10. SAKLAMA BORCU DOĞURAN SÖZLEŞMELER

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Somut olayda, otel işletmecisi (İ) ile müşteri (A) arasında, aracın otoparka bırakılmasıyla birlikte Türk Borçlar Kanunu'nun 561. ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia (saklama) sözleşmesi kurulmuştur. Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu, TBK m. 577'de özel olarak düzenlenmiş ağırlaştırılmış bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu hükme göre işleten, kendisine bırakılan aracın hasara uğramasından, kendisinin veya çalışanlarının kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe sorumludur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. İşletmecinin savunmaları şu nedenlerle geçersizdir: 1. **Mücbir Sebep İddiası:** Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/14887 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Rize gibi zaten aşırı yağış alan bir bölgede meydana gelen sel baskını, öngörülemez bir olay sayılamaz. İşletmecinin, bu tür öngörülebilir risklere karşı otoparktaki su tahliye sistemi gibi teknik önlemleri alması, özen borcunun bir gereğidir. Bilirkişi raporuyla sistemin yetersizliğinin tespiti, işletmecinin kusurunu ortaya koymaktadır ve mücbir sebep savunmasını geçersiz kılar. 2. **Sorumsuzluk Kaydı:** Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2007/11220 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, otopark fişi veya tabelalara konulan "oluşabilecek zararlardan sorumlu olunmadığına" dair kayıtlar, işletmecinin kanundan doğan saklama ve özen borcunu ortadan kaldırmaz. Bu tür kayıtlar, genellikle genel işlem koşulu niteliğinde olup, dürüstlük kuralına aykırı ve tüketici aleyhine olduğundan geçersiz sayılır. 3. **Müterafik Kusur İddiası:** Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/14887 E. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, müşterinin ücreti daha düşük olan bodrum katını tercih etmesi, bir müterafik kusur olarak değerlendirilemez ve tazminattan indirim sebebi yapılamaz. İşletmecinin özen borcu, otoparkın her katındaki araçlar için aynı şekilde geçerlidir. Sonuç olarak, işletmeci (İ), kanundan doğan özen ve koruma yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Su tahliye sisteminin yetersizliği, zararın meydana gelmesindeki illiyet bağını kurmaktadır. Bu durumda (İ), kusursuz olduğunu ispatlayamadığı için (A)'nın aracında oluşan zararın tamamından sorumludur. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir. Önemli Nokta 2: Bu sorunun çözümünde, Yargıtay'ın kira sözleşmelerinde kiracının yaptığı faydalı ve zorunlu masraflara ilişkin yerleşik içtihatları esas alınmalıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2013/14765 E. sayılı kararında ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/4038 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, kiracı, kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu giderlerden, söküp götürmesi mümkün olmayan ve kiraya veren tarafından benimsenenlerin bedelini 'vekâletsiz iş görme' hükümlerine göre isteyebilir. Sözleşmede yer alan 'kiracı yaptığı tadilatlar için bedel isteyemez' şeklindeki hükümler, Yargıtay tarafından genellikle kiracının kendi işinin icrası için yaptığı, lüks veya tezyinat niteliğindeki masraflar için geçerli kabul edilmektedir. Ancak kiralananın değerini kalıcı olarak artıran zorunlu (çatı onarımı gibi) ve faydalı (mutfak tesisatı gibi) masraflar, kiraya veren tarafından benimsendiği takdirde, kiraya verenin sebepsiz zenginleşmesine yol açacağından bu kuralın istisnasını oluşturur. Talep edilecek bedel, imalatın yapıldığı tarihteki değeri üzerinden yıpranma payı düşülerek hesaplanır. Somut olayda (K), çatının zorunlu onarımını ve mutfak tesisatının faydalı yenilemesini yapmıştır. (M) de bu değişiklikleri benimsemiştir. Bu nedenle (K), bu iki kalem masrafı vekâletsiz iş görme hükümlerine (TBK m. 526 vd.) göre talep edebilir. Ancak özel tasarım alçı süslemeler lüks (tezyinat) niteliğinde olduğundan, sözleşmedeki hüküm gereği bunların bedelini isteyemez. Bu nedenle en doğru ve kapsamlı cevap D seçeneğidir. Önemli Nokta 3: Türk Borçlar Kanunu'nun 576. ve devamı maddeleri, konaklama yeri işletenlerin sorumluluğunu özel olarak düzenlemektedir. Bu sorumluluk, bir tehlike (risk) sorumluluğu olup, kusursuz sorumluluk esasına dayanır. TBK m. 576/1 uyarınca, konaklama yeri işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyanın yok olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından sorumludur. Somut olayda, antika saat otel işletmesine veya çalışanına saklanmak üzere açıkça teslim edilmiştir. TBK m. 577/1'e göre, "İşleten, kendisine saklanmak üzere bırakılan veya alınmaktan kaçındığı değerli eşyanın... yok olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından, kendisine bir kusur yüklenmedikçe tam olarak sorumludur." Ancak doktrin ve Yargıtay uygulamalarında bu hükümdeki "kusur yüklenmedikçe" ifadesinin, işletenin sadece mücbir sebep, eşyanın niteliği veya konaklayanın kusuru gibi kanunda sayılan istisnai halleri ispatlayarak sorumluluktan kurtulabileceği şeklinde yorumlanması gereken bir kusursuz sorumluluk hali olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, olayda işleten, bu istisnaları ispat edemediği sürece saatin tam değerinden sorumludur. A seçeneği, adam çalıştıranın sorumluluğuna (TBK m. 66) ilişkin kurtuluş kanıtını ileri sürmektedir. Ancak konaklama yeri işleteninin sorumluluğu özel bir düzenleme olup (lex specialis), genel hüküm olan adam çalıştıranın sorumluluğundan daha ağır şartlar içerir. Bu nedenle işleten, sadece özen gösterdiğini ispatlayarak kurtulamaz. B seçeneği, ceza hukuku ile borçlar hukuku arasındaki ilişki açısından hatalıdır. TBK m. 74 uyarınca, hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararıyla (veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla) bağlı değildir. Hukuk hâkimi, kusurun varlığını ve derecesini kendi topladığı delillere göre serbestçe takdir eder. D seçeneği, TBK m. 576/3'te düzenlenen sınırlı sorumluluk haline atıf yapmaktadır. Ancak bu sınırlama, işletene teslim *edilmeyen*, sadece konaklama yerine *getirilen* eşyalar için geçerlidir. Olayda saat özel olarak saklanmak üzere teslim edildiğinden, bu sınırlama uygulanmaz. E seçeneği, genel haksız fiil sorumluluğundaki kusur ilkesini yansıtmaktadır. Oysa kanun koyucu, konaklama yeri işletenler için özel ve daha ağır bir kusursuz sorumluluk rejimi benimsemiştir. Önemli Nokta 4: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre saklama (vedia) sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir (TBK m. 561). Saklama sözleşmesinin ücretsiz (ivazsız) olması, saklayanın özen borcunu ortadan kaldırmaz. Saklayan, saklananı her durumda gereken özeni göstererek korumakla yükümlüdür. Seçeneklerin incelenmesi: * **A seçeneği doğrudur.** TBK m. 563/2 uyarınca saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı kullanamaz. Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir kullanım bedeli ödemekle yükümlüdür. Bu borcun doğması için saklananın bir zarar görmesi şart değildir. * **B seçeneği doğrudur.** TBK m. 563/2'ye göre, saklananı izinsiz kullanan saklayan, "kullanmamış olsaydı bile bu zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden doğacak zararlardan da sorumlu olur." Bu, hukuki sorumluluğun ağırlaştırıldığı bir durumdur (casus mixtus – karma kusur sorumluluğu). * **C seçeneği doğrudur.** Bu seçenek, usulsüz saklama (usulsüz tevdi) durumunu düzenleyen TBK m. 570'e atıf yapmaktadır. Anılan maddeye göre, paranın mühürsüz ve açık olarak bırakılmış olması, saklayanın parayı mislen geri vermesi konusunda örtülü bir anlaşma sayılır ve bu durumda paranın yarar ve hasarı saklayana ait olur. * **D seçeneği doğrudur.** Saklama sözleşmesinde saklatan, taraflarca bir süre belirlenmiş olsa dahi, saklananı her zaman geri isteme hakkına sahiptir (TBK m. 564/1). Bu, saklatanın menfaatinin üstün tutulduğu bir düzenlemedir. * **E seçeneği yanlıştır.** Saklama sözleşmesinin ivazsız olması, saklayanın sorumluluğunu kanunen ve otomatik olarak "yalnızca kast veya ağır ihmal" ile sınırlamaz. Saklayan, kural olarak hafif kusurundan da sorumludur. Ancak, TBK m. 114/2 uyarınca, borçlunun sorumluluğunun kapsamı işin özel niteliğine göre belirlenirken, özellikle borç ilişkisinden bir menfaat sağlamaması durumu hâkim tarafından indirim sebebi olarak göz önünde bulundurulabilir. Fakat bu, hâkimin takdirine bağlı bir durum olup, sorumluluğun kanun gereği sadece ağır kusurla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla bu ifade hukuken hatalıdır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Arkeolog (A), Rize'de katıldığı bir sempozyum sırasında, konakladığı otelin bodrum katında bulunan ve otel tarafından işletilen kapalı otoparka aracını bırakmıştır. Otopark girişinde "İşletmemiz, otoparkta meydana gelebilecek sel, hırsızlık gibi olaylardan sorumlu değildir." şeklinde bir tabela bulunmaktadır. Bölgede sıkça yaşanan aşırı yağışlar sonucu otoparkı su basmış ve (A)'nın aracı ciddi şekilde hasar görmüştür. Otel işletmecisi (İ), olayın mücbir sebep olduğunu, ayrıca sorumluluğu kaldıran bir uyarı levhası bulunduğunu ve (A)'nın daha ucuz olan bodrum katını tercih ederek riski üstlendiğini savunmuştur. Bilirkişi raporunda, otoparktaki su tahliye sisteminin yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Bu olayda, otel işletmecisi (İ)’nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi, Yargıtay içtihatları ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde doğrudur?

A)Otel işletmecisi ile (A) arasında vedia (saklama) sözleşmesi kurulmuş olup, işletmeci, saklama borcunun bir gereği olarak gerekli tüm güvenlik önlemlerini almakla yükümlüdür; bu sebeple, su tahliye sisteminin yetersizliği nedeniyle oluşan zarardan, kusuru olmadığını ispat edemedikçe tam olarak sorumludur.
B)Bölgede aşırı yağışların sık görülmesi olayın öngörülebilir olduğunu gösterse de, zararın sel felaketi niteliğinde bir olaydan kaynaklanması mücbir sebep teşkil eder ve işletmecinin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.
C)Otopark girişindeki sorumluluğu kaldıran ibare, Türk Borçlar Kanunu’nun genel işlem koşullarına ilişkin hükümleri uyarınca geçerli olup, (A) aracını buraya park etmekle bu koşulu kabul etmiş sayılacağından işletmecinin sorumluluğuna gidilemez.
D)(A)’nın, bölgedeki sel riskini bilerek ve daha ucuz olduğu için otoparkın bodrum katını tercih etmesi, zararın doğumuna kendi fiiliyle katıldığı anlamına gelir ve Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca müterafik kusur indirimi yapılmasını zorunlu kılar.
E)Taraflar arasında bir saklama ücreti kararlaştırılmadığından, ilişki bir vedia sözleşmesi olarak nitelendirilemez; bu nedenle işletmecinin sorumluluğu ancak haksız fiil hükümleri çerçevesinde, (A)'nın işletmecinin ağır kusurunu ispatlaması halinde söz konusu olabilir.

Çözüm

Somut olayda, otel işletmecisi (İ) ile müşteri (A) arasında, aracın otoparka bırakılmasıyla birlikte Türk Borçlar Kanunu'nun 561. ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia (saklama) sözleşmesi kurulmuştur. Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu, TBK m. 577'de özel olarak düzenlenmiş ağırlaştırılmış bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu hükme göre işleten, kendisine bırakılan aracın hasara uğramasından, kendisinin veya çalışanlarının kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe sorumludur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. İşletmecinin savunmaları şu nedenlerle geçersizdir: 1. **Mücbir Sebep İddiası:** Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/14887 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Rize gibi zaten aşırı yağış alan bir bölgede meydana gelen sel baskını, öngörülemez bir olay sayılamaz. İşletmecinin, bu tür öngörülebilir risklere karşı otoparktaki su tahliye sistemi gibi teknik önlemleri alması, özen borcunun bir gereğidir. Bilirkişi raporuyla sistemin yetersizliğinin tespiti, işletmecinin kusurunu ortaya koymaktadır ve mücbir sebep savunmasını geçersiz kılar. 2. **Sorumsuzluk Kaydı:** Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2007/11220 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, otopark fişi veya tabelalara konulan "oluşabilecek zararlardan sorumlu olunmadığına" dair kayıtlar, işletmecinin kanundan doğan saklama ve özen borcunu ortadan kaldırmaz. Bu tür kayıtlar, genellikle genel işlem koşulu niteliğinde olup, dürüstlük kuralına aykırı ve tüketici aleyhine olduğundan geçersiz sayılır. 3. **Müterafik Kusur İddiası:** Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/14887 E. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, müşterinin ücreti daha düşük olan bodrum katını tercih etmesi, bir müterafik kusur olarak değerlendirilemez ve tazminattan indirim sebebi yapılamaz. İşletmecinin özen borcu, otoparkın her katındaki araçlar için aynı şekilde geçerlidir. Sonuç olarak, işletmeci (İ), kanundan doğan özen ve koruma yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Su tahliye sisteminin yetersizliği, zararın meydana gelmesindeki illiyet bağını kurmaktadır. Bu durumda (İ), kusursuz olduğunu ispatlayamadığı için (A)'nın aracında oluşan zararın tamamından sorumludur. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 2

Lokanta işletmek amacıyla (M)'ye ait bir dükkânı 5 yıllığına kiralayan (K), kira sözleşmesine “Kiracı, kiraya verenin yazılı onayı olmaksızın taşınmazda herhangi bir tadilat yapamaz ve yaptığı tadilatlar için herhangi bir bedel talep edemez.” şeklinde bir hüküm konulmasını kabul etmiştir. (K), bir süre sonra (M)'nin yazılı onayını almaksızın, çatıda meydana gelen ve acil müdahale gerektiren bir akıntıyı tamir ettirmiş, dükkânın mutfak tesisatını tamamen yenilemiş ve lokantanın konseptine uygun olarak duvarlara sökülüp götürülmesi mümkün olmayan özel tasarım alçı süslemeler yaptırmıştır. Kira süresinin sonunda taşınmaz tahliye edildiğinde, (M) yapılan tüm bu değişiklikleri benimsemiş ve taşınmazı bu haliyle yeni bir kiracıya daha yüksek bir bedelle kiralamıştır. Bu durumda (K)'nin yaptığı masrafları talep hakkına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ışığında doğrudur?

Soru 3

Lüks bir otelde konaklayan sanat koleksiyoneri (A), yanında getirdiği ve manevi değeri yüksek olan antika bir saati, otelin bu iş için görevlendirdiği resepsiyon görevlisi (Ç)'ye, otelin ana kasasında muhafaza edilmek üzere teslim etmiştir. Birkaç gün sonra, otelin gelişmiş güvenlik sistemlerine rağmen kasanın kimliği belirsiz kişilerce soyulduğu ve saatin çalındığı anlaşılmıştır. Olayla ilgili başlatılan ceza soruşturmasında failler bulunamamış ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Otel işletmesi (İ), kendilerinin veya çalışanlarının hiçbir kusuru olmadığını, tüm özen yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ve ceza soruşturmasının da bu durumu teyit ettiğini ileri sürerek sorumluluktan kaçınmak istemektedir. Bu durumda, otel işletmesi (İ)'nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.