Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Sorunun çözümü, konkordato mühleti içinde borçlunun tasarruf yetkisini düzenleyen İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 297. maddesine dayanmaktadır. Maddenin birinci fıkrasına göre genel kural, borçlunun komiserin nezareti altında işlerine devam edebilmesidir. Ancak maddenin ikinci fıkrası bu genel kurala önemli istisnalar getirmektedir.
İİK m. 297/2'ye göre, 'Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz; taşınmazını, işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırını ve işletmenin devamlı tesisatını devredemez ve takyit edemez. Aksi hâlde yapılan işlemler hükümsüzdür.'
Bu hüküm çerçevesinde seçenekler incelendiğinde:
- B seçeneğindeki arsa devri, bir 'taşınmazın devri' işlemidir ve mahkeme izni olmaksızın yapıldığından hükümsüzdür.
- C seçeneğindeki işlem, 'kefil olma' yasağı kapsamındadır ve mahkeme izni olmaksızın yapıldığından hükümsüzdür.
- D seçeneğindeki işlem, 'rehin tesis etme' yasağına aykırıdır ve mahkeme izni olmaksızın yapıldığından hükümsüzdür.
- E seçeneğindeki aracın bedelsiz devri, açıkça bir 'ivazsız tasarruf' niteliğindedir ve mahkeme izni olmaksızın yapıldığından hükümsüzdür.
B, C, D ve E seçeneklerindeki işlemlerin tamamı, İİK m. 297/2'de açıkça sayılan ve mahkeme izni olmadan yapılması halinde hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulan işlemlerdir. Dolayısıyla bu dört işlemin hukuki sonucu aynıdır (hükümsüzlük).
A seçeneğinde ise 'üretimde atıl durumda bulunan bir forkliftin' satışı söz konusudur. Bu işlem, İİK m. 297/2'de sayılan 'işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırın' devri kapsamına girmemektedir. Bu nedenle, anılan yasak kapsamında olmayan ve borçlunun komiser nezaretinde işlerine devam etmesi genel kuralı (İİK m. 297/1) çerçevesinde değerlendirilecek olan bu işlem geçerlidir. Dolayısıyla, hukuki sonucu (geçerlilik) diğer seçeneklerden (hükümsüzlük) farklıdır.
Önemli Nokta 2: İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 305. maddesi, konkordato projesinin mahkeme tarafından tasdik edilebilmesi için gereken şartları açıkça düzenlemiştir. Bu şartlar arasında;
- Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (İİK m. 305/b),
- Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması (İİK m. 305/a),
- Gerekli yargılama giderleri ile harçların tasdik kararından önce depo edilmesi (İİK m. 305/e),
- Projenin kanunda öngörülen çoğunlukla (İİK m. 302'ye göre kaydedilmiş alacaklıların ve alacakların yarısı veya kaydedilmiş alacaklıların dörtte biri ve alacakların üçte ikisi) kabul edilmiş olması (İİK m. 305/c) yer almaktadır.
Ancak, İİK m. 305/d uyarınca teminat altına alınması gereken imtiyazlı alacaklar, İİK m. 206'da sayılan imtiyazlı alacaklıların tamamı değil, yalnızca **"birinci sırasındaki"** imtiyazlı alacaklılardır. Sorudaki seçenek ise bu şartı "bütün sıralardaki imtiyazlı alacaklılar" şeklinde yanlış bir genelleme ile ifade ettiğinden, bu ifade konkordatonun tasdik şartları arasında yer almaz ve yanlıştır.
Önemli Nokta 3: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 290. maddesinin üçüncü fıkrası, “Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca komiserin işlemlerine karşı şikayet mercii, konkordato yargılamasını yürüten asliye ticaret mahkemesidir ve mahkemenin bu şikayet üzerine vereceği karar kesindir; yani bu karara karşı istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurulamaz. Ayrıca, İİK m. 290/2 hükmü, İİK m. 16'nın komiserler hakkında kıyasen uygulanacağını belirtmektedir. İİK m. 16'da ise şikayet süresi, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla şikayet, bu süre içinde yapılmalıdır. Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: Alacaklılar kurulunun görevi komiserin faaliyetlerine nezaret etmek ve gerekli gördüğünde mahkemeden değiştirilmesini istemektir (İİK m. 290, son fıkra), bireysel işlemlere karşı şikayet mercii değildir. Bilirkişilik bölge kurulları sadece komiser listelerini oluşturmakla görevlidir (İİK m. 290/4), komiserin işlemlerini denetlemez. Komiserin işlemleri yargısal denetime tabidir ve şikayet yolu açıktır; borçlunun tasdik duruşmasını beklemesi gerekmez.
Önemli Nokta 4: Çözüm, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 291. maddesine dayanmaktadır. Bu maddeye göre, “Konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir.” Bu hüküm, sürecin temel mantığını yansıtır: Konkordatonun amacı borçlunun mali durumunu düzeltmektir ve bu amaca mühlet bitmeden ulaşılmışsa, koruma tedbirlerinin devam etmesi anlamsızlaşır.
Seçeneklerin analizi:
- A seçeneği yanlıştır. İİK m. 291, kararın mahkemece 'resen' verileceğini belirtir; alacaklılar kurulunun oybirliği gibi bir şart öngörülmemiştir. Ayrıca, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme, karar vermeden önce borçlu ve ilgili diğer kişileri duruşmaya davet eder.
- B seçeneği yanlıştır. Süreci başlatan temel unsur, borçlunun doğrudan başvurusu değil, konkordato komiserinin bu durumu tespit eden 'yazılı raporu'dur. Mahkeme bu rapor üzerine harekete geçer.
- C seçeneği, en güçlü çeldiricilerden biridir. Ancak İİK m. 292'de düzenlenen iflâs halleri, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması veya borçlunun kötü niyetli hareketleri gibi olumsuz durumlar için geçerlidir. Mali durumun düzelmesi, konkordatonun başarıya ulaştığını gösterir ve bu durum iflâs sebebi değil, sürecin sonlandırılması sebebidir.
- D seçeneği doğrudur. İİK m. 291'de belirtilen usulü eksiksiz bir şekilde açıklamaktadır. Tetikleyici olay komiserin yazılı raporu, karar mercii mahkeme, kararın niteliği 'resen' ve sonuçları 'kesin mühletin kaldırılması' ile 'konkordato talebinin reddi'dir.
- E seçeneği yanlıştır. İİK m. 293, 'kesin mühlet talebinin kabulü' ile 'mühletin kaldırılması talebinin reddine' ilişkin kararlara karşı kanun yolunun kapalı olduğunu düzenler. Sorudaki durum ise 'mühletin kaldırılması' kararıdır ve bu kararın ilan edileceği İİK m. 289/son fıkrasında belirtilmiştir. Kanun yolu tamamen kapalı değildir ve durumun esasıyla ilgili bir engel teşkil etmez.
Önemli Nokta 5: Sorunun çözümü, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 292. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ve iflâsın açılması hallerini düzenlemektedir.
İİK m. 292/1'e göre, iflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra belirli durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme, kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir. Sorudaki olayda gerçekleşen durumlar, bu maddenin (b) bendinde yer alan “konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması” ve (c) bendinde yer alan “borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması” hallerine uymaktadır. Somut olayda borçlu bir sermaye şirketi olduğu için iflasa tabidir. Dolayısıyla, komiserin bu yöndeki raporu üzerine mahkemenin vermesi gereken karar, kesin mühleti kaldırmak, konkordato talebini reddetmek ve borçlunun iflasına resen hükmetmektir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- A seçeneği yanlıştır. Mahkemenin konkordato projesinde düzeltme isteme yetkisi İİK m. 305/2'de düzenlenmiş olup, bu durum projenin tasdiki aşamasında, projenin yetersiz bulunması halinde söz konusu olur. Oysa sorudaki olayda borçlunun kötü niyeti ve projenin başarıya ulaşamayacağının anlaşılması gibi daha ağır sebeplerle mühletin kaldırılması durumu mevcuttur.
- B seçeneği yanlıştır. İİK m. 292/1, iflasa tabi borçlular için konkordato talebinin reddiyle birlikte iflas kararının da “resen” (kendiliğinden) verileceğini açıkça hükme bağlamıştır; alacaklı talebi aranmaz.
- C seçeneği yanlıştır. İİK m. 296, mühlet içinde borçlunun taraf olduğu sözleşmelerin devamını düzenler. Ancak, İİK m. 292'de sayılan mühletin kaldırılması ve iflas nedenleri ortaya çıktığında, mahkeme bu süreci devam ettiremez.
- E seçeneği yanlıştır. İİK m. 293/1'e göre kesin mühlet talebinin “kabulü” kararına karşı kanun yolu kapalıdır. Ancak bu durum, mühletin sonradan ortaya çıkan sebeplerle kaldırılmasına engel teşkil etmez. Nitekim İİK m. 292, bu kaldırma usulünü ve sonuçlarını özel olarak düzenlemiştir.