8. Kovuşturma - 1

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Ceza yargılamasına hâkim olan temel ilkelerden biri duruşmanın aleniyetidir. Bu ilke, 1982 Anayasası’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.” şeklinde ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 182. maddesinin birinci fıkrasında “Duruşma herkese açıktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Ancak bu ilke mutlak değildir. Hem Anayasa m. 141/1 hem de CMK m. 182/2, “genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde” duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebileceğini hüküm altına almıştır. Bu nedenle, doğru cevapta belirtilen ifade, aleniyet ilkesinin istisnasını doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Diğer seçeneklerin analizi: A) Bu seçenek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 28. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan bir düzenlemedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, hukuk yargılamasına özgü bir usul kuralının ceza yargılaması için de geçerli olduğunu iddia eden bu seçenek yanlıştır. B) Bu seçenek, CMK m. 182/3'e aykırıdır. İlgili maddeye göre, “Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.” Dolayısıyla, hem kapalılık kararının hem de esas hakkındaki hükmün açık duruşmada açıklanması zorunludur. Seçenekteki ifade bu kuralın tersini belirttiği için yanlıştır. D) Bu seçenek, CMK m. 187/2'de yer alan düzenleme ile çelişmektedir. Bu maddeye göre, “Kapalı duruşmanın içeriği hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamaz.” Kanun, bu konuda mahkemeye herhangi bir takdir yetkisi tanımamış ve yasağı mutlak bir şekilde düzenlemiştir. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır. E) Bu seçenek, CMK m. 187/1'e aykırıdır. İlgili madde, “Kapalı duruşmada mahkeme, bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebilir.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca mahkemenin takdir yetkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla mahkemenin kimsenin bulunmasına izin veremeyeceğini belirten ifade yanlıştır. Önemli Nokta 2: Doğru cevap, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 231. maddesinin 11. fıkrasında 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğe dayanmaktadır. İlgili fıkra, denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde mahkemenin hükmü açıklayacağını belirtmektedir. Ancak fıkranın devamında mahkemeye önemli bir takdir yetkisi tanınmıştır: “Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.” Bu hüküm uyarınca, sanığın denetimli serbestlik yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda mahkeme, hükmü açıklarken cezanın bir kısmının infaz edilmemesi gibi sanık lehine bir karar verebilir. Dolayısıyla bu seçenek doğrudur. Diğer seçeneklerin analizi: A) Bu seçenek yanlıştır. HAGB, cezanın ertelenmesinden (TCK m. 51) farklı bir kurumdur. CMK m. 231/7’de açıkça, “Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez…” denilmektedir. Ayrıca, HAGB için denetim süresi CMK m. 231/8 uyarınca sabit olarak beş yıldır. Cezanın ertelenmesindeki gibi bir ile üç yıl arasında değişken bir süre söz konusu değildir. B) Bu seçenek yanlıştır. CMK m. 231/11, denetim süresinde kasıtlı suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması halinde mahkemenin hükmü açıklayacağını düzenlese de, devamında mahkemeye cezanın bir kısmını infaz etmeme, erteleme veya seçenek yaptırımlara çevirme gibi geniş takdir yetkileri vermektedir. Dolayısıyla mahkemenin cezayı “aynen açıklamak zorunda” olduğu ve “herhangi bir değişiklik yapma yetkisinin bulunmadığı” iddiası, kanunun yeni düzenlemesiyle çelişmektedir. C) Bu seçenek, 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesindeki durumu yansıttığı için yanlıştır. CMK m. 231/12’nin yeni halinde, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü getirilmiştir. Artık HAGB kararlarına karşı itiraz değil, istinaf kanun yolu açıktır. E) Bu seçenek yanlıştır. CMK m. 231/8’in son cümlesi, “Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.” şeklindedir. Seçeneğin bu kısmı doğrudur. Ancak HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiğinden (CMK m. 231/5), ortada kesinleşmiş ve infazı gereken bir ceza yoktur. Bu nedenle, ceza zamanaşımının işlemesi söz konusu olamaz. Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Dolayısıyla, denetim süresince ceza zamanaşımının işlemeye devam ettiği ifadesi hatalıdır. Önemli Nokta 3: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 'Çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi' başlıklı 178. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir: 'Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir. Ancak, davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir.' Somut olayda mahkeme, tanık dinletme talebini CMK m. 206/2-(c) uyarınca davayı uzatma amacıyla yapıldığı gerekçesiyle reddetmiştir. Ancak bu ret kararı, sanığın veya müdafiinin CMK m. 178'de düzenlenen imkânı kullanmasına engel teşkil etmez. Sanık veya müdafii, masrafları kendisine ait olmak üzere, tanığı bizzat duruşmaya getirebilir. Bu durumda mahkeme, tanığı dinlemekle yükümlüdür. Ancak CMK m. 178'e 2016 yılında eklenen cümle uyarınca, bu doğrudan getirme durumunda dahi mahkeme, talebin davayı uzatma amacı taşıyıp taşımadığını yeniden değerlendirerek bir karar verecektir. Dolayısıyla doğru cevap, sanığın ret kararına rağmen tanığı mahkemeye getirebileceğini ve mahkemenin davayı uzatma amacı görmemesi halinde tanığı dinleyeceğini belirten seçenektir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - (A) seçeneği yanlıştır çünkü mahkemenin delilin reddi kararı, CMK m. 178'deki doğrudan getirme hakkını ortadan kaldırmaz. - (B) seçeneği yanlıştır. CMK m. 177'deki beş günlük süre, mahkemeden tanığın davetiye ile çağrılmasını istemek için öngörülmüştür. Bu süreye uyulmaması, sanığın CMK m. 178 uyarınca tanığı doğrudan mahkemeye getirme hakkını ortadan kaldırmaz. - (C) seçeneği yanlıştır. CMK m. 206/3'e göre Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafiinin birlikte rıza göstermesi, tanığın dinlenmesinden 'vazgeçilmesi' için gereklidir; reddedilen bir tanığın dinlenmesi için savcı rızası aranmaz. - (E) seçeneği yanlıştır. Delil taleplerinin reddine ilişkin ara kararlara karşı tek başına kanun yoluna başvurulamaz; bu kararlar ancak esas hükümle birlikte temyiz veya istinaf kanun yolunda incelenebilir. Önemli Nokta 4: Ceza muhakemesinde temel ilke, kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamamasıdır (CMK m. 193/1). Ancak bu kuralın önemli istisnaları mevcuttur. Sorudaki olayda, mahkeme sanık hakkında mahkûmiyet dışında bir karar (beraat) verilmesi gerektiği kanısına varmıştır. Bu durum, CMK m. 193/2'de düzenlenen özel bir istisnaya girmektedir. İlgili maddeye göre, "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." Bu hüküm uyarınca, sanığın sorgusu yapılmamış olsa bile, mahkeme beraat kararı verecekse davayı sanığın yokluğunda sonuçlandırabilir. Dolayısıyla A seçeneği doğrudur. Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri: B seçeneği: CMK m. 196/1'e göre, sanığın duruşmadan bağışık tutulabilmesi için "mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık" olması ön şarttır. Olayda sanığın sorgusu henüz yapılmamıştır, bu nedenle bağışık tutulması mümkün değildir. C seçeneği: CMK m. 196/2, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda istinabe yasağı öngörse de, CMK m. 196/6 "Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir." hükmüyle yurt dışındaki sanıklar için özel bir düzenleme getirmiştir. Dolayısıyla bu ifade mutlak olarak doğru değildir. D seçeneği: Bu seçenek, CMK m. 194/2'deki durumu yanlış bir şekilde olaya uyarlamaktadır. CMK m. 194/2, duruşmaya gelip sonradan savuşan veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmeyen sanıklar için geçerlidir ve bu durumda davanın yoklukta bitirilebilmesi için sanığın "önceden sorguya çekilmiş" olması şarttır. Olaydaki sanık ise duruşmaya hiç gelmemiştir. E seçeneği: Sanığın duruşmaya gelmemesi, hakkında doğrudan "kaçak" kararı verilmesini gerektirmez. Kaçaklık, CMK'da tanımlanan özel şartların (soruşturma veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanma veya yabancı ülkede bulunma vb.) varlığı halinde verilebilecek bir karardır. Olayda sanık, mazeretini mahkemeye bildirmiştir. Önemli Nokta 5: Ceza muhakemesinde davanın konusunu, iddianamede açıklanan ve unsurları gösterilen “fiil” oluşturur. Bu ilke, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 225. maddesinin 1. fıkrasında “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre mahkeme, savcının iddianamede anlattığı olayın dışına çıkamaz. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında “Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” hükmü yer almaktadır. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin iddianamede anlatılan fiille bağlı olduğu ancak bu fiili hukuken nitelendirmede (suç vasfını belirlemede) serbest olduğu sonucuna varılır. Somut olayda mahkeme, “nitelikli hırsızlık” olarak açılan davada, iddianamede anlatılan fiilin aslında “kullanma hırsızlığı” suçunu oluşturduğuna kanaat getirirse, bu yeni nitelendirmeye göre hüküm kurabilir. Ancak CMK md. 226 uyarınca, sanığa suçun hukuki niteliğinin değiştiğini bildirerek ek savunma hakkı tanıması zorunludur. Dolayısıyla, doğru cevap mahkemenin fiille bağlı olduğunu ancak nitelendirmede serbest olduğunu ifade eden seçenektir. Diğer seçeneklerin analizi: - İkinci seçenek yanlıştır; çünkü CMK md. 174/2'de “Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.” hükmü açıkça yer almaktadır. - Üçüncü seçenek yanlıştır; çünkü CMK md. 226, suç vasfının değişmesi halinde sanığa ek savunma hakkı tanınmasını zorunlu kılar. Bu zorunluluk, değişikliğin sanığın lehine veya aleyhine olmasına bakılmaksızın uygulanır. Savunma hakkı kısıtlanamaz. - Dördüncü ve beşinci seçenekler yanlıştır; zira mahkemenin fiili nitelendirme yetkisi, CMK md. 225/2'de açıkça düzenlenmiş olup, bu yetkiyi re'sen (kendiliğinden) kullanır ve savcının ilk veya son nitelendirmesiyle bağlı değildir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Anayasa'nın 141. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 182. maddesi ile güvence altına alınan duruşmanın aleniyeti (herkese açık olması) ilkesi, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Ancak bu ilke mutlak olmayıp belirli durumlarda sınırlandırılabildiği gibi, uygulanmasına ilişkin usul de kanunla düzenlenmiştir. Bu bağlamda, ceza yargılamasında duruşmanın aleniyeti ilkesinin istisnaları ve bu istisnaların uygulanma usulü hakkında aşağıda yer alan ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Tarafların gizlilik talebi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki gibi ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve bu kararın gerekçeleri esas hakkındaki kararla birlikte açıklanır.
B)Duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin gerekçeli karar ile bu duruşmada verilen hüküm, her ikisi de kapalı celsede yalnızca taraflara tefhim edilir.
C)Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, mahkemenin, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına karar verme yetkisi bulunmaktadır.
D)Kapalı duruşmanın içeriğinin yayımlanması yasağı mutlak olmayıp, mahkeme, kişilerin saygınlık ve onuruna dokunmayacak şekilde içeriğin özetlenerek yayımlanmasına izin verebilir.
E)Mahkeme, kapalı duruşmada bazı kişilerin hazır bulunmasına izin veremez; duruşma salonunda kanunen bulunması zorunlu olanlar dışında kimse yer alamaz.

Çözüm

Ceza yargılamasına hâkim olan temel ilkelerden biri duruşmanın aleniyetidir. Bu ilke, 1982 Anayasası’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.” şeklinde ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 182. maddesinin birinci fıkrasında “Duruşma herkese açıktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Ancak bu ilke mutlak değildir. Hem Anayasa m. 141/1 hem de CMK m. 182/2, “genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde” duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebileceğini hüküm altına almıştır. Bu nedenle, doğru cevapta belirtilen ifade, aleniyet ilkesinin istisnasını doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Diğer seçeneklerin analizi: A) Bu seçenek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 28. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan bir düzenlemedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, hukuk yargılamasına özgü bir usul kuralının ceza yargılaması için de geçerli olduğunu iddia eden bu seçenek yanlıştır. B) Bu seçenek, CMK m. 182/3'e aykırıdır. İlgili maddeye göre, “Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.” Dolayısıyla, hem kapalılık kararının hem de esas hakkındaki hükmün açık duruşmada açıklanması zorunludur. Seçenekteki ifade bu kuralın tersini belirttiği için yanlıştır. D) Bu seçenek, CMK m. 187/2'de yer alan düzenleme ile çelişmektedir. Bu maddeye göre, “Kapalı duruşmanın içeriği hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamaz.” Kanun, bu konuda mahkemeye herhangi bir takdir yetkisi tanımamış ve yasağı mutlak bir şekilde düzenlemiştir. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır. E) Bu seçenek, CMK m. 187/1'e aykırıdır. İlgili madde, “Kapalı duruşmada mahkeme, bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebilir.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca mahkemenin takdir yetkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla mahkemenin kimsenin bulunmasına izin veremeyeceğini belirten ifade yanlıştır.

Soru 2

Basit hırsızlık suçundan yargılanan sanık (S) hakkında yapılan kovuşturma neticesinde, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 1 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Mahkeme, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmadığını, suçun işlenmesiyle mağdurun uğradığı zararı hükümden önce tamamen giderdiğini ve sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutumunu göz önünde bulundurarak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine vardığını belirterek, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Bu olaya ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklere göre, HAGB kararı ve hukuki sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Sanık (A)'nın kasten yaralama suçundan yargılandığı davanın duruşmasında, delillerin ortaya konulması aşamasına geçildikten sonra, (A)'nın müdafii, olayın seyrini değiştirecek nitelikte olduğunu iddia ettiği tanık (T)'nin dinlenilmesini talep etmiştir. Mahkeme, bu talebin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 206. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi uyarınca 'sadece davayı uzatmak maksadıyla yapıldığı' gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Bu durumda, CMK hükümlerine göre sanık müdafiinin tanık (T)'nin dinlenilmesini sağlamak için sahip olduğu hukuki imkân aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.