Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 12. maddesi, büyükşehir belediye meclislerinin çalışma usul ve esaslarına ilişkin diğer hususlarda Belediye Kanunu hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Bu nedenle, meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 29. maddesi uygulanır. Soruda belirtilen durum, 'seçilme yeterliğinin kaybedilmesi' halidir. 5393 sayılı Kanun'un 29. maddesinin üçüncü fıkrası, bu durumu açıkça düzenlemiştir: 'Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.' Bu hükme göre, süreç valinin bildirimi ile başlar ve nihai kararı Danıştay verir. Diğer seçenekler ise farklı sona erme hallerine ait usulleri veya hukuken dayanaksız iddiaları içermektedir. A seçeneği, sadece ölüm ve istifa hallerinde geçerli olan 'kendiliğinden sona erme' durumunu ifade eder. B seçeneğindeki usul, özürsüz veya izinsiz devamsızlık nedeniyle üyeliğin düşürülmesinde uygulanır. D ve E seçeneklerinde belirtilen usuller ise kanunda yer almamaktadır; yetkili organ idare mahkemesi veya belediye başkanı değil, doğrudan Danıştay'dır.
Önemli Nokta 2: 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 27. maddesi, “İlçe genel idaresinin başı ve mercii kaymakamdır” ve “İlçenin genel idaresinden kaymakam sorumludur” hükümlerini amirdir. Aynı kanunun 31. maddesinin (E) bendi ise “Kaymakam, ilçenin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumludur” demektedir. Somut olayda, muhtarlık seçimlerinin iptaliyle köyde idari bir boşluk doğmuştur. Kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi gereğince, bu boşluğun geçici de olsa doldurulması zorunludur. Kaymakam, ilçenin genel idaresinden sorumlu en üst mülki amir olarak, köy hizmetlerinin aksamaması ve genel gidişin düzenlenmesi amacıyla, ilgili mevzuat (442 sayılı Köy Kanunu) uyarınca yeni bir muhtar seçilinceye kadar geçici bir görevlendirme yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki, kaymakamın ilçedeki genel idareyi düzenleme ve denetleme sorumluluğunun doğal bir sonucudur. Diğer seçenekler ise hukuki dayanaktan yoksundur. İlçe özel idaresinin köy işlerini doğrudan yürütmesi, köy tüzel kişiliğinin askıya alınması anlamına gelir ki bu durum kanunda öngörülmemiştir. Atamanın vali onayıyla daimi olması veya Cumhurbaşkanı tarafından yapılması gibi usuller bu durum için geçerli değildir ve idari vesayet ile hiyerarşi kurallarına aykırıdır. İçişleri Bakanlığının doğrudan müdahalesi ise ancak kanunda açıkça belirtilen istisnai hallerde mümkündür.
Önemli Nokta 3: Çözüm, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 23. maddesine dayanmaktadır. Maddeye göre belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını beş gün içinde meclise iade edebilir. Sorudaki olayda belediye başkanı bu hakkını kullanmamış ve karar kesinleşmiştir. Kanunun 23. maddesinin dördüncü fıkrası, bu aşamadan sonraki süreci düzenlemektedir: 'Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez.' Bu hüküm uyarınca, kararın yürürlüğe girmesinin ön koşulu, kesinleşmesini takiben yedi gün içinde mülki idare amirine gönderilmesidir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur.
A seçeneği yanlıştır. Belediye meclisi kararını yeniden görüşülmek üzere iade etme yetkisi belediye başkanına aittir (5393 S.K. m. 23/1). Mülki idare amirinin (vali veya kaymakam) belediye meclisi kararını iade etme yetkisi yoktur. Bu yetki, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nun 15. maddesinde il genel meclisi kararları için valiye tanınmıştır ve çeldirici bu iki farklı düzenlemeyi karıştırmayı amaçlamaktadır.
C seçeneği yanlıştır. Belediye başkanının, meclis kararlarına karşı idari yargıya başvurma hakkı, sadece meclisin 'ısrarı ile kesinleşen' kararlar için on gün içinde söz konusudur (5393 S.K. m. 23/3). Sorudaki olayda bir ısrar kararı bulunmamaktadır. Ayrıca, dava açılması kararın yürürlüğünü kendiliğinden durdurmaz; bunun için mahkemeden ayrıca yürütmenin durdurulması kararı alınması gerekir.
D seçeneği yanlıştır. Bu seçenek, idari vesayet ile hiyerarşi ilişkisini hatalı bir şekilde birleştirmektedir. Mülki idare amiri ile belediye arasında hiyerarşi ilişkisi yoktur. Bu nedenle mülki idare amiri, belediye başkanına emir veremez. Seçenekte tarif edilen mekanizma, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 23. maddesinde vali ile il idare şube başkanları arasındaki hiyerarşik ilişki için öngörülmüştür.
E seçeneği yanlıştır. 5393 sayılı Kanun'un 23. maddesi, kararın mülki idare amirine gönderilmesini yürürlüğe girme şartı olarak açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla bu işlem, sadece bir bildirim (tebliğ) değil, kurucu bir nitelik taşımaktadır. Karar, gönderilmediği sürece hukuken yürürlük kazanamaz.
Önemli Nokta 4: Doğru cevap, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9. maddesinin (D) ve (E) bentlerinde düzenlenen valinin denetim yetkisinin kapsamını doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Kanunun 9. maddesinin (E) bendine göre vali, “İlin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumludur.” Bu genel sorumluluğun bir gereği olarak, aynı maddenin (D) bendinde valinin denetim yetkisinin sınırları çizilmiştir. Bu bende göre Vali, “dördüncü maddenin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat dışında kalan bütün Devlet daire, müessese ve işletmelerini, özel işyerlerini, özel idare, belediye köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetler, teftiş eder.” Dolayısıyla valinin, olaydaki gibi il özel idaresi ve belediyeyi denetlemesi ve teftiş etmesi yetkisi dahilindedir.
A seçeneği yanlıştır; çünkü 5442 sayılı Kanun'un 9/D maddesi, valinin denetim yetkisinin mahalli idareleri de kapsadığını açıkça belirtmekte ve bu yetkiyi sadece hukuka uygunluk denetimi ile sınırlamamaktadır. Vali, bu kurumları teftiş etme yetkisine de sahiptir.
B seçeneği yanlıştır; çünkü valinin doğrudan verebileceği disiplin cezaları 5442 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (C) bendinde sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre vali, “uyarma, kınama ve beş günlüğe kadar aylıktan kesme cezaları” verebilir. Kademe ilerlemesinin durdurulması gibi daha ağır disiplin cezaları için ise ancak özel kanun hükümlerine göre teklif ve talepte bulunabilir.
D seçeneği yanlıştır; çünkü bu ifade, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nun 40. maddesinde düzenlenen istisnai bir durumu genel bir yetki gibi göstermektedir. Bu yetki, il özel idaresi hizmetlerinin ciddî bir biçimde aksaması ve bunun halkın sağlık ve esenliğini hayatî derecede etkilediğinin mahkeme kararıyla tespit edilmesi gibi çok özel şartlara bağlıdır ve genel bir denetim sonucunda doğrudan kullanılabilecek bir yetki değildir.
E seçeneği yanlıştır; çünkü 5442 sayılı Kanun'un 17. maddesi, valinin denetimi altında *bulunmayan* dairelerdeki yolsuzlukları bildirme görevini düzenler. Oysa sorudaki kurumlar valinin denetimi altındadır. Ayrıca valinin denetlediği kurumlardaki usulsüzlükler karşısında raporlama görevinin yanı sıra (m. 26) doğrudan disiplin cezası verme gibi yetkileri de (m. 13) bulunmaktadır.
Önemli Nokta 5: Türkiye'nin idari teşkilat yapısında yeni bir il kurulması, mevcut bir ilin kaldırılması veya bir ilçenin başka bir ile bağlanması gibi temel idari yapı değişiklikleri, kanun koyucunun münhasır yetki alanındadır. Bu durum, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 2. maddesinin A fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Anılan hüküm, 'İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir il'e bağlanması kanun ile' yapılır demektedir. Dolayısıyla, sorudaki senaryoda yeni bir il kurulması işlemi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılacak bir kanunla gerçekleştirilebilir. Buna ek olarak, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nun 4. maddesi, 'İl özel idaresi, ilin kurulmasına dair kanunla kurulur ve ilin kaldırılmasıyla tüzel kişiliği sona erer.' hükmünü amirdir. Bu da göstermektedir ki, ilin kurulması ve il özel idaresinin tüzel kişilik kazanması eş zamanlı olarak ve aynı kanunla gerçekleşir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: İl sınırlarının değiştirilmesi Cumhurbaşkanı onayı ile yapılır (5442 s.K. m.2/B), ancak yeni bir il kurmak, sınır değiştirmekten daha kapsamlı bir işlem olup kanun gerektirir. Anayasa'nın 126. maddesi genel ilkeyi koysa da usulü kanuna bırakmıştır ve bu konu kanunla düzenlenmesi gereken münhasır alanlardan olduğundan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez. İdare kurulu ve umumi meclis mütalaaları (5442 s.K. m.2/D) alınsa dahi bu, nihai kararın idari bir işlemle verileceği anlamına gelmez, bu görüşler kanun yapma sürecinde dikkate alınır. İl özel idaresinin kurulması için ayrıca bir Cumhurbaşkanı onayı gerekmemekte, bu işlem ilin kurulmasına dair kanunla kendiliğinden gerçekleşmektedir.