5. BORÇ İLİŞKİLERİNDE TARAF DEĞİŞİKLİKLERİ

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Sorunun çözümünde, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 202. maddesinde düzenlenen “Malvarlığının veya işletmenin devri” hükmü esas alınmalıdır. Bu madde, bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle devralanın ve devredenin sorumluluk rejimini özel olarak düzenler. TBK m. 202/1 uyarınca, bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan kişi, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettiği tarihten başlayarak, onlara karşı işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Somut olayda devralan (D), devri 20.01.2022 tarihinde ilan ettirdiğinden, bu tarihten itibaren işletmenin borçlarından şahsen sorumlu hale gelmiştir. Dolayısıyla A seçeneği doğrudur. TBK m. 202/2'ye göre, devralanla birlikte önceki borçlu (devreden) da iki yıl süreyle müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için bildirme veya duyuru (ilan) tarihinden işlemeye başlar. Olayda ilan tarihi 20.01.2022 olduğundan, devreden (K)'nin muaccel borçlar için müteselsil sorumluluğu 20.01.2024 tarihinde sona erecektir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. TBK m. 202/4, “Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, (D) ilanı yapmasaydı, (K)'nin iki yıllık sorumluluk sınırlaması hiç işlemeye başlamayacaktı. Dolayısıyla D seçeneği doğrudur. Sorunun kilit noktası, devreden ve devralan arasındaki sorumsuzluk anlaşmasının alacaklılara etkisidir. TBK m. 202 ile getirilen iki yıllık müteselsil sorumluluk, alacaklıları korumaya yönelik emredici nitelikte bir kanun hükmüdür. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere (örn. Yarg. 10. HD, E. 2013/5927, K. 2013/6366), kanundan doğan müteselsil sorumluluk kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların kendi aralarında yapacakları bir anlaşma ile bu sorumluluğu ortadan kaldırmaları veya alacaklılar aleyhine değiştirmeleri mümkün değildir. Bu tür bir sorumsuzluk anlaşması sadece devreden ile devralan arasında (iç ilişkide) hüküm ifade eder, alacaklılara karşı ileri sürülemez. Dolayısıyla, C seçeneğindeki ifade doğrudur. Buna karşılık, E seçeneği, devir sözleşmesindeki sorumsuzluk kaydının alacaklıları bağlayacağını ve onların sadece devralana başvurabileceğini iddia etmektedir. Yukarıda açıklanan emredici hüküm ve ilke gereğince bu ifade yanlıştır. Alacaklılar, iki yıllık süre boyunca dilerlerse devredene, dilerlerse devralana veya her ikisine birden başvurma hakkını korurlar. Bu nedenle, yanlış olan ve sorunun doğru cevabını oluşturan ifade E seçeneğindedir. Önemli Nokta 2: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 188. maddesinin birinci fıkrası, "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir." hükmünü amirdir. Bu hükmün temelinde, alacağın devri işleminin borçlunun hukuki durumunu ağırlaştıramayacağı ilkesi yatmaktadır. Borçlu, alacak devredilmeseydi eski alacaklısına karşı hangi savunma imkanlarına (itiraz ve def'iler) sahip olacak idiyse, aynı imkanları yeni alacaklıya karşı da kullanabilir. Olayda, Mal Sahibi (S)'nin, Müteahhit (M)'ye karşı, alacağın devrini öğrendiği 25 Mart tarihi itibarıyla muaccel (1 Mart'ta muaccel olmuş) bir alacağı bulunmaktadır. Bu alacak, takasın koşullarını taşıdığından, (S) bu durumu bir savunma olarak eski alacaklısı (M)'ye karşı ileri sürebilirdi. TBK m. 188 uyarınca, (S) bu hakkını yeni alacaklı Tedarikçi (T)'ye karşı da kullanabilir. Karşılıklılık ilkesinin bir istisnası olarak, borçlu, devredene karşı sahip olduğu takas hakkını devralana karşı da ileri sürme imkanına sahiptir. Dolayısıyla (S), 100.000 TL'lik alacağını takas ederek (T)'ye olan borcundan bu miktarı düşebilir ve kalan 400.000 TL'yi ödemekle yükümlü olur. Diğer seçenekler, alacağın devrinin borçlunun durumunu ağırlaştıramayacağı ilkesini ve TBK m. 188'in açık hükmünü göz ardı etmektedir. Devralanın iyiniyeti bu sonucu değiştirmez ve devir işlemi borçlunun mevcut savunma haklarını ortadan kaldırmaz. Önemli Nokta 3: Türk Borçlar Kanunu'nun 184. maddesi uyarınca alacağın devrinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. 183. maddeye göre ise alacağın devri için borçlunun rızası aranmaz. Bu nedenle (M) ile (F) arasındaki adi yazılı sözleşme geçerlidir. Sorunun temelini, geçerli bir devir işleminin borçluya bildirilmemesinin sonuçları oluşturmaktadır. TBK m. 186'ya göre, devir kendisine bildirilmeden önce borçlu, önceki alacaklıya iyiniyetle yaptığı ifa ile borcundan kurtulur. Olayda (A), devirden habersiz olarak (M)'ye ödeme yaptığı için borcu sona ermiştir. Bu durumda (F)'nin (A)'dan bir talep hakkı kalmaz; ancak (F), sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca, alacağı tahsil eden (M)'ye başvurabilir. Bu açıklamalar ışığında, A, B, C ve E seçenekleri doğrudur. D seçeneği ise yanlıştır. Çünkü devrin borçluya bildirilmemesi, ona karşı 'ileri sürülememesi' sonucunu doğurur (nisbi etkisizlik) ve iyiniyetli ödemesini korur. Bu durum, borçlunun borcun varlığını devralana karşı 'her zaman' inkâr edebileceği anlamına gelmez. Eğer borçlu (A), ödemeyi yapmadan önce devir kendisine bildirilmiş olsaydı, borcu yeni alacaklı (F)'ye ödemekle yükümlü olacaktı. Dolayısıyla, bildirimin yokluğu borçluya mutlak ve sürekli bir inkâr hakkı vermez, sadece bildirim anına kadar yaptığı iyiniyetli işlemleri korur. Bu, kaynak metinlerdeki 'ihbar bir külfet niteliğindedir' ve iyiniyetli ifanın borçluyu kurtaracağı yönündeki açıklamalarla da uyumludur. Önemli Nokta 4: Türk Borçlar Kanunu'na göre sözleşmenin devri, devreden, devralan ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan üç taraflı bir hukuki işlemdir. Bu işlemle devreden, sözleşmeden doğan tüm hak ve borçlarıyla birlikte aradan çekilir ve yerine devralan geçer. Somut olayda, kira sözleşmesinin devri için kiralayan (M)'nin katılımı veya onayı şarttır. Bu nedenle, devrin geçerliliği açısından belirleyici olan unsur, (M)'nin de dahil olduğu üçlü bir anlaşmanın varlığıdır. Yargıtay kararlarında da bu husus vurgulanmaktadır. Örneğin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/653 E. sayılı kararında, kira sözleşmesinde devir için kiraya verenin yazılı muvafakati arandığı ve bu muvafakat ispatlanamadığı için devrin geçersiz olduğuna ve ilk kiracının sorumluluğunun devam ettiğine hükmedilmiştir. Yine 6. Hukuk Dairesi'nin 2010/7088 E. sayılı kararında, sözleşmedeki devir yasağına rağmen kiralayanın yazılı izninin varlığı devrin geçerliliği için kilit bir unsur olarak görülmüştür. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A ve C seçenekleri yanlıştır; çünkü devreden (A) ile devralan (B) arasındaki sözleşme, kural olarak sadece tarafları bağlar. Sözleşmede kalan taraf olan (M)'nin rızası olmaksızın, bu devir veya borcun üstlenilmesi işlemi (M) açısından hüküm ifade etmez ve (A)'yı borçtan kurtarmaz. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2010/1298 E. sayılı kararında, işletme devri sözleşmesindeki borçların üstlenilmesi hükmü, alacaklının taraf olduğu bir uyuşmazlıkta alacaklının talebi üzerine değerlendirilmiştir. B seçeneği güçlü bir çeldirici olmakla birlikte yanlıştır. Olayda sözleşme, devir için 'yazılı muvafakat' şeklinde nitelikli bir şart öngörmüştür. Kiraları bir süre sessizce kabul etmek, özellikle sözleşmede açık bir şekil şartı varken ve (M) daha sonra devrin geçersizliğini açıkça beyan etmişken, hukuken geçerli bir zımni onay olarak kabul edilemez. Yargıtay, sözleşmelerdeki bu tür şekil şartlarına sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır. E seçeneği yanlıştır; çünkü sözleşmenin devri, sözleşmede kalan taraf (M) lehine sadece bir hak (alacak) değil, aynı zamanda bir borç (kiralananı kullandırma yükümlülüğü) ve bir risk (yeni kiracının ödeme gücü) de içerir. Bu nedenle, borçlusunu değiştiren bu işlem için (M)'nin onayı zorunludur. Önemli Nokta 5: Sorunun çözümünde Türk Borçlar Kanunu'nun borcun üstlenilmesine ilişkin hükümleri dikkate alınmalıdır. Borcun iç üstlenilmesi, TBK m. 195'te düzenlenmiş olup; borçlu ile üstlenen arasında yapılan, üstlenenin borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girdiği bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin en temel özelliği, alacaklının bu anlaşmanın dışında olması ve bu anlaşmanın alacaklıya karşı herhangi bir hak veya borç doğurmamasıdır. Borçlu, bu sözleşme ile sadece üstlenenden edimi ifa etmesini veya kendisini borçtan kurtarmasını talep etme hakkı kazanır; ancak alacaklıya karşı sorumluluğu aynen devam eder. Somut olayda, borçlu Antika A.Ş. ile üçüncü kişi (C) arasında bir anlaşma yapılmış, (C) borçluyu kurtarma amacıyla borcu ödemeyi taahhüt etmiş ve alacaklı banka bu sürecin tamamen dışındadır. Bu durum, borcun iç üstlenilmesi kurumunun tüm unsurlarını taşımaktadır. Diğer seçeneklerin elenme nedenleri şöyledir: - **Borcun dış üstlenilmesi (TBK m. 196):** Üstlenen ile alacaklı arasında yapılan ve borçlunun borcundan kurtarıldığı bir sözleşmedir. Olayda alacaklı banka ile (C) arasında bir anlaşma yoktur. - **Borca katılma (TBK m. 201):** Mevcut borçlunun yanında, borca katılanın da alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olduğu bir durumdur. Burada amaç alacaklıya ek bir güvence sağlamaktır. Olayda ise amaç borçluyu kendi iç ilişkilerinde borçtan kurtarmaktır. - **Sözleşmeye katılma:** Borcun değil, kredi sözleşmesinin tamamına taraf olmayı ifade eder ki olayda böyle bir durum söz konusu değildir. - **Eksik üçüncü kişi yararına sözleşme:** Sözleşmenin taraflarının, edimin üçüncü bir kişiye ifa edilmesini kararlaştırdığı, ancak üçüncü kişinin alacaklıdan ifayı talep etme hakkına sahip olmadığı bir sözleşme türüdür. Her ne kadar ödeme bankaya yapılacak olsa da, yapılan anlaşmanın temel amacı borçluyu (Antika A.Ş.) borç yükünden kurtarmaktır, bu nedenle hukuki niteleme 'borcun iç üstlenilmesi' olarak yapılmalıdır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Mali sıkıntı yaşayan ve çeşitli ticari borçları bulunan (K), kendisine ait kafeterya işletmesini 10.01.2022 tarihinde, aktif ve pasifleriyle bir bütün olarak (D)’ye devretmiştir. Devir sözleşmesinde, devreden (K)’nin, devir tarihinden sonra işletmenin borçlarından hiçbir surette sorumlu olmayacağına dair bir hüküm açıkça kararlaştırılmıştır. Devralan (D), bu devri Ticaret Sicili Gazetesi’nde 20.01.2022 tarihinde usulüne uygun olarak ilan ettirmiştir. Bu olay ve hukuki sonuçları hakkında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A)Devralan (D), 20.01.2022 tarihinden itibaren işletmenin devir anında mevcut olan borçlarından alacaklılara karşı şahsen sorumlu hale gelir.
B)İşletmenin devrinden önce muaccel olmuş bir borç için, devreden (K)’nin müteselsil sorumluluğu 20.01.2024 tarihinde sona erer.
C)Devreden (K) ile devralan (D) arasındaki sorumsuzluk anlaşması, müteselsil sorumluluğun kanundan doğması sebebiyle işletme alacaklılarına karşı ileri sürülemez.
D)Devralan (D) tarafından devir işlemi ilan edilmemiş olsaydı, devreden (K)’nin kanundan doğan iki yıllık müteselsil sorumluluk süresi işlemeye başlamazdı.
E)Devir sözleşmesinde yer alan sorumsuzluk kaydı nedeniyle, işletme alacaklıları devirden sonra alacakları için yalnızca devralan (D)’ye başvurabilirler.

Çözüm

Sorunun çözümünde, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 202. maddesinde düzenlenen “Malvarlığının veya işletmenin devri” hükmü esas alınmalıdır. Bu madde, bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle devralanın ve devredenin sorumluluk rejimini özel olarak düzenler. TBK m. 202/1 uyarınca, bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan kişi, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettiği tarihten başlayarak, onlara karşı işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Somut olayda devralan (D), devri 20.01.2022 tarihinde ilan ettirdiğinden, bu tarihten itibaren işletmenin borçlarından şahsen sorumlu hale gelmiştir. Dolayısıyla A seçeneği doğrudur. TBK m. 202/2'ye göre, devralanla birlikte önceki borçlu (devreden) da iki yıl süreyle müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için bildirme veya duyuru (ilan) tarihinden işlemeye başlar. Olayda ilan tarihi 20.01.2022 olduğundan, devreden (K)'nin muaccel borçlar için müteselsil sorumluluğu 20.01.2024 tarihinde sona erecektir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. TBK m. 202/4, “Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, (D) ilanı yapmasaydı, (K)'nin iki yıllık sorumluluk sınırlaması hiç işlemeye başlamayacaktı. Dolayısıyla D seçeneği doğrudur. Sorunun kilit noktası, devreden ve devralan arasındaki sorumsuzluk anlaşmasının alacaklılara etkisidir. TBK m. 202 ile getirilen iki yıllık müteselsil sorumluluk, alacaklıları korumaya yönelik emredici nitelikte bir kanun hükmüdür. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere (örn. Yarg. 10. HD, E. 2013/5927, K. 2013/6366), kanundan doğan müteselsil sorumluluk kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların kendi aralarında yapacakları bir anlaşma ile bu sorumluluğu ortadan kaldırmaları veya alacaklılar aleyhine değiştirmeleri mümkün değildir. Bu tür bir sorumsuzluk anlaşması sadece devreden ile devralan arasında (iç ilişkide) hüküm ifade eder, alacaklılara karşı ileri sürülemez. Dolayısıyla, C seçeneğindeki ifade doğrudur. Buna karşılık, E seçeneği, devir sözleşmesindeki sorumsuzluk kaydının alacaklıları bağlayacağını ve onların sadece devralana başvurabileceğini iddia etmektedir. Yukarıda açıklanan emredici hüküm ve ilke gereğince bu ifade yanlıştır. Alacaklılar, iki yıllık süre boyunca dilerlerse devredene, dilerlerse devralana veya her ikisine birden başvurma hakkını korurlar. Bu nedenle, yanlış olan ve sorunun doğru cevabını oluşturan ifade E seçeneğindedir.

Soru 2

Bir konut projesindeki dairesinin tadilatı için Müteahhit (M) ile anlaşan Mal Sahibi (S), iş bedeli olarak 500.000 TL ödemeyi taahhüt etmiştir. Sözleşmeye göre işin 15 Mart tarihinde teslimi ve bedelin aynı tarihte muaccel olması kararlaştırılmıştır. Bundan bağımsız olarak, (S)’nin (M)’den kiraladığı bir iş makinesi için 1 Mart tarihinde muaccel olmuş 100.000 TL’lik bir kira alacağı bulunmaktadır. (M), 20 Mart tarihinde, (S)’den olan 500.000 TL’lik alacağını, kendisine borçlu olduğu Tedarikçi (T)’ye yazılı bir sözleşmeyle devretmiş ve durumu 25 Mart’ta (S)’ye bildirmiştir. (T), (S)’den alacağın tamamını talep ettiğinde, (S) iş makinesi kirasından doğan 100.000 TL’lik alacağını takas ettiğini beyan etmiştir. Bu olayda, Mal Sahibi (S)’nin, Tedarikçi (T)’nin ödeme talebine karşı ileri sürdüğü takas savunmasının hukuki akıbeti hakkında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Soru 3

Müteahhit (M), bir eser sözleşmesi uyarınca arsa sahibi (A)’dan olan 500.000 TL tutarındaki bakiye alacağını, borçlu (A)’ya herhangi bir bildirimde bulunmaksızın, adi yazılı bir sözleşmeyle Finans Şirketi (F)’ye devretmiştir. Borcun vadesi geldiğinde, devir işleminden habersiz olan (A), borcunun tamamını (M)’nin banka hesabına ödemiştir. Bu ödemeden bir süre sonra (F), (A)’ya devir işlemini bildirerek alacağın kendisine ödenmesini talep etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine ve kaynak metinlerdeki hukuki muhakemeye göre, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.