3. İlamlı İcra

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 38. maddesinde ilam mahiyetini haiz belgeler sınırlı sayıda sayılmıştır. Bu belgelerden biri, “kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri”dir. Dolayısıyla, bir noter senedinin ilam niteliği taşıyabilmesi için, konusu mutlaka bir para borcu olmalı ve bu borç kayıtsız şartsız bir şekilde ikrar edilmelidir. D seçeneğinde yer alan belge, bir para borcuna ilişkin olmayıp, bir geminin tahliyesi ve teslimi gibi “bir işin yapılmasına” ilişkin bir borç içermektedir. Bu nitelikteki bir borcu içeren noter senedi, İİK m. 38 kapsamında ilam niteliğinde sayılmaz. Nitekim, İİK m. 31/a'da “bir geminin tahliye ve teslimine ilişkin ilâm”ın icrası özel olarak düzenlenmiş olup, bu hüküm, takibin dayanağının bir mahkeme “ilâmı” olmasını gerektirmektedir. Noterlikçe düzenlenen bir sözleşme bu kapsamda değildir ve alacaklıya doğrudan ilamlı icra takibi başlatma yetkisi vermez. Diğer seçenekler ise ilam mahiyetini haiz belgelerdir: A seçeneğindeki arabuluculuk anlaşma belgesi (6325 sayılı Kanun m. 18), B seçeneğindeki icra dairesindeki ve temyizdeki kefaletnameler (İİK m. 38), C seçeneğindeki para borcu ikrarını içeren noter senedi (İİK m. 38) ve E seçeneğindeki tüketici hakem heyeti kararları (6502 sayılı Kanun m. 70) kanunen ilam niteliğinde kabul edilmektedir. Önemli Nokta 2: Somut olayda, icra takibi kesinleştikten sonraki bir dönemde borcun haricen ödendiği (itfa edildiği) ve bu durumun noter onaylı bir belge ile ispatlanabildiği görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu'nun 71. maddesinin birinci fıkrası, “Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun ve ferilerinin itfa edildiğini yahut alacaklının kendisine bir mühlet verdiğini noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat ederse, takibin iptal veya talikini her zaman icra mahkemesinden istiyebilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, borçluya, takibin kesinleşmesinden sonra borcun sona erdiğini güçlü delillerle ispatlaması halinde, genel mahkemelerde dava açma külfetine katlanmadan, daha hızlı bir yol olan icra mahkemesi aracılığıyla takibi iptal ettirme imkânı tanır. Dolayısıyla, borçlu (B)'nin elindeki noter onaylı ibraname ile herhangi bir süreye bağlı olmaksızın icra mahkemesine başvurarak takibin iptalini talep etmesi en doğru ve özel olarak düzenlenmiş hukuki yoldur. Diğer seçeneklerin incelenmesinde: A) İstirdat davası (İİK m. 72), borç olmayan bir paranın cebri icra tehdidi altında ödenmesi halinde açılır. Olayda para henüz alacaklıya ödenmemiş, hacizli durumdadır ve daha özel bir hüküm olan İİK m. 71 varken bu yol isabetli değildir. B) Şikâyet, icra dairesi işlemlerinin kanuna aykırılığı veya hadiseye uygun olmamasına ilişkindir. Alacaklının hacizli paranın gönderilmesini istemesi, takip dosyası açık olduğu sürece usule uygun bir taleptir. Uyuşmazlık, işlemin kendisinden değil, borcun esasına ilişkin bir itfadan kaynaklandığından şikâyet yolu uygun değildir. D) İtirazın iptali davası (İİK m. 67), borçlunun takibe itiraz etmesi durumunda alacaklının başvurduğu bir yoldur. Olayda borçlu itiraz etmediği için bu kurumun uygulama alanı yoktur. E) İİK m. 266, ihtiyati haczin teminatla kaldırılmasına ilişkindir. Somut olayda ise kesin haciz mevcuttur ve borç zaten ödendiği için teminat göstermek anlamsızdır. Önemli Nokta 3: Sorunun çözümü, ilama dayalı taşınmaz tahliyesi sırasında mecurda kiracıdan başka bir kişinin bulunması halinde uygulanacak usulü düzenleyen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 276. maddesine dayanmaktadır. İİK m. 276/1'e göre; "Tahliyesi istenen yerde kiracıdan başka bir şahıs bulunur ve işgalde haklı olduğuna dair resmi bir vesika gösteremezse derhal tahliye olunur." Somut olayda, üçüncü kişi (Ü)'nün dayandığı belge, taraflar arasında düzenlenmiş adi yazılı bir alt kira sözleşmesidir. Adi yazılı sözleşmeler, kanunun aradığı anlamda "resmi bir vesika" (örneğin, noter tarafından düzenlenmiş veya tapuya şerh edilmiş bir sözleşme gibi) niteliği taşımaz. Bu nedenle, (Ü) işgalde haklı olduğunu kanuna uygun bir şekilde ispat edemediğinden, icra memuru tarafından derhal tahliye edilmesi gerekir. Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri: - İİK m. 276/2 uyarınca tahliyenin tehiri ve icra mahkemesine bildirim usulü, üçüncü şahsın resmi bir vesika gösterememekle birlikte, icra dairesine sunulan kira sözleşmesi tarihinden önceki bir zamandan beri mecuru işgal ettiğini beyan etmesi ve bu beyanın icra memurunca yapılacak mahallî tahkikatla doğrulanması şartlarına bağlıdır. Soruda bu şartların varlığına dair bir bilgi bulunmadığından bu seçenek yanlıştır. - Tahliye ilamının yalnızca tarafları bağlayacağı ve (Ü)'ye karşı ayrı bir dava açılması gerektiği yönündeki iddia, İİK m. 276'daki özel düzenleme karşısında uygulama alanı bulmaz. Kanun koyucu bu hükümle, tahliyenin kötü niyetli üçüncü kişilerce engellenmesinin önüne geçmeyi amaçlamıştır. - Üçüncü kişiye mahkemeye başvurması için yedi günlük süre verilmesi, İİK m. 29'da düzenlenen ve üçüncü şahsın borçludan değil de doğrudan doğruya işgal ettiğini bir tapu sicili kaydı ile gösterdiği farklı bir duruma ilişkindir. Olayda böyle bir durum söz konusu değildir. - İcra hukuku aşamasında, kiralayanın alt kiracıya ihtarname gönderme gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. İlamın icrası aşamasında kanunda öngörülen usul uygulanır. Önemli Nokta 4: İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 39. maddesi, “İlama müstenit takip, son muamele üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmünü amirdir. Somut olayda, alacaklı (A) on yıllık zamanaşımı süresi dolmadan takibin yenilenmesini talep etmiştir. Bu durumda takip zamanaşımına uğramamıştır ve yenilenebilir. Harçlar Kanunu'na göre, ilamsız takiplerin yenilenmesi talebinde bulunulduğunda başvuru harcı yeniden alınırken, ilamlı takipler bu kuralın bir istisnasını teşkil eder. Dolayısıyla, ilamlı bir takibin zamanaşımı süresi içinde yenilenmesi talep edildiğinde alacaklıdan yeniden harç alınmaz. Alacaklının talebiyle dosya işlemden kaldırıldığı yerden devam eder. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği ilamsız takibe ilişkin kuralı belirttiği için hatalıdır. (B) seçeneğindeki 'icra edilebilirlik şerhi' alınması gibi bir zorunluluk mevcut değildir. (D) seçeneği, yenileme talebini borçlunun pasifliğine bağlamaktadır ki bu usulen doğru değildir; yenileme alacaklının tek taraflı talebiyle gerçekleşir. Borçlu, takibin yenilenmesinden sonra İİK m. 71/2 yollamasıyla m. 33/a uyarınca zamanaşımı itirazını icra mahkemesine ayrıca ileri sürebilir, ancak bu yenilemenin bir şartı değildir. (E) seçeneği ise zamanaşımının başlangıç anını yanlış belirtmektedir; İİK m. 39'a göre süre takibin başladığı tarihten değil, 'son muamele' tarihinden itibaren işler. Önemli Nokta 5: Sorunun çözümünde, icra takibinin kesinleşmesinden sonra açılan menfi tespit davasının hukuki sonuçları değerlendirilmelidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72. maddesi menfi tespit ve istirdat davalarını düzenlemektedir. İlgili maddenin üçüncü fıkrası şu şekildedir: "İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir." Bu hüküm uyarınca, takip kesinleştikten sonra açılan menfi tespit davası, icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Borçlunun, haczedilen malların satışını veya paranın alacaklıya ödenmesini engellemek için tek imkânı, alacağın %15'inden az olmayan bir teminat göstererek mahkemeden ihtiyati tedbir kararı talep etmektir. Bu tedbir, takibi durdurmaya değil, sadece vezneye giren paranın alacaklıya ödenmesini engellemeye yöneliktir. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir. Diğer seçeneklerin analizi: A) Takibe itiraz edilmemesi takibi şekli anlamda kesinleştirir ancak borcun maddi hukuk anlamında ikrar edildiği sonucunu doğurmaz. Borçlu, İİK m. 72 uyarınca menfi tespit davası açarak borçlu olmadığını ispat etme hakkına sahiptir. İstirdat davası ise genellikle borç ödendikten sonra gündeme gelen bir yoldur ve tek seçenek değildir. C) Bu seçenek, İİK m. 72/2'de düzenlenen, icra takibinden *önce* açılan menfi tespit davasında başvurulabilecek bir yolu tanımlamaktadır. Takip *başlamadan önce* açılan davada, %15'ten az olmayan teminatla takibin durdurulması istenebilir. Olayda ise takip kesinleştikten sonra dava açılmıştır, bu nedenle bu hüküm uygulanamaz. D) Borçtan kurtulma davası, İİK m. 69'da düzenlenen özel bir dava türüdür ve ancak borçlunun itirazının icra mahkemesince *muvakkaten kaldırılması* kararına karşı açılabilir. Somut olayda borçlu hiç itiraz etmediği için itirazın kaldırılması süreci yaşanmamıştır, dolayısıyla bu dava açılamaz. E) Takibin kesinleşmesinden sonraki bir devrede, icra mahkemesinden takibin iptal veya talikini (ertelenmesini) isteyebilmek için İİK m. 71'de belirtilen nitelikte, yani borcun itfa edildiğini veya mühlet verildiğini gösteren *noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge* sunulması zorunludur. Adi yazılı bir belge bu nitelikte olmadığından, icra mahkemesi aracılığıyla bu yola başvurulamaz.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

İlamlı icra, kural olarak bir mahkeme kararına dayanır. Ancak kanun koyucu, ispat gücü ve nitelikleri bakımından belirli belgeleri ilamlarla eşdeğer sayarak, bu belgelere dayalı olarak alacaklının doğrudan icra emri gönderilmesini talep etmesine olanak tanımıştır. Bu belgeler, "ilam mahiyetini haiz belgeler" olarak adlandırılır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi niteliği gereği "ilam mahiyetini haiz belge" sayılamaz ve alacaklısına tek başına ilamlı icra takibi yapma hakkı vermez?

A)Ticari bir uyuşmazlıkta, tarafların dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda vardıkları ve icra edilebilirlik şerhi alınmış anlaşma belgesi.
B)İcra dairesindeki kefaletler ile icranın geri bırakılması için temyiz veya istinaf kanun yoluna başvuran borçlunun ibraz ettiği kefaletnameler.
C)Kayıtsız şartsız belirli bir para borcunun ödenmesine ilişkin ikrarı içeren ve noterlikçe düzenleme şeklinde hazırlanan borç senedi.
D)Belirli bir geminin tahliyesi ve teslimi borcunu içeren ve noterlikçe onaylama şeklinde düzenlenmiş bir sözleşme.
E)Tüketici hakem heyetlerinin, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca tarafları bağlayıcı nitelikteki kararları.

Çözüm

İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 38. maddesinde ilam mahiyetini haiz belgeler sınırlı sayıda sayılmıştır. Bu belgelerden biri, “kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri”dir. Dolayısıyla, bir noter senedinin ilam niteliği taşıyabilmesi için, konusu mutlaka bir para borcu olmalı ve bu borç kayıtsız şartsız bir şekilde ikrar edilmelidir. D seçeneğinde yer alan belge, bir para borcuna ilişkin olmayıp, bir geminin tahliyesi ve teslimi gibi “bir işin yapılmasına” ilişkin bir borç içermektedir. Bu nitelikteki bir borcu içeren noter senedi, İİK m. 38 kapsamında ilam niteliğinde sayılmaz. Nitekim, İİK m. 31/a'da “bir geminin tahliye ve teslimine ilişkin ilâm”ın icrası özel olarak düzenlenmiş olup, bu hüküm, takibin dayanağının bir mahkeme “ilâmı” olmasını gerektirmektedir. Noterlikçe düzenlenen bir sözleşme bu kapsamda değildir ve alacaklıya doğrudan ilamlı icra takibi başlatma yetkisi vermez. Diğer seçenekler ise ilam mahiyetini haiz belgelerdir: A seçeneğindeki arabuluculuk anlaşma belgesi (6325 sayılı Kanun m. 18), B seçeneğindeki icra dairesindeki ve temyizdeki kefaletnameler (İİK m. 38), C seçeneğindeki para borcu ikrarını içeren noter senedi (İİK m. 38) ve E seçeneğindeki tüketici hakem heyeti kararları (6502 sayılı Kanun m. 70) kanunen ilam niteliğinde kabul edilmektedir.

Soru 2

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrinin tebliği üzerine süresi içinde itiraz etmeyen borçlu (B)'nin banka hesabına haciz konulmuştur. Takibin kesinleşmesinden sonraki bu aşamada (B), alacaklı (A) ile anlaşarak tüm borcu fer’ileriyle birlikte haricen ödemiş ve (A)’dan bu duruma ilişkin olarak noter huzurunda düzenlenmiş bir ibraname almıştır. Ancak buna rağmen (A), icra dairesine başvurarak hacizli paranın dosyaya gönderilmesini talep etmiştir. Bu durumda borçlu (B)'nin başvurabileceği en isabetli hukuki yol aşağıdakilerden hangisidir?

Soru 3

Kiralayan (A), kiracısı (B) aleyhine açtığı tahliye davası sonucunda lehine verilen kesinleşmiş mahkeme kararını icra dairesine sunarak ilamlı icra takibi başlatmıştır. Tahliye işlemleri için taşınmaza giden icra memuru, mecurda kiracı (B)'nin değil, (B) ile aralarında düzenlenmiş adi yazılı bir alt kira sözleşmesine dayanarak oturduğunu iddia eden üçüncü kişi (Ü)'nün bulunduğunu tespit etmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre, bu durumda icra memurunun izlemesi gereken usul aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.