Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Çözüm, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 75. maddesine dayanmaktadır. Bu madde, şüpheli veya sanık üzerinde delil elde etmek amacıyla yapılacak iç beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması usulünü düzenler.
Doğru seçenek, CMK m. 75'teki düzenlemeyi eksiksiz ve doğru bir şekilde yansıtmaktadır. CMK m. 75/1'e göre, bu tür bir işleme kural olarak hâkim veya mahkeme karar verir. Ancak, "gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından" da karar verilebilir. Savcının bu kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulmak zorundadır. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz. Ayrıca, CMK m. 75/3 uyarınca, bu işlem "ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılabilir." Dolayısıyla, C seçeneğindeki ifade tüm bu unsurları doğru bir şekilde bir araya getirmektedir.
Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri şunlardır:
- A seçeneği yanlıştır çünkü şüphelinin kimliğinin teşhisi için fotoğraf, parmak izi gibi verilerin alınması CMK m. 81'de düzenlenmiştir ve bu işlem için Cumhuriyet savcısının emri yeterlidir. Ancak vücuttan biyolojik örnek alınması, daha müdahaleci bir koruma tedbiri olup CMK m. 75'teki daha güvenceli usule (hâkim kararı veya savcı kararı + hâkim onayı) tabidir. İki işlem farklı usullere bağlanmıştır.
- B seçeneği yanlıştır. CMK m. 75, şüphelinin rızasını bir şart olarak aramamaktadır; aksine, rızası olmasa dahi yetkili makam kararıyla işlemin yapılabilmesini düzenlemektedir. Tanıklıktan çekinme sebepleriyle muayeneden kaçınma hakkı ise CMK m. 76 uyarınca mağdur ve diğer kişiler için söz konusudur, şüpheli veya sanık için değil.
- D seçeneği yanlıştır çünkü CMK m. 75/1, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısına da karar verme yetkisi tanımıştır. Bu nedenle yetkinin "yalnızca" sulh ceza hâkimine ait olduğu ifadesi hatalıdır.
- E seçeneği yanlıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 292. maddesi, soybağının tespiti gibi özel hukuk uyuşmazlıkları için geçerlidir ve ceza muhakemesindeki bir koruma tedbirine kıyasen uygulanamaz. Ayrıca, CMK m. 75/6 uyarınca bu kararlara itiraz edilebilir ancak itirazın işlemin icrasını kendiliğinden durduracağına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Önemli Nokta 2: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 91. maddesinin 3. fıkrasına göre, toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Olayda dört şüphelinin iştirak halinde suç işlemesi, toplu suç kapsamına girmektedir. Bu nedenle, Cumhuriyet savcısının maddede belirtilen gerekçelerle gözaltı süresini belirtilen usulde uzatması hukuka uygundur. Bu sebeple doğru cevap C seçeneğidir.
A seçeneği yanlıştır çünkü gözaltı süresi doğrudan dört gün olarak belirlenemez. Normal 24 saatlik süre, her defasında birer günlük periyotlarla en fazla üç gün daha uzatılabilir. Uzatma kararı tek seferde toplam süre için verilemez.
B seçeneği yanlıştır çünkü CMK m. 91/4'e göre mülki amirce belirlenecek kolluk amirinin gözaltına alma yetkisi, toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda belirli bir süre için geçerlidir ve bu yetki sorudaki uzatma usulünden farklıdır. Sorudaki uzatma yetkisi, 91/3 uyarınca Cumhuriyet savcısına aittir.
D seçeneği yanlıştır çünkü CMK m. 91/5'e göre, gözaltı kararına karşı yapılan başvuruyu sulh ceza hâkimi 'evrak üzerinde' yaparak inceler. Duruşma açılması söz konusu değildir. Başvuru hakkı ve yirmi dört saat içinde sonuçlandırma zorunluluğu doğru olsa da incelemenin usulü hatalı belirtilmiştir.
E seçeneği yanlıştır çünkü en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluk halinin incelenmesi, CMK m. 108'de düzenlenen 'tutukluluk' koruma tedbirine ilişkindir. Bu kural 'gözaltı' için uygulanmaz.
Önemli Nokta 3: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 119. maddesinin 1. fıkrası, arama kararı verme yetkisini düzenlemektedir. Fıkranın ilk cümlesi genel bir kural olarak, "Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler." hükmünü içermektedir. Ancak aynı fıkranın devamındaki cümle, konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar için özel ve istisnai bir düzenleme getirmiştir: "Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir." Bu hüküm, konut dokunulmazlığını (Anayasa m. 21) korumak amacıyla kolluk amirinin arama emri verme yetkisini bu alanlar için tamamen ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla, olaydaki yer bir kamu konutu (lojman) olduğu için, Cumhuriyet savcısına ulaşılamasa dahi kolluk amirinin yazılı arama emri verme yetkisi yoktur. Bu nedenle kolluk amirinin kararı hukuka aykırıdır ve A seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
B seçeneği, CMK m. 119/1'deki genel kuralı ifade etmekte ancak konutlar için geçerli olan özel ve sınırlayıcı hükmü göz ardı etmektedir. Bu nedenle yanlıştır.
C seçeneği, CMK m. 118'e atıf yapmaktadır. Ancak m. 118, aramanın *zamanına* ilişkin bir düzenleme olup (gece vakti arama yasağının istisnaları), arama kararı vermeye *yetkili mercii* düzenleyen m. 119'daki yetki kuralını değiştirmez. Bu nedenle yanlıştır.
D seçeneği, yetkili bir merci tarafından verilen kararın hâkim onayına sunulması prosedürünü, yetkisiz bir merciin kararına uygulayarak hata yapmaktadır. Anayasa'nın 21. maddesinde belirtilen onay mekanizması, en başta kanunla yetkili kılınmış bir merciin verdiği hukuka uygun bir karar için geçerlidir. Kolluk amiri konutta arama için yetkili olmadığından, verdiği emir baştan hukuka aykırıdır ve sonradan onaya sunulması onu hukuka uygun hale getirmez.
E seçeneği, dijital materyallere ilişkin aramayı düzenleyen CMK m. 134'ü yanlış yorumlamaktadır. CMK m. 134, bilgisayar ve kütüklerinde arama yapılmasına ilişkin usulü düzenler, ancak bu dijital materyallerin bulunduğu konuta girilerek arama yapılması için gereken yetkiyi düzenleyen CMK m. 119'daki temel kuralı ortadan kaldırmaz. Konuta girmek için yine m. 119'daki şartların sağlanması gerekir.
Önemli Nokta 4: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 95. maddesinin 1. fıkrası, "Şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir." hükmünü amirdir. Bu hüküm, yakalama anından itibaren bildirim yükümlülüğünü başlatmakta ve bu konuda yetkili makamı Cumhuriyet savcısı olarak belirlemektedir. Sorudaki olayda da şüpheli (A) yakalandığı için bu hüküm derhal uygulanmalıdır.
A seçeneği yanlıştır, çünkü CMK m. 95/1'e göre bildirim yükümlülüğü sadece gözaltı kararıyla değil, aynı zamanda yakalama anında da doğmaktadır. Kanun metni "yakalandığında" ifadesini açıkça kullanmaktadır.
B seçeneği yanlıştır. Bildirim yapılması emrini, yakalama emrini düzenleyen mahkeme değil, CMK m. 95/1 uyarınca yakalama işleminin yapıldığı yerdeki "Cumhuriyet savcısı" verir.
D seçeneği yanlıştır. Yakalanan kişinin yabancı olması durumunda yapılacak bildirim, CMK m. 95/2'de özel bir şarta bağlanmıştır. Buna göre bildirim, ancak yakalanan kişinin "yazılı olarak karşı çıkmaması halinde" yapılır. Dolayısıyla, kişinin iradesine bakılmaksızın bildirim yapılması gerektiği yönündeki ifade hatalıdır.
E seçeneği yanlıştır. Kanunda yakınlara bildirim ile konsolosluğa bildirim arasında bir tercih yapılması gerektiğine veya bu ikisinin birbirini dışladığına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Her iki bildirim de kendi şartları oluştuğunda ayrı ayrı yapılabilir.
Önemli Nokta 5: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesi, tutuklulukta geçecek azami süreleri düzenlemektedir. İlgili maddenin 2. fıkrasına göre, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; ancak uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Bununla birlikte, aynı fıkrada bir istisna öngörülmüştür: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (kasten öldürme suçu da bu kapsama girer) ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda bu uzatma süresi toplam beş yılı geçemez. Bu nedenle C seçeneği, somut olaydaki suç tipini de kapsayan ve kanuni düzenlemeyi doğru yansıtan ifadedir.
A seçeneği yanlıştır, çünkü ağır ceza mahkemesinin görevine giren 'tüm' işlerde azami süre üç yıl değildir. Belirtilen katalog suçlar ve terör suçları için bu süre beş yıldır.
B seçeneği yanlıştır. CMK m. 102/4'e göre, soruşturma evresinde bu tür suçlarda tutukluluk süresi en çok bir yıl altı aydır ve gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. Dolayısıyla, uzatmalar dâhil toplam süre iki yıla ulaşabilir.
D seçeneği yanlıştır. CMK m. 102/5'e göre, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından süreler dörtte üç oranında uygulanır. Bu durumda azami süre (5 yıl x 3/4) 3 yıl 9 ay olacaktır. Sanığın 1 yıl 11 aydır tutuklu olması, dörtte üç oranında uygulanan sürenin dolduğu anlamına gelmez ve tutukluluğun uzatılması mümkündür.
E seçeneği yanlıştır. CMK m. 112/2'ye göre, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde yeniden tutuklama kararı verilebilir. Ancak bu durumda tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde 'dokuz aydan' fazla olamaz.