4. Teşebbüs, İştirak, İçtima

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Somut olayda değerlendirilmesi gereken hukuki kurum, suça teşebbüs ile gönüllü vazgeçme arasındaki ayrımdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 35. maddesi, suça teşebbüsü düzenler ve failin işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle icraya başlayıp da *elinde olmayan nedenlerle* tamamlayamaması halinde sorumlu tutulacağını belirtir. Buna karşılık, TCK m. 36'da düzenlenen gönüllü vazgeçme, faile cezadan muafiyet sağlayan kişisel bir nedendir. Bu maddeye göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçerse *veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse* teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Olayda Arda, zehri kahveye koyarak ve Burak'ın bunu içmesini sağlayarak öldürme suçunun icra hareketlerini tamamlamıştır. Ancak daha sonra gönüllü bir kararla pişmanlık duymuş ve neticenin (ölümün) gerçekleşmesini engellemek için aktif çaba sarf etmiştir. Panzehir uygulaması ve acil servisi araması, neticenin kendi çabalarıyla önlendiğini açıkça göstermektedir. Bu durum, TCK m. 36'da düzenlenen gönüllü vazgeçmenin ikinci haline, yani 'icra hareketleri tamamlandıktan sonra neticenin önlenmesi' durumuna tam olarak uymaktadır. Bu nedenle Arda, kasten öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılmaz. Ancak TCK m. 36'nın son cümlesi uyarınca, eğer eyleminin tamamlanan kısmı (örneğin kasten yaralama) ayrı bir suç oluşturuyorsa, yalnızca o suçtan sorumlu tutulur. Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şöyledir: A seçeneği yanlıştır, çünkü TCK m. 36 icra hareketleri tamamlandıktan sonra dahi neticeyi önleme suretiyle gönüllü vazgeçmeyi mümkün kılar. B seçeneği yanlıştır, çünkü TCK m. 168'de düzenlenen etkin pişmanlık, suç *tamamlandıktan sonra* ve kanunda sayılan belirli suçlar (hırsızlık, dolandırıcılık vb.) için geçerlidir. Olayda öldürme suçu tamamlanmamıştır. D seçeneği yanlıştır, çünkü failin sonradan pişman olması, fiilin işlendiği andaki kastının niteliğini (doğrudan kast) değiştirmez. E seçeneği yanlıştır, çünkü neticenin gerçekleşmemesi 'elinde olmayan nedenler' yüzünden değil, bizzat failin 'gönüllü ve aktif çabaları' sonucunda olmuştur. Bu durum, teşebbüsü değil, gönüllü vazgeçmeyi gündeme getirir. Önemli Nokta 2: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. maddesinin 1. fıkrasına göre, başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. Azmettirme, suç işleme kararı olmayan bir kişide bu kararın oluşmasını sağlamaktır. Olayda A, daha önce suç işleme kararı olmayan oğlu B'de bu kararı oluşturarak onu kasten öldürme suçuna azmettirmiştir. Bu nedenle A, işlenen suç olan kasten öldürmenin cezası ile sorumlu tutulacaktır. Ayrıca, aynı maddenin 2. fıkrasında, 'Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır.' hükmü yer almaktadır. A, baba olmasından (üstsoy) kaynaklanan nüfuzunu kullanarak bu suça azmettirdiği için, hakkında hükmolunacak ceza bu fıkra uyarınca ayrıca artırılacaktır. Diğer seçenekler, kanunun açık hükümlerine aykırıdır. Özellikle üstsoy-altsoy ilişkisindeki bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanması için altsoyun çocuk olması şartı aranmaz; bu durum, kanun metninde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Önemli Nokta 3: Somut olayda fail (A), tek bir fiil olan depoyu ateşe verme eylemiyle hem yangın çıkarmak suretiyle mala zarar verme suçunu hem de gece bekçisi (C)'nin ölümüne neden olarak kasten (olası kastla) öldürme suçunu işlemiştir. Türk Ceza Kanunu'na göre, işlediği tek bir fiil ile kanunun birden fazla farklı hükmünü ihlal eden failin durumu 'farklı neviden fikri içtima' kurumu çerçevesinde değerlendirilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Fikri içtima' başlıklı 44. maddesi, 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.' hükmünü amirdir. Bu kural uyarınca, failin eylemi sonucunda ortaya çıkan suçlardan (kasten öldürme ve mala zarar verme) hangisi daha ağır bir cezayı öngörüyorsa, fail yalnızca o suçtan sorumlu tutulacak ve o suçun cezasını alacaktır. Kasten öldürme suçu, mala zarar verme suçundan daha ağır bir cezayı gerektirdiğinden, fail sadece kasten öldürme suçundan cezalandırılacaktır. Bu nedenle doğru cevap budur. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - Gerçek içtima kurallarının uygulanması, failin birden fazla fiiliyle birden fazla suç işlemesi halinde söz konusu olur. Olayda tek bir fiil bulunduğundan bu seçenek yanlıştır. - TCK m. 43/3'te kasten öldürme suçu için öngörülen istisna, 'zincirleme suç' hükümlerine ilişkindir. Fikri içtimayı düzenleyen TCK m. 44 için böyle bir istisna getirilmemiştir. Dolayısıyla zincirleme suça ilişkin bir istisnanın, fikri içtima olayına uygulanması hukuken mümkün değildir. - Olayın bileşik suç (TCK m. 42) olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü mala zarar verme suçu, kasten öldürme suçunun kanuni tanımında bir unsur veya nitelikli hal olarak yer almamaktadır. Bu iki suç birbirinden bağımsızdır. - TCK m. 43/2, aynı suçun tek bir fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi halini (aynı neviden fikri içtima) düzenler. Olayda ise tek fiille 'farklı' suçlar işlenmiştir. Bu nedenle bu hükmün uygulanma olanağı yoktur. Önemli Nokta 4: Somut olayda baba Ahmet, oğlu Can'ın zihninde daha önce mevcut olmayan bir suç işleme kararını oluşturmuştur. Bir kişiyi suç işlemeye teşvik ederek onda suç işleme kararı oluşmasını sağlayan kişi, azmettiren olarak sorumlu olur. 5237 sayılı TCK'nin 38. maddesinin 1. fıkrasına göre, "Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır." Bu nedenle Ahmet, azmettiren sıfatıyla sorumludur. Ancak, TCK m. 38/2'de azmettirme suçunun nitelikli bir hali düzenlenmiştir. İlgili fıkra, "Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır." hükmünü amirdir. Olayda Ahmet, baba olmasından kaynaklanan nüfuzunu ve manevi otoritesini kullanarak oğlu Can'ı suça azmettirmiştir. Bu durum, kanunda öngörülen nitelikli hale uyduğundan, Ahmet'in cezası artırılacaktır. Dolayısıyla doğru cevap, Ahmet'in üstsoy-altsoy ilişkisinden doğan nüfuzunu kullanarak azmettirmeden sorumlu tutulacağını ve cezasının artırılacağını belirten seçenektir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - A seçeneği yanlıştır. Yardım etme (TCK m. 39), mevcut bir suç işleme kararını kuvvetlendirmeyi içerir. Oysa azmettirmede, suç işleme kararı azmettirenin eylemiyle sıfırdan oluşturulur. Olayda Ahmet, Can'da mevcut olmayan bir kararı oluşturduğu için fiili azmettirmedir. - B seçeneği eksiktir. Ahmet'in azmettiren olduğu doğru olsa da, TCK m. 38/2'deki özel artırım sebebini göz ardı etmektedir. - C seçeneği yanlıştır. Dolaylı faillik (TCK m. 37/2), suçun işlenmesinde başkasının bir araç olarak kullanılmasıdır ve genellikle araç olarak kullanılan kişinin kusur yeteneğinin olmaması durumunda söz konusu olur. Olayda 25 yaşındaki Can'ın kusur yeteneği bulunmaktadır ve kendi iradesiyle hareket etmektedir, bu nedenle bir 'araç' konumunda değildir. - D seçeneği yanlıştır. Müşterek faillik (TCK m. 37/1), suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştirmeyi ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı gerektirir. Ahmet, öldürme fiilinin icrasına katılmamıştır, bu nedenle müşterek fail değildir. Önemli Nokta 5: Somut olayda fail (F), tek bir fiil olan televizyon programındaki konuşmasıyla, aynı suçun (hakaret suçu - TCK m. 125) mağduru olan birden fazla kişiye (derneğin 30 üyesi) karşı suç işlemiştir. Bu durum, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinin 2. fıkrasında özel olarak düzenlenmiştir. TCK m. 43/2, "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü amirdir. Bu hüküm, doktrinde 'aynı neviden fikri içtima' olarak da adlandırılmaktadır. Buna göre, faile işlediği hakaret suçundan dolayı tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza TCK m. 43/1 uyarınca dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılacaktır. Bu nedenle doğru cevap budur. Diğer seçeneklerin analizi: - **A seçeneği** yanlıştır, çünkü TCK m. 43/3'te sayılan istisnai suçlar (kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma) dışında, aynı suçun tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda gerçek içtima kuralları uygulanmaz. Hakaret suçu bu istisnalar arasında yer almamaktadır. - **B seçeneği** yanlıştır. Her ne kadar eylem TCK m. 216'yı (Halkın bir kesimini alenen aşağılama) akla getirse de, somut olayda suçun mağdurları belirlidir (dernek üyeleri). Mağdurların belirli olduğu durumlarda, kişilerin onur, şeref ve saygınlığını koruyan TCK m. 125'teki hakaret suçu, daha genel nitelikteki TCK m. 216'ya göre özel norm niteliğindedir ve öncelikle uygulanır. Bu nedenle farklı neviden fikri içtima (TCK m. 44) değil, TCK m. 43/2 uygulanmalıdır. - **D seçeneği** yanlıştır, çünkü TCK m. 43/2, bu durumu açıkça düzenlemiş ve cezanın artırılacağını hükme bağlamıştır. Mağdur sayısının çokluğu sadece temel cezanın belirlenmesinde değil, aynı zamanda kanunun emrettiği artırımın da sebebidir. - **E seçeneği** yanlıştır, çünkü yukarıda B seçeneğinin gerekçesinde açıklandığı üzere, mağdurların birey olarak belirlenebildiği hallerde hakaret suçu (TCK m. 125) uygulama alanı bulur. Bu nedenle yalnızca TCK m. 216'dan ceza verilmesi hukuka aykırı olacaktır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Arda, aralarındaki miras anlaşmazlığı nedeniyle amcası Burak’ı öldürmek amacıyla, etkisini yavaş gösteren bir zehri fark ettirmeden kahvesine karıştırır. Burak’ın kahveyi içmesinin ardından evden ayrılan Arda, bir süre sonra yoğun bir pişmanlık duyarak amcasını kurtarmaya karar verir. Derhal amcasının evine geri dönen Arda, yanında getirdiği panzehiri uygular ve hemen ardından acil sağlık ekiplerini arayarak durumu bildirir. Arda’nın bu müdahaleleri sayesinde Burak hayatta kalır. Bu olayda Arda’nın cezai sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre doğrudur?

A)Arda, öldürme suçunun icra hareketlerini tamamladığı için gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanamaz; fiili kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilir.
B)Arda’nın suçu işledikten sonra pişmanlık göstererek neticeyi önlemesi, TCK m. 168 kapsamında bir etkin pişmanlık hali teşkil ettiğinden cezasında indirim yapılır.
C)Arda, suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini kendi çabalarıyla önlediğinden, TCK m. 36 uyarınca gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır ve kasten öldürmeye teşebbüsten cezalandırılmaz.
D)Arda’nın neticenin gerçekleşmesini engelleme çabası, fiili en başından olası kastla işlediğini gösterir ve bu nedenle cezasının TCK m. 21/2 uyarınca indirilmesi gerekir.
E)Arda, elverişli hareketlerle suçu işlemeye başlamış ancak netice elinde olmayan nedenlerle (sağlık ekiplerinin müdahalesi) gerçekleşmediğinden TCK m. 35 uyarınca kasten öldürmeye teşebbüsten sorumludur.

Çözüm

Somut olayda değerlendirilmesi gereken hukuki kurum, suça teşebbüs ile gönüllü vazgeçme arasındaki ayrımdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 35. maddesi, suça teşebbüsü düzenler ve failin işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle icraya başlayıp da *elinde olmayan nedenlerle* tamamlayamaması halinde sorumlu tutulacağını belirtir. Buna karşılık, TCK m. 36'da düzenlenen gönüllü vazgeçme, faile cezadan muafiyet sağlayan kişisel bir nedendir. Bu maddeye göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçerse *veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse* teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Olayda Arda, zehri kahveye koyarak ve Burak'ın bunu içmesini sağlayarak öldürme suçunun icra hareketlerini tamamlamıştır. Ancak daha sonra gönüllü bir kararla pişmanlık duymuş ve neticenin (ölümün) gerçekleşmesini engellemek için aktif çaba sarf etmiştir. Panzehir uygulaması ve acil servisi araması, neticenin kendi çabalarıyla önlendiğini açıkça göstermektedir. Bu durum, TCK m. 36'da düzenlenen gönüllü vazgeçmenin ikinci haline, yani 'icra hareketleri tamamlandıktan sonra neticenin önlenmesi' durumuna tam olarak uymaktadır. Bu nedenle Arda, kasten öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılmaz. Ancak TCK m. 36'nın son cümlesi uyarınca, eğer eyleminin tamamlanan kısmı (örneğin kasten yaralama) ayrı bir suç oluşturuyorsa, yalnızca o suçtan sorumlu tutulur. Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şöyledir: A seçeneği yanlıştır, çünkü TCK m. 36 icra hareketleri tamamlandıktan sonra dahi neticeyi önleme suretiyle gönüllü vazgeçmeyi mümkün kılar. B seçeneği yanlıştır, çünkü TCK m. 168'de düzenlenen etkin pişmanlık, suç *tamamlandıktan sonra* ve kanunda sayılan belirli suçlar (hırsızlık, dolandırıcılık vb.) için geçerlidir. Olayda öldürme suçu tamamlanmamıştır. D seçeneği yanlıştır, çünkü failin sonradan pişman olması, fiilin işlendiği andaki kastının niteliğini (doğrudan kast) değiştirmez. E seçeneği yanlıştır, çünkü neticenin gerçekleşmemesi 'elinde olmayan nedenler' yüzünden değil, bizzat failin 'gönüllü ve aktif çabaları' sonucunda olmuştur. Bu durum, teşebbüsü değil, gönüllü vazgeçmeyi gündeme getirir.

Soru 2

Emlak anlaşmazlığı nedeniyle uzun süredir husumetli olduğu komşusu K'yi öldürmesi için, daha önce bu yönde bir suç işleme kararı bulunmayan oğlu B üzerinde, üstsoy olmasının kendisine sağladığı nüfuzu ve manevi baskıyı kullanarak telkinde bulunan A, oğlu B'nin bu suçu işlemesini sağlamıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre A'nın cezai sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Rakibi (B)’ye ait depoyu ateşe vererek içindeki malları yok etmek amacıyla hareket eden (A), deponun boş olduğunu düşünmesine rağmen içeride bulunan gece bekçisi (C)’nin dumandan zehirlenerek ölmesine neden olmuştur. Bu olayda (A)’nın cezai sorumluluğunun belirlenmesinde, suçların içtimaına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.