Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 265. maddesinin birinci fıkrasına göre, borçlu, kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haciz kararına karşı; haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı itiraz edebilir. Mahkeme, bu itiraz üzerine yapacağı incelemeyi yalnızca gösterilen bu sebeplere hasreder. Bu çerçevede, ihtiyati haciz itirazı, alacağın esasına ilişkin bir yargılama değildir; geçici bir hukuki koruma tedbiri olan ihtiyati haczin şartlarının mevcut olup olmadığının denetlendiği sınırlı bir incelemedir.
Seçenekler incelendiğinde:
- A seçeneği, İİK m. 265 uyarınca açıkça sayılan 'mahkemenin yetkisine' yönelik bir itirazdır ve geçerli bir itiraz sebebidir.
- B seçeneği, İİK m. 257/2'de düzenlenen 'vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz' şartlarının gerçekleşmediğine, yani 'ihtiyati haczin dayandığı sebeplere' yönelik bir itirazdır ve geçerli bir itiraz sebebidir.
- C seçeneği, İİK m. 265'te belirtilen 'teminata' ilişkin bir itiraz olup, teminatın miktarının yetersizliğine yönelik geçerli bir itiraz sebebidir.
- E seçeneği, İİK m. 257'nin ilk fıkrasında yer alan 'rehinle temin edilmemiş olma' şartının gerçekleşmediğine, yani 'ihtiyati haczin dayandığı sebeplere' yönelik bir itirazdır. Bu da geçerli bir itiraz sebebidir.
- D seçeneğinde ileri sürülen iddia ise, alacağın esasına ilişkindir. Borcun doğumuna neden olan hukuki işlemin geçerliliği (irade fesadı, butlan vb.), ödenip ödenmediği, zamanaşımına uğrayıp uğramadığı gibi uyuşmazlığın esasına dair konular, ihtiyati hacze itiraz aşamasında incelenmez. Bu tür iddialar, ihtiyati haczi tamamlayan işlemler olan esas dava veya icra takibi sırasında ileri sürülmelidir. Bu nedenle, alacağın dayandığı hukuki işlemin batıl olduğu iddiası, İİK m. 265 kapsamında bir itiraz sebebi olarak kabul edilmez.
Önemli Nokta 2: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 259. maddesinin birinci fıkrası, “İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesuldür…” hükmünü amirdir. Bu hüküm, haksız ihtiyati hacizden doğan sorumluluğun bir kusursuz sorumluluk hali olduğunu açıkça düzenlemektedir. Alacaklının ihtiyati haciz talebinde bulunurken iyi niyetli veya kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, hacizde haksız çıkması (örneğin, alacak davasını kaybetmesi) tazminat sorumluluğunun doğması için yeterlidir. Bu nedenle, alacaklı A'nın sorumluluğu kusur şartına bağlı değildir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- A seçeneği yanlıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 399. maddesinde düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresi, haksız *ihtiyati tedbirden* kaynaklanan tazminat davaları için geçerlidir. Haksız ihtiyati hacizden doğan tazminat davaları ise genel hükümlere, yani Türk Borçlar Kanunu'ndaki haksız fiil zamanaşımı sürelerine tabidir.
- B seçeneği yanlıştır. Alacaklının kötü niyetli olduğunun ispatlanması şartı, İİK m. 72/5 uyarınca, borçluyu *menfi tespit davası* açmaya zorlayan haksız ve kötü niyetli takiplerde söz konusu olan bir durumdur. Haksız ihtiyati hacizden doğan genel tazminat davası için ise alacaklının haksız çıkması yeterli olup kötü niyetinin ispatı aranmaz.
- C seçeneği yanlıştır. İİK m. 259/4 “Tazminat davası ihtiyati haczi koyan mahkemede *dahi* görülür.” demektedir. Buradaki “dahi” ifadesi, bu yetkinin münhasır (kesin) olmadığını, genel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla borçlu, dilerse ihtiyati haciz kararı veren mahkemede, dilerse genel yetki kurallarına göre yetkili olan mahkemede tazminat davası açabilir.
- D seçeneği yanlıştır. Takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi kuralı, yine İİK m. 72/5'te düzenlenen menfi tespit davasına özgü bir durumdur. Genel haksız ihtiyati haciz tazminat davasında ise borçlu, uğradığı gerçek ve ispatlanmış zararını talep eder.
Önemli Nokta 3: İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 264. maddesinin birinci fıkrası, ihtiyati haczi tamamlayan merasimi düzenlemektedir. İlgili hükme göre, "Dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklı; haczin tatbikinden, haciz gıyabında yapılmışsa haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde (Haciz veya iflas) bulunmaya veya dava açmaya mecburdur." Sorudaki olayda, alacaklı (A) dava açmadan önce ihtiyati haciz kararı almış ve haciz borçlunun huzurunda tatbik edilmiştir. Bu nedenle, (A)'nın haczin tatbik edildiği 10 Mart 2024 tarihinden itibaren yedi gün içinde icra takibi başlatması veya dava açması gerekir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: 'On gün' süresi, İİK m. 261 uyarınca ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren kararın infazının istenmesi için öngörülen süredir. 'Üç iş günü' süresi, Türk Ticaret Kanunu m. 1364'te gemilerin ihtiyati haczi için kararın infazını isteme süresi olarak özel bir düzenlemedir. 'Bir ay' süresi, İİK m. 264/3 uyarınca ihtiyati haciz alacak davası sırasında konulmuşsa, esas hakkındaki hükmün tebliğinden itibaren takip talebinde bulunma süresidir. 'İtirazın tebliğinden itibaren yedi gün' süresi ise İİK m. 264/2'de düzenlenen, başlatılmış bir icra takibinde ödeme emrine itiraz edilmesi durumunda alacaklının itirazın kaldırılmasını istemesi veya iptali davası açması için öngörülen süredir. Bu nedenle doğru cevap 'Yedi gün'dür.
Önemli Nokta 4: Sorunun çözümünde hem genel hüküm niteliğindeki İcra ve İflas Kanunu (İİK) hem de özel hüküm niteliğindeki Türk Ticaret Kanunu (TTK) ilgili maddeleri dikkate alınmalıdır.
İİK m. 266'ya göre, “Borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden istiyebilir. Takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer.” Bu hüküm, borçluya, belirtilen türde teminatları göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasını talep etme hakkı tanımaktadır. Soruda henüz takibe başlanmadığı belirtildiğinden, görevli merci ihtiyati haciz kararını veren mahkemedir.
Somut olaydaki ihtiyati haciz bir gemi üzerine konulduğundan, TTK'nın özel hükmü olan 1371. madde de uygulama alanı bulur. TTK m. 1371/1, “Geminin maliki veya borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla, deniz alacağının tamamı, faizi ve giderler için yeterli teminat göstererek, ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer.” hükmünü amirdir. Bu madde de İİK m. 266 ile paralel bir düzenleme getirerek, borçlunun yeterli teminatla haczi kaldırabileceğini ve yetkili mahkemenin takip başlamadan önce haciz kararı veren mahkeme olduğunu teyit etmektedir.
Bu doğrultuda, C seçeneği hem İİK m. 266'da sayılan teminat türlerini doğru bir şekilde yansıtmakta hem de yetkili mahkemeyi doğru tespit etmektedir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır:
- A seçeneği, talebin sadece takipten sonra yapılabileceğini iddia etmektedir, oysaki kanun (İİK m. 266 ve TTK m. 1371) açıkça takipten önce de bu talebin yapılabileceğini, sadece yetkili mahkemenin değişeceğini düzenlemiştir.
- B seçeneği, teminat türünü sadece nakit para ile sınırlandırmaktadır. Hâlbuki İİK m. 266'da banka kefaleti (teminat mektubu) de dâhil olmak üzere çeşitli teminat türleri açıkça sayılmıştır.
- D seçeneği, alacaklının muvafakatini şart koşmaktadır. Ancak kanun borçluya bu hakkı tek taraflı olarak tanımıştır; mahkemenin teminatı yeterli ve muteber bulması kafidir, alacaklının onayı aranmaz.
- E seçeneği, gemi üzerindeki haczin hiçbir şekilde kaldırılamayacağını öne sürmektedir. Bu iddia, hem İİK m. 266'daki genel kurala hem de TTK m. 1371'deki özel kurala açıkça aykırıdır.
Önemli Nokta 5: Somut olayda, alacaklı (A)'nın alacağı henüz vadesi gelmemiş bir para borcudur. İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 257. maddesinin birinci fıkrası, ihtiyati haczin kural olarak vadesi gelmiş para borçları için istenebileceğini düzenler. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, bu kurala önemli istisnalar getirmiştir. İİK m. 257/2'ye göre, 'Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa' vadesi gelmemiş borçlar için de ihtiyati haciz istenebilir. Olayda borçlu (B)'nin stoklarını hızla ve düşük bedellerle elden çıkarması ve parayı yurt dışına aktarmaya başlaması, tam olarak bu hükümde tarif edilen mal kaçırma hazırlığına karine teşkil eder. Dolayısıyla, (A) bu duruma dayanarak vadesi gelmemiş alacağı için ihtiyati haciz talep edebilir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur.
A seçeneği yanlıştır; zira teminat istenmesi veya mal bildiriminde bulunmama gibi haller, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesinde düzenlenen, kamu alacaklarına özgü ihtiyati haciz sebeplerindendir ve özel hukuk alacakları için İİK'da aranan şartlar değildir.
C seçeneği yanlıştır; alacağın ticari olması, İİK m. 257/2'deki özel şartların aranmasına engel teşkil etmez. Alacağın varlığının tek başına ihtiyati haciz sebebi sayılması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1353. maddesinde 'deniz alacaklarına' özgü bir durumdur ve genel ticari alacaklara teşmil edilemez.
D seçeneği yanlıştır; zira vadesi gelmemiş bir borç için ihtiyati haciz kararı alınması halinde borç, İİK m. 257'nin son cümlesi uyarınca 'yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder'. Bu durum, borcun diğer alacaklılar nezdinde muaccel olacağı anlamına gelmez.
E seçeneği yanlıştır; İİK m. 264 uyarınca alacaklı, dava açmadan veya takip başlatmadan önce ihtiyati haciz kararı alabilir. Bu durumda, haczin tatbikinden itibaren 7 gün içinde dava açmak veya takip başlatmak zorundadır. Dolayısıyla, dava veya takibin önceden başlatılması bir şart değildir.