7. Uluslararası Suçlar

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Yabancı Devlet Temsilcilerine Karşı Suçlar' başlıklı 342. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, yabancı devletin Türkiye'deki diplomatik temsilcisi olan kişilere karşı görevlerinden dolayı işlenen mala zarar verme suçlarını özel olarak düzenlemiştir. Somut olayda, Büyükelçinin makam aracına zarar verilmesi bu kapsama girmektedir. Ancak, 'Soruşturma ve kovuşturma koşulu' başlıklı TCK m. 343/1, 'Bu Bölümde yer alan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, karşılıklılık koşuluna bağlıdır.' hükmünü amirdir. Karşılıklılık (mütekabiliyet), ilgili yabancı devletin de Türk diplomatik temsilcilerine kanunen ve fiilen aynı korumayı sağlaması anlamına gelir. Soruda, (Y) devletinde bu korumanın sağlanmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu durumda, soruşturma ve kovuşturma koşulu olan karşılıklılık gerçekleşmediğinden, fail (A) hakkında TCK m. 342'ye dayanılarak soruşturma yapılması hukuken mümkün değildir. Ancak bu durum, fiilin tamamen cezasız kalacağı anlamına gelmez. Koşulun yokluğu, yalnızca özel hükmün uygulanmasına engel olur. Failin eylemi, şartları oluştuğu takdirde TCK'nın genel hükümleri arasında yer alan 'Mala Zarar Verme' suçuna (TCK m. 151 vd.) ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilebilir ve soruşturulabilir. Önemli Nokta 2: Sorunun çözümünde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 76. maddesinde düzenlenen soykırım suçu incelenmelidir. TCK m. 76/1'e göre soykırım; “milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi maksadıyla” işlenen bir suçtur. Bu suçun oluşabilmesi için failde “grubu yok etme” özel kastı bulunmalıdır. Maddenin devamında bu amaçla işlenebilecek seçimlik hareketler sayılmıştır. TCK m. 76/1-e’de “Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi” fiili, açıkça bir soykırım eylemi olarak tanımlanmıştır. Bir grubun çocuklarının zorla alınıp başka bir kültür ve inanç içinde asimile edilmesi, o grubun geleceğini ve neslini ortadan kaldırmaya yönelik bir eylemdir. Bu durum, grubun biyolojik ve sosyal varlığının devamını engellediği için kanunda aranan “yok etme” kastı kapsamındadır. Failin savunmasında eylemi “entegrasyon” veya “kültürel ıslah” olarak adlandırması, grubun bir bütün olarak varlığını sürdürmesini engelleme amacını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla doğru cevap, failin eyleminin TCK m. 76/1-e kapsamında soykırım suçunu oluşturduğunu belirten seçenektir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - A seçeneği yanlıştır. Her ne kadar TCK m. 77'deki insanlığa karşı suçlar da planlı ve sistemli eylemleri gerektirse de, soykırım suçunu ayıran temel özellik, failin belirli bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup olduğu için “yok etme” özel kastıdır. Olaydaki eylem, doğrudan bu özel kastı ve TCK m. 76'da sayılan spesifik bir fiili içerdiğinden, soykırım olarak nitelendirilmelidir. - B seçeneği yanlıştır. Failin amacının “kültürel kimliğe” yönelik olduğunu savunması, hukuki gerçeği değiştirmez. Çocukların zorla nakli ve asimilasyonu, grubun bir sonraki neslini ortadan kaldırarak onu biyolojik ve sosyal olarak yok etmeye yönelik bir eylemdir. Bu nedenle “yok etme” özel kastı mevcuttur. TCK m. 115 ise çok daha özel ve dar kapsamlı bir suç olup, soykırım gibi özel bir suçun varlığı halinde geri planda kalır. - C seçeneği yanlıştır. TCK m. 76, soykırım suçunun maddi unsurunu sadece öldürme veya ağır bedensel zarar ile sınırlamamıştır. Maddenin (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan; grubu yaşayamaz koşullara zorlama, doğumları engelleme ve çocukları nakletme gibi fiiller de tek başlarına, yok etme kastıyla işlendiğinde soykırım suçunu oluşturur. - D seçeneği yanlıştır. TCK m. 76/2'deki gerçek içtima hükmü, soykırım suçu işlenirken ayrıca kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarının da işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı da ayrıca ceza verileceğini düzenleyen özel bir içtima kuralıdır. Bu hüküm, diğer bentlerdeki eylemlerin (çocukların nakli gibi) tek başına soykırım suçunu oluşturamayacağı şeklinde yorumlanamaz. Önemli Nokta 3: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 77. maddesi, "İnsanlığa karşı suçlar"ı düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre, belirli fiillerin "siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi" bu suçu oluşturur. Somut olayda, lider (L)'nin eylemleri siyasi muhaliflere yöneliktir (siyasal saik), belirli bir plana dayanmaktadır ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Kişi hürriyetinden yoksun kılma fiili de TCK m. 77/1-(d) bendinde sayılan eylemlerden biridir. Failin, fiillerin bir devlet politikası olmadığı yönündeki savunması, kanuni düzenleme karşısında hukuki bir değer taşımaz. Zira kanun metni, fiillerin bir devlet tarafından işlenmesini zorunlu bir unsur olarak aramamaktadır; bir örgütün planı ve politikası dahilinde işlenmesi yeterlidir. Dolayısıyla, olaydaki tüm unsurlar bir araya geldiğinde insanlığa karşı suç oluşmuştur. Diğer seçeneklerin analizi: - Birinci seçenek, soykırım suçunun unsurlarının oluşmadığını doğru bir şekilde tespit etmekle birlikte, eylemlerin sadece adi suç (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) olarak nitelendirileceği sonucuna varması nedeniyle hatalıdır. Olayda TCK m. 77'deki özel suç tipi oluşmuştur. - İkinci seçenek, suçun oluşumu için bir devlet politikası arayarak kanunda yer almayan bir unsuru zorunlu kıldığı için yanlıştır. - Üçüncü seçenek, TCK m. 77/2'de kasten öldürme ve yaralama suçları bakımından mağdur sayısınca gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağının özel olarak belirtilmesi karşısında, tüm fiiller için genel olarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını iddia etmesi nedeniyle hatalıdır. Bu özel düzenleme, kanun koyucunun genel içtima kurallarından ayrılma iradesini göstermektedir. - Beşinci seçenek, bir suç tipinin (silahlı isyan) oluşmamasının, diğer bir özel suç tipinin (insanlığa karşı suç) oluşmasına engel teşkil edeceği gibi hatalı bir varsayıma dayandığı için yanlıştır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Bir sivil toplum örgütünün düzenlediği protesto gösterisi sırasında, göstericilerden (A), (Y) devletinin politikalarını protesto etmek amacıyla, anılan devletin Ankara Büyükelçisinin park halindeki zırhlı makam aracının üzerine boya dökerek aracın kaportasına ve camlarına kalıcı zarar vermiştir. Yapılan diplomatik yazışmalar neticesinde, (Y) devletinin kanunlarında ve fiili uygulamasında, Türk diplomatik temsilcilerinin mallarına yönelik benzer fiiller için herhangi bir özel koruma veya cezai yaptırım öngörülmediği anlaşılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Karşılıklılık koşulu sağlanmadığı için, (A)’nın eylemi Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmez ve hakkında kamu davası açılamaz.
B)Eylem, yabancı devletin egemenlik alameti olan bir mala zarar verme niteliğinde olduğundan, karşılıklılık koşulu aranmaksızın TCK m. 342 uyarınca resen soruşturulur.
C)TCK m. 342’de tanımlanan suçun soruşturulması karşılıklılık koşuluna bağlı olduğundan, bu koşulun yokluğunda anılan maddeye dayanılarak soruşturma yapılamaz.
D)Karşılıklılık ilkesi, yalnızca yabancı devlet başkanına karşı işlenen suçlarda arandığından, büyükelçinin malına zarar verme fiili bu kapsamda değerlendirilmez.
E)(Y) devletinin fiili uygulamasında koruma sağlamaması, TCK m. 342 uyarınca verilecek cezada yalnızca bir takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınabilir.

Çözüm

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Yabancı Devlet Temsilcilerine Karşı Suçlar' başlıklı 342. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, yabancı devletin Türkiye'deki diplomatik temsilcisi olan kişilere karşı görevlerinden dolayı işlenen mala zarar verme suçlarını özel olarak düzenlemiştir. Somut olayda, Büyükelçinin makam aracına zarar verilmesi bu kapsama girmektedir. Ancak, 'Soruşturma ve kovuşturma koşulu' başlıklı TCK m. 343/1, 'Bu Bölümde yer alan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, karşılıklılık koşuluna bağlıdır.' hükmünü amirdir. Karşılıklılık (mütekabiliyet), ilgili yabancı devletin de Türk diplomatik temsilcilerine kanunen ve fiilen aynı korumayı sağlaması anlamına gelir. Soruda, (Y) devletinde bu korumanın sağlanmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu durumda, soruşturma ve kovuşturma koşulu olan karşılıklılık gerçekleşmediğinden, fail (A) hakkında TCK m. 342'ye dayanılarak soruşturma yapılması hukuken mümkün değildir. Ancak bu durum, fiilin tamamen cezasız kalacağı anlamına gelmez. Koşulun yokluğu, yalnızca özel hükmün uygulanmasına engel olur. Failin eylemi, şartları oluştuğu takdirde TCK'nın genel hükümleri arasında yer alan 'Mala Zarar Verme' suçuna (TCK m. 151 vd.) ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilebilir ve soruşturulabilir.

Soru 2

Paramiliter bir örgütün lideri olan (L), devletin zımni desteğiyle hazırladığı “Toplumsal Bütünleşme Projesi” kapsamında, ülkenin doğusunda yaşayan ve farklı bir dini inanca sahip (X) grubuna mensup yüzlerce çocuğu ailelerinden zorla alarak, ülkenin batısındaki yatılı okullara yerleştirmiştir. Projenin resmi amacı, bu çocukları “çağdaş eğitimle tanıştırarak topluma kazandırmak” olarak açıklanmıştır. Ancak okullarda çocukların anadillerini konuşmaları ve kendi dini ritüellerini gerçekleştirmeleri yasaklanmış, onlara sistematik olarak çoğunluk kültürü ve inancı aşılanmıştır. (L), savunmasında niyetinin (X) grubuna mensup kimseyi fiziksel olarak yok etmek değil, onları “geri kalmış inanç ve geleneklerinden kurtararak” ulusal birliğe entegre etmek olduğunu ileri sürmüştür. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 76. maddesi çerçevesinde (L)'nin eyleminin hukuki nitelendirilmesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Belirli bir siyasi ideolojiye sahip paramiliter bir örgütün lideri olan (L), belli bir bölgedeki siyasi muhalefeti bastırmak amacıyla sistemli bir plan oluşturur. Bu plan doğrultusunda (L), emrindeki kişilere, muhalif görüşleriyle bilinen çok sayıda sivilin kaçırılarak belirsiz sürelerle gizli yerlerde tutulmaları talimatını verir. Yargılama sırasında (L), örgütünün bir devlet organı olmadığını ve bu eylemlerin yaygın bir saldırının parçası olmayıp grubun hakimiyetini sağlamak için siyasi bir zorunluluk olduğunu savunmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, (L)’nin fiillerinin hukuki nitelendirilmesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.