4. Kararlar ve Sonuçları

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: İdari yargılama usulünde, yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin hususlarda özel bir düzenleme bulunmadığı takdirde genel kanun olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uygulanır. 6100 sayılı HMK'nin "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, "Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti" yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Dolayısıyla, idari yargıda hükmedilen vekâlet ücreti, yargılama giderlerinin bir parçasıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 28. maddesinin 2. fıkrası, idare aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmemesi halinde "genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur" hükmünü amirdir. Bu ifade, İYUK'ta özel düzenleme bulunmayan hallerde HMK ve İcra ve İflas Kanunu gibi genel kanunlara atıf yapıldığını göstermektedir. Bu nedenle, yargılama giderlerinin kapsamı ve vekâlet ücretinin bu kapsamdaki yeri gibi konularda HMK hükümleri uygulanır. Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şu şekildedir: A seçeneği yanlıştır, çünkü İYUK m. 28/6'da atıf yapılan 6183 sayılı Kanun, sadece mahkeme kararının tebliği ile ödeme tarihi arasındaki süre için işleyecek faizin hesaplanmasında kullanılır; alacağın aslı genel hükümlere göre takip edilir. B seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 339/1'e göre adli yardımdan dolayı ertelenen giderler dava sonunda "haksız çıkan kişiden" tahsil edilir. Davayı kazanan (M)'den değil, haksız çıkan idareden tahsil edilir. D seçeneği yanlıştır, zira İİK m. 15, masrafların nihayetinde haksız çıkan borçluya ait olacağını belirtir; bu durum, davayı kazananın yaptığı masrafları haksız çıkan taraftan talep etmesine engel teşkil etmez. E seçeneği yanlıştır, çünkü İYUK m. 28/4 uyarınca mahkeme kararlarının süresi içinde yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası, kamu görevlisine karşı değil, "ancak ilgili idare aleyhine" açılabilir. Önemli Nokta 2: İdare hukukunda iptal davalarının temel özelliği, verilen iptal kararlarının geriye yürümesi, yani "ex tunc" etkili olmasıdır. Bu ilke uyarınca, mahkeme tarafından iptal edilen bir idari işlem, tesis edildiği andan itibaren hukuk aleminden kalkmış sayılır ve hiç var olmamış gibi sonuç doğurur. Somut olayda, (A)'nın uzman kadrosuna atanması işlemi mahkemece iptal edildiğinden, bu işlem hukuken hiç yapılmamış kabul edilir. Bunun doğal bir sonucu olarak, (A)'nın hukuka aykırı işlemden önceki hukuki ve mali statüsüne geri dönmesi gerekir. Bu kapsamda, işlem nedeniyle mahrum kaldığı maaş farkları, akademik teşvikler ve diğer mali haklar, iptal kararının zorunlu bir gereği olarak idare tarafından (A)'ya ödenmelidir. Bu mali hakların iadesi için (A)'nın ayrıca bir tam yargı davası açmasına gerek yoktur, çünkü bu haklar doğrudan iptal kararının yarattığı hukuki sonuçlardır. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: İptal kararıyla birlikte mali hakların tazmini için ayrı bir tam yargı davası açılması, sadece iptal edilen işlemden kaynaklanmayan bağımsız zararlar için söz konusu olabilir. Mahkemenin mali hakların ödenmesi sonucunu doğuran bir iptal kararı vermesi, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilen yerindelik denetimi yasağının ihlali anlamına gelmez, bilakis hukuka uygunluk denetiminin doğal bir sonucudur. İptal kararlarının ileriye etkili (ex nunc) olduğu iddiası, idari yargılama hukukunun temel prensiplerine aykırıdır. Son olarak, idarenin kesinleşmiş bir mahkeme kararının gereğini yerine getirme konusunda bütçe imkanları gibi gerekçelerle takdir yetkisi bulunmamaktadır. Önemli Nokta 3: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrası, idari yargı yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. İlgili maddeye göre, 'İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.' Somut olayda idare mahkemesi, dava konusu işlemin hukuka uygunluk denetimini yaparken, 5393 sayılı Kanun'un 57. maddesinde öngörülen şartların (hizmetin ciddi aksaması, sulh hukuk hâkimi tespiti vb.) gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemekle yetinmelidir. Ancak mahkeme, bu şartların varlığını kabul etmesine rağmen, idarenin seçtiği yöntemin 'daha maliyetli ve daha az verimli' olduğunu gerekçe göstererek işlemi iptal etmiştir. Bu değerlendirme, idari işlemin hukuka uygunluğunun değil, idarenin takdir yetkisi kapsamında yaptığı tercihin 'isabetli' olup olmadığının, yani yerindeliğinin denetlenmesidir. Mahkemenin, idarenin yerine geçerek hangi yöntemin daha verimli veya daha az maliyetli olduğuna karar vermesi, açıkça yerindelik denetimi yasağının ihlalidir. Diğer seçenekler, yerindelik denetimi yasağının istisnaları olduğu veya özel kanunların bu yasağı kaldırabileceği gibi hukuken yanlış varsayımlara dayanmaktadır. Önemli Nokta 4: Sorunun çözümü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 28. maddesinin 6. fıkrasına dayanmaktadır. Bu fıkra, 'Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir.' hükmünü amirdir. Bu hüküm, idarenin mahkeme kararını geç yerine getirmesi durumunda uygulanacak olan gecikme faizini düzenlemektedir. Dolayısıyla, faiz, kararın idareye tebliğ edildiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki süre için hesaplanmalıdır. A seçeneği, yerleşik yargı içtihatlarına atıf yapsa da, soruda verilen kanun metninde yer alan ve ödeme aşamasına özgü faiz kuralına aykırıdır. B seçeneği, İYUK m. 28/1'deki 30 günlük ödeme süresini faizin başlangıcı olarak yanlış yorumlamaktadır; kanun, faizin tebliğden itibaren başlayacağını belirtmektedir. D seçeneği, aynı fıkradaki 'Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.' şeklindeki istisnai durumu yanlış yorumlayarak faizin sadece bu bildirimden sonra işleyeceğini iddia etmektedir. E seçeneği ise Ceza Muhakemesi Kanunu m. 142/10'daki farklı bir duruma ilişkin düzenlemeyi, genel bir idari tazminat davasına hatalı bir şekilde teşmil etmektedir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. Önemli Nokta 5: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 28. maddesinin 1. fıkrası, idari yargı mercilerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının idare tarafından uygulanmasına ilişkin temel kuralı düzenlemektedir. Bu hükme göre, 'Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.' Bu hüküm uyarınca, idarenin mahkeme kararını uygulama yükümlülüğü, kararın idareye tebliği ile başlar ve kararın kesinleşmesi şartına bağlanmamıştır. Dolayısıyla, idarenin karara karşı kanun yoluna (istinaf veya temyiz) başvurmuş olması, uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz veya ertelemez. İdarenin, kamu hizmetinin devamlılığı veya kadronun dolu olması gibi gerekçelerle kararı uygulamaktan kaçınması veya geciktirmesi hukuka aykırıdır. İdarenin bu konudaki yetkisi bağlı yetkidir, takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kanunda, kararın infazının ertelenmesi için idareye yargı merciine başvurma gibi bir imkan tanınmamıştır. Otuz günlük süre hem esasa ilişkin (iptal gibi) hem de yürütmenin durdurulması kararları için geçerli ve emredici bir süredir. Bu nedenle doğru cevap, idarenin kararın tebliğinden itibaren en geç otuz gün içinde uygulama yapmak zorunda olduğunu belirten seçenektir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Bir kamu kurumunda memur olarak görev yapan (M), hakkında tesis edilen kınama cezası işleminin iptali istemiyle İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Yargılama neticesinde mahkeme, işlemin iptaline karar vermiş ve yargılama giderleri ile (M)’nin avukatı lehine maktu vekâlet ücretine hükmetmiştir. Kararın idareye tebliğinden itibaren 30 günlük yasal süre içerisinde herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine (M)’nin avukatı, söz konusu alacakların tahsili için icra takibi başlatmayı planlamaktadır. Bu durumda, idari yargı kararıyla hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hukuki niteliği ve tâbi olduğu usul kuralları hakkında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve ilgili genel kanun hükümleri çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)İdari yargıda hükmedilen vekâlet ücretinin tahsili, niteliği itibarıyla bir amme alacağı olduğundan, takibi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre yapılır.
B)Davacı (M)'nin yargılama sırasında adli yardımdan faydalandığı varsayımında, davayı kazanmış olmasına rağmen Devletçe ödenen tüm avanslar ve ertelenen giderler öncelikle kendisinden tahsil edilir.
C)İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda açıkça düzenlenmeyen yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi konularda, bu kalemlerin kapsamını belirleyen ve genel kanun niteliğinde olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine başvurulur.
D)Yargılama giderleri, İcra ve İflas Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca her halükârda borçluya ait olduğundan, davayı kazanan (M)'nin yaptığı masraflar idareden talep edilemez, yalnızca vekâlet ücreti için takip yapılabilir.
E)İdare Mahkemesi kararının uygulanmaması nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davası, vekâlet ücreti alacağını da kapsayacak şekilde kararı uygulamayan kamu görevlisine karşı açılmalıdır.

Çözüm

İdari yargılama usulünde, yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin hususlarda özel bir düzenleme bulunmadığı takdirde genel kanun olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uygulanır. 6100 sayılı HMK'nin "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, "Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti" yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Dolayısıyla, idari yargıda hükmedilen vekâlet ücreti, yargılama giderlerinin bir parçasıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 28. maddesinin 2. fıkrası, idare aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmemesi halinde "genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur" hükmünü amirdir. Bu ifade, İYUK'ta özel düzenleme bulunmayan hallerde HMK ve İcra ve İflas Kanunu gibi genel kanunlara atıf yapıldığını göstermektedir. Bu nedenle, yargılama giderlerinin kapsamı ve vekâlet ücretinin bu kapsamdaki yeri gibi konularda HMK hükümleri uygulanır. Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şu şekildedir: A seçeneği yanlıştır, çünkü İYUK m. 28/6'da atıf yapılan 6183 sayılı Kanun, sadece mahkeme kararının tebliği ile ödeme tarihi arasındaki süre için işleyecek faizin hesaplanmasında kullanılır; alacağın aslı genel hükümlere göre takip edilir. B seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 339/1'e göre adli yardımdan dolayı ertelenen giderler dava sonunda "haksız çıkan kişiden" tahsil edilir. Davayı kazanan (M)'den değil, haksız çıkan idareden tahsil edilir. D seçeneği yanlıştır, zira İİK m. 15, masrafların nihayetinde haksız çıkan borçluya ait olacağını belirtir; bu durum, davayı kazananın yaptığı masrafları haksız çıkan taraftan talep etmesine engel teşkil etmez. E seçeneği yanlıştır, çünkü İYUK m. 28/4 uyarınca mahkeme kararlarının süresi içinde yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası, kamu görevlisine karşı değil, "ancak ilgili idare aleyhine" açılabilir.

Soru 2

Bir üniversitede doçent olarak görev yapan (A), hakkında yürütülen bir soruşturma neticesinde “hizmet gereği” gerekçesiyle mühendislik fakültesindeki kadrosundan alınarak merkez kütüphanede daha düşük ücretli bir uzman kadrosuna atanmıştır. Bu atama işlemi nedeniyle (A)'nın akademik teşvik ve ek ödemelerden mahrum kalması sonucu aylık gelirinde ciddi bir düşüş yaşanmıştır. (A)'nın açtığı dava sonucunda İdare Mahkemesi, işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu ve örtülü bir ceza niteliği taşıdığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve idare hukuku ilkeleri çerçevesinde, mahkemenin kesinleşen bu iptal kararının (A)'nın mali hakları üzerindeki temel hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Soru 3

Bir büyükşehir belediyesinde çöp toplama hizmetlerinin ciddi biçimde aksadığı ve bu durumun halk sağlığını olumsuz etkilediği, yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından tespit edilmiştir. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca hizmetin yürütülmesini Valilik'ten istemiştir. Belediye, bu işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi, kararının gerekçesinde, hizmetin aksadığına ilişkin tespiti hukuka uygun bulmakla birlikte, Valiliğin hizmeti yürütmek için öngördüğü yöntemin, belediyenin kendi imkânlarıyla sunabileceği yöntemden daha maliyetli ve daha az verimli olduğunu belirterek işlemi iptal etmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre, idare mahkemesinin bu kararı hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.