2.2. Borcun Kaynakları - Haksız Fiil

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Bu sorunun çözümünde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesinde düzenlenen yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin hükümler ve bu konudaki Yargıtay içtihatları esas alınmalıdır. TBK m. 69 uyarınca, "Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür." Bu sorumluluk, hukuki niteliği itibarıyla bir kusursuz sorumluluk (ağırlaştırılmış objektif sorumluluk) halidir. Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, malike kusuru olmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulma (kurtuluş kanıtı) imkânı tanınmamıştır. Malik, sorumluluktan ancak zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı halinde kurtulabilir. Bu sebepler; mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Somut olayda, üçüncü kişi konumundaki kiracı (T)'nin çalışanının kusurlu bir eylemi söz konusudur. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, Yargıtay 3. HD, 2014/913 E., 2014/9464 K. sayılı kararı), üçüncü kişinin kusurunun illiyet bağını kesebilmesi için, bu kusurun "gerekli objektif yoğunluğa ve ağırlığa ulaşması" ve malikin bakım eksikliği gibi sorumluluk nedenini "geri plana itmesi" gerekmektedir. Mahkemeler, illiyet bağının kesildiği iddiasını dar yorumlamalıdır. Olayda malik (M) A.Ş.'nin, iş hanı gibi yangın riskinin öngörülebilir olduğu bir yapıda, yangın söndürme sistemini yetersiz bırakması açık bir "bakım eksikliği"dir. Malik, binanın tahsis amacına göre gerekli güvenlik tedbirlerini almakla yükümlüdür. Kiracının çalışanının eylemi, bu bakım eksikliğiyle birleşerek zarara yol açmıştır ve tek başına malikin sorumluluğunu ortadan kaldıracak ağırlıkta değildir. Dolayısıyla, malik (M) A.Ş. yapı malikinin kusursuz sorumluluğu gereği zarardan sorumludur. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, üçüncü kişinin her türlü kusurunun illiyet bağını keseceği gibi hatalı bir varsayıma dayanmaktadır. (B) seçeneği, yapı malikinin sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirilemeyeceği ilkesine aykırıdır; binanın ilk yapıldığı andaki uygunluğu, maliki devam eden bakım yükümlülüğünden kurtarmaz. (D) seçeneği, kusursuz sorumluluk halini kusur sorumluluğu ile karıştırmaktadır. (E) seçeneği ise yapı malikinin kanundan doğan birincil ve objektif sorumluluğunu göz ardı etmektedir. Önemli Nokta 2: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 54. maddesinde bedensel zararlar ve bu kapsamda talep edilebilecek maddi tazminat kalemleri sayılmıştır. Bu kalemler; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Soruda yer alan A, B, C ve D seçenekleri, TBK m. 54’te belirtilen bu maddi zarar kalemlerinin somut olaya uyarlanmış halleridir: * A seçeneği, TBK m. 54/1 uyarınca “tedavi giderleri” kapsamındadır. * B seçeneği, TBK m. 54/2 uyarınca “kazanç kaybı” (geçici iş göremezlik zararı) kapsamındadır. * C seçeneği, TBK m. 54/3 uyarınca “çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar”ın teknik bir hesaplama yöntemini ifade eder. * D seçeneği, TBK m. 54/4 uyarınca “ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar” kapsamındadır. E seçeneğinde belirtilen talep ise, doğrudan zarar gören (A)’nın değil, onun bir yakını olan eşinin uğradığı zarara ilişkindir. TBK m. 56/2, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, zarar görenin kendisinin değil, yakınlarının uğradığı *manevi zararın* tazminini düzenler. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2016/12068 E., 2017/2180 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu hükümle ağır bedensel zarar halinde zarar görenin yakınlarının manevi tazminat talep etme hakkı yasal bir zemine kavuşmuştur. Dolayısıyla, (A)’nın eşinin talep edebileceği bu tazminat, (A)'nın *maddi tazminat* davasının bir unsuru değil, eşin kendi kişilik hakkı ihlalinden doğan ve ayrı bir hukuki temele (TBK m. 56) dayanan *manevi* bir tazminat talebidir. Bu nedenle, (A)'nın bedensel zararı kapsamında talep ettiği maddi tazminat kalemleri arasında sayılamaz. Önemli Nokta 3: Somut olayda, hem sürücü (S)'nin hız sınırını aşması hem de yaya (Y)'nin kırmızı ışıkta geçmesi şeklinde her iki tarafın da kusurlu eylemi bulunmaktadır. Bu durum, Borçlar Hukuku'nda "birlikte kusur" veya "müterafik kusur" olarak adlandırılır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesi, "Zarar gören, zarara razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, zarar görenin kusuru, tazminat miktarının belirlenmesinde önemli bir indirim sebebidir. Hâkim, tarafların kusur oranlarını değerlendirerek hakkaniyete uygun bir indirime gidecek, hatta bazı durumlarda tazminatı tamamen kaldırabilecektir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/1010 E. sayılı kararında da, alkollü olduğunu bildiği sürücünün aracına binen yolcunun bu davranışı müterafik kusur sayılarak tazminattan indirim yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Diğer seçeneklerin incelenmesinde: - (A), (D) ve (E) seçenekleri yanlıştır. Sürücünün kusuru illiyet bağını kurmakla birlikte, yayanın kusuru da zararın doğumuna etki etmiştir. Zarar görenin kusuru, haksız fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmasa da, TBK m. 52 uyarınca bir tazminat indirim sebebidir. Motorlu araç işletenin sorumluluğu bir tehlike sorumluluğu olsa dahi, zarar görenin kusuru (ağır veya hafif olması fark etmeksizin) tazminattan indirim yapılmasına neden olur. - (C) seçeneği de hatalıdır. Olayda ceza mahkemesince "delil yetersizliğinden" beraat kararı verilmiştir. TBK m. 74 (mülga BK m. 53) uyarınca, hukuk hâkimi ceza mahkemesinin delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değildir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2014/6280 E. ve 2014/1350 E. sayılı kararlarında bu ilke açıkça belirtilmiştir. Hukuk hâkimi, dosyadaki delilleri serbestçe takdir ederek kendi kusur değerlendirmesini yapmalı ve buna göre bir karar vermelidir. Dolayısıyla, ceza mahkemesinin beraat kararı, tazminat talebinin doğrudan reddedilmesini gerektirmez. Önemli Nokta 4: Olay, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen zorunluluk (ıztırar) halinin tipik bir örneğidir. (A), bir köpeğin hayatını veya sağlığını korumak gibi daha üstün bir yarar için, (M)'nin malvarlığına zarar vermiştir. 1. **Hukuka Uygunluk Sebebi Olarak Zorunluluk Hali:** Türk Borçlar Kanunu'nun 63. maddesi, zorunluluk hâllerinde işlenen fiilin hukuka aykırı sayılmayacağını açıkça düzenlemiştir. Bu nedenle, (A)'nın köpeğe çarpmamak için manevra yapıp (M)'nin dükkanına zarar vermesi, hukuka aykırı bir fiil değildir. Fiilin hukuka aykırı olmaması sebebiyle, sorumluluk haksız fiilin genel şartlarına (kusur, hukuka aykırılık vb.) dayandırılamaz. 2. **Tazminat Yükümlülüğü:** Fiilin hukuka uygun olması, zarar verenin tazminat sorumluluğunu mutlak olarak ortadan kaldırmaz. Bu özel durumu düzenleyen TBK m. 64/2, "Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler." hükmünü amirdir. Bu, kusursuz sorumluluk hallerinden olan hakkaniyet sorumluluğudur. 3. **Sonuç:** (A)'nın fiili zorunluluk hali kapsamında hukuka uygundur. Ancak bu durum, onu tazminat ödeme yükümlülüğünden tamamen kurtarmaz. Hâkim, somut olayın koşullarını (kurtarılan değer ile verilen zararın oranı, tarafların ekonomik durumu vb.) göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedebilir veya tazminat yükümlülüğünü tamamen kaldırabilir. Bu nedenle, fiilin hukuka aykırı olmadığını ancak hâkimin hakkaniyete göre tazminata hükmedebileceğini belirten seçenek doğrudur. Önemli Nokta 5: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi, ölüm hâlinde uğranılan zararları sınırlı olmamakla birlikte (numerus non-clausus) örnekleyerek saymıştır. Maddeye göre istenebilecek zararlar şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Bu çerçevede A, B, C ve E seçeneklerinde yer alan zararlar, kanunda açıkça belirtilen veya bu kapsama giren tazminat kalemleridir. Özellikle "destekten yoksun kalma tazminatı", Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, destekten yoksun kalanların şahsında doğan, miras hukukundan bağımsız ve yansıma yoluyla uğranılan bir zarardır. Buna karşın D seçeneğinde belirtilen "terekenin gelecekteki muhtemel artışından mahrum kalma" şeklindeki zarar, soyut ve varsayımsal bir nitelik taşır. Hukuk düzeni, mirasçıların bu yöndeki spekülatif beklentilerini değil, ölenin fiili veya farazi desteğinin kaybı nedeniyle destekten yoksun kalanların uğradığı somut ve doğrudan zararı koruma altına almıştır. Destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği, mirasçı sıfatıyla talep edilen bir alacak olmamasıdır; bu, destek görenlerin şahsında doğan bağımsız bir haktır. Dolayısıyla, terekenin gelecekteki olası zenginleşmesinden mahrum kalmak, TBK m. 53 kapsamında talep edilebilir bir zarar kalemi olarak kabul edilmez.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Malik (M) A.Ş.'ye ait olan ve içerisinde çok sayıda kiracının faaliyet gösterdiği bir iş hanında, kiracılardan tekstil atölyesi işleten (K)'nin depoladığı kolay alev alabilen maddeler bulunmaktadır. Binanın yangın söndürme sisteminin eski ve yetersiz olduğu bilinmektedir. Bir gün, diğer bir kiracı olan (T)'nin çalışanı, izinsiz ve özensiz bir şekilde elektrik tesisatına müdahale ederken bir kısa devreye sebep olur. Çıkan kıvılcımlar, (K)'nin depoladığı maddeleri tutuşturur ve yangın hızla yayılır. Bu sırada binada bulunan ziyaretçi (Z), yangın sebebiyle ağır yaralanır. Bu olayda, malik (M) A.Ş.'nin sorumluluğuna ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları çerçevesinde aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Yangın, kiracı (T)'nin çalışanının kusurlu eyleminden kaynaklandığı için, bu durum illiyet bağını keser ve yapı maliki (M) A.Ş.'nin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.
B)Malik (M) A.Ş., binanın yapıldığı tarihteki mevzuata uygun olarak inşa edildiğini ve gerekli tüm ruhsatlara sahip olduğunu ispatlarsa sorumluluktan kurtulur.
C)Malik (M) A.Ş., binanın bakımındaki eksiklik (yetersiz yangın sistemi) nedeniyle meydana gelen zarardan, üçüncü kişinin kusuru illiyet bağını kesecek ağırlıkta olmadığından dolayı, yapı malikinin kusursuz sorumluluğu esasına göre sorumludur.
D)(M) A.Ş.'nin yangının çıkmasında ve yayılmasında somut bir kusuru ispatlanamadığı sürece, sadece özen yükümlülüğünü ihlal eden kiracılar sorumlu tutulabilir.
E)Zarardan münhasıran, yangına sebep olan (T) ve yanıcı madde depolayan (K) müteselsilen sorumlu olup, malik (M) A.Ş.'nin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Çözüm

Bu sorunun çözümünde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesinde düzenlenen yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin hükümler ve bu konudaki Yargıtay içtihatları esas alınmalıdır. TBK m. 69 uyarınca, "Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür." Bu sorumluluk, hukuki niteliği itibarıyla bir kusursuz sorumluluk (ağırlaştırılmış objektif sorumluluk) halidir. Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, malike kusuru olmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulma (kurtuluş kanıtı) imkânı tanınmamıştır. Malik, sorumluluktan ancak zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı halinde kurtulabilir. Bu sebepler; mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Somut olayda, üçüncü kişi konumundaki kiracı (T)'nin çalışanının kusurlu bir eylemi söz konusudur. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, Yargıtay 3. HD, 2014/913 E., 2014/9464 K. sayılı kararı), üçüncü kişinin kusurunun illiyet bağını kesebilmesi için, bu kusurun "gerekli objektif yoğunluğa ve ağırlığa ulaşması" ve malikin bakım eksikliği gibi sorumluluk nedenini "geri plana itmesi" gerekmektedir. Mahkemeler, illiyet bağının kesildiği iddiasını dar yorumlamalıdır. Olayda malik (M) A.Ş.'nin, iş hanı gibi yangın riskinin öngörülebilir olduğu bir yapıda, yangın söndürme sistemini yetersiz bırakması açık bir "bakım eksikliği"dir. Malik, binanın tahsis amacına göre gerekli güvenlik tedbirlerini almakla yükümlüdür. Kiracının çalışanının eylemi, bu bakım eksikliğiyle birleşerek zarara yol açmıştır ve tek başına malikin sorumluluğunu ortadan kaldıracak ağırlıkta değildir. Dolayısıyla, malik (M) A.Ş. yapı malikinin kusursuz sorumluluğu gereği zarardan sorumludur. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, üçüncü kişinin her türlü kusurunun illiyet bağını keseceği gibi hatalı bir varsayıma dayanmaktadır. (B) seçeneği, yapı malikinin sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirilemeyeceği ilkesine aykırıdır; binanın ilk yapıldığı andaki uygunluğu, maliki devam eden bakım yükümlülüğünden kurtarmaz. (D) seçeneği, kusursuz sorumluluk halini kusur sorumluluğu ile karıştırmaktadır. (E) seçeneği ise yapı malikinin kanundan doğan birincil ve objektif sorumluluğunu göz ardı etmektedir.

Soru 2

Ünlü bir konser piyanisti olan (A), (B)’ye ait binanın çatısından düşen bir kiremit parçasının sağ eline isabet etmesi sonucu ağır şekilde yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumu raporuyla (A)’nın elinde %48,20 oranında kalıcı fonksiyon kaybı olduğu ve piyano icra etme yeteneğini tamamen yitirdiği tespit edilmiştir. (A)’nın, (B)’ye karşı açtığı tazminat davasında, mahkemece atanan bilirkişi heyeti (A)’nın maddi zarar kalemlerini hesaplamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bedensel zararlara ilişkin hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi (A)’nın bizzat uğradığı bedensel zarar kapsamında talep edebileceği *maddi tazminat* kalemleri arasında yer almaz?

Soru 3

Bir kavşakta, yayalar için kırmızı ışık yanmasına rağmen yaya geçidini kullanan (Y)’ye, meskûn mahal için öngörülen hız sınırını aşarak seyreden sürücü (S) çarparak (Y)’nin ağır bedensel zarara uğramasına sebep olmuştur. Olayla ilgili yürütülen ceza yargılamasında (S) hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Bu durumda, (Y)’nin açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, hukuk hâkiminin tazminat miktarını belirlerken esas alacağı temel ilke aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.