68. maddesinin 7. fıkrası da "Yüksek öğretim öğrencilerinin siyasi partilere üye olabilmelerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir." hükmünü amirdir. Dolayısıyla, on sekiz yaşını doldurmuş yükseköğretim öğrencileri siyasi partilere üye olabilirler ve bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.