Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Bu sorunun çözümünde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesinde düzenlenen yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin hükümler ve bu konudaki Yargıtay içtihatları esas alınmalıdır. TBK m. 69 uyarınca, "Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür." Bu sorumluluk, hukuki niteliği itibarıyla bir kusursuz sorumluluk (ağırlaştırılmış objektif sorumluluk) halidir. Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, malike kusuru olmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulma (kurtuluş kanıtı) imkânı tanınmamıştır. Malik, sorumluluktan ancak zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı halinde kurtulabilir. Bu sebepler; mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Somut olayda, üçüncü kişi konumundaki kiracı (T)'nin çalışanının kusurlu bir eylemi söz konusudur. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, Yargıtay 3. HD, 2014/913 E., 2014/9464 K. sayılı kararı), üçüncü kişinin kusurunun illiyet bağını kesebilmesi için, bu kusurun "gerekli objektif yoğunluğa ve ağırlığa ulaşması" ve malikin bakım eksikliği gibi sorumluluk nedenini "geri plana itmesi" gerekmektedir. Mahkemeler, illiyet bağının kesildiği iddiasını dar yorumlamalıdır. Olayda malik (M) A.Ş.'nin, iş hanı gibi yangın riskinin öngörülebilir olduğu bir yapıda, yangın söndürme sistemini yetersiz bırakması açık bir "bakım eksikliği"dir. Malik, binanın tahsis amacına göre gerekli güvenlik tedbirlerini almakla yükümlüdür. Kiracının çalışanının eylemi, bu bakım eksikliğiyle birleşerek zarara yol açmıştır ve tek başına malikin sorumluluğunu ortadan kaldıracak ağırlıkta değildir. Dolayısıyla, malik (M) A.Ş. yapı malikinin kusursuz sorumluluğu gereği zarardan sorumludur. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, üçüncü kişinin her türlü kusurunun illiyet bağını keseceği gibi hatalı bir varsayıma dayanmaktadır. (B) seçeneği, yapı malikinin sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirilemeyeceği ilkesine aykırıdır; binanın ilk yapıldığı andaki uygunluğu, maliki devam eden bakım yükümlülüğünden kurtarmaz. (D) seçeneği, kusursuz sorumluluk halini kusur sorumluluğu ile karıştırmaktadır. (E) seçeneği ise yapı malikinin kanundan doğan birincil ve objektif sorumluluğunu göz ardı etmektedir.
Önemli Nokta 2: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 54. maddesinde bedensel zararlar ve bu kapsamda talep edilebilecek maddi tazminat kalemleri sayılmıştır. Bu kalemler; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Soruda yer alan A, B, C ve D seçenekleri, TBK m. 54’te belirtilen bu maddi zarar kalemlerinin somut olaya uyarlanmış halleridir:
* A seçeneği, TBK m. 54/1 uyarınca “tedavi giderleri” kapsamındadır.
* B seçeneği, TBK m. 54/2 uyarınca “kazanç kaybı” (geçici iş göremezlik zararı) kapsamındadır.
* C seçeneği, TBK m. 54/3 uyarınca “çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar”ın teknik bir hesaplama yöntemini ifade eder.
* D seçeneği, TBK m. 54/4 uyarınca “ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar” kapsamındadır.
E seçeneğinde belirtilen talep ise, doğrudan zarar gören (A)’nın değil, onun bir yakını olan eşinin uğradığı zarara ilişkindir. TBK m. 56/2, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, zarar görenin kendisinin değil, yakınlarının uğradığı *manevi zararın* tazminini düzenler. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2016/12068 E., 2017/2180 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu hükümle ağır bedensel zarar halinde zarar görenin yakınlarının manevi tazminat talep etme hakkı yasal bir zemine kavuşmuştur. Dolayısıyla, (A)’nın eşinin talep edebileceği bu tazminat, (A)'nın *maddi tazminat* davasının bir unsuru değil, eşin kendi kişilik hakkı ihlalinden doğan ve ayrı bir hukuki temele (TBK m. 56) dayanan *manevi* bir tazminat talebidir. Bu nedenle, (A)'nın bedensel zararı kapsamında talep ettiği maddi tazminat kalemleri arasında sayılamaz.
Önemli Nokta 3: Somut olayda, hem sürücü (S)'nin hız sınırını aşması hem de yaya (Y)'nin kırmızı ışıkta geçmesi şeklinde her iki tarafın da kusurlu eylemi bulunmaktadır. Bu durum, Borçlar Hukuku'nda "birlikte kusur" veya "müterafik kusur" olarak adlandırılır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesi, "Zarar gören, zarara razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, zarar görenin kusuru, tazminat miktarının belirlenmesinde önemli bir indirim sebebidir. Hâkim, tarafların kusur oranlarını değerlendirerek hakkaniyete uygun bir indirime gidecek, hatta bazı durumlarda tazminatı tamamen kaldırabilecektir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/1010 E. sayılı kararında da, alkollü olduğunu bildiği sürücünün aracına binen yolcunun bu davranışı müterafik kusur sayılarak tazminattan indirim yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Diğer seçeneklerin incelenmesinde:
- (A), (D) ve (E) seçenekleri yanlıştır. Sürücünün kusuru illiyet bağını kurmakla birlikte, yayanın kusuru da zararın doğumuna etki etmiştir. Zarar görenin kusuru, haksız fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmasa da, TBK m. 52 uyarınca bir tazminat indirim sebebidir. Motorlu araç işletenin sorumluluğu bir tehlike sorumluluğu olsa dahi, zarar görenin kusuru (ağır veya hafif olması fark etmeksizin) tazminattan indirim yapılmasına neden olur.
- (C) seçeneği de hatalıdır. Olayda ceza mahkemesince "delil yetersizliğinden" beraat kararı verilmiştir. TBK m. 74 (mülga BK m. 53) uyarınca, hukuk hâkimi ceza mahkemesinin delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değildir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2014/6280 E. ve 2014/1350 E. sayılı kararlarında bu ilke açıkça belirtilmiştir. Hukuk hâkimi, dosyadaki delilleri serbestçe takdir ederek kendi kusur değerlendirmesini yapmalı ve buna göre bir karar vermelidir. Dolayısıyla, ceza mahkemesinin beraat kararı, tazminat talebinin doğrudan reddedilmesini gerektirmez.
Önemli Nokta 4: Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre, haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Olayın bu unsurlar açısından değerlendirilmesi gerekir:
1. **Hukuka Aykırı Fiil:** (A)’nın, kullandığı araçla (M)’nin dükkanına çarparak maddi zarara yol açması, (M)’nin mülkiyet hakkını ihlal eden ve objektif olarak hukuka aykırı bir fiildir. Bir fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran sebepler (hukuka uygunluk sebepleri) olayda mutlak olarak mevcut değildir. Zorunluluk (ıztırar) hali (TBK m. 64) bir hukuka uygunluk sebebi olarak düşünülse bile, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim, hakkaniyet gerektiriyorsa zarar verenin bu zararı tamamen veya kısmen gidermekle yükümlü olduğuna karar verebilir. Dolayısıyla zorunluluk hali, tazminat sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
2. **Kusur:** Kusur, hukuken kınanabilen bir davranıştır. (A)'nın hız sınırlarına uyması veya amacının bir hayvanı kurtarmak olması, kusurunun bulunmadığı anlamına gelmez. Bir sürücüden beklenen objektif özen yükümlülüğü, her koşulda aracının hâkimiyetini sağlamasıdır. Direksiyon hâkimiyetini kaybederek bir başkasının mülküne zarar vermesi, en azından ihmal düzeyinde kusurun varlığına işaret eder. (A)’nın iyi niyeti, TBK m. 51 uyarınca tazminat miktarının belirlenmesinde hâkim tarafından dikkate alınabilecek bir indirim sebebi olabilir ancak kusurun varlığını tamamen ortadan kaldırmaz.
3. **Zarar ve İlliyet Bağı:** (M)’nin dükkanında meydana gelen hasar, haksız fiil sonucu doğan bir zarardır. (A)’nın ani manevrası ve direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi ile bu zarar arasında doğrudan, açık ve uygun bir illiyet bağı bulunmaktadır. Köpeğin yola aniden fırlaması, illiyet bağını kesen bir mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru olarak nitelendirilemez. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, illiyet bağının kesilmesi dar yorumlanmalıdır.
4. **Diğer Seçeneklerin Değerlendirilmesi:**
* Tehlike sorumluluğu (kusursuz sorumluluk), 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca “araç işleten” için söz konusudur. Soruda sürücü (A)'nın sorumluluğu sorulmaktadır ve sürücünün sorumluluğunun temeli kural olarak kusurdur.
* Zorunluluk halinin hukuka aykırılığı kaldırdığı ancak tazminat yükümlülüğünü mutlak olarak ortadan kaldırmadığı TBK m. 64/2'de açıkça belirtilmiştir.
* Köpeğin eylemi, illiyet bağını kesecek yoğunlukta bir sebep değildir; olsa olsa zararın meydana gelmesine etki eden bir koşuldur.
Sonuç olarak, olayda haksız fiilin tüm unsurları gerçekleştiğinden (A), (M)'nin zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Bu nedenle doğru cevap, (A)’nın eyleminin hukuka aykırı olduğunu, aracı kontrol edememesinin kusur sayıldığını ve bu nedenle zararı gidermesi gerektiğini belirten seçenektir.
Önemli Nokta 5: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi, ölüm hâlinde uğranılan zararları sınırlı olmamakla birlikte (numerus non-clausus) örnekleyerek saymıştır. Maddeye göre istenebilecek zararlar şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Bu çerçevede A, B, C ve E seçeneklerinde yer alan zararlar, kanunda açıkça belirtilen veya bu kapsama giren tazminat kalemleridir. Özellikle "destekten yoksun kalma tazminatı", Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, destekten yoksun kalanların şahsında doğan, miras hukukundan bağımsız ve yansıma yoluyla uğranılan bir zarardır. Buna karşın D seçeneğinde belirtilen "terekenin gelecekteki muhtemel artışından mahrum kalma" şeklindeki zarar, soyut ve varsayımsal bir nitelik taşır. Hukuk düzeni, mirasçıların bu yöndeki spekülatif beklentilerini değil, ölenin fiili veya farazi desteğinin kaybı nedeniyle destekten yoksun kalanların uğradığı somut ve doğrudan zararı koruma altına almıştır. Destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği, mirasçı sıfatıyla talep edilen bir alacak olmamasıdır; bu, destek görenlerin şahsında doğan bağımsız bir haktır. Dolayısıyla, terekenin gelecekteki olası zenginleşmesinden mahrum kalmak, TBK m. 53 kapsamında talep edilebilir bir zarar kalemi olarak kabul edilmez.