Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca tacirler her türlü borcu için iflasa tabidir. Tacir sıfatı, ticareti terk ile sona erse de alacaklıları korumak amacıyla kanun koyucu özel bir düzenleme getirmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 'Ticareti terk edenler' başlıklı 44. maddesinin ikinci fıkrası, “Bu ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, ticareti terk eden tacirin iflasa tabiyeti, ticareti terk ettiğini ticaret siciline bildirmesi üzerine yapılan ilanın tarihinden itibaren bir yıl daha devam eder. Sorudaki olayda, ilan tarihi 10 Şubat 2023 olduğundan, bu tarihten itibaren bir yıl süreyle, yani 10 Şubat 2024 tarihine kadar tacir (A) aleyhine iflas yoluyla takip yapılması mümkündür. Diğer seçenekler ise hatalıdır: A seçeneği, kanunun getirdiği bir yıllık özel süreyi göz ardı etmektedir. C seçeneği, sürenin başlangıcını yanlış olarak 'bildirim' tarihi olarak kabul etmektedir; oysa kanun açıkça 'ilan' tarihini esas almıştır. D seçeneği, aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen haczi kabil mallar üzerindeki iki aylık tasarruf yasağı süresini, iflasa tabiyet süresi ile karıştırmaktadır. E seçeneği ise TTK m. 18'e aykırıdır; zira tacir, ticari nitelikte olmayan borçları da dâhil olmak üzere tüm borçları için iflasa tabidir ve bu durum ticareti terkten sonraki bir yıllık süre için de geçerlidir.
Önemli Nokta 2: İflas yoluyla takipte ve iflas davalarında yetki, özel ve kesin kurallara tabidir. İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 154. maddesinin ikinci fıkrası, merkezi yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkındaki yetkili mercii düzenlemektedir. Bu fıkraya göre, "Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkında yetkili merci, Türkiye’deki şubenin, birden ziyade şubenin bulunması halinde merkez şubenin bulunduğu yerdeki icra dairesidir." İflas davası ise, İİK m. 174 uyarınca ticaret mahkemesinde açılır. Dolayısıyla, yetkili mahkeme de merkez şubenin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesi olacaktır. Olayda, borçlu şirketin Türkiye'deki merkez şubesi Bursa'da olduğundan, iflas davası için Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi yetkilidir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- Sözleşmedeki yetki şartı, İİK m. 154/3 uyarınca geçersizdir. Anılan hüküm, "...iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır." demek suretiyle iflas davasında yetki sözleşmesini yasaklamıştır. Bu yetki kuralı kamu düzenindendir.
- Borcun İzmir şubesinin işleminden doğması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 14. maddesindeki şube yetkisini akla getirse de, iflas hukukundaki yetki kuralları özel hüküm niteliğinde olup HMK'daki genel yetki kuralını ortadan kaldırır. Bu nedenle İzmir mahkemeleri yetkili değildir.
- İstanbul mahkemelerinin yetkili olması kuralı, davalının Türkiye'de hiçbir yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyerinin (şubesinin) bulunmadığı durumlarda başvurulabilecek genel bir kuraldır. Olayda şirketin Türkiye'de şubeleri olduğundan bu kural uygulanamaz.
- Alacaklının merkezinin bulunduğu yer mahkemesi, genel yetki kuralı olan HMK m. 6'ya göre davalının yerleşim yeri mahkemesi olmadığından ve iflas hukukunda özel bir yetki kuralı bulunduğundan yetkili değildir.
Önemli Nokta 3: İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesi uyarınca iflasa tabi olanlar; Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) göre tacir sayılanlar, tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar ve özel kanunlar gereği iflasa tabi olduğu belirtilen kişilerdir. Sorunun çözümünde, hangi şahsın bu kategorilere girmediğinin tespiti gerekmektedir.
* **A seçeneği:** TTK uyarınca, ticareti terk eden bir tacir, bu durumun ticaret siciline tescil ve ilanından itibaren bir yıl süreyle iflas yoluyla takip edilebilir. Dolayısıyla ilandan altı ay sonra bu kişi hâlâ iflasa tabidir.
* **B seçeneği:** Dernekler kural olarak tacir değildir ve iflasa tabi olmazlar. Ancak, amaçlarına ulaşmak için ticari bir işletme (iktisadi işletme) işletirlerse, bu işletmeleri dolayısıyla tacir sayılırlar ve iflasa tabi olurlar.
* **C seçeneği:** Kollektif şirket bir ticaret şirketidir ve tüzel kişiliği tacir sayılır. Bunun yanı sıra, kollektif şirketin ortakları da kanunen tacir sıfatına sahiptir ve şirketin borçlarından dolayı şahsen ve sınırsız sorumlu oldukları için iflas yoluyla takibe maruz kalabilirler.
* **E seçeneği:** Donatma iştiraki, TTK'da düzenlenmiş olup tacir sayılır ve iflasa tabidir. Tüzel kişiliği olmamasına rağmen bu özel statü tanınmıştır.
* **D seçeneği:** Bir diş hekiminin kendi özel muayenehanesini işletmesi, TTK anlamında bir 'ticari işletme' faaliyeti değil, bir 'serbest meslek faaliyeti' olarak kabul edilir. Serbest meslek erbapları (doktor, avukat, mali müşavir vb.) bu faaliyetleri dolayısıyla tacir sayılmazlar ve kural olarak iflasa tabi değildirler. Onlar hakkındaki takip, ancak haciz yoluyla yapılabilir. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.
Önemli Nokta 4: Genel iflas yolu ile takipte, borçluya gönderilen ödeme emrine itiraz süresi ve mercii 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 155. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde metninde, borçlunun gerek borcu olmadığına gerek kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığına dair itirazı varsa, bu durumu ödeme emrinin tebliğinden itibaren "yedi gün içinde" bir dilekçe ile "icra dairesine" bildirmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. İtirazın icra dairesine yapılmasıyla takip durur ve alacaklı, itirazın kaldırılması ve borçlunun iflası talebiyle ticaret mahkemesinde dava açabilir (İİK m. 156/3). Somut olayda, tacir (B)'ye genel iflas yoluna ilişkin bir ödeme emri tebliğ edildiğinden, (B)'nin itirazlarını tebliğden itibaren 7 gün içinde takibi başlatan icra dairesine yapması gerekmektedir. 5 günlük süre, kambiyo senetlerine mahsus iflas yolunda ödeme emrine itiraz süresidir (İİK m. 172). 15 günlük süre ise iflas talebinin ilanından sonra diğer alacaklıların davaya müdahale süresidir (İİK m. 173). Asliye Ticaret Mahkemesi ve İcra Mahkemesi, ödeme emrine ilk itirazın yapılacağı merciler değildir.
Önemli Nokta 5: Çözüm, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 154. maddesinin yetkiye ilişkin düzenlemelerinin doğru bir şekilde analiz edilmesini gerektirmektedir. Bu madde, iflas yoluyla takip ve iflas davası için yetkiyi ayrı ayrı ele almaktadır.
1. **İflas Takibi İçin Yetki:** İİK m. 154/1'e göre, iflas yoluyla takipte genel yetkili merci, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu mahaldeki icra dairesidir. Somut olayda bu yer İzmir İcra Dairesidir. Ancak İİK m. 154/3, bu kurala bir istisna getirir: "Borçlu ile alacaklı yetkili icra dairesini yazılı anlaşma ile tayin etmişlerse, o yerin icra dairesi dahi iflas takibi için yetkili sayılır." Olayda, tacir olan taraflar arasında İstanbul icra dairelerinin yetkili olduğuna dair bir yetki sözleşmesi bulunmaktadır. Bu sözleşme, HMK m. 17 ile de uyumlu olup, iflas takibi bakımından geçerlidir. Dolayısıyla, alacaklı iflas takibini genel yetkili yer olan İzmir'de veya sözleşmeyle belirlenen özel yetkili yer olan İstanbul'da başlatma seçimliğine sahiptir. Şu kadar ki, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır.
2. **İflas Davası İçin Yetki:** İİK m. 154/3'ün ikinci cümlesi, iflas davası için yetkiyi kesin ve emredici bir şekilde düzenlemiştir: "Şu kadar ki, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır." Bu hüküm, iflas davasının yetkisinin kamu düzenine ilişkin olduğunu ve tarafların anlaşmasıyla değiştirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, iflas takibi nerede başlatılmış olursa olsun, itirazın kaldırılması ve iflasa karar verilmesi talebiyle açılacak iflas davası, kesin yetki kuralı gereğince *mutlaka* borçlunun muamele merkezi olan İzmir Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmelidir.
Bu açıklamalar ışığında seçenekler değerlendirildiğinde:
- **A seçeneği** hem iflas takibi için yetki sözleşmesinin geçerliliğini hem de iflas davası için kesin yetki kuralını doğru bir şekilde ifade ettiği için doğrudur.
- **B seçeneği**, iflas davası için yetkinin kamu düzeninden olduğunu doğru belirtse de, iflas takibi için yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu iddia ederek hata yapmaktadır. İİK m. 154/3, takip için sözleşmeyi geçerli kılar.
- **C seçeneği**, yetki sözleşmesinin hem takip hem de dava için geçerli olduğunu ileri sürerek İİK m. 154/3'ün emredici hükmünü göz ardı etmektedir.
- **D seçeneği**, alacaklının merkezinin yetkili olduğunu belirterek hukuki dayanaktan yoksun bir iddiada bulunmaktadır. Yetki, borçlunun durumuna göre belirlenir.
- **E seçeneği**, konkordato ve iflas yetkisini hatalı bir şekilde ilişkilendirmektedir. İİK m. 285'e göre konkordato için yetkili mahkeme de iflasa tabi borçlu için İİK m. 154'te belirtilen, yani borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Dolayısıyla yetkili yer İstanbul değil, İzmir olacaktır.