1. Cebri İcra Hukukunda Takip Yolları ve Şikayet

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Çözüm, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 55. maddesine dayanmaktadır. Maddenin birinci fıkrasına göre, "Takip borçlunun mümessil tayin edemiyecek derecede ağır hastalığı halinde muayyen bir zaman için icra memurluğunca talik olunabilir. Ağır hastalığın resmi belge ile tahakkuku lazımdır." Bu hüküm uyarınca, borçlunun ağır hastalığı takibin ertelenmesi için geçerli bir sebeptir. Ancak, sorudaki olayda alacaklı tarafından ileri sürülen bir mal kaçırma iddiası bulunmaktadır. İİK m. 55'in ikinci fıkrası bu durumu özel olarak düzenlemiştir: "Mal kaçırılması ihtimali olan hallerde hastalığın devamı sırasında da haciz yapılabilir." Bu hüküm, takibin ertelenmiş olmasına rağmen, mal kaçırma ihtimali gibi istisnai bir durumda alacaklının haklarını korumak amacıyla haciz yapılmasına olanak tanır. Dolayısıyla, borçlunun ağır hastalığı kural olarak takibi erteletse de, mal kaçırma ihtimalinin varlığı bu kurala bir istisna getirerek haciz yapılmasını mümkün kılar. A seçeneği, mal kaçırma ihtimalini göz ardı ederek kanunun açık istisnasını yok saydığı için yanlıştır. B seçeneği, askerlik hizmeti halini düzenleyen İİK m. 54/a'daki usulü, ağır hastalık haline uyguladığı için hatalıdır; ağır hastalıkta önceden mehil verme zorunluluğu yoktur. D seçeneği, borçlunun ölümü halinde geçerli olan İİK m. 53'teki "üç gün" kuralını yanlış bir şekilde ağır hastalık durumuna uyguladığı için hatalıdır. E seçeneği ise mal kaçırma iddiası üzerine haciz yapılmasını icra memuru için bir yükümlülük olarak tanımlamakta ve takdir yetkisini ortadan kaldırmaktadır; oysa kanun "haciz yapılması caizdir" veya "haciz yapılabilir" diyerek bunun bir imkân olduğunu belirtir, mutlak bir zorunluluk olmadığını ifade eder. Bu nedenle E seçeneği de yanlıştır. Önemli Nokta 2: Sorunun çözümünde İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 82. maddesinde düzenlenen haczi caiz olmayan mallara ilişkin istisnaların dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Madde, borçlunun ve ailesinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan temel malları hacizden korurken, bazı değerli ve lüks malları bu korumanın dışında tutmaktadır. Doğru cevap olan "Manevi değeri de bulunan pırlanta yüzük" seçeneği, İİK m. 82/3 hükmüne dayanmaktadır. Bu fıkra; “Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası”nın haczedilemeyeceğini düzenler. Görüldüğü üzere, kanun koyucu “değerli taş”ları açıkça haczedilemezlik kuralının istisnası olarak saymıştır. Pırlanta yüzük bu kapsama girdiğinden, manevi bir değer taşıması haczedilmesine engel teşkil etmez. Bu nedenle haczi mümkündür. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A) "Ekonomik faaliyetinin devamı için gerekli olan dikiş makinesi" seçeneği yanlıştır. İİK m. 82/2 uyarınca, "Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya" haczedilemez. Olayda terzilik yapan borçlunun dikiş makinesi bu kapsamdadır. B) "Borcun kendisinden kaynaklandığı lüzumlu ev eşyası niteliğindeki buzdolabı" seçeneği güçlü bir çeldiricidir ancak yanlıştır. İİK m. 82'nin son fıkralarından birinde, bazı bentlerdeki haczedilmezlik istisnasının, borcun o eşyanın bedelinden doğmaması haline münhasır olduğu belirtilmiştir. Ancak bu kural, maddenin 2, 4, 5, 7 ve 12 numaralı bentleri için geçerlidir. Buzdolabı gibi lüzumlu ev eşyalarını düzenleyen 3. bent bu istisnanın kapsamında değildir. Dolayısıyla, borç buzdolabının bedelinden kaynaklansa dahi, lüzumlu ev eşyası niteliğindeki buzdolabı haczedilemez. D) "Borçlunun haline münasip evi, değerinin borcu aşması durumunda borçluya bir pay ayrılmaksızın" seçeneği yanlıştır. İİK m. 82/12'ye göre borçlunun haline münasip evi haczedilemez. Maddenin ek fıkrası ise evin kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir ev alması için borçluya bir kısmının bırakılarak haczedilip satılabileceğini düzenler. Dolayısıyla, borçluya pay ayrılmaksızın evin haczi mümkün değildir. E) "Devlet malları niteliğinde olmamakla birlikte mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı belirtilen bir mal" seçeneği yanlıştır. İİK m. 82/1, "Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar"ın haczedilemeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır. Önemli Nokta 3: Somut olayda, haczedilen mal borçlunun (B) elinde değil, üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişi (Ü)'nün zilyetliğindedir. Bu durumda uygulanması gereken hüküm İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 99. maddesidir. İİK m. 99'a göre; "Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır." Bu hüküm uyarınca, malın üçüncü kişinin elinde haczedilmesi ve üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması halinde dava açma külfeti alacaklıya aittir. Alacaklı, verilen 7 günlük sürede davayı açmazsa, üçüncü kişinin mülkiyet iddiası takip hukuku bakımından kabul edilmiş sayılır ve mal üzerindeki haciz kalkar. Bu nedenle doğru cevap budur. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - "İcra dairesi, istihkak iddiasına karşı itiraz edip etmediklerini bildirmeleri için alacaklı (A) ve borçlu (B)'ye üç gün süre verir..." şeklindeki seçenek, İİK m. 96'da düzenlenen ve haczedilen malın *borçlunun elinde* olduğu durumlara ilişkin usulü tanımlamaktadır. Olayda mal üçüncü kişinin elinde olduğu için bu hüküm uygulanamaz. - "İstihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi (Ü), mülkiyet iddiasını ispatla yükümlü olduğundan, haczin kaldırılması için... yedi gün içinde... istihkak davası açmalıdır." seçeneği, dava açma külfetini hatalı bir şekilde üçüncü kişiye yüklemektedir. İİK m. 99'a göre bu durumda dava açma yükü alacaklıdadır. - "Üçüncü kişi (Ü)'ye... bir haciz ihbarnamesi gönderilir." seçeneği, İİK m. 89'da düzenlenen borçlunun üçüncü kişilerdeki alacaklarının veya taşınır mallarının haczine ilişkin usulü açıklamaktadır. Somut olayda ise malın bizzat (fiilen) haczi söz konusu olduğundan bu usul uygulanamaz. - "Alacaklının talebi üzerine tahsil dairesi, istihkak iddiasını reddederse..." şeklindeki seçenek, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 66. maddesindeki usulü yansıtmaktadır. Olaydaki takip, özel bir alacak için İcra ve İflas Kanunu'na göre yapıldığından, amme alacaklarına özgü bu hüküm uygulanamaz. Önemli Nokta 4: İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 82. maddesinde sayılan haczedilemeyen mal ve haklar, borçlunun ve ailesinin asgari yaşam standartlarını ve ekonomik varlığını korumayı amaçlayan, kamu düzenine ilişkin emredici hükümlerdir. Maddenin 12. bendinde de 'borçlunun haline münasip evi' haczedilemeyecek mallar arasında sayılmıştır. Bu haklar, borçlunun ve ailesinin sosyal ve ekonomik geleceğini güvence altına aldığı için, alacaklının baskısı altında veya müzakere gücünün zayıf olduğu bir anda (örneğin kredi sözleşmesi imzalarken) bu haklardan vazgeçmesi kanunun amacına aykırı olurdu. Bu nedenle, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve doktrinde kabul edilen genel ilke uyarınca, haczedilmezlik hakkından hacizden *önce* yapılan feragatler kesin olarak hükümsüzdür. Borçlu, ancak haciz *anında* veya hacizden *sonraki* bir dönemde bu hakkını kullanmaktan feragat edebilir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: Sözleşme serbestisi ilkesi, kamu düzenine ilişkin emredici hükümlerle sınırlıdır. Haciz anında yapılan feragatin geçerli olması, önceki geçersiz bir feragati geçerli hale getirmez. Borcun meskenin bedelinden kaynaklanması durumu, feragatin geçerliliğine değil, meskeniyet iddiasının ileri sürülüp sürülemeyeceğine ilişkin bir istisnadır (İİK m. 82, son fıkra). İİK m. 79/a'daki icra mahkemesi onayı ise, haczedilmek istenen yerin konut olup olmadığının tespitiyle ilgili usuli bir güvence olup, geçersiz bir feragat beyanını geçerli kılma yetkisi vermez. Önemli Nokta 5: İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası, borçlunun borçlu olmadığının tespiti amacını taşıyan, borcun esasına ilişkin bir davadır. Bu tür davalarda, tarafların iddia ve savunmaları genel hükümlere göre (tanık, yemin, bilirkişi incelemesi gibi her türlü delille) ispatlanabilir. İcra mahkemeleri ise takip hukukuna özgü, sınırlı yetkili (dar yetkili) mahkemelerdir ve kural olarak maddi hukuk incelemesi yapamazlar. Yargılamaları genellikle belge üzerinden ve basit yargılama usulüne göre yapılır. Sorudaki olayda, borçlunun adi yazılı bir belgeye dayanması ve alacaklının imzayı inkâr etmesi, genel hükümlere göre geniş kapsamlı bir yargılamayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, borcun var olup olmadığına ilişkin bu maddi hukuk uyuşmazlığını çözmekle görevli mahkeme, genel mahkemelerdir (Asliye Hukuk veya duruma göre Asliye Ticaret Mahkemesi). Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri: - A seçeneği: İİK m. 71, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun itfa (ödeme) veya imhal edildiği (ertelenme) iddialarının icra mahkemesinde ileri sürülebilmesi için "noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge" şartını arar. Somut olayda bu nitelikte bir belge yoktur ve bu yol münhasır (tek yetkili) değildir. Borçlu, bu şartları taşımıyorsa genel mahkemede menfi tespit davası açabilir. - C seçeneği: İİK m. 169/a, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna ilişkin bir düzenlemedir. Olayda ise ilamsız icra takibi söz konusu olduğundan bu madde uygulanamaz. - D seçeneği: İİK m. 72/1, menfi tespit davasının "icra takibinden önce veya takip sırasında" açılabileceğini belirtir. Takibin kesinleşmesi ancak borcun henüz cebri icra tehdidi altında ödenmemiş olması, "takip sırası" kapsamında değerlendirilir ve menfi tespit davası açılmasına engel değildir. İstirdat davası ise, borç olmayan bir paranın cebri icra tehdidi altında ödendikten sonra gündeme gelir. - E seçeneği: İİK m. 72/8'de geçen "mahkeme" ifadesi, kanunda aksine bir düzenleme olmadıkça genel mahkemeleri işaret eder. Bu hüküm, görevli mahkemeyi değil, yetkili mahkemeyi (yer yönünden) düzenlemektedir. Yani dava, davalının yerleşim yeri veya icra takibinin yapıldığı yerdeki görevli genel mahkemede açılabilir. Bu madde, icra mahkemesine bir görev vermez veya borçluya bu yönde bir seçim hakkı tanımaz.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Alacaklı (A), borçlu (B) aleyhine başlattığı ilamlı icra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden sonra (B)'nin, kendisini temsil edecek bir vekil tayin edemeyecek derecede ağır bir hastalığa yakalandığı resmi bir sağlık kurulu raporuyla icra dairesine bildirilmiştir. Buna rağmen alacaklı (A), borçlu (B)'nin bu durumu fırsat bilerek malvarlığını üçüncü kişilere devretme hazırlığında olduğuna dair ciddi deliller sunarak takibin ertelenmemesini ve derhal haciz yapılmasını talep etmiştir. Bu durumda, icra memurunun takibin ertelenmesi (taliki) ve haciz işlemleriyle ilgili alabileceği karar hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Ağır hastalık halinin resmi belgeyle ispatı, mal kaçırma iddiası ne olursa olsun takibi kendiliğinden durdurur ve icra memurunun bu konuda haciz yapma yetkisi bulunmamaktadır.
B)İcra memuru, öncelikle borçluya bir mümessil tayin etmesi için uygun bir mehil vermekle yükümlü olup, bu mehil içerisinde haciz işlemi yapamaz.
C)Borçlunun mümessil tayin edemeyecek derecede ağır hastalığı takibin ertelenmesi için bir sebep teşkil etse de, mal kaçırılması ihtimalinin varlığı halinde hastalığın devamı sırasında haciz yapılması mümkündür.
D)Takip, borçlunun iyileştiği tarihten itibaren kanunen üç gün süreyle geri bırakılır ve bu süre geçmeden haciz işlemi yapılamaz.
E)Alacaklının mal kaçırma iddiası, takibin ertelenmesine mutlak bir engel teşkil ettiğinden, icra memuru bu iddia üzerine takibi ertelemeksizin haciz yapmakla yükümlüdür.

Çözüm

Çözüm, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 55. maddesine dayanmaktadır. Maddenin birinci fıkrasına göre, "Takip borçlunun mümessil tayin edemiyecek derecede ağır hastalığı halinde muayyen bir zaman için icra memurluğunca talik olunabilir. Ağır hastalığın resmi belge ile tahakkuku lazımdır." Bu hüküm uyarınca, borçlunun ağır hastalığı takibin ertelenmesi için geçerli bir sebeptir. Ancak, sorudaki olayda alacaklı tarafından ileri sürülen bir mal kaçırma iddiası bulunmaktadır. İİK m. 55'in ikinci fıkrası bu durumu özel olarak düzenlemiştir: "Mal kaçırılması ihtimali olan hallerde hastalığın devamı sırasında da haciz yapılabilir." Bu hüküm, takibin ertelenmiş olmasına rağmen, mal kaçırma ihtimali gibi istisnai bir durumda alacaklının haklarını korumak amacıyla haciz yapılmasına olanak tanır. Dolayısıyla, borçlunun ağır hastalığı kural olarak takibi erteletse de, mal kaçırma ihtimalinin varlığı bu kurala bir istisna getirerek haciz yapılmasını mümkün kılar. A seçeneği, mal kaçırma ihtimalini göz ardı ederek kanunun açık istisnasını yok saydığı için yanlıştır. B seçeneği, askerlik hizmeti halini düzenleyen İİK m. 54/a'daki usulü, ağır hastalık haline uyguladığı için hatalıdır; ağır hastalıkta önceden mehil verme zorunluluğu yoktur. D seçeneği, borçlunun ölümü halinde geçerli olan İİK m. 53'teki "üç gün" kuralını yanlış bir şekilde ağır hastalık durumuna uyguladığı için hatalıdır. E seçeneği ise mal kaçırma iddiası üzerine haciz yapılmasını icra memuru için bir yükümlülük olarak tanımlamakta ve takdir yetkisini ortadan kaldırmaktadır; oysa kanun "haciz yapılması caizdir" veya "haciz yapılabilir" diyerek bunun bir imkân olduğunu belirtir, mutlak bir zorunluluk olmadığını ifade eder. Bu nedenle E seçeneği de yanlıştır.

Soru 2

Alacaklı (A)’nın ilamlı icra takibi sonucunda borçlu (B)’nin konutunda haciz işlemi yapılmış ve icra memuru tarafından şu mallar tespit edilmiştir: B’nin ekonomik faaliyetinin dayanağı olan terzilik mesleği için zorunlu olan dikiş makinesi; ailenin ortak kullanımına hizmet eden lüzumlu bir buzdolabı; B’ye vefat eden eşinden kalan manevi değeri yüksek, ancak aynı zamanda önemli bir maddi değere sahip pırlanta bir yüzük. Ayrıca icra takibine konu olan borcun, söz konusu buzdolabının satış bedelinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesi hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisinin haczedilmesi mümkündür?

Soru 3

Alacaklı (A), borçlusu (B)'den olan alacağı için başlattığı icra takibinde, (B)'ye ait olduğunu iddia ettiği antika bir duvar saatinin, üçüncü kişi antikacı (Ü)'nün dükkanında bulunduğunu tespit ettirmiştir. İcra memuru, (Ü)'nün dükkanına giderek saati haczettiği sırada (Ü), saatin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, (B) ile aralarında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını beyan ederek istihkak iddiasında bulunmuş ve bu durum haciz tutanağına geçirilmiştir. Saat, yediemin olarak (Ü)'ye bırakılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na göre, haczedilen malın borçlunun değil, üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişinin elinde olması durumunda izlenmesi gereken usul aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.