3. Yargılama Aşaması ve Usulleri

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi, bu kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Davacının, "davaya konu talebinin esasından" vazgeçmesi, HMK'nın 307. maddesinde tanımlanan "feragat" kurumunu teşkil eder. Feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir ve davalının rızasına bağlı olmayan tek taraflı bir irade beyanıyla hüküm ifade eder. Bu beyan, maddi hakkın özünden vazgeçme anlamına geldiği için kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurur; yani davacı aynı konuda yeniden dava açamaz. Bu nedenle doğru cevap (C) seçeneğidir. (A) seçeneği yanlıştır, çünkü HMK'nın 123. maddesinde düzenlenen "davanın geri alınması" kurumu davalının açık rızasına tabidir. Oysa feragat tek taraflı bir işlemdir ve davalının rızasını gerektirmez. Somut olaydaki beyan, talebin esasından vazgeçmeyi içerdiğinden feragat olarak nitelendirilmelidir. (B) seçeneği yanlıştır, çünkü 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 21. maddesindeki "vazgeçme" kurumu, idarenin kamulaştırma işleminden tek taraflı olarak vazgeçmesine ilişkindir ve davacının davasından feragat etmesiyle ilgili değildir. İki kurumun niteliği ve sonuçları farklıdır. (D) seçeneği yanlıştır, çünkü 5271 sayılı CMK'nın 254. maddesinde düzenlenen uzlaşma, ceza muhakemesine özgü bir kurumdur ve idari yargıdaki bir iptal davasında kıyasen uygulanması mümkün değildir. (E) seçeneği yanlıştır, çünkü feragat durumunda davanın konusu ortadan kalkmaz; davacı hakkın kendisinden vazgeçtiği için dava hakkında esasa ilişkin bir karar verilir ve "feragat nedeniyle davanın reddine" karar verilir. "Karar verilmesine yer olmadığı" kararı, davanın konusuz kalması gibi farklı durumlarda verilir ve feragatin kesin hüküm sonucunu doğurmaz. Önemli Nokta 2: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 31. maddesi, bu kanunda hüküm bulunmayan hâllerde bilirkişi, keşif ve delillerin tespiti gibi konularda Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağını amirdir. HMK'nin 288. maddesi ise, hâkimin uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebileceğini ve gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurabileceğini düzenlemektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca keşif kararı, mahkemece sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya re'sen (kendiliğinden) alınabilir. Somut olayda idare mahkemesi, özel ve teknik bilgi gerektiren bir uyuşmazlığı aydınlatmak amacıyla, İYUK m. 31'in HMK'ye yaptığı atıf çerçevesinde re'sen keşif ve bilirkişi incelemesi kararı vermiştir. Bu durum, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapmak anlamına gelmez; aksine, idari işlemin sebep ve konu unsurlarının hukuka uygunluğunu denetlemek için delil toplanması faaliyetidir ve idari yargının görev ve yetkisi dahilindedir. Diğer seçenekler ise; A seçeneği, hukuka uygunluk denetimi ile yerindelik denetimi kavramlarını hatalı şekilde ilişkilendirdiği için; C seçeneği, İYUK m. 31'deki açık atfı göz ardı ettiği için; D seçeneği, hâkimin teknik bilgi eksikliğinin bir ret sebebi olmayıp tam tersine bilirkişiye başvurma sebebi olduğunu gözden kaçırdığı için; E seçeneği ise HMK m. 288/2'de yer alan mahkemenin 're'sen' karar verme yetkisini yok saydığı için yanlıştır. Önemli Nokta 3: İdari yargıda yürütmenin durdurulması kararı, Anayasa'nın 125. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 27. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen sıkı koşullara bağlanmıştır. İlgili hükümlere göre, Danıştay veya idari mahkemelerin yürütmenin durdurulmasına karar verebilmesi için iki şartın birlikte (kümülatif olarak) gerçekleşmesi gerekir: 1) İdari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması, 2) İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması. Mahkeme, bu iki koşulun aynı anda varlığını tespit etmeden yürütmenin durdurulması kararı veremez. Bu nedenle doğru cevap, bu temel ve kümülatif şartları eksiksiz olarak ifade eden seçenektir. Diğer seçeneklerin analizi: - Birinci seçenek, telafisi güç zarar koşulunun varlığının tek başına yeterli olacağını belirterek hukuka aykırılık koşulunu göz ardı ettiği için yanlıştır. İYUK m. 27/2, her iki şartın da 'birlikte gerçekleşmesi' gerektiğini açıkça belirtir. - İkinci seçenek, işlemin yerindelik denetimi yasağı kapsamında olduğunu ileri sürmektedir. Ancak, bir idari işlemin mevzuata (onaylı proje, deprem yönetmeliği vb.) uygun olup olmadığının denetlenmesi bir hukuka uygunluk denetimidir, yerindelik denetimi değildir. Yargı yeri, idarenin takdir yetkisini aşıp aşmadığını ve işlemi hukuka uygun tesis edip etmediğini denetleyebilir. Bu nedenle seçenek hatalıdır. - Dördüncü seçenek, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde savunma alınmadan karar verilebileceğini doğru belirtse de, bu karara karşı itiraz yolunun kapalı olduğunu iddia ederek hata yapmaktadır. İYUK m. 27/7 uyarınca, yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen tüm kararlara (savunma alınmadan verilenler dâhil) karşı tebliğden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. - Beşinci seçenek, İYUK m. 27/2'de yer alan açık bir yasakla çelişmektedir. Anılan fıkranın son cümlesi, 'Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.' şeklindedir. Dolayısıyla bu iddia, tek başına bir gerekçe oluşturamaz. Önemli Nokta 4: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 27. maddesinin 6. fıkrası, yürütmenin durdurulması kararlarında teminat konusunu düzenlemektedir. İlgili fıkra şu şekildedir: 'Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. (...) İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.' Bu hükme göre, temel kural yürütmenin durdurulması kararının teminat karşılığında verilmesidir. Ancak bu kural mutlak değildir; mahkeme, somut olayın özelliklerine ve durumun gereklerine göre takdir yetkisini kullanarak teminat alınmamasına karar verebilir. Ayrıca, davalı konumundaki idareden ve adli yardımdan yararlanan davacılardan teminat alınması kanunen yasaklanmıştır. Bu nedenle doğru cevap, bu ilkeyi eksiksiz bir şekilde yansıtan seçenektir. Diğer seçeneklerin analizi: A seçeneği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 392. maddesinde düzenlenen ihtiyati tedbir kurumundaki teminat kuralını idari yargıya taşımaktadır. İdari yargıda teminat 'zorunlu' değil, 'kural olarak' istenir ve mahkemenin takdirine bağlıdır. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır. C seçeneği, hatalı bir genelleme yapmaktadır. İptal davalarında da teminat istenebilir. Ayrıca teminat müessesesi sadece istinaf aşamasına özgü değildir; davanın görüldüğü ilk derece mahkemesi aşamasında da uygulanır (İYUK m. 27/6). İYUK m. 52/2'deki 'İptal davalarında teminat istenmeyebilir' hükmü, temyiz ve istinaf aşaması için olup, bu durumun hiçbir surette istenemeyeceği anlamına gelmez. Bu nedenle seçenek yanlıştır. D seçeneği, usul ekonomisine aykırı ve hatalı bir bilgi içermektedir. İYUK m. 27/6'nın son cümlesi, 'Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir.' demek suretiyle, bu tür uyuşmazlıkların aynı mahkeme tarafından çözüleceğini açıkça belirtmiştir. Ayrı bir dava açılması gerekmez. Bu nedenle seçenek yanlıştır. E seçeneği, kanunda bulunmayan bir ayrım yaratmaktadır. Teminat kuralı (İYUK m. 27/6), yürütmenin durdurulması istenen tüm idari işlemler için geçerli genel bir kuraldır. 'Uygulanmakla etkisi tükenecek idari işlemler' hakkındaki özel düzenleme (İYUK m. 27/2), idarenin savunması alınmadan da yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesine ilişkindir, teminat şartının uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir ayrım getirmez. Bu nedenle seçenek yanlıştır. Önemli Nokta 5: Çözüm, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 7. ve 11. maddelerinin bir arada değerlendirilmesini gerektirmektedir. Olayın hukuki analizi ve sürelerin hesabı şu şekildedir: 1. **Genel Dava Açma Süresi:** İYUK m. 7/1'e göre, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde idare mahkemelerinde dava açma süresi altmış gündür. Disiplin cezasına karşı açılacak dava da bu genel süreye tabidir. 2. **Sürenin Başlangıcı:** İYUK m. 7/2-a uyarınca, idari uyuşmazlıklarda süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar. Karar 04.03.2024'te tebliğ edildiğine göre, 60 günlük dava açma süresi 05.03.2024 tarihinde işlemeye başlamıştır. 3. **İdari Başvurunun Süreyi Durdurması:** İYUK m. 11/1, ilgililerin dava açma süresi içinde idari makama başvurarak işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesini isteyebileceğini ve bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağını hükme bağlamıştır. (K), 60 günlük süre içinde, 25.03.2024 tarihinde başvuru yaparak dava açma süresini durdurmuştur. 4. **Geçen Sürenin Hesaplanması:** Başvuru tarihi olan 25.03.2024'e kadar geçen süre hesaplanmalıdır. Sürenin başlangıcı olan 05.03.2024'ten 24.03.2024'e kadar (bu tarihler dahil) toplam 20 gün geçmiştir. Dolayısıyla, dava açmak için geriye 60 - 20 = 40 gün kalmıştır. 5. **İdarenin Cevap Süresi ve Zımni Ret:** İYUK m. 11/2'ye göre, idare otuz gün içinde bir cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır (zımni ret). Başvuru tarihi 25.03.2024 olduğuna göre, 30 günlük bekleme süresi 24.04.2024 tarihinde sona erer. Bu tarih itibarıyla (K)'nın başvurusu zımnen reddedilmiş sayılır. 6. **Kalan Sürenin Yeniden İşlemeye Başlaması:** İYUK m. 11/3 uyarınca, isteğin reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. Kalan 40 günlük süre, zımni ret tarihini izleyen gün olan 25.04.2024'ten itibaren işlemeye başlar. 7. **Son Günün Tespiti:** * Nisan 2024'te kalan günler: 6 gün (25-30 Nisan arası) * Mayıs 2024: 31 gün * Kullanılan gün toplamı: 6 + 31 = 37 gün * Kalan süre: 40 - 37 = 3 gün * Bu 3 gün Haziran ayından kullanılır. Dolayısıyla dava açılabilecek son gün 03.06.2024'tür. Diğer seçenekler, sürenin durması kuralının uygulanmaması (A seçeneği), sürenin yeniden başlaması kuralının yanlış yorumlanarak sıfırdan 60 gün sayılması (D seçeneği) veya hesaplamada yapılan basit hatalar (C ve E seçenekleri) gibi yaygın yanılgılara dayanan güçlü çeldiricilerdir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Devlet memuru (M), hakkında tesis edilen “kademe ilerlemesinin durdurulması” disiplin cezasının iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Yargılama devam ederken (M), mahkemeye sunduğu dilekçede, “davaya konu talebimin esasından, kayıtsız ve şartsız olarak vazgeçtiğini” beyan etmiştir. Bu durumda, (M)'nin bu irade beyanının hukuki niteliği ve doğuracağı sonuç hakkında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve bu kanunun atıf yaptığı ilgili usul kanunu hükümleri çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)Davacının beyanı, davanın geri alınması niteliğinde olduğundan, mahkemenin bu beyana hukuki sonuç bağlayabilmesi için davalı idarenin açık rızasını alması zorunludur.
B)Davadan vazgeçme, kamulaştırma işleminden vazgeçmeye kıyasen uygulanmalı ve dava giderleri ile maktu vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmelidir.
C)Davacının beyanı, talep sonucundan vazgeçmeyi ifade eden bir feragat olup, davanın esasına ilişkin hakkı ortadan kaldıran ve kesin hüküm gibi sonuç doğuran tek taraflı bir usul işlemidir.
D)Kovuşturma aşamasındaki uzlaşma kurumuna kıyasen, mahkemece yargılamaya devam edilmemesi ve edimin yerine getirilmesi için durma kararı verilmesi gerekir.
E)Mahkeme, uyuşmazlığın konusuz kalması nedeniyle “karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmeli; bu karar, davacının aynı konuda yeniden dava açma hakkını engellemez.

Çözüm

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi, bu kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Davacının, "davaya konu talebinin esasından" vazgeçmesi, HMK'nın 307. maddesinde tanımlanan "feragat" kurumunu teşkil eder. Feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir ve davalının rızasına bağlı olmayan tek taraflı bir irade beyanıyla hüküm ifade eder. Bu beyan, maddi hakkın özünden vazgeçme anlamına geldiği için kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurur; yani davacı aynı konuda yeniden dava açamaz. Bu nedenle doğru cevap (C) seçeneğidir. (A) seçeneği yanlıştır, çünkü HMK'nın 123. maddesinde düzenlenen "davanın geri alınması" kurumu davalının açık rızasına tabidir. Oysa feragat tek taraflı bir işlemdir ve davalının rızasını gerektirmez. Somut olaydaki beyan, talebin esasından vazgeçmeyi içerdiğinden feragat olarak nitelendirilmelidir. (B) seçeneği yanlıştır, çünkü 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 21. maddesindeki "vazgeçme" kurumu, idarenin kamulaştırma işleminden tek taraflı olarak vazgeçmesine ilişkindir ve davacının davasından feragat etmesiyle ilgili değildir. İki kurumun niteliği ve sonuçları farklıdır. (D) seçeneği yanlıştır, çünkü 5271 sayılı CMK'nın 254. maddesinde düzenlenen uzlaşma, ceza muhakemesine özgü bir kurumdur ve idari yargıdaki bir iptal davasında kıyasen uygulanması mümkün değildir. (E) seçeneği yanlıştır, çünkü feragat durumunda davanın konusu ortadan kalkmaz; davacı hakkın kendisinden vazgeçtiği için dava hakkında esasa ilişkin bir karar verilir ve "feragat nedeniyle davanın reddine" karar verilir. "Karar verilmesine yer olmadığı" kararı, davanın konusuz kalması gibi farklı durumlarda verilir ve feragatin kesin hüküm sonucunu doğurmaz.

Soru 2

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararına karşı açılan bir iptal davasında, davacılar rapordaki teknik verilerin hatalı olduğunu ve projenin ekolojik dengeye telafisi imkânsız zararlar vereceğini iddia etmektedir. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümü için projenin uygulanacağı arazide, jeoloji ve çevre mühendislerinden oluşacak bir bilirkişi heyetiyle birlikte keşif yapılmasına re'sen karar vermiştir. Davalı idare ise, mahkemenin bu kararının idarenin teknik takdir yetkisine müdahale niteliğinde olduğunu ve yerindelik denetimi yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek keşfin icrasına karşı çıkmaktadır. Bu durumda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre mahkemenin kararı ve uyuşmazlığın çözümüne ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Bir özel üniversiteye ait yeni inşa edilen fakülte binası için yapı kullanma izin belgesi düzenlenmiş, ancak üç ay sonra belediye encümeni, binanın onaylı mimari projeye aykırı ve yürürlükteki deprem yönetmeliğine uygun olmayan imalatlar içerdiğini tespit eden bir teknik rapora dayanarak bu izin belgesini iptal etmiş ve binanın derhal tahliyesine karar vermiştir. Üniversite yönetimi, teknik raporun hatalı olduğunu, tahliyenin yüzlerce öğrencinin eğitimini aksatacağını ve telafisi imkânsız zararlara yol açacağını ileri sürerek işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Bu olayda, mahkemenin yürütmenin durdurulması talebini karara bağlarken göz önünde bulundurması gereken temel hukuki esas aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.