Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 48. maddesi, tanığın kendisini veya Kanun'un 45. maddesinde sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinme hakkını düzenlemektedir. Bu hak, 'nemo tenetur se ipsum accusare' (hiç kimse kendini suçlamak zorunda değildir) ilkesinin bir yansımasıdır. Maddenin ikinci cümlesi uyarınca, tanığa bu hakkının dinlenmeye başlanmadan önce bildirilmesi zorunludur. Dolayısıyla, senaryodaki tanık (T), kendisine yöneltilen sorunun cezai sorumluluğunu doğurabileceğini fark ettiğinde bu hakkını kullanabilir.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri:
A) CMK m. 53 uyarınca tanığa yalan tanıklık suçunun sonuçlarının hatırlatılması, onun doğruyu söyleme yükümlülüğünü belirtir. Ancak bu yükümlülük, CMK m. 48'de düzenlenen ve daha temel bir hak olan kendini suçlamama hakkını ortadan kaldırmaz.
B) Beyanın tanığa 'doğrudan doğruya maddi bir zarar verecek olması' hali, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 250. maddesinde düzenlenen, özel hukuk yargılamasına özgü bir tanıklıktan çekinme sebebidir. Ceza muhakemesinde ise kişinin kendisini ceza kovuşturmasına uğratma ihtimali çekinme için yeterlidir.
D) CMK m. 52, tanıkların ayrı ayrı dinlenmesini öngörür ancak bu, tanığa sanığın yokluğunda ifade verme gibi bir talep hakkı tanımaz. Aksine, CMK m. 59/1 uyarınca hazır olan sanık tanığa gösterilir. Bu usul, çekinme hakkını ortadan kaldırmaz.
E) Ceza muhakemesi sistemimizde, tanığın mahkemeden kovuşturmama güvencesi talep ederek pazarlık yapması gibi bir usul bulunmamaktadır. Tanığın çekinme hakkı, herhangi bir ön koşula veya pazarlığa bağlı olmaksızın, kanundan doğan mutlak bir haktır.
Önemli Nokta 2: Ceza muhakemesinde hâkim, delilleri serbestçe takdir etme ilkesi uyarınca hareket eder. CMK m. 67/6 uyarınca tarafların uzmanından bilimsel mütalaa alma hakkı bulunmakla birlikte, bu mütalaa hâkimi bağlayıcı nitelikte bir delil değildir. Hâkim, hem mahkeme tarafından atanan bilirkişinin raporunu hem de taraflarca sunulan bilimsel mütalaayı bir takdiri delil olarak değerlendirir ve bunlarla bağlı değildir. İfade, mütalaanın raporla çelişmemesi halinde dahi hâkim için bir "değerlendirme zorunluluğu" yarattığını belirterek hatalı bir sonuca varmaktadır. Hâkim, bu tür rapor ve mütalaaları vicdani kanaatine göre serbestçe değerlendirir. Diğer seçenekler ise kanuna uygundur:
A ve B seçenekleri: CMK m. 66/1'e göre, bilirkişiye raporunu hazırlaması için işin niteliğine göre üç ayı geçemeyecek bir süre verilir ve özel sebeplerle bu süre, bilirkişinin istemi üzerine, merciin gerekçeli kararıyla en çok üç ay daha uzatılabilir.
C seçeneği: CMK m. 67/6'ya göre, taraflar "yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında" uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Dolayısıyla, henüz bilirkişi raporu sunulmadan da mütalaa alınarak dosyaya sunulması mümkündür.
E seçeneği: CMK m. 67/5'e göre, bilirkişi incelemeleri tamamlandığında, taraflara yeni bilirkişi incelemesi yapılması veya itirazlarını bildirmeleri için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere süre verilir.
Önemli Nokta 3: Doğru cevap C seçeneğidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 87. maddesinin 1. fıkrasına göre, 'Otopsi, Cumhuriyet savcısının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır.' Bu hüküm, otopsinin yapılma usulüne ilişkin temel kuralı açıkça ortaya koymaktadır.
A seçeneği yanlıştır. CMK m. 87/1'e göre, 'Müdafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir.' Bu hüküm, müdafiin getirdiği hekimin otopsiye katılmasına imkân tanımakta, ancak bu durumun otopsinin başlatılması için bir ön şart olduğu veya müdafie işlemi durdurma/erteletme hakkı verdiği anlamına gelmemektedir.
B seçeneği yanlıştır. CMK m. 87/4'e göre, 'Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir.' Dolayısıyla soruşturma evresinde bu kararı verme yetkisi doğrudan Cumhuriyet savcısına aittir, Sulh Ceza Hâkimliği kararı gerekmez.
D seçeneği yanlıştır. CMK m. 87/1, 'Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir.' demektedir. Kanun, tek hekimin yapacağı otopside, hekimin mutlaka adli tıp uzmanı olması gerektiğine dair ek bir şart öngörmemiştir.
E seçeneği yanlıştır. CMK m. 87/3 uyarınca, öleni tedavi etmiş olan tabibe otopsi yapma görevi verilemez. Ancak aynı fıkraya göre, '...bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi istenebilir.' Kanundaki 'istenebilir' ifadesi, bu durumun takdiri olduğunu, zorunluluk arz etmediğini göstermektedir. Bu nedenle seçenekteki 'zorunludur' ifadesi hatalıdır.
Önemli Nokta 4: Ceza muhakemesinde hâkimin delilleri takdir yetkisi, CMK m. 217'de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, ceza muhakemesinde 'delillerin serbestliği' ve 'vicdani delil' sistemi esastır. Hâkim, hükmünü oluştururken kanunda belirtilen istisnalar dışında herhangi bir delille bağlı değildir.
Doğru seçenek olan A, bu ilkenin temel unsurlarını eksiksiz yansıtmaktadır:
1. **Doğrudan Doğruyalık (Yüz Yüzelik):** Delillerin duruşmaya getirilmesi (CMK m. 217/1).
2. **Tartışmalılık:** Tarafların (katılan, savcı, sanık ve müdafii) delillere karşı diyeceklerinin sorulması ve delillerin tartışılması (CMK m. 215, 216).
3. **Hukuka Uygunluk:** Delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş olması (CMK m. 217/2, m. 206/2-a).
4. **Serbest Değerlendirme ve Vicdani Kanaat:** Hâkimin bu delilleri vicdani kanaatine göre serbestçe takdir etmesi (CMK m. 217/1).
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri:
- **B seçeneği:** Yanlıştır. CMK m. 217/2 ve m. 206/2-a uyarınca, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin hükme esas alınması mutlak olarak yasaktır. Maddi gerçeğe ulaşma amacı bu yasağı ortadan kaldırmaz. Bu, 'delil yasağı'nın bir gereğidir.
- **C seçeneği:** Yanlıştır. Modern ceza muhakemesi hukukunda ikrarın 'delillerin kraliçesi' olarak kabul edildiği dönem sona ermiştir. İkrar, diğer deliller gibi hâkim tarafından serbestçe takdir edilen bir delildir ve diğer delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
- **D seçeneği:** Yanlıştır. CMK m. 206/3, tarafların rızasıyla bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebileceğini düzenler; ancak bu, üzerinde uzlaşılan bir delile diğerlerinden daha üstün bir ispat gücü tanındığı anlamına gelmez. Deliller arasında hiyerarşi yoktur ve tüm delilleri serbestçe takdir etme yetkisi hâkime aittir.
- **E seçeneği:** Yanlıştır. Hukuk muhakemesinden farklı olarak ceza muhakemesinde 'kesin delil' veya 'kanuni delil' sistemi değil, 'vicdani delil' sistemi geçerlidir. Hâkim, kanunda sayılan herhangi bir delil türüyle bağlı olmaksızın, tüm delilleri serbestçe değerlendirir.
Önemli Nokta 5: Sorunun çözümü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) tanıklıktan çekinme hakkı ve bu hakkın kullanılmasının sonuçlarına ilişkin hükümlerine dayanmaktadır.
1. **Tanıklıktan Çekinme Hakkının Varlığı:** Öncelikle tanık (T)'nin tanıklıktan çekinme hakkına sahip olup olmadığı tespit edilmelidir. CMK m. 45/1-d uyarınca, sanığın üçüncü derece dâhil kan hısımları tanıklıktan çekinebilir. Sanık (S) ile tanık (T), amca çocuklarıdır. Hısımlık derecesi hesaplandığında; (T)'den babasına (1), babasından ortak ata olan dedelerine (2), dedelerinden sanığın babasına (3) ve oradan sanık (S)'ye (4) olmak üzere dördüncü dereceden kan hısımıdır. *Düzeltme: Hukuki muhakemede amca çocuğu (kuzen) 4. derece kan hısımıdır, ancak ÖSYM formatında sıklıkla 3. derece olarak kabul edilebilen hatalı bir varsayım veya daha yakın bir akrabalık (örneğin sanığın kardeşi) kastedilir. Soruyu senaryonun özüne göre çözelim: Senaryoda tanığın çekinme hakkı olduğu varsayılmıştır. Esas mesele çekinmenin sonucudur.* CMK m. 45/1-d, "üçüncü derece dahil kan... hısımları" demektedir. Ancak soruda (T)'nin amcasının oğlu olduğu belirtilmiş ve çekinme hakkını kullandığı ifade edilmiştir. Hukuki olarak 4. derece hısım olması çekinme hakkını ortadan kaldırır. Fakat sorunun kurgusu, çekinme hakkının var olduğu ve kullanıldığı yönündedir. Bu durumda, çekinme hakkının kullanılmasının sonucuna odaklanmak gerekir.
2. **Çekinme Hakkının Kullanılmasının Sonucu:** Bu sorunun kilit noktası CMK m. 210/2'dir. Bu hüküm son derece açık ve emredicidir: "Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz." Bu kural, "yüz yüzelik" ve "doğrudan doğruyalık" ilkelerinin bir gereğidir. Duruşmada beyanda bulunmaktan çekinen bir tanığın, daha önce ne söylediğinin duruşmaya getirilmesi ve delil olarak değerlendirilmesi bu ilkelere aykırı olurdu.
3. **Çeldiricilerin Değerlendirilmesi:**
* A seçeneği, CMK m. 210/1'deki "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir" hükmünü yanlış yorumlamaktadır. Bu hüküm, tanığın dinlenmesinin zorunluluğunu vurgular, dinlenemediği durumda önceki ifadesinin okunabileceği anlamına gelmez. Aksine, m. 210/2 bu durumu özel olarak düzenlemiş ve yasaklamıştır.
* B seçeneği, CMK m. 211/2'deki tarafların rızasıyla tutanakların okunabileceği kuralına atıf yapmaktadır. Ancak CMK m. 210/2'deki yasak, tanıklıktan çekinme hakkına ilişkin özel ve emredici bir hükümdür. Bu özel yasak varken, genel nitelikteki rıza kuralı (m. 211/2) uygulanamaz.
* D seçeneği, ifadenin bir delil olduğu ve okunması gerektiği yönünde hatalı bir yorum yapmaktadır. Bir beyanın delil niteliği taşıması, onun her koşulda okunabileceği anlamına gelmez. Kanun, belirli durumlarda (çekinme gibi) bu delilin duruşmaya getirilmesini (okunmasını) yasaklamıştır.
* E seçeneği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) mantığına yakın bir ifade kullanmakta ve "dosyadan çıkarılır" gibi CMK'da yeri olmayan bir sonuç öngörmektedir. Beyan dosyadan çıkarılmaz, sadece duruşmada okunamaz ve hükme esas alınamaz.
**Sonuç:** Tanık (T), duruşmada tanıklıktan çekinme hakkını kullandığı için, CMK m. 210/2'nin açık hükmü gereğince, soruşturma evresinde verdiği ifadeye ilişkin tutanağın duruşmada okunması ve hükme esas alınması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.