Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 153. maddesinin 1. fıkrası uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Ancak aynı maddenin 2. fıkrası, bu yetkinin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması halinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceğini düzenlemiştir. Soruda belirtilen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçu (TCK m. 220), CMK m. 153/2-a-5 uyarınca kısıtlama kararı verilebilecek katalog suçlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, usulüne uygun bir kısıtlama kararı mevcuttur.
Bununla birlikte, CMK m. 153/3, bu kısıtlama kararının mutlak olmadığını ve bazı belgelere uygulanamayacağını hükme bağlamıştır. Bu fıkraya göre, “yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.”
Bu çerçevede seçenekler incelendiğinde:
- A seçeneği yanlıştır, çünkü CMK m. 153/3'te sayılan istisnai belgeler her zaman incelenebilir.
- B seçeneği yanlıştır. Kısıtlama kararının istisnası, müdafiin kendi müvekkili olan “şüphelinin ifadesini içeren tutanak” ile sınırlıdır. Diğer şüphelilerin ifadeleri bu istisna kapsamında değildir ve kısıtlamaya tabidir.
- C seçeneği doğrudur. Olay yeri inceleme raporu, bir tür bilirkişi raporu niteliğindedir. Müvekkil (Ş)’nin ifadesini içeren tutanak ile bu rapor, CMK m. 153/3 uyarınca kısıtlama kararının kapsamı dışındadır. Bu nedenle Avukat (A), bu iki belgeyi inceleyebilir ve örneklerini alabilir.
- D seçeneği yanlıştır. Kanun, bilirkişi raporlarının kısıtlama kararı kapsamı dışında tutulacağını emredici bir hükümle düzenlemiştir. Cumhuriyet savcısının veya hâkimin bu istisnayı genişletme veya daraltma yetkisi yoktur.
- E seçeneği yanlıştır. Müdafiin hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez (CMK m. 149/3). Ancak dosya inceleme yetkisinin kanunda belirtilen suçlar ve şartlar dâhilinde kısıtlanması, bu hakkın özüne dokunmadığı sürece hukuka uygun kabul edilmektedir.
Önemli Nokta 2: Doğru cevap, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) adlî kolluğun görev ve hiyerarşik konumunu düzenleyen maddelerine dayanmaktadır. CMK m. 164/2, "Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir." hükmünü amirdir. Aynı maddenin 3. fıkrası ise "Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir." demek suretiyle adlî kolluğun ikili bir hiyerarşiye tabi olduğunu ortaya koymuştur. Buna göre, soruşturma gibi adlî bir görev esnasında kolluk, Cumhuriyet savcısının emirlerine tabidir. Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır:
A seçeneği yanlıştır, çünkü CMK m. 161/3, "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca acele hallerde verilen sözlü emirler de geçerlidir ve derhal yerine getirilmesi gerekir.
C seçeneği yanlıştır. CMK m. 163/1'e göre, "Suçüstü hâli ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir." Bu yetki en üst dereceli kolluk amirine değil, sulh ceza hâkimine aittir.
D seçeneği yanlıştır. CMK m. 165, "Gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi halinde, diğer kolluk birimleri de adlî kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür." hükmü ile kuralın istisnasını düzenlemiştir. Dolayısıyla, savcının talebiyle diğer kolluk birimleri de adlî kolluk görevi yapabilir.
E seçeneği yanlıştır. Her ne kadar soruşturma savcının emir ve talimatları doğrultusunda yürütülse de, CMK m. 161/2 "Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür." demektedir. Bu ifadeden kolluğun savcının talimatı olmaksızın hiçbir delil araştırma faaliyetine girişemeyeceği gibi mutlak bir sonuç çıkarılamaz; kolluk acil ve zorunlu hallerde delilleri toplar ve durumu derhal savcıya bildirir. Ancak seçenekteki mutlak yasak ifadesi, soruşturmanın dinamiklerine ve kanunun ruhuna aykırıdır. Doğru ifade, kolluğun temel olarak savcının emrinde olduğudur.
Önemli Nokta 3: Çözüm, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 85. maddesi ve ilgili diğer hükümlerinin doğru bir şekilde analiz edilmesini gerektirmektedir. Soru, yer gösterme işleminin usul ve esaslarını ölçmektedir.
Doğru seçenek (D) şıkkıdır. CMK m. 85/2'de açıkça “Soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla, müdafi de yer gösterme işlemi sırasında hazır bulunabilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, müdafiinin katılımının mutlak bir zorunluluk olmadığını, soruşturmanın gecikmemesi şartına bağlı bir hak olduğunu göstermektedir.
A seçeneği yanlıştır. CMK m. 85/2 uyarınca, müdafiinin hazır bulunması soruşturmayı geciktirmeme koşuluna bağlanmıştır. Bu nedenle, müdafiinin katılımı mutlak bir zorunluluk değildir ve onun mazereti işlemin ertelenmesini zorunlu kılmaz. Savcı, soruşturmanın selameti açısından işlemi müdafi olmadan da yapabilir.
B seçeneği yanlıştır. CMK m. 85/1, adli kolluk amirinin yer gösterme işlemi yaptırma yetkisini, sadece CMK m. 250/1'de sayılan suçlarla sınırlandırmıştır. Olaydaki hırsızlık suçu bu maddede sayılan suçlardan değildir. Dolayısıyla, bu suç tipi için yer gösterme işlemi yaptırma yetkisi yalnızca Cumhuriyet savcısına aittir. Adli kolluk amirinin re'sen veya savcının iş yoğunluğu gibi bir gerekçeyle bu işlemi yaptırma yetkisi yoktur.
C seçeneği yanlıştır. CMK m. 85/1, yer gösterme işleminin yapılabilmesi için şüphelinin “kendisine yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmuş” olmasını yeterli görmektedir. Kanun, “suçu ikrar etme” gibi daha nitelikli bir beyan aramamaktadır. Şüphelinin suçla ilgili herhangi bir açıklaması, bu işlemin yapılması için yeterli ön koşulu sağlar.
E seçeneği yanlıştır. CMK m. 85/3, yer gösterme işleminin CMK m. 169'a uygun olarak tutanağa bağlanacağını hükme bağlamıştır. CMK m. 169/1 ise “...Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hâllerde, yemin vermek koşuluyla, başka bir kimse, yazman olarak görevlendirilebilir.” demektedir. Bu hüküm, acele hallerde dahi zabıt kâtibi veya onun yerine yeminle görevlendirilen bir yazmanın bulunması gerektiğini, bu usuli şartın tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir.
Önemli Nokta 4: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin 1. fıkrasına göre, müdafi soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Maddenin 2. fıkrası bu yetkiye bir istisna getirmiştir. Buna göre, müdafiin bu yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Ancak, bu kısıtlama kararı her suç için verilemez. Kanun koyucu, bu kararın verilebileceği suçları (katalog suçlar) CMK m. 153/2'de tahdidi (sınırlı) olarak saymıştır. Dolandırıcılık suçu bu katalogda yer almamaktadır. Dolayısıyla, soruşturma konusu suç dolandırıcılık olduğundan, soruşturmanın amacının tehlikeye düşeceği gerekçesiyle dahi müdafiin dosya içeriğini inceleme yetkisi hâkim kararıyla kısıtlanamaz. Diğer seçenekler ise; genel kuralı istisnasız veya yanlış yorumlayarak sunması, mutlak bir hak olduğunu iddia etmesi (oysa katalog suçlar için kısıtlanabilir), CMK m. 153/3'teki kısıtlama yasağının istisnalarını yanlış yorumlaması ve soruşturma ile kovuşturma evrelerindeki yetkileri hatalı bir şekilde karıştırması nedenleriyle yanlıştır.
Önemli Nokta 5: Doğru seçenek, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 24. fıkrasına dayanmaktadır. İlgili fıkra, "Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur... Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir." hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, uzlaştırmacının görevlendirilmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesindeki uzlaştırma bürosu tarafından, Bakanlıkça belirlenen listelerden yapılır.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır:
* Birinci seçenek yanlıştır, çünkü sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altındaki bürolar, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 28. maddesinde düzenlenen 'arabuluculuk büroları'dır. Oysa ceza muhakemesindeki 'uzlaştırma büroları' CMK m. 253/24 uyarınca Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulur ve savcılık makamına bağlıdır.
* İkinci seçenek yanlıştır. CMK m. 253/11'e göre uzlaştırmacıya, "soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir." Dosyadaki tüm belgelerin eksiksiz olarak verilmesi gibi bir zorunluluk yoktur; takdir yetkisi Cumhuriyet savcısındadır.
* Üçüncü seçenek yanlıştır. CMK m. 253/10, hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebeplerinin uzlaştırmacı görevlendirilmesinde de göz önünde bulundurulacağını belirtir. Bu durum, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü ilişkinin görevlendirmeye engel teşkil edeceği anlamına gelir. Şüphelinin müdafii ile aynı büroda çalışan bir avukatın uzlaştırmacı olarak atanması, tarafsızlık ilkesine ve kanunun ruhuna aykırıdır.
* Dördüncü seçenek yanlıştır. Bu seçenekte belirtilen on beş günlük süre ve altı iş günlük uzatma süresi, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 50'de düzenlenen toplu iş uyuşmazlıklarındaki arabuluculuk sürecine aittir. Ceza muhakemesindeki uzlaştırma süresi ise CMK m. 253/12'ye göre, uzlaştırmacının belgeleri aldıktan sonra en geç otuz gündür ve bu süre, her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez uzatılabilir.