5. Kamulaştırma

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrası, kamulaştırma işlemine karşı, malikin kendisine yapılan tebligat gününden itibaren otuz gün içinde idari yargıda iptal davası açabileceğini açıkça düzenlemektedir. Soruda (A)'nın iddiası, işlemin esasına yönelik olan 'kamu yararı' unsurunun bulunmadığı yönündedir. Bu iddia, kamulaştırma işleminin bir bütün olarak hukuka aykırılığına ilişkin olup, idari yargının görev alanına giren bir iptal davasının konusunu oluşturur. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir. A ve C seçenekleri yanlıştır çünkü kamulaştırma işlemlerinde görev ayrılığı ilkesi geçerlidir. Kamulaştırma bedeline ilişkin uyuşmazlıklar adli yargıda (asliye hukuk mahkemesi), kamulaştırma işleminin unsurlarına (yetki, şekil, sebep, konu, amaç) yönelik hukuka aykırılık iddiaları ise idari yargıda (idare mahkemesi) görülür. İptal davası konusu olan bir iddia, adli yargıda görülen bedel tespiti davasında bir defi olarak ileri sürülemez veya bu davayla birleştirilemez. D seçeneği yanlıştır. Taşınmazın kalan kısmında meydana gelen değer düşüklüğü, Kanun'un 12. maddesi kapsamında kamulaştırma bedelinin bir unsurudur ve bu konudaki uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görevindedir. İptal talebi ise idari yargıya aittir. Dolayısıyla bu iki farklı yargı koluna ait talep, aynı dava dilekçesinde birleştirilemez. E seçeneği yanlıştır. Kamulaştırma işlemine karşı açılacak iptal davalarında genel görevli mahkeme idare mahkemeleridir. Dava, doğrudan Danıştay'da açılmaz. Önemli Nokta 2: 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 8. maddesi, kamulaştırma sürecinde idarelerin izlemesi gereken usulü düzenlemektedir. Maddenin ilk fıkrasında, 'İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır.' hükmü yer almaktadır. Bu, idarenin doğrudan dava yoluna gitmeden önce malik ile anlaşma yolunu denemesinin bir zorunluluk olduğunu ifade eder. Aynı maddenin yedinci fıkrasında ise 'Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz.' denilmektedir. Dolayısıyla, satın alma usulünün öncelikli olması ve bu yolla yapılan işleme karşı dava yolunun kapalı olması birlikte doğru bir ifadedir. Diğer seçeneklerin yanlışlık sebepleri şunlardır: - Birinci seçenek yanlıştır, çünkü Kanun'un 8. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre, tahmini bedeli 'kıymet takdir komisyonu' tespit ederken, pazarlık görüşmelerini 'uzlaşma komisyonu' yürütür. Bu iki komisyonun görevleri farklıdır. - İkinci seçenek yanlıştır. Kanun'un 8. maddesinin beşinci fıkrası, pazarlık görüşmeleri sonucunda varılacak anlaşma bedelinin 'tespit edilen tahminî değeri geçmemek üzere' olması gerektiğini belirtir. Kanun, tahmini değeri aşan bir bedelle anlaşmaya izin vermemektedir. Yüzde yirmiyi aşmama kuralı ise Kanun'un 26. maddesinde kamulaştırma bedeli yerine taşınmaz mal verilmesi (trampa) haline özgüdür. - Üçüncü seçenek yanlıştır, çünkü 8. maddenin yedinci fıkrası uyarınca bu işlem özel hukuk satımı değil, 'kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır' ve hem kamulaştırmaya hem de bedeline karşı 'itiraz davaları açılamaz'. - Dördüncü seçenek yanlıştır. Kanun'un 8. maddesinin altıncı fıkrasına göre, anlaşma tutanağının tanziminden itibaren en geç kırk beş gün içinde bedel hazır edilir ve idarenin yazısı üzerine tapuda 'resen' (kendiliğinden) tescil veya terkin yapılır. Tescil işlemi malikin talebine bağlı değildir ve tescilden *sonra* kamulaştırma bedeli ödenir. Önemli Nokta 3: 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 30. maddesi, kamu tüzelkişilerinin mülkiyetindeki taşınmazların bir başka kamu tüzelkişisi tarafından devralınması usulünü özel olarak düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca, bir kamu tüzelkişisinin taşınmazı diğer bir kamu tüzelkişisi tarafından kamulaştırılamaz. Bunun yerine, özel bir devir prosedürü öngörülmüştür. Maddenin ikinci fıkrasına göre; taşınmaza ihtiyacı olan idare (somut olayda DSİ), bedel tespiti yaparak mal sahibi idareye (belediye) yazılı olarak başvurur. Mal sahibi idare devire muvafakat etmez veya altmış gün içinde cevap vermez ise, anlaşmazlık alıcı idarenin başvurusu üzerine Danıştayın ilgili idari dairesince incelenerek iki ay içinde kesin karara bağlanır. Sorudaki olayda, belediye 60 gün içinde cevap vermeyerek sessiz kalmıştır. Bu durum, kanun metninde açıkça 'devire muvafakat etmeme' hali ile eşdeğer tutulmuştur. Dolayısıyla, DSİ'nin uyuşmazlığı çözmek için Danıştayın ilgili idari dairesine başvurması gerekmektedir. Diğer seçenekler, özel mülkiyete konu taşınmazlar için geçerli olan genel kamulaştırma usulünü (A seçeneği), hatalı hukuki yorumları (C ve D seçenekleri) ya da yanlış görevli yargı yerini (E seçeneği) işaret ettiği için hukuken isabetsizdir. Önemli Nokta 4: Soruda açıklanan durum, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesinde düzenlenen “acele kamulaştırma” usulüne ilişkindir. Bu maddeye göre, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu'nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde, idarenin istemi üzerine mahkemece yedi gün içinde taşınmaza el konulabilir. Bu usulün temel özelliği, kıymet takdiri dışındaki işlemlerin sonradan tamamlanmasıdır. Süreç şu şekilde işler: İdare mahkemeye başvurur, mahkeme 15. madde uyarınca bilirkişiler seçer, bu bilirkişiler 10. madde esaslarına göre taşınmazın değerini tespit eder. İdare, bu tespit edilen değeri mal sahibi adına bankaya yatırır ve bu işlemin ardından mahkeme, idarenin taşınmaza el koymasına karar verir. Mülkiyetin idareye geçmesini sağlayan tescil gibi diğer işlemler daha sonra tamamlanır. A seçeneği, mülkiyeti ihtilaflı taşınmazlarda izlenen (madde 18) veya genel kamulaştırma usulünü tanımlar, acele kamulaştırmaya özgü değildir. C seçeneği, madde 3'te belirtilen büyük projelerde bedelin taksitle ödenmesi kuralını, acele el koyma şartı ile yanlış bir şekilde ilişkilendirmektedir. Acele el koyma için bedelin tamamının depo edilmesi gerekir. D seçeneği, madde 25'te düzenlenen ve büyük projelerde kamu yararı kararının ilanıyla malikin tasarruf hakkının kısıtlanmasını ifade eder, ancak bu durum idareye doğrudan el koyma yetkisi vermez. E seçeneği, süreci hatalı aktarmaktadır. Tapuya şerh, mahkemenin el koyma kararından sonra bu kararın tapu müdürlüğüne bildirilmesiyle gerçekleşir; idarenin doğrudan yapabileceği bir işlemle el koyma hakkı doğmaz. Önemli Nokta 5: 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve idare adına tescili davalarında, bilirkişi kurulunun teşkili ve çalışma esasları özel hükümlere bağlanmıştır. Sorunun doğru çözümü için Kanun'un ilgili maddelerinin bütüncül bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğru seçenek olan C, Kanun'un 15. maddesindeki düzenlemeyi eksiksiz ve doğru bir şekilde yansıtmaktadır. İlgili maddenin ilk fıkrasına göre, bu Kanun uyarınca mahkemelerce görevlendirilen bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir. İkinci fıkrasında ise, "Kamulaştırmaya konu olan yerin cins ve niteliğine göre en az üç kişilik bilirkişi kurulunun oluşturulması zorunludur. Bilirkişilerden birinin ... 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre yetkilendirilen gayrimenkul değerleme uzmanları arasından seçilmesi zorunludur." hükmü yer almaktadır. Bu nedenle C seçeneğindeki ifade kanuni düzenlemeyle tam olarak örtüşmektedir. Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır: A) Bu seçenekte belirtilen usul, Kamulaştırma Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenen "tapulama veya kadastrosu yapılmamış yerlerin durumunun tespiti" için idarenin mülki amire başvurarak bilirkişi seçtirmesi usulüdür. Olayda ise tapuda kayıtlı bir taşınmaz için asliye hukuk mahkemesinde açılan bir bedel tespiti davası söz konusudur ve bu davada bilirkişiler, Kanun'un 15. maddesi uyarınca mahkeme tarafından bilirkişilik bölge kurulu listelerinden seçilir. Dolayısıyla, farklı hukuki durumlar için öngörülen iki ayrı usul hatalı bir şekilde birleştirilmiştir. B) Bu ifade, Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrasına açıkça aykırıdır. Anılan fıkra, "Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz." şeklinde emredici bir hüküm içermektedir. Seçenekte ise bu durumun tam tersi iddia edilmektedir. D) Bu seçenekte iki temel hata bulunmaktadır. İlk olarak, bilirkişilerce yapılan değer tespitinde esas alınacak tarih, Kanun'un 15. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca "dava açılış tarihi" değil, "idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün"dür. İkinci olarak, Kanun'un 10. maddesinin sekizinci fıkrasında tescil hükmünün kesin olduğu belirtilmekle birlikte, "tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır." denilerek bedele karşı kanun yolunun açık olduğu açıkça düzenlenmiştir. Seçenekteki ifade bu düzenlemeyle çelişmektedir. E) Bu seçenek, Kanun'un 10. maddesinin sekizinci fıkrasının hatalı yorumlanmasına dayanmaktadır. İlgili fıkraya göre, tarafların bedelde anlaşamamaları halinde hâkim yeni bir bilirkişi kurulu tayin edebilir; ancak bu kurulun raporu da dahil olmak üzere hiçbir rapor tek başına bağlayıcı değildir. Hâkim, "tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder." Dolayısıyla, hâkimin yeni raporla bağlı olduğu ve bu bedel üzerinden karar vermek zorunda olduğu iddiası hukuki dayanaktan yoksundur.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Karayolları Genel Müdürlüğü, yapımı planlanan bir viyadük projesi kapsamında, (A)'ya ait tarım arazisinin bir kısmını kamulaştırma kararı almıştır. Kamulaştırma kararı (A)'ya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. (A), hem kamulaştırılan kısım için öngörülen bedelin emsallerine göre çok düşük olduğunu hem de viyadük güzergahının değiştirilmesinin mümkün olması nedeniyle kamulaştırma işleminde 'kamu yararı' bulunmadığını iddia etmektedir. (A)'nın, kamulaştırma işleminin esasına yönelik hukuka aykırılık iddialarını ileri sürebileceği dava ve bu davaya ilişkin usul hükümleri hakkında 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının görüldüğü asliye hukuk mahkemesinde, işlemin kamu yararı yönünden hukuka aykırı olduğu iddiası da bir defi olarak ileri sürülebilir.
B)(A), kamulaştırma kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesinde işlemin iptali için dava açabilir.
C)İdare tarafından açılan bedel tespiti ve tescil davasına karşı verilecek cevap dilekçesiyle kamulaştırma işleminin iptali talep edilmeli, bu talep için ayrı bir dava açılması usul ekonomisine aykırıdır.
D)(A)'nın, kamulaştırma nedeniyle taşınmazının kalan kısmında meydana gelen değer düşüklüğüne ilişkin talepleri ile işlemin iptali talebi, aynı dava dilekçesinde idari yargıda birleştirilerek ileri sürülmelidir.
E)Kamu yararı kararını veren merciin (örneğin, ilgili bakanlık) kararına karşı doğrudan Danıştay’da iptal davası açılması gerekmektedir.

Çözüm

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrası, kamulaştırma işlemine karşı, malikin kendisine yapılan tebligat gününden itibaren otuz gün içinde idari yargıda iptal davası açabileceğini açıkça düzenlemektedir. Soruda (A)'nın iddiası, işlemin esasına yönelik olan 'kamu yararı' unsurunun bulunmadığı yönündedir. Bu iddia, kamulaştırma işleminin bir bütün olarak hukuka aykırılığına ilişkin olup, idari yargının görev alanına giren bir iptal davasının konusunu oluşturur. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir. A ve C seçenekleri yanlıştır çünkü kamulaştırma işlemlerinde görev ayrılığı ilkesi geçerlidir. Kamulaştırma bedeline ilişkin uyuşmazlıklar adli yargıda (asliye hukuk mahkemesi), kamulaştırma işleminin unsurlarına (yetki, şekil, sebep, konu, amaç) yönelik hukuka aykırılık iddiaları ise idari yargıda (idare mahkemesi) görülür. İptal davası konusu olan bir iddia, adli yargıda görülen bedel tespiti davasında bir defi olarak ileri sürülemez veya bu davayla birleştirilemez. D seçeneği yanlıştır. Taşınmazın kalan kısmında meydana gelen değer düşüklüğü, Kanun'un 12. maddesi kapsamında kamulaştırma bedelinin bir unsurudur ve bu konudaki uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görevindedir. İptal talebi ise idari yargıya aittir. Dolayısıyla bu iki farklı yargı koluna ait talep, aynı dava dilekçesinde birleştirilemez. E seçeneği yanlıştır. Kamulaştırma işlemine karşı açılacak iptal davalarında genel görevli mahkeme idare mahkemeleridir. Dava, doğrudan Danıştay'da açılmaz.

Soru 2

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na göre, idarenin tapuda kayıtlı bir taşınmazı kamulaştırma sürecinde öncelikle uygulaması gereken satın alma usulüne ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, yapımı planlanan bir baraj projesinin su toplama havzası içinde kalan ve bir belediyeye ait olan taşınmazı devralmak istemektedir. DSİ, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca bedel tespiti yaparak devir talebini belediyeye yazılı olarak iletmiştir. Ancak belediye, bu yazının tebliğinden itibaren altmış gün içinde herhangi bir cevap vermemiştir. Bu durumda, taşınmazın devri konusunda izlenmesi gereken hukuki usul aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.