2.5. İlamsız İcra - GHY - 5

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Çözüm, 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 106. maddesinin birinci fıkrasına dayanmaktadır. İlgili madde şu şekildedir: "Alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı da bu hükme tabidir." Bu düzenleme ile, önceki kanun metninde yer alan taşınır mallar için altı ay, taşınmaz mallar için bir yıl olan satış isteme süresi ayrımı ortadan kaldırılmıştır. Artık haczedilen malın cinsi ne olursa olsun (taşınır, taşınmaz veya üçüncü kişilerdeki alacaklar), satış isteme süresi yeknesak olarak "hacizden itibaren bir yıl" olarak belirlenmiştir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süresi içinde satış istenmezse haciz kendiliğinden kalkar. Seçeneklerin Değerlendirilmesi: A) Bu seçenek, 7343 sayılı Kanun değişikliğinden önceki durumu yansıtmaktadır. Mevcut düzenlemede taşınır-taşınmaz ayrımı kaldırıldığından bu seçenek yanlıştır. B) Bu seçenek, mevcut hukuki durumu doğru bir şekilde ifade etmektedir. Hem taşınmaz hem de otomobil (taşınır) için satış isteme süresi, kendi haciz tarihlerinden itibaren başlayan bir yıllık hak düşürücü süredir. Bu nedenle doğru cevaptır. C) Bu seçenek, İİK m. 78'de düzenlenen "haciz isteme süresi" ile İİK m. 106'da düzenlenen "satış isteme süresini" hatalı bir şekilde ilişkilendirmektedir. Haciz isteme süresi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıldır; satış isteme süresi ise malın haczinden itibaren işlemeye başlar. Bu iki süre birbirinden bağımsızdır. D) İİK m. 106/3 uyarınca satış talebiyle birlikte giderlerin peşin yatırılması bir geçerlilik şartıdır; yatırılmazsa talep vaki olmamış sayılır. Ancak bu durum, bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcını değiştirmez. Süre, her halükarda haciz tarihinden itibaren işlemeye devam eder. Alacaklı, bir yıllık süre içinde hem satış talep etmeli hem de giderleri yatırmalıdır. Bu nedenle seçenek yanlıştır. E) Bu seçenek, İİK m. 106/2'deki istisnai durumu yanlış yorumlamaktadır. Sürenin bir yıl daha uzaması, ancak birinci bir yıllık süre içinde satış istenip de artırma sonucu satışın gerçekleştirilememesi halinde mümkündür. Bu, baştan itibaren iki yıllık bir süre tanındığı anlamına gelmez. Alacaklı öncelikle ilk bir yıllık süre içinde satış talebinde bulunma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Bu nedenle seçenek hatalıdır. Önemli Nokta 2: Seçeneklerde yer alan ifadelerden D seçeneği yanlıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 111/b maddesinin 6. fıkrasına göre; "Açık artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi hâlinde açık artırma üç dakika uzatılır. Uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmesi hâlinde açık artırma süresi her yeni teklifin verilmesinden itibaren üç dakika uzatılır. Son uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmezse mal en yüksek teklif verene ihale edilir. Uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemez." Dolayısıyla, kanun metnine göre uzatma mekanizmasının tetiklenmesi için son beş dakika değil, 'son on dakika' içinde teklif verilmesi ve her yeni teklifte artırmanın on dakika değil, 'üç dakika' uzatılması gerekmektedir. Diğer seçenekler doğrudur: A seçeneği, İİK m. 114/7, bent 8'de düzenlenen asgari ihale bedeli kuralıdır. B seçeneği, İİK m. 114/7, bent 2'de düzenlenen nakit teminat yatırma süresine ilişkindir. C seçeneği, İİK m. 114/2'de düzenlenen ilan süresini doğru bir şekilde ifade etmektedir. E seçeneği ise İİK m. 113/1 uyarınca borçlunun da satış talebinde bulunabileceği kuralını yansıtmaktadır. Önemli Nokta 3: Çözüm, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 7343 sayılı Kanun ile değiştirilen hükümlerine dayanmaktadır. İİK'nin hem 118. hem de 130. maddeleri, aynı ifadeyle, "İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır." hükmünü amirdir. Somut olayda, artırma sonuç tutanağı 21 Mart 2024'te ilan edildiğinden, ihale alıcısı (İ)'nin, borçlunun ihalenin feshini talep etmiş olmasına rağmen, bu tarihten itibaren yedi gün içinde ihale bedelini nakden ödemesi gerekir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. A seçeneği yanlıştır, çünkü 7343 sayılı Kanun değişikliği ile icra müdürünün ihale bedelinin ödenmesi için mehil verme yetkisi kaldırılmıştır; yedi günlük süre kesindir. C seçeneği yanlıştır, çünkü kanun (İİK m. 118, 130) ihalenin feshi talebinin ödeme yükümlülüğünü ertelemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. D seçeneği yanlıştır. İİK m. 118/2'ye göre, "Satılan mal, ihale kesinleşmeden teslim olunmaz ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmez." İhalenin feshi davası açılması ihalenin kesinleşmesini engeller. Dolayısıyla, bedel ödense bile tescil işlemi, fesih davası sonuçlanıp ihale kesinleşmeden yapılamaz. E seçeneği yanlıştır. İİK m. 115/3 uyarınca, ihale alıcısının süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde alınan teminat iade edilmeyip alacaklılara ödenir ve ihale iptal edilir. İhale en yüksek ikinci teklifi verene teklif edilmez, şartlar oluşmuşsa aynı şartlarla ikinci artırmaya gidilir. Önemli Nokta 4: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 100. maddesi, hacze adi iştirak koşullarını düzenlemektedir. Bu maddeye göre, hacze iştirak etmek isteyen alacaklının alacağının veya buna dayanak olan belgenin, ilk haciz sahibi alacaklının takibindeki belirli bir tarihten önce veya o tarihte mevcut olması gerekir. İİK m. 100/1 uyarınca, eğer ilk haciz ilamsız bir takibe dayanıyorsa, bu kritik tarih “takip talebi tarihi”dir. Eğer ilk haciz bir ilama dayanıyorsa, kritik tarih “dava ikamesi tarihi”dir. Sorudaki olayda, ilk haczi koyduran alacaklı (T)'nin takibi “ilamsız icra takibi”dir. Dolayısıyla, hacze iştirak etmek isteyen alacaklı (Y)’nin, alacağına dayanak olan davasının ikame tarihinin (10 Ocak 2024), ilk haciz sahibi (T)’nin “takip talebi tarihi”nden önce veya o tarihte olması gerekmektedir. Bu nedenle, öncelik koşulunun tespiti için esas alınacak kritik tarih, ilk haczi koyduran (T)'nin takip talebinde bulunduğu tarihtir. Diğer seçenekler (haczin fiili tatbik tarihi, iştirak talep tarihi, ödeme emri tebliğ tarihi) kanunun aradığı öncelik şartının tespiti için yanlış kriterlerdir. Önemli Nokta 5: Sorunun çözümünde, işçi ücretlerinin haczine ilişkin genel kural ve bu kuralın en önemli istisnalarından biri olan nafaka alacaklarının durumu değerlendirilmelidir. Genel kural, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 410. maddesinde düzenlenmiştir. Her iki madde de "İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez..." hükmünü içermektedir. Bu, adi alacaklar için geçerli olan temel sınırlamadır. Ancak, aynı maddelerde bu kurala önemli bir istisna getirilmiştir: "Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır." Bu hüküm, nafaka alacaklarının ücret haczinde genel dörtte bir kuralına tabi olmadığını ve öncelikli bir konuma sahip olduğunu açıkça belirtir. Dolayısıyla, icra müdürlüğü, işçinin ücretinden öncelikle aylık nafaka miktarının tamamını kesmekle yükümlüdür. Nafaka kesildikten sonra, geriye kalan ücret üzerinden diğer alacaklıların haciz talepleri değerlendirilir. Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, borçlunun asgari yaşam standardını korumak amacıyla, diğer alacaklar için uygulanacak olan dörtte birlik haciz oranı, nafaka kesildikten sonra arta kalan ücret miktarı üzerinden hesaplanır. Bu çerçevede seçenekler incelendiğinde: - A seçeneği yanlıştır çünkü maaş haczinde kural olarak hacizlerin konuluş tarihi bir öncelik (rüçhan) hakkı yaratmaz ve kanun nafaka alacağına açıkça öncelik tanımıştır. - B seçeneği yanlıştır çünkü nafaka alacağını da dörtte bir kuralına dahil ederek kanunun açık istisnasını göz ardı etmektedir. - C seçeneği, hukuki durumu doğru bir şekilde özetlemektedir. Nafaka önceliklidir ve dörtte bir kuralına tabi değildir. Diğer adi alacaklar için ise nafaka kesildikten sonra kalan maaşın en fazla dörtte biri haczedilebilir. - D seçeneği yanlıştır çünkü 6183 sayılı Kanun, vergi, sigorta primi gibi kamu alacaklarının tahsiline ilişkin özel bir kanun olup, tarafları özel hukuk kişisi olan borç ilişkilerinde uygulanamaz. - E seçeneği yanlıştır çünkü nafaka alacaklısının hacze iştiraki, İİK m. 101'de de belirtildiği gibi, ona öncelikli bir konum sağlar ve alacağın adi alacaklar gibi sıraya girmesi veya garameten paylaştırılması sonucunu doğurmaz.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Alacaklı (A), borçlu (B) aleyhine başlattığı ilamsız icra takibinde ödeme emrinin kesinleşmesi üzerine, B'ye ait bir taşınmazın 20.05.2023 tarihinde, bir otomobilin ise 25.06.2023 tarihinde haczini sağlamıştır. Alacaklı (A), henüz satış talebinde bulunmamıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7343 sayılı Kanun ile değişik hükümleri dikkate alındığında, haczedilen taşınmaz ve otomobil üzerindeki haczin devamlılığı açısından alacaklı (A) için öngörülen hak düşürücü süre ve bu sürenin başlangıcı hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Taşınmaz için hacizden itibaren bir yıl, otomobil için ise altı ay içinde satış istenmelidir; aksi takdirde ilgili mal üzerindeki haciz kalkar.
B)Her iki mal için de satış isteme süresi, haciz tarihlerinden itibaren ayrı ayrı işlemeye başlayan bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
C)Haciz isteme hakkı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl olduğundan, satış isteme süresi de bu bir yıllık sürenin sona ermesiyle başlar.
D)Alacaklının satış talebiyle birlikte satış giderlerini yatırması zorunlu olduğundan, hak düşürücü süre alacaklının bu giderleri yatırdığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
E)Satışın bir yıl içinde istenip gerçekleştirilememesi halinde süre bir yıl daha uzayacağından, haczin devamı için alacaklının toplamda iki yıllık bir süresi bulunmaktadır.

Çözüm

Çözüm, 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 106. maddesinin birinci fıkrasına dayanmaktadır. İlgili madde şu şekildedir: "Alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı da bu hükme tabidir." Bu düzenleme ile, önceki kanun metninde yer alan taşınır mallar için altı ay, taşınmaz mallar için bir yıl olan satış isteme süresi ayrımı ortadan kaldırılmıştır. Artık haczedilen malın cinsi ne olursa olsun (taşınır, taşınmaz veya üçüncü kişilerdeki alacaklar), satış isteme süresi yeknesak olarak "hacizden itibaren bir yıl" olarak belirlenmiştir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süresi içinde satış istenmezse haciz kendiliğinden kalkar. Seçeneklerin Değerlendirilmesi: A) Bu seçenek, 7343 sayılı Kanun değişikliğinden önceki durumu yansıtmaktadır. Mevcut düzenlemede taşınır-taşınmaz ayrımı kaldırıldığından bu seçenek yanlıştır. B) Bu seçenek, mevcut hukuki durumu doğru bir şekilde ifade etmektedir. Hem taşınmaz hem de otomobil (taşınır) için satış isteme süresi, kendi haciz tarihlerinden itibaren başlayan bir yıllık hak düşürücü süredir. Bu nedenle doğru cevaptır. C) Bu seçenek, İİK m. 78'de düzenlenen "haciz isteme süresi" ile İİK m. 106'da düzenlenen "satış isteme süresini" hatalı bir şekilde ilişkilendirmektedir. Haciz isteme süresi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıldır; satış isteme süresi ise malın haczinden itibaren işlemeye başlar. Bu iki süre birbirinden bağımsızdır. D) İİK m. 106/3 uyarınca satış talebiyle birlikte giderlerin peşin yatırılması bir geçerlilik şartıdır; yatırılmazsa talep vaki olmamış sayılır. Ancak bu durum, bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcını değiştirmez. Süre, her halükarda haciz tarihinden itibaren işlemeye devam eder. Alacaklı, bir yıllık süre içinde hem satış talep etmeli hem de giderleri yatırmalıdır. Bu nedenle seçenek yanlıştır. E) Bu seçenek, İİK m. 106/2'deki istisnai durumu yanlış yorumlamaktadır. Sürenin bir yıl daha uzaması, ancak birinci bir yıllık süre içinde satış istenip de artırma sonucu satışın gerçekleştirilememesi halinde mümkündür. Bu, baştan itibaren iki yıllık bir süre tanındığı anlamına gelmez. Alacaklı öncelikle ilk bir yıllık süre içinde satış talebinde bulunma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Bu nedenle seçenek hatalıdır.

Soru 2

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca, haczedilen bir malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esaslar göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Soru 3

Borçlu (B)'ye ait bir taşınmaz, alacaklı (A)'nın talebi üzerine icra dairesince elektronik artırma yoluyla satılmıştır. Artırma, 20 Mart 2024 Çarşamba günü en yüksek teklifi veren (İ)'nin üzerinde kalmıştır. İcra müdürü, artırma sonuç tutanağını 21 Mart 2024 Perşembe günü düzenlemiş ve aynı gün elektronik satış portalında ilan etmiştir. Ancak borçlu (B), satış ilanının usulsüz tebliğ edildiği iddiasıyla ihalenin feshini talep etmiştir. Bu olayda, ihale alıcısı (İ)'nin ihale bedelini ödeme yükümlülüğü ve taşınmazın tescili ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.