7. Borçlar Özel Giriş ve Devir Borcu Doğuran Sözleşmeler

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Somut olayda, taraflar arasında bir numune gösterilerek ve satılanın bu numuneye uygun olacağı taahhüt edilerek bir satış sözleşmesi kurulmuştur. Bu hukuki ilişki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 233. maddesinde düzenlenen "örnek üzerine satış" niteliğindedir. Bu satış türünün en temel özelliği, ispat yüküne ilişkin getirdiği özel düzenlemedir. TBK m. 233/1'e göre, “Örnek üzerine satışta satıcı, alıcıya gösterdiği veya onun tarafından verilen örneğe uygun bir satılanı teslim etme borcu altındadır... Satılanın örneğe uygun olduğunu ispat, satıcıya aittir.” Bu hüküm, emredici nitelikte olup, satılanın sözleşmede kararlaştırılan nitelikleri taşıdığını, yani numuneye uygun olduğunu ispat etme yükümlülüğünü açıkça satıcıya yüklemiştir. Dolayısıyla, uyuşmazlık durumunda (S), teslim ettiği 100 top kumaşın gösterdiği numuneye uygun olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. Diğer seçeneklerin analizi: A) Bu seçenek, TBK m. 233/2'deki düzenlemeyi yanlış yorumlamaktadır. İlgili fıkraya göre, numune alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa, alıcı kusuru olmadığını ispat etmedikçe, satılanın numuneye uygun olmadığını ispat yükü kendisine düşer. Seçenekte ise alıcının kusuru olmasa dahi ispat yükünün yine alıcıya geçeceği belirtilmiştir ki bu, kanun metnine aykırıdır. Alıcı kusursuzluğunu ispatlarsa, ispat yükü satıcıda kalmaya devam eder. B) Bu seçenek, kanuni düzenlemenin tam tersini ifade etmektedir. Örnek üzerine satışta, satılanın numuneye uygun olduğu yönünde bir karine bulunmamakta, aksine uygunluğun satıcı tarafından ispatlanması gereken bir borç unsuru olarak kabul edilmektedir. D) Ticari satışlarda alıcının malı muayene ve ayıp ihbar külfeti bulunmakla birlikte, bu külfetin yerine getirilmemesi, satıcının TBK m. 233 uyarınca numuneye uygun mal teslim etme borcunu ve buna bağlı ispat yükünü ortadan kaldırmaz. Numuneye aykırılık, basit bir ayıptan öte, sözleşmenin konusunu oluşturan temel bir özelliğe ilişkin bir eksiklik olarak nitelendirilebilir ve bu durum, ispat yüküyle ilgili özel kuralın uygulanmasına engel teşkil etmez. E) Hukukumuzda, bir iddianın ispatı için belirli bir delile dayanma zorunluluğu (kesin delil sistemi) istisnai olup, kural serbest delil sistemidir. Alıcı, satılanın numuneye uygun olmadığını tanık, keşif, yemin gibi her türlü yasal delille ispatlayabilir. Bilirkişi raporu önemli bir delil aracı olmakla birlikte, bu iddianın ileri sürülebilmesi için kanuni bir zorunluluk değildir. Önemli Nokta 2: Olayda taraflar arasında konusu 1 ton “Anadolu Kırmızı Buğdayı” cinsi un olan bir satım sözleşmesi kurulmuştur. Borcun konusu, sadece cinsiyle belirlendiği için bir çeşit (nev'i) borcu söz konusudur. Çeşit borçlarında temel ilke “cins telef olmaz” (genus non perit) ilkesidir. Bu ilkeye göre, borçlanılan çeşidin tüm örnekleri piyasadan kalkmadıkça borcun ifası imkânsızlaşmaz. Borçlunun kendi stokunda bulunan malların yok olması, onu borcundan kurtarmaz. Borçlu, piyasanın başka bir yerinden aynı cins ve nitelikteki malı temin edip alacaklıya teslim etmekle yükümlüdür. Borcun parça borcuna dönüşmesi (ferdileştirme), ancak borçlunun edimi ifa için ayırması ve bu durumu alacaklıya bildirmesi gibi koşullarla gerçekleşir. Olayda (T), (F)'ye teslim edeceği unları ayırmamış, yani ferdileştirme yapmamıştır. Bu nedenle borç, çeşit borcu olma niteliğini korumaktadır. Yangının (T)'nin kusuru olmaksızın çıkması, ifa imkânsızlığına ilişkin TBK m. 136'nın uygulanması için yeterli değildir, çünkü borcun ifası (piyasadan un temini) halen mümkündür. Sözleşmede unun cinsinin belirtilmesi, onu otomatik olarak sınırlı çeşit borcu yapmaz; bunun için tarafların borcun ifasını açıkça veya zımnen belirli bir stokla (örneğin, sadece T'nin ambarındaki stokla) sınırlamış olmaları gerekirdi ki olayda böyle bir anlaşma yoktur. Sonuç olarak, ifa imkânsızlığı söz konusu olmadığından, (T)'nin ifa yükümlülüğü devam etmektedir. Önemli Nokta 3: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre kefalet sözleşmesi, asıl borca bağlı, fer'i nitelikte bir sözleşmedir. TBK m. 582/1 uyarınca, kefalet sözleşmesi, ancak geçerli bir asıl borç varsa geçerli olabilir. Olayda, (B) ile (L) arasındaki satım sözleşmesi kanunun emredici hükümlerine aykırılık nedeniyle kesin hükümsüzdür. Bu durum, ortada hukuken geçerli bir asıl borcun bulunmadığı anlamına gelir. Asıl borç mevcut olmadığından, bu borca bağlı olan kefalet de hukuki bir sonuç doğurmaz ve kefil (A)'nın sorumluluğu söz konusu olmaz. Bu duruma kefaletin 'fer'ilik' (bağlılık) ilkesi denir. Buna karşılık borca katılma (TBK m. 201), mevcut bir borçlunun yanına, alacaklı ile anlaşarak ikinci bir borçlunun eklenmesidir. Borca katılmada katılanın borcu, uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, çoğu zaman asıl borcun geçerliliğinden bağımsız bir nitelik taşıyabilir. Borca katılan, asıl borcun geçersiz olduğunu bilerek veya bilmeyerek, alacaklıya karşı bağımsız bir ödeme taahhüdünde bulunmuş olabilir. Özellikle ticari hayatta güven sağlama amacı güden bu tür taahhütler, asıl borç ilişkisindeki sakatlıklardan etkilenmeyebilir. Bu nedenle, (C)'nin borca katılma yoluyla üstlendiği borcun, asıl satım sözleşmesinin hükümsüzlüğünden etkilenmeyeceği ve sorumluluğunun devam edeceği kabul edilmelidir. Sonuç olarak, fer'ilik ilkesi gereği kefil (A) sorumlu olmazken, borca katılan (C)'nin bağımsız taahhüdü nedeniyle sorumluluğu devam edebilir. Önemli Nokta 4: Türk Borçlar Kanunu'nun 249. ve devamı maddelerinde düzenlenen beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi geciktirici koşuluna bağlı olarak yapılan bir satım sözleşmesidir. Sözleşme, tarafların anlaşmasıyla kurulur ancak hukuki sonuçlarını doğurması, alıcının beğenme iradesini açıklaması olan koşulun gerçekleşmesine bağlıdır. Olayda, denemek veya gözden geçirmek amacıyla malı teslim alan alıcı (K), kararlaştırılan bir haftalık süre içerisinde beğenme iradesini kullanma hakkına sahiptir. TBK m. 251 uyarınca alıcı, satılanı beğenip beğenmediğini kararlaştırılan süre içinde bildirmekle yükümlüdür. Alıcının beğenme iradesini açıklaması açıkça olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir. (K)’nın kalemin ucunu değiştirmek üzere bir ustaya bırakması, mal üzerinde deneme amacını aşan bir tasarruf işlemidir ve bu durum, kalemi benimsediğine ve mülkiyetini üzerine alma iradesine sahip olduğuna yönelik kesin bir karine teşkil eder. Bu davranış, örtülü bir beğenme beyanıdır. Ayrıca (S)'ye gönderdiği mesajda bedeli ödeyeceğini bildirmesi de bu iradeyi açıkça teyit etmektedir. Dolayısıyla, (K)'nın bu tasarruf işlemi ve bildirimi ile geciktirici koşul gerçekleşmiş ve o ana kadar askıda olan satış sözleşmesi kesinleşerek hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlamıştır. Bedelin ödenmesi, sözleşmenin kurulması veya kesinleşmesi için değil, kurulan sözleşmenin ifasıyla ilgili bir yükümlülüktür. Sürenin sonunu beklemeye gerek yoktur; alıcı süre dolmadan da beğenme iradesini açıklayabilir. Alıcının eylemi yeni bir icap değil, mevcut sözleşmeyi kesinleştiren koşulun gerçekleştirilmesidir. Önemli Nokta 5: Kefalet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu (TBK) uyarınca fer'i nitelikte bir sözleşmedir. Bu, kefaletin varlığının ve geçerliliğinin, teminat altına aldığı asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu anlamına gelir. Olayda, asıl borçlu olan 17 yaşındaki (M), sınırlı ehliyetsizdir. Sınırlı ehliyetsizlerin kendilerini borç altına sokan işlemleri, yasal temsilcilerinin rızası olmaksızın askıda hükümsüzdür (noksandır). (M)'nin yasal temsilcisi kredi sözleşmesine icazet vermeyi reddettiği için, bu sözleşme baştan itibaren kesin hükümsüz hale gelmiştir. TBK m. 582/1 'Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir.' hükmü uyarınca, geçerli bir asıl borç mevcut olmadığından, bu borca bağlı olan kefalet sözleşmesi de kendiliğinden geçersiz olur. Bu temel ilke (fer'ilik), (K)'nin sorumluluğunun doğmasını engeller. Bu nedenle doğru cevap, kefaletin fer'i niteliğine vurgu yapan seçenektir. Diğer seçeneklerin analizi: A) Kefalet sözleşmesinin şekil şartı da bir geçersizlik sebebidir. TBK m. 583, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı ve kefalet tarihini 'kendi el yazısıyla' belirtmesini şart koşar. Olayda bu unsurlar bilgisayar çıktısı olduğundan sözleşme şeklen de geçersizdir. Ancak bu durum, fer'ilik ilkesinden kaynaklanan temel geçersizlik sebebini ortadan kaldırmaz. Asıl borç geçerli olsaydı dahi, banka bu şekil eksikliği nedeniyle (K)'ya başvuramayacaktı. Fakat soruda yasal temsilcinin icazet vermemesi olgusu vurgulandığından, en temel ve öncelikli hukuki sonuç fer'ilik ilkesi üzerinden değerlendirilmelidir. B) TBK m. 582/3, borçlunun ehliyetsizliği nedeniyle borçtan sorumlu olmadığı bir durumda, bu durumu bilerek kefil olan kişinin sorumlu olacağını düzenler. Ancak bu bir istisnadır ve kefilin bu durumu 'bildiğinin' ispatı gerekir. Olayda (K)'nin bu durumu bildiğine dair bir bilgi verilmediği gibi, bu istisnaya dayanarak genel kural olan fer'iliği göz ardı etmek hatalıdır. C) Geçersiz bir sözleşmenin başka bir sözleşmeye dönüştürülmesi (tahvil), ancak tarafların geçersizliği bilselerdi diğer sözleşmeyi yapacakları varsayılabiliyorsa mümkündür. Kefalet gibi ağır bir sorumluluk getiren sözleşmenin, daha ağır sonuçlar doğurabilen bir garanti sözleşmesine otomatik olarak dönüştürülmesi kabul edilemez. E) Sözleşme görüşmelerindeki kusur (culpa in contrahendo) sorumluluğu, sözleşmenin kurulması sürecindeki dürüstlüğe aykırı davranışlardan doğan bir tazminat sorumluluğudur. Bankanın (K)'dan talep ettiği şey, asıl borcun ifasıdır. Bu talep, kefalet sözleşmesine dayanır; sözleşme öncesi bir kusura dayanan tazminat talebi değildir. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Ünlü bir moda tasarımcısı olan (T), yeni sezon kreasyonunda kullanacağı özel bir kumaş için tekstil toptancısı (S) ile anlaşır. (S), (T)’ye İtalya’dan getirttiği "ipek şantuk" kumaşından bir parça (numune) gösterir ve sipariş edilecek 100 top kumaşın bu numuneye tamamen uygun olacağını beyan eder. Teslimat günü (T)’nin atölye şefi, gelen kumaşların dokusunun ve renginin numuneden belirgin şekilde farklı olduğunu tespit eder ve durumu (T)'ye bildirir. Taraflar arasında, teslim edilen malın numuneye uygun olup olmadığı konusunda bir uyuşmazlık çıkar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun örnek üzerine satış hükümlerine göre, bu uyuşmazlığa ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Alıcı (T)'nin zilyetliğindeki numune, onun bir kusuru olmaksızın bozulmuş veya yok olmuşsa dahi, satılanın numuneye uygun olmadığını ispat yükü alıcıya (T)'ye geçer.
B)Numune üzerine satışta, aksi ispat edilinceye kadar satılanın numuneye uygun olduğu yönünde bir karine mevcuttur ve bu karineyi alıcı çürütmelidir.
C)Teslim edilen kumaşların numuneye uygun olduğunu ispat etme yükümlülüğü, kural olarak satıcı (S)'ye aittir.
D)Sözleşme ticari bir satış olduğundan, alıcı (T) malı teslim aldıktan sonra derhal muayene edip aykırılığı bildirmediği takdirde, kumaşların numuneye uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.
E)Alıcı (T)'nin, kumaşların numuneye uygun olmadığı iddiasının hukuken geçerli sayılabilmesi için, bu durumu bir bilirkişi raporuyla tespit ettirmesi zorunludur.

Çözüm

Somut olayda, taraflar arasında bir numune gösterilerek ve satılanın bu numuneye uygun olacağı taahhüt edilerek bir satış sözleşmesi kurulmuştur. Bu hukuki ilişki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 233. maddesinde düzenlenen "örnek üzerine satış" niteliğindedir. Bu satış türünün en temel özelliği, ispat yüküne ilişkin getirdiği özel düzenlemedir. TBK m. 233/1'e göre, “Örnek üzerine satışta satıcı, alıcıya gösterdiği veya onun tarafından verilen örneğe uygun bir satılanı teslim etme borcu altındadır... Satılanın örneğe uygun olduğunu ispat, satıcıya aittir.” Bu hüküm, emredici nitelikte olup, satılanın sözleşmede kararlaştırılan nitelikleri taşıdığını, yani numuneye uygun olduğunu ispat etme yükümlülüğünü açıkça satıcıya yüklemiştir. Dolayısıyla, uyuşmazlık durumunda (S), teslim ettiği 100 top kumaşın gösterdiği numuneye uygun olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. Diğer seçeneklerin analizi: A) Bu seçenek, TBK m. 233/2'deki düzenlemeyi yanlış yorumlamaktadır. İlgili fıkraya göre, numune alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa, alıcı kusuru olmadığını ispat etmedikçe, satılanın numuneye uygun olmadığını ispat yükü kendisine düşer. Seçenekte ise alıcının kusuru olmasa dahi ispat yükünün yine alıcıya geçeceği belirtilmiştir ki bu, kanun metnine aykırıdır. Alıcı kusursuzluğunu ispatlarsa, ispat yükü satıcıda kalmaya devam eder. B) Bu seçenek, kanuni düzenlemenin tam tersini ifade etmektedir. Örnek üzerine satışta, satılanın numuneye uygun olduğu yönünde bir karine bulunmamakta, aksine uygunluğun satıcı tarafından ispatlanması gereken bir borç unsuru olarak kabul edilmektedir. D) Ticari satışlarda alıcının malı muayene ve ayıp ihbar külfeti bulunmakla birlikte, bu külfetin yerine getirilmemesi, satıcının TBK m. 233 uyarınca numuneye uygun mal teslim etme borcunu ve buna bağlı ispat yükünü ortadan kaldırmaz. Numuneye aykırılık, basit bir ayıptan öte, sözleşmenin konusunu oluşturan temel bir özelliğe ilişkin bir eksiklik olarak nitelendirilebilir ve bu durum, ispat yüküyle ilgili özel kuralın uygulanmasına engel teşkil etmez. E) Hukukumuzda, bir iddianın ispatı için belirli bir delile dayanma zorunluluğu (kesin delil sistemi) istisnai olup, kural serbest delil sistemidir. Alıcı, satılanın numuneye uygun olmadığını tanık, keşif, yemin gibi her türlü yasal delille ispatlayabilir. Bilirkişi raporu önemli bir delil aracı olmakla birlikte, bu iddianın ileri sürülebilmesi için kanuni bir zorunluluk değildir.

Soru 2

Gıda toptancısı (T), büyük bir fırın zinciri olan (F) ile 1 ton “Anadolu Kırmızı Buğdayı” cinsi unun satımı konusunda 1 Mayıs'ta anlaşmıştır. Sözleşmede unun teslim yeri (F)'nin deposu, teslim tarihi ise en geç 1 Haziran olarak kararlaştırılmıştır. (T)’nin kendi ambarında bu cinsten 5 ton un bulunmakla birlikte, (T) 30 Mayıs'a kadar (F)'ye teslim edeceği 1 ton unu ayırmamıştır. Ancak 31 Mayıs gecesi çıkan ve (T)'nin herhangi bir kusurunun bulunmadığı bir yangında, (T)'nin ambarındaki tüm un stoku telef olmuştur. (T), ifanın imkânsızlaştığını ileri sürerek unları teslimden kaçınmaktadır. Bu hukuki uyuşmazlıkla ilgili 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Tacir (B), yurt dışından ithal ettiği elektronik cihazların satışı konusunda alıcı (L) ile bir sözleşme akdetmiştir. Sözleşmeden doğan 200.000 TL'lik bedel borcuna, (B)'nin yakın dostu olan avukat (A) adi kefil sıfatıyla, (B)'nin ticari ortağı (C) ise alacaklı (L) ile yaptığı ayrı bir anlaşmayla "mevcut borcun yanına borca katılan" sıfatıyla güvence vermiştir. Bir süre sonra, satıma konu olan elektronik cihazların ithalinin kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğu ve bu nedenle (B) ile (L) arasındaki satım sözleşmesinin baştan itibaren kesin hükümsüz olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre (A) ve (C)'nin sorumluluklarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.