11. Topluma, Devlete Karşı Suçlar ve Diğer Suçlar

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Somut olayda (A)'nın eylemleri iki ayrı suç tipi açısından değerlendirilmelidir. Birincisi, suçtan elde edilen eşyayı bilerek kabul etmek veya bulundurmaktır (TCK m. 165). İkincisi ise, bu durum hakkında bilgi vermemektir. Türk Ceza Kanunu'nun 166. maddesi, "Bir hukuki ilişkiye dayalı olarak elde ettiği eşyanın, esasında suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edildiğini öğrenmesine rağmen, suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmayan kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amirdir. Olayda (A), tabloyu konsinye sözleşmesi gibi bir hukuki ilişkiye dayanarak elde etmiş ve sonradan suç eşyası olduğunu öğrenmesine rağmen bildirimde bulunmamıştır. Bu nedenle, TCK m. 166'da tanımlanan 'bilgi vermeme' suçu oluşmuştur. Bu suç, TCK m. 165'te düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan bağımsız ve ayrı bir suç tipidir. Bu sebeple (A) her iki suçtan da ayrı ayrı sorumlu tutulabilir. 'Kimse kendini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz' ilkesi, kişinin işlediği iddia edilen suça ilişkin susma hakkını kapsar; ancak TCK m. 166 gibi kanunla yüklenmiş özel bir bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca, bu durum için özel bir norm olan TCK m. 166 varken, genel bir norm olan TCK m. 281'deki suç delillerini gizleme suçuna gidilemez (lex specialis derogat legi generali ilkesi). Eşyanın sonradan teslimi, suçun oluşmasını engellemez. Bu nedenle doğru cevap, (A)'nın TCK m. 166 uyarınca ayrıca cezalandırılacağını belirten seçenektir. Önemli Nokta 2: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 195. maddesi, “Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmünü amirdir. Bu suç, bir soyut tehlike suçu niteliğindedir. Soyut tehlike suçlarında, kanuni tanımdaki fiilin işlenmesiyle suç tamamlanmış olur; ayrıca somut bir tehlikenin veya bir zararın meydana gelmesi aranmaz. Kanun koyucu, bu tür fiillerin yapılmasını genel olarak kamu sağlığı açısından tehlikeli kabul etmiştir. - A seçeneği yanlıştır. Her ne kadar (A)'nın annesine yardım etme amacı bulunsa da, kamu sağlığı gibi üstün bir hukuki yararı koruyan ve binlerce kişinin sağlığını riske atma potansiyeli taşıyan bir normun ihlalinde zaruret halinin uygulanması ceza hukuku doktrininde oldukça tartışmalıdır ve genellikle kabul görmez. Oluşturulan tehlikenin ağırlığı, korunmak istenen yarardan daha fazladır. - B seçeneği yanlıştır. TCK m. 195'te düzenlenen suçun manevi unsuru genel kasttır. Failin, karantina kararını ve bu karara aykırı davrandığını bilmesi ve istemesi suçun oluşumu için yeterlidir. Failin hastalığı yaymak gibi özel bir kastının (saikinin) bulunması aranmaz. - C seçeneği yanlıştır. Suç, bir soyut tehlike suçu olduğundan, failin hasta olup olmaması veya eylemi neticesinde hastalığın bir başkasına bulaşmaması suçun oluşumunu etkilemez. Suçun tamamlanması için karantina tedbirine aykırı hareket edilmesi yeterlidir; bir neticenin gerçekleşmesi şart değildir. - E seçeneği yanlıştır. Bir fiilin hem bir kabahat hem de suç olarak düzenlenmesi durumunda, ceza kanunundaki düzenleme öncelikli olarak uygulanır. TCK m. 195, bu eylemi açıkça suç olarak tanımlamıştır. Bu nedenle Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'ndaki idari yaptırım, cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz. - D seçeneği doğrudur. Açıklandığı üzere, TCK m. 195’teki suç, bir soyut tehlike suçudur. Bu nedenle, (A)'nın hastalığı taşıyıp taşımadığına veya eyleminin somut bir tehlike ya da zarar doğurup doğurmadığına bakılmaksızın, sırf yetkili makamlarca alınan karantina tedbirine uymaması fiiliyle suç oluşmuştur. Önemli Nokta 3: Olayda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339. maddesinde düzenlenen 'Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma' suçu söz konusudur. Maddenin birinci fıkrası, 'Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri veya yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken hususları elde etmeye yarayan ve elde bulundurulması için kabul edilebilir bir neden gösterilemeyen belgelerle veya bu nitelikteki herhangi bir şeyle yakalanan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir' hükmünü amirdir. Somut olayda (A), görevdeyken bu belgelere hukuka uygun olarak erişmiş olsa da, emekli olduktan sonra bu belgeleri elinde bulundurması için 'kabul edilebilir bir nedeni' kalmamıştır. Suçun oluşması için belgelerin hukuka aykırı bir yolla ele geçirilmesi şart değildir; başlangıçta hukuka uygun olarak elde edilmiş olsa bile, bulundurma yetkisi ortadan kalktıktan sonra bu fiile devam edilmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Bu suç, bir soyut tehlike suçu olduğundan, belgelerin bir başkasına verilmesi veya sızdırılması gibi bir neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Yalnızca hukuki bir gerekçe olmaksızın bu nitelikteki belgeleri elinde bulundurmak, suçun maddi unsurunu oluşturur. Failin casusluk gibi özel bir maksatla hareket etmesi de bu suç tipi için aranan bir unsur değildir. Önemli Nokta 4: Somut olayda (S), uyuşturucu madde temin etmese de, kullanımını daha konforlu ve elverişli hale getirmek amacıyla özel bir mekan (ses yalıtımlı, özel aydınlatmalı oda) ve bu kullanıma özgü donanımlar (cam pipolar, ısıtıcılar) sağlamıştır. Bu eylem, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 190. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde tanımlanan suçu oluşturmaktadır. İlgili madde, 'Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için; a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan... kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis... cezası ile cezalandırılır' hükmünü amirdir. Bu suçun oluşması için failin uyuşturucu maddeyi bizzat temin etmesi veya satması gerekmez; kullanım için özel bir ortam veya araç-gereç sağlaması yeterlidir. Kanun koyucu bu fiili bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - A seçeneği yanlıştır, çünkü (S)'nin eylemi TCK m. 188'de düzenlenen uyuşturucu madde ticareti suçuna yardım niteliğinde değildir. TCK m. 190, bu tür kolaylaştırma eylemlerini özel ve bağımsız bir suç olarak tanımladığından, genel iştirak hükümleri değil, özel hüküm olan TCK m. 190 uygulanır. - C seçeneği yanlıştır. (S)'nin fiili, arkadaşlarının işlediği TCK m. 191 kapsamındaki kullanma suçuna iştirak olarak değerlendirilemez. Çünkü kanun koyucu, TCK m. 190 ile bu fiili, kullanma suçundan ayrı ve bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Bu durum, 'özel normun önceliği' (lex specialis) ilkesinin bir gereğidir. - D seçeneği yanlıştır. TCK m. 190/2'de düzenlenen 'alenen özendirme' suçu için fiilin kamuya açık bir şekilde, belirsiz sayıda kişiye yönelik olarak işlenmesi gerekir. Olayda ise (S), eylemini özel mülkünde ve sınırlı bir arkadaş çevresine yönelik gerçekleştirdiğinden aleniyet unsuru yoktur. - E seçeneği yanlıştır. TCK m. 190'daki suçun oluşumu için ticari bir amaç veya uyuşturucu temini şartı aranmamaktadır. Sadece kullanımın kolaylaştırılmasına yönelik yer veya donanım sağlamak, suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için yeterlidir. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir. Önemli Nokta 5: Somut olayda (İ)'nin eylemi, TCK'nin 163. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen “karşılıksız yararlanma” suçunu oluşturur. İlgili fıkra, “Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde” bu suçun oluşacağını belirtmektedir. Olayda (İ), sayaca müdahale ederek tüketim miktarının belirlenmesini engellemiş ve bu suretle karşılıksız yararlanma suçunu işlemiştir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A ve B seçenekleri yanlıştır. Kanun koyucu, bu tür fiiller için özel bir suç tipi olan karşılıksız yararlanmayı düzenlemiştir. Genel hüküm niteliğindeki dolandırıcılık veya hırsızlık suçları, özel normun varlığı nedeniyle (lex specialis derogat legi generali) bu olayda uygulanamaz. D seçeneği yanlıştır. Karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümleri, diğer malvarlığı suçlarından farklı olarak TCK m. 168/5'te özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, failin soruşturma tamamlanmadan önce (olaydaki gibi iddianame düzenlenmeden önce) zararı tamamen tazmin etmesi halinde ceza indirimi yapılmaz, doğrudan “kamu davası açılmaz”. Seçenekte belirtilen “verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” hükmü, TCK m. 168/1 uyarınca hırsızlık, dolandırıcılık gibi diğer bazı malvarlığı suçları için geçerli olan genel etkin pişmanlık kuralıdır ve bu özel duruma uygulanamaz. E seçeneği yanlıştır. TCK m. 168/5'e göre, karşılıksız yararlanma suçunda zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde verilecek ceza “üçte birine kadar” indirilir. Seçenekte belirtilen “yarısına kadarı indirilir” oranı ise TCK m. 168/2 uyarınca diğer bazı malvarlığı suçları için kovuşturma aşamasında geçerli olan indirim oranıdır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Sanat galerisi işleten (A), konsinye satış amacıyla müşteri (B)’den değerli bir tabloyu teslim almıştır. Tabloyu teslim aldıktan bir hafta sonra, bir haber bülteninde aynı tablonun bir müzeden çalındığını öğrenen (A), durumu yetkili makamlara bildirmemiştir. Polis tarafından yapılan soruşturmada tablo galeride bulununca (A), tabloyu elinde bulundurduğunu kabul etmiş ancak başının derde gireceği endişesiyle tabloyu kendisine getiren (B) hakkında bilgi vermekten ısrarla kaçınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, (A)'nın durumuyla ilgili aşağıdaki hukuki nitelemelerden hangisi doğrudur?

A)(A), suç eşyasını kabul etme suçundan (TCK m. 165) sorumlu olup, bilgi vermemesi bu suçun bir unsuru olarak değerlendirileceğinden ayrıca cezalandırılmaz.
B)Kimsenin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamayacağı (nemo tenetur) ilkesi gereğince (A)'nın susma hakkı bulunduğundan, bilgi vermemesi nedeniyle cezai sorumluluğu doğmaz.
C)(A)'nın, tablonun kaynağı hakkında bilgi vermeyerek delilleri gizlediği kabul edilir ve bu eylemi TCK m. 281'de düzenlenen suç delillerini gizleme suçunu oluşturur.
D)(A), bir hukuki ilişkiye dayanarak elde ettiği eşyanın suçtan kaynaklandığını öğrenmesine rağmen bildirimde bulunmadığı için, suç eşyasını kabul etme suçundan bağımsız olarak TCK m. 166 uyarınca ayrıca cezalandırılır.
E)(A)’nın hukuki bir ilişkiye dayanarak elde ettiği tabloyu derhal yetkili makamlara teslim etmesi halinde, bilgi vermeme suçundan (TCK m. 166) dolayı hakkında ceza verilmesi mümkün değildir.

Çözüm

Somut olayda (A)'nın eylemleri iki ayrı suç tipi açısından değerlendirilmelidir. Birincisi, suçtan elde edilen eşyayı bilerek kabul etmek veya bulundurmaktır (TCK m. 165). İkincisi ise, bu durum hakkında bilgi vermemektir. Türk Ceza Kanunu'nun 166. maddesi, "Bir hukuki ilişkiye dayalı olarak elde ettiği eşyanın, esasında suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edildiğini öğrenmesine rağmen, suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmayan kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amirdir. Olayda (A), tabloyu konsinye sözleşmesi gibi bir hukuki ilişkiye dayanarak elde etmiş ve sonradan suç eşyası olduğunu öğrenmesine rağmen bildirimde bulunmamıştır. Bu nedenle, TCK m. 166'da tanımlanan 'bilgi vermeme' suçu oluşmuştur. Bu suç, TCK m. 165'te düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan bağımsız ve ayrı bir suç tipidir. Bu sebeple (A) her iki suçtan da ayrı ayrı sorumlu tutulabilir. 'Kimse kendini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz' ilkesi, kişinin işlediği iddia edilen suça ilişkin susma hakkını kapsar; ancak TCK m. 166 gibi kanunla yüklenmiş özel bir bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca, bu durum için özel bir norm olan TCK m. 166 varken, genel bir norm olan TCK m. 281'deki suç delillerini gizleme suçuna gidilemez (lex specialis derogat legi generali ilkesi). Eşyanın sonradan teslimi, suçun oluşmasını engellemez. Bu nedenle doğru cevap, (A)'nın TCK m. 166 uyarınca ayrıca cezalandırılacağını belirten seçenektir.

Soru 2

İl Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla, tehlikeli bir virüs salgını sebebiyle karantina altına alınan bir mahallede ikamet eden (A), karantina bölgesinde bulunmayan ve acil tıbbi müdahaleye ihtiyacı olan annesini ziyaret etmek amacıyla, yetkililerden izin almaksızın karantina mahallini terk etmiştir. Yapılan kontrolde (A)’nın hastalığa yakalanmadığı anlaşılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre bu olaydaki hukuki durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Milli Savunma Bakanlığı'nda üst düzey strateji uzmanı olarak görev yapan (A), görevi nedeniyle muttali olduğu ve devletin güvenliği ile iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken nitelikteki bilgi ve belgeleri, emekliye ayrıldıktan sonra, uhdesinde bulundurması için kabul edilebilir herhangi bir neden olmaksızın kişisel dijital arşivinde muhafaza etmeye devam etmiştir. (A), bu belgeleri herhangi bir üçüncü kişiyle paylaşmamış veya bu yönde bir girişimde bulunmamıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde (A)'nın bu fiili nasıl değerlendirilmelidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.