Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Çözüm, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) eski hâle getirme ve istinaf kanun yoluna ilişkin hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Özellikle sanığın yokluğunda verilen hükümlere karşı kanun yoluna başvuru usulü, özel bir düzenlemeye tabidir.
CMK m. 41/2 uyarınca, eski hâle getirme dilekçesi verildiği anda, usule ilişkin yapılamayan işlemler de yerine getirilmelidir. Bu genel bir kuraldır.
Sorudaki özel durum ise sanığın yokluğunda hüküm verilmesiyle ilgilidir ve bu durum CMK m. 274'te özel olarak düzenlenmiştir. Maddeye göre, "Sanık, yokluğunda aleyhine verilen hükümlere karşı eski hâle getirme isteminde bulunabilir. (...) Sanığın eski hâle getirme isteminde bulunduğu hâllerde, ayrıca istinaf isteminde bulunması gerekir." Bu hüküm, eski hâle getirme istemiyle birlikte istinaf başvurusunun da yapılmasının zorunlu olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.
Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şu şekildedir:
- A seçeneği yanlıştır çünkü kanun, iki istemin birlikte yapılmasını aramaktadır; eski hâle getirmenin kabulü sonrasında yeni bir süre verilmesi söz konusu değildir.
- B seçeneği yanlıştır. CMK m. 274/1'in ikinci cümlesi, "Eski hâle getirme süresi içinde de istinaf süresi işler." demek suretiyle sürenin durmayacağını, işlemeye devam edeceğini belirtmiştir. Maddenin son cümlesi uyarınca duran veya ertelenen, istinaf süresi değil, istinaf istemi ile ilişkili işlerdir.
- D seçeneği yanlıştır. CMK m. 274/1'in ilk cümlesi, sanığın yokluğunda verilen hükümlere karşı eski hâle getirme isteminde bulunabileceğini açıkça düzenlemiştir.
- E seçeneği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 98. maddesindeki düzenleme ile benzerlik taşısa da ceza muhakemesinde uygulama alanı bulmaz. CMK m. 41/1'e göre eski hâle getirme dilekçesi, "süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye verilir." Somut olayda bu mahkeme, hükmü veren ilk derece mahkemesidir.
Önemli Nokta 2: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 325. maddesinin 1. fıkrası, "Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir." hükmünü amirdir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır." denilerek, HAGB kararı verilmesi durumunda da yargılama giderlerinin sanığa yükleneceği açıkça düzenlenmiştir. CMK m. 324/1'e göre, tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri de yargılama giderleri kapsamındadır. Bu nedenle, sanık hakkında HAGB kararı verilmiş olsa dahi, kendisine atanan zorunlu müdafi ücreti de dahil olmak üzere tüm yargılama giderleri kural olarak sanığa yükletilir. Dolayısıyla mahkemenin kararı hukuka uygundur.
Diğer seçeneklerin analizi:
A seçeneği, CMK m. 325/3'teki hakkaniyet kuralını yanlış yorumlamaktadır. Bu kural, yargılamanın lehe sonuçlanması halinde uygulanır; oysa HAGB, CMK m. 325/2 uyarınca açıkça mahkûmiyet gibi gider yükletilen bir hal olarak düzenlenmiştir.
B seçeneği, CMK m. 324/5'teki istisnayı hatalı bir şekilde genişletmektedir. Bu maddeye göre sadece Türkçe bilmeyen ya da engelli olanlar için görevlendirilen tercümanın giderleri yargılama gideri sayılmaz. Zorunlu müdafi ücreti için böyle bir istisna bulunmamaktadır.
C seçeneği, CMK m. 327'deki beraat haline ilişkin kuralı HAGB ile yanlış bir şekilde ilişkilendirmektedir. Beraat ve HAGB, giderler açısından farklı rejimlere tabidir.
E seçeneği, kanunda olmayan bir ayrım yapmaktadır. Kanun, cezanın türüne (hapis cezası, adli para cezası vb.) veya HAGB gibi kararlara göre giderlerin yükletilmesi konusunda bir ayrım gözetmemiştir.
Önemli Nokta 3: Doğru cevap, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 331. maddesinin 2. fıkrasına dayanmaktadır. Bu fıkra, "Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir." hükmünü amirdir. Bu ifade, kanun metniyle birebir örtüşmekte ve adlî tatilde devam edecek işlerin usulünü belirleme yetkisinin Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) ait olduğunu doğru bir şekilde belirtmektedir.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır:
A seçeneği yanlıştır. CMK m. 331/4'e göre, "Adlî tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır." Dolayısıyla süreler, tatilin bittiği günü izleyen ilk iş gününün sonuna kadar değil, tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzar.
C seçeneği yanlıştır. CMK m. 331/3, tatil süresince Yargıtay'ın görev alanını düzenler ve buna göre Yargıtay, "yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar." Delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma tedbirleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 103. maddesinde sayılan ve hukuk mahkemelerinin adlî tatilde göreceği işlerdendir. Ceza yargılamasında Yargıtay'ın adlî tatildeki görev kapsamına girmez.
D seçeneği yanlıştır. CMK m. 331/1'e göre adlî tatil, "yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar" devam eder. Yeni adlî yıl bir eylülde başlar ancak adlî tatil otuz bir ağustosta sona erer, bir eylülde değil. Bu seçenek, bitiş tarihini yanlış belirterek çeldirici oluşturmaktadır.
E seçeneği yanlıştır. Tarafların anlaşması hâlinde adlî tatilde davaya devam edilebilmesi, HMK m. 103/2'de hukuk davaları için öngörülmüş bir imkândır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, tarafların muvafakatiyle tutuksuz bir davaya adlî tatilde bakılabileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. CMK'da adlî tatilde görülecek işler, işin niteliğine (tutuklu veya ivedi olması gibi) göre belirlenir, tarafların iradesine bırakılmaz.
Önemli Nokta 4: Somut olayda sanık, kusuru olmaksızın, elde olmayan bir nedenle (ağır hastalık) kanuni istinaf süresini kaçırmıştır. Bu durumda başvurulması gereken hukuki yol, CMK m. 40 ve devamında düzenlenen "eski hâle getirme" kurumudur. CMK m. 40/1'e göre, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, engelin kalkmasından itibaren iki hafta içinde eski hâle getirme isteminde bulunabilir.
Sorunun can alıcı noktası, eski hâle getirme isteminin istinaf başvurusu ile olan ilişkisidir. CMK m. 274/1'de bu durum özel olarak düzenlenmiştir: "Sanığın eski hâle getirme isteminde bulunduğu hâllerde, ayrıca istinaf isteminde bulunması gerekir. Bu hâlde istinaf istemi ile ilişkili işler, eski hâle getirme istemi hakkında karar verilinceye kadar ertelenir." Bu hüküm uyarınca, sanık eski hâle getirme dilekçesi ile birlikte, süresinde yapamadığı usul işlemi olan istinaf başvurusunu da aynı anda yapmak zorundadır. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
A seçeneği, kanun hükmünün yanlış yorumlanmasına dayanmaktadır. Ertelenen husus, istinaf başvurusunun yapılması değil, bu istemle ilgili işlemlerin yürütülmesidir.
B seçeneği, kusur olmaksızın süre kaçırma hali için öngörülen özel bir yol olan eski hâle getirme kurumunu göz ardı ederek, genel ret usulünü (CMK m. 276) işletmeye çalışmaktadır ki bu hatalıdır.
D seçeneği yanlıştır çünkü eski hâle getirme istemi, sürenin kaçırılmasındaki mazereti ortaya koyan bir usuli talep iken; istinaf başvurusu, hükmün esasına yönelik itirazları içeren farklı bir kanun yolu başvurusudur. Biri diğerinin yerine geçmez, birlikte yapılmaları gerekir.
E seçeneği ise ceza muhakemesi hukuku ile ceza hukuku kurumlarını hatalı bir şekilde birleştirmektedir. Ceza zamanaşımını kesen haller 5237 sayılı TCK m. 71'de sınırlı olarak sayılmıştır ve eski hâle getirme istemi bunlar arasında yer almaz.
Önemli Nokta 5: Olayda, (S)'nin eylemi meşru savunma koşulları altında başlamış ancak sonrasında sınır aşılmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 27. maddesinin 2. fıkrası, 'Meşru savunmada sınırın aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.' hükmünü amirdir. Bu durum, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz ancak failin kusurlu sayılamayacağı bir hâl olarak düzenlenmiştir. Yani, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebeptir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 'Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm' başlıklı 223. maddesi, verilebilecek hükümleri sıralamaktadır. Maddenin 3. fıkrasının (c) bendi, '...meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması... hâllerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.' şeklinde açık bir düzenleme içermektedir. Bu nedenle, mahkemenin (S) hakkında vermesi gereken hüküm, sanığın kusurunun olmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararıdır. Beraat kararı (CMK m. 223/2-d), meşru savunmada sınırın hiç aşılmadığı durumlarda verilir. Diğer şıklar ise somut olayla ilgili değildir.