9. İŞ GÖRME BORCU DOĞURAN SÖZLEŞMELER

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Olayda, arsa sahibi (A) ile müteahhit (M) arasında Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 470 vd. hükümlerine tabi bir eser sözleşmesi bulunmaktadır. Teslim edilen eserde (yüzme havuzu) ayıp mevcuttur. Ayıp, hem sözleşmede kararlaştırılan vasfın (X markalı malzeme) bulunmamasından hem de eserin amacına uygun kullanılmasını engelleyen (su sızdırması ve yapısal hasar riski) nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır. TBK m. 475, ayıplı eser durumunda iş sahibine şu seçimlik hakları tanır: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ise sözleşmeden dönme, 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. Doğru cevap olan seçenek, TBK m. 475/f.1, b.1'deki ilk seçimlik hakkı ifade etmektedir. Olayda havuzun kullanılamaz halde olması ve daha da önemlisi ana yapı olan villanın temellerine zarar verme riski taşıması, ayıbın esaslı olduğunu ve iş sahibinin eseri bu haliyle kabule zorlanamayacağını gösterir. Dolayısıyla, (A)'nın sözleşmeden dönme hakkı bulunmaktadır. Diğer seçeneklerin hukuki analizi: - Birinci çeldirici: Alt yüklenici (Y), (M)'nin borcunu ifa ederken kullandığı bir ifa yardımcısıdır. TBK m. 116 uyarınca, borçlu (M), ifa yardımcısının borca aykırı fiillerinden dolayı alacaklıya (A) karşı kusursuz olarak sorumludur. (A)’nın sözleşmesel muhatabı (M) olup, taleplerini ona yöneltir. Haksız fiil koşulları varsa (Y)’ye ayrıca başvurabilmesi, (M)’ye karşı sözleşmesel haklarını ortadan kaldırmaz. - İkinci çeldirici: TBK m. 475/3'e göre, eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarara yol açıyorsa, işsahibi sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. Bu, önemli bir istisnadır. Ancak olayda, ayıplı havuzun varlığı villanın kendisine yapısal zarar verme riski taşıdığından, eserin kaldırılmamasının doğuracağı zarar, kaldırılmasının doğuracağı zarardan daha fazla olabilir. 'Aşırı zarar' kavramı somut olayın özelliklerine göre yorumlanır. Ayıbın bu denli esaslı olduğu bir durumda, dönme hakkının mutlak olarak ortadan kalktığını söylemek doğru olmaz. Bu nedenle bu seçenek yanıltıcıdır. - Üçüncü ve beşinci çeldiriciler: TBK m. 475'te sayılan haklar 'seçimlik' haklardır. İş sahibi, kanunda belirtilen koşullar mevcutsa bu haklardan dilediğini kullanabilir. Kanun, hakların kullanımı için bir öncelik veya hiyerarşi sıralaması öngörmemiştir. Dolayısıyla, (A)'nın önce onarım veya bedel indirimi talep etme zorunluluğu yoktur. Önemli Nokta 2: Vekâlet sözleşmesinde vekilin temel borçlarından biri, üstlendiği işi bizzat ifa etmektir. Vekil, vekâlet verenin rızası, sözleşmedeki bir yetki, durumun zorunlu kılması veya teamül olmadıkça işi başkasına gördüremez. Bu kural, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 506. ve 507. maddelerinde düzenlenmiştir. Somut olayda, Av. (K)'nin vekâletnamesinde kendisine "tevkil yetkisi" yani işi başka bir avukata devretme yetkisi verilmemiştir. Buna rağmen (M)'nin rızasını almadan işi Av. (T)'ye devretmiştir. TBK m. 507/1'e göre, “Vekil, yetkisi olmadığı hâlde işi başkasına yaptırırsa, onun fiilinden kendi yapmış gibi sorumludur.” Bu hüküm uyarınca, Av. (K), yetkisiz bir şekilde işi devrettiği için Av. (T)'nin temyiz süresini kaçırma şeklindeki ihmalinden ve bu ihmalin doğurduğu tüm zarardan, sanki bu fiili kendisi işlemiş gibi bizzat sorumlu olur. Yargıtay kararlarında da (örneğin, 13. Hukuk Dairesi 2016/25259 E., 2019/11192 K. sayılı karar) belirtildiği üzere avukat, mesleki özen borcu kapsamında en hafif kusurundan dahi sorumludur ve vekilin özensizliği ile müvekkilin zararı arasındaki illiyet bağının varlığı, tazminat sorumluluğu için yeterlidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: * **B seçeneği:** Vekilin, işi devrettiği kişiyi seçerken özen gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulması, ancak tevkil yetkisine sahip olduğu durumlarda mümkündür (TBK m. 507/2). Olayda tevkil yetkisi bulunmadığından, bu savunma dinlenemez. * **C seçeneği:** (M) ile Av. (K) arasında bir vekâlet sözleşmesi vardır ve zarar, bu sözleşmeye aykırı davranıştan (yetkisiz tevkil) kaynaklanmıştır. Bu nedenle (M)'nin, sözleşmesel sorumluluğu doğan Av. (K)'ye karşı dava açma hakkı esastır. (M)'nin Av. (T)'ye karşı haksız fiil veya vekâletsiz iş görme hükümlerine başvurma ihtimali, Av. (K)'nin sözleşmesel sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. * **D seçeneği:** Olayda müteselsil sorumluluk değil, Av. (K)'nin TBK m. 507/1'den kaynaklanan doğrudan ve kişisel bir sorumluluğu söz konusudur. Hukuki temel, birlikte kusur değil, Av. (K)'nin yetkisiz devir işlemidir. * **E seçeneği:** 6100 sayılı HMK'nin 77. maddesi, vekâletnamesiz işlem yapmanın usuli sonuçlarını ve vekâletsiz avukatın şahsi sorumluluğunu düzenler. Bu durum, vekili yetkisiz olarak görevlendiren asıl vekil Av. (K)'nin müvekkili (M)'ye karşı olan sözleşmesel sorumluluğunu etkilemez veya ortadan kaldırmaz. Önemli Nokta 3: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 586. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kefil müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına girmişse, alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Bu genel kural, müteselsil kefilin tartışma ve rehnin paraya çevrilmesi def'ilerinden feragat ettiği anlamına gelir. Ancak, aynı fıkranın ikinci cümlesi bu kurala önemli bir sınırlama getirmektedir: “Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.” Somut olayda, alacaklı (A), asıl borçlu şirkete herhangi bir ihtar göndermeden veya şirketin açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olduğunu tespit etmeden doğrudan müteselsil kefil (K)’ye başvurmuştur. TBK m. 586/1'de aranan bu ön şartlar gerçekleşmediği için, (A)'nın talebi henüz muaccel olmamış bir borca ilişkindir ve (K) bu aşamada ödeme yapmakla yükümlü değildir. Dolayısıyla, (A)’nın talebinin hukuka uygun olması için öncelikle borçlu şirkete ihtar çekip sonucunu beklemesi ya da şirketin açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olduğunu kanıtlaması gerekirdi. Bu nedenle C seçeneği doğrudur. Diğer seçeneklerin analizi: * A seçeneği yanlıştır, çünkü TBK m. 586/1, müteselsil kefalette alacaklının taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefile başvurabileceğini açıkça düzenlemiştir. * B seçeneği yanıltıcıdır. (K)’nin tartışma def’inden feragat etmiş olması doğru olsa da, bu durum alacaklıyı TBK m. 586/1’de belirtilen “ihtarın sonuçsuz kalması” veya “açıkça ödeme güçsüzlüğü” şeklindeki ön şartları yerine getirme yükümlülüğünden kurtarmaz. Talep, bu şartlar yokluğunda “her koşulda geçerli” değildir. * D seçeneği yanlıştır. Kefil borcu ödediğinde, TBK m. 596 uyarınca alacaklının haklarına halef olur. Bu durumda borç sona ermez, alacaklı sıfatı kefile geçer. Kefilin asıl borçluya başvurusu, sebepsiz zenginleşmeye değil, kanundan doğan bu halefiyet ilkesine dayanır. * E seçeneği yanlıştır. “Borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla sonuçlanması” şartı, adi kefalette alacaklının doğrudan kefile başvurabilmesini sağlayan hallerden biridir (TBK m. 585/1). Bu şartın müteselsil kefalette doğrudan kefile başvurmak için aranması söz konusu değildir. Önemli Nokta 4: Somut olayda (A), (B) ve (C) arasında, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 620. maddesi uyarınca bir adi ortaklık ilişkisi kurulmuştur. Sorunun çözümü, adi ortaklıkta temsil yetkisi ve bu yetkinin sınırlarının üçüncü kişilere etkisine ilişkin hükümler çerçevesinde yapılmalıdır. TBK m. 637/1'e göre, “Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, diğer ortaklara karşı alacaklı ve borçlu olur; bu işlemin yapıldığı sırada, diğer ortaklar adına veya ortaklığı temsil ettiğini üçüncü kişiye bildirmemiş olsa bile.” Aynı maddenin ikinci fıkrasında, ortaklığa yönetim yetkisi verilmiş bir ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisinin bulunduğu varsayılır. Somut olayda (A), yönetici ortak olarak atanmıştır, dolayısıyla kural olarak ortaklığı temsil yetkisine sahiptir. Uyuşmazlığın kilit noktası, sözleşmeyle getirilen temsil yetkisi sınırlamasının (50.000 TL'yi aşan işlemlerde oybirliği şartı) iyiniyetli üçüncü kişi olan (S)'ye karşı ileri sürülüp sürülemeyeceğidir. TBK m. 637/2'nin son cümlesi bu durumu açıkça düzenlemektedir: “Ancak, temsil yetkisine ilişkin sözleşme hükmü, üçüncü kişinin iyiniyetli olmaması hâli dışında, ortaklık veya bütün ortaklar bakımından geçerlidir.” Bu hükmün tersinden yorumuyla, temsil yetkisine ilişkin sözleşmesel sınırlamalar, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Olayda tedarikçi (S)'nin, sözleşmedeki bu iç sınırlamadan haberdar olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda (S) iyiniyetli kabul edilir. Sonuç olarak, yönetici ortak (A)'nın, ortaklık sözleşmesinde belirtilen parasal sınırı aşarak yaptığı işlem, bu sınırlamayı bilmeyen iyiniyetli üçüncü kişi (S) açısından geçerlidir ve adi ortaklığı bağlar. (A)'nın yetkisini aşması, (B) ve (C) ile arasındaki iç ilişki sorunudur ve bu durum, (B) ve (C)'nin (A)'ya karşı tazminat vb. taleplerde bulunmasına neden olabilir; ancak ortaklığın (S)'ye olan borcunu ortadan kaldırmaz. Diğer seçeneklerin analizi: A) Yanlıştır, çünkü TBK m. 637/2 uyarınca yetki sınırlaması iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. B) Yanlıştır, çünkü olayda tek bir yönetici ortak atanarak elbirliğiyle yönetim esasından ayrılınmıştır. Ayrıca, temsil yetkisindeki sınırlama, iyiniyetli üçüncü kişiye karşı hükümsüzdür. D) Yanlıştır, bu yönde bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır. İşlem ortaklığı bağladığından alacak için tüm ortaklık malvarlığına başvurulabilir. E) Yanlıştır, zira TBK m. 637/2 uyarınca, yönetici olarak atanan ortağın temsil yetkisine de sahip olduğu karine olarak kabul edilir. Önemli Nokta 5: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 417. maddesi, 'İşçinin Kişiliğinin Korunması' başlığı altında işverenin yükümlülüklerini açıkça düzenlemiştir. Bu maddeye göre işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Somut olayda, yeni birim müdürü (Ü)'nün (M)'ye yönelik eylemleri (pozisyonuna uygun görev vermeme, pasifize etme, soyut gerekçelerle olumsuz değerlendirme, sosyal izolasyon) sistematik, sürekli ve yıldırma amacı taşıyan psikolojik taciz (mobbing) niteliğindedir. İşveren vekili sıfatını taşıyan (Ü)'nün bu eylemlerinden dolayı işveren doğrudan sorumludur. İşverenin, başvurulara rağmen gerekli önlemleri almaması, TBK m. 417'de düzenlenen işçiyi gözetme ve koruma borcunun ağır bir ihlalidir. Maddenin 3. fıkrası uyarınca, bu tür bir ihlal sonucu işçinin kişilik haklarının zedelenmesine bağlı zararların tazmini, 'sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine' tabidir. Bu nedenle doğru cevap, işverenin bu borcunu ihlal etmesi nedeniyle sözleşmesel bir sorumluluğunun doğduğunu belirten seçenektir. A seçeneği yanlıştır; çünkü işverenin yönetim hakkı, işçinin kişilik haklarını ihlal edecek şekilde, keyfi ve kötü niyetli olarak kullanılamaz. Eylemlerin sistematik ve yıldırma amaçlı olması, yönetim hakkının sınırlarının aşıldığını gösterir. B seçeneği yanlıştır; çünkü psikolojik tacizin ispatı zor olsa da, Yargıtay kararlarında 'yaklaşık ispat' veya güçlü emarelerin varlığı yeterli görülmektedir. Olayların kronolojisi ve tutarlılığı, ispat için önemli delillerdir ve her olayın tanıklar önünde gerçekleşmesi gerekmez. C seçeneği yanlıştır; zira işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı eylemlerinden doğrudan işveren sorumludur. İşçinin, işverene karşı sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre tazminat davası açma hakkı, müdür aleyhine haksız fiil davası açma hakkından ayrı ve daha öncelikli bir yoldur. E seçeneği yanlıştır; çünkü TBK m. 417/3, bu tür ihlallere bağlı zararların tazmininin özel olarak 'sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi' olduğunu açıkça düzenleyerek, hizmet ilişkisi çerçevesinde özel bir sorumluluk hali yaratmıştır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Arsa sahibi (A), villasının bahçesine bir yüzme havuzu yaptırmak üzere müteahhit (M) ile bir eser sözleşmesi akdetmiştir. Sözleşmede, havuzun su yalıtımında özel olarak “X” markalı bir malzemenin kullanılacağı açıkça kararlaştırılmıştır. (M), yalıtım işlerini alt yüklenici (Y)’ye devretmiş, ancak (Y) maliyeti düşürmek amacıyla “X” markası yerine daha düşük kaliteli “Z” markalı bir malzeme kullanmıştır. Havuzun tesliminden kısa bir süre sonra, havuzun tabanında ciddi sızıntılar başlamış, bu sızıntılar villanın bodrum katının duvarlarında rutubete ve yapısal hasar riskine yol açmıştır. Yapılan incelemede, hem yanlış malzemenin kullanıldığı hem de havuzun bu haliyle amacına uygun olarak kullanılmasının mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum karşısında (A)’nın müteahhit (M)’ye karşı sahip olduğu haklara ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre doğrudur?

A)Ayıp, alt yüklenici (Y)'nin fiilinden kaynaklandığı için, (A)'nın sözleşmesel taleplerini öncelikle (M)'ye değil, doğrudan haksız fiil hükümlerine göre zarara sebep olan (Y)'ye yöneltmesi gerekir.
B)Havuz, (A)'nın taşınmazı üzerinde inşa edilmiş ve sökülüp kaldırılması aşırı bir zarara yol açacağından, (A) sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz; yalnızca bütün masrafları (M)'ye ait olmak üzere onarım veya bedel indirimi talep etme imkânına sahiptir.
C)(A), öncelikle (M)'ye ayıbın uygun bir sürede giderilmesi için ihtar çekmekle yükümlüdür; onarım talebi sonuçsuz kalmadıkça bedel indirimi veya sözleşmeden dönme gibi diğer seçimlik haklarını kullanamaz.
D)Eserin, iş sahibinin ondan beklenebilecek dürüstlük kuralları gereği kabul etmesinin beklenemeyeceği ölçüde esaslı ayıplı olması ve amacına uygun kullanıma elverişsizliği nedeniyle, iş sahibi (A) sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
E)(A)'nın birincil hakkı, eserin değerindeki eksiklik oranında bedelden indirim talep etmektir; sözleşmeden dönme ancak ayıbın onarımının objektif olarak imkânsız olduğunun ispatlandığı hallerde gündeme gelir.

Çözüm

Olayda, arsa sahibi (A) ile müteahhit (M) arasında Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 470 vd. hükümlerine tabi bir eser sözleşmesi bulunmaktadır. Teslim edilen eserde (yüzme havuzu) ayıp mevcuttur. Ayıp, hem sözleşmede kararlaştırılan vasfın (X markalı malzeme) bulunmamasından hem de eserin amacına uygun kullanılmasını engelleyen (su sızdırması ve yapısal hasar riski) nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır. TBK m. 475, ayıplı eser durumunda iş sahibine şu seçimlik hakları tanır: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ise sözleşmeden dönme, 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. Doğru cevap olan seçenek, TBK m. 475/f.1, b.1'deki ilk seçimlik hakkı ifade etmektedir. Olayda havuzun kullanılamaz halde olması ve daha da önemlisi ana yapı olan villanın temellerine zarar verme riski taşıması, ayıbın esaslı olduğunu ve iş sahibinin eseri bu haliyle kabule zorlanamayacağını gösterir. Dolayısıyla, (A)'nın sözleşmeden dönme hakkı bulunmaktadır. Diğer seçeneklerin hukuki analizi: - Birinci çeldirici: Alt yüklenici (Y), (M)'nin borcunu ifa ederken kullandığı bir ifa yardımcısıdır. TBK m. 116 uyarınca, borçlu (M), ifa yardımcısının borca aykırı fiillerinden dolayı alacaklıya (A) karşı kusursuz olarak sorumludur. (A)’nın sözleşmesel muhatabı (M) olup, taleplerini ona yöneltir. Haksız fiil koşulları varsa (Y)’ye ayrıca başvurabilmesi, (M)’ye karşı sözleşmesel haklarını ortadan kaldırmaz. - İkinci çeldirici: TBK m. 475/3'e göre, eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarara yol açıyorsa, işsahibi sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. Bu, önemli bir istisnadır. Ancak olayda, ayıplı havuzun varlığı villanın kendisine yapısal zarar verme riski taşıdığından, eserin kaldırılmamasının doğuracağı zarar, kaldırılmasının doğuracağı zarardan daha fazla olabilir. 'Aşırı zarar' kavramı somut olayın özelliklerine göre yorumlanır. Ayıbın bu denli esaslı olduğu bir durumda, dönme hakkının mutlak olarak ortadan kalktığını söylemek doğru olmaz. Bu nedenle bu seçenek yanıltıcıdır. - Üçüncü ve beşinci çeldiriciler: TBK m. 475'te sayılan haklar 'seçimlik' haklardır. İş sahibi, kanunda belirtilen koşullar mevcutsa bu haklardan dilediğini kullanabilir. Kanun, hakların kullanımı için bir öncelik veya hiyerarşi sıralaması öngörmemiştir. Dolayısıyla, (A)'nın önce onarım veya bedel indirimi talep etme zorunluluğu yoktur.

Soru 2

Müvekkil (M), aleyhine sonuçlanan bir asliye hukuk mahkemesi kararının temyiz edilmesi için Avukat (K) ile bir vekâlet sözleşmesi akdetmiştir. (M) tarafından (K)'ye verilen genel vekâletnamede, vekilin başka bir avukatı görevlendirmesine olanak tanıyan özel bir "tevkil yetkisi" bulunmamaktadır. Av. (K), yoğun iş temposunu gerekçe göstererek ve (M)’nin onayını almaksızın, kararın temyizi için gerekli dilekçenin hazırlanması ve süresi içinde dosyaya sunulması işini meslektaşı Avukat (T)'ye devretmiştir. Ancak Av. (T), yasal temyiz süresini kaçırmış ve bu nedenle Yargıtay tarafından temyiz talebi süre yönünden reddedilmiştir. Kararın kesinleşmesiyle (M), ciddi bir maddi zarara uğramıştır. Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri ve ilgili Yargıtay içtihatları dikkate alındığında, Av. (K)'nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Bir tekstil şirketinin 500.000 TL'lik kumaş borcu için, şirketin ortağı ve yöneticisi olan (K), alacaklı (A)'ya karşı “müteselsil kefil” sıfatıyla şahsen kefil olmuştur. Aynı alacak için ek bir güvence olarak şirkete ait bir depo üzerinde de ipotek tesis edilmiştir. Borcun vadesi geldiğinde tekstil şirketi ödeme yapmamıştır. Bunun üzerine alacaklı (A), asıl borçlu şirkete herhangi bir ihtar göndermeksizin ve ipoteği paraya çevirme yoluna gitmeksizin, doğrudan müteselsil kefil (K)’ye başvurarak borcun tamamının ödenmesini talep etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre bu durumda (A)'nın talebi ve (K)'nin hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.