6. Kararlara Başvuru ve Çeşitli Hükümler

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 52. maddesinin 1. fıkrasına göre, 'Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.' Bu hüküm, kanun yoluna başvurunun kural olarak mahkeme kararının icrasını durdurmadığını açıkça belirtmektedir. Ancak aynı fıkranın devamında, temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesinin, teminat karşılığında yürütmenin durdurulmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Sorunun çözümündeki kilit nokta ise aynı fıkraya 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanun ile eklenen cümledir. Bu cümleye göre, 'Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlıdır.' İYUK'un 27. maddesinde belirtilen koşullar ise 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması' ve 'idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması' şartlarının birlikte gerçekleşmesidir. Dolayısıyla, somut olayda Danıştay, temyiz talebiyle birlikte yapılan yürütmenin durdurulması istemini incelerken, idare mahkemesinin ret kararına rağmen, dava konusu yıkım işleminin hem açıkça hukuka aykırı olduğu hem de uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlara yol açacağı kanaatine varırsa yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Diğer seçenekler ise hatalıdır: Kanun yoluna başvuru yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz (A seçeneği). Bozma kararı yürütmeyi durdurur (İYUK m. 52/5) ancak yürütmenin durdurulması kararı bozmadan önce ve bağımsız olarak verilebilir (C seçeneği). Davanın reddi halinde dahi her iki şartın (açıkça hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar) birlikte varlığı aranır (D seçeneği). Temyiz aşamasında yürütmenin durdurulması talebini inceleme yetkisi temyiz mercii olan Danıştay'a aittir, ilk derece mahkemesine değil (İYUK m. 52/1) (E seçeneği). Önemli Nokta 2: İdari yargıda kural, mahkeme kararlarının uygulanması için kesinleşmelerinin gerekmemesidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kanun yollarına başvurmanın kararların yürütülmesine etkisi” başlıklı 52. maddesinin 1. fıkrasında, “Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, bir idare mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması, kararın idare tarafından uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Kararın yürütülmesinin durdurulabilmesi için, istinaf başvurusunu incelemeye yetkili olan bölge idare mahkemesinin bu yönde açık bir 'yürütmenin durdurulması' kararı vermesi gerekir. Somut olayda idare, yalnızca istinaf başvurusunda bulunmuş ve yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir. Ancak bu talep hakkında henüz bir karar verilmemiştir. Dolayısıyla, bölge idare mahkemesince yürütmenin durdurulmasına karar verilmediği sürece, idarenin ilk derece mahkemesi kararını uygulama yükümlülüğü devam etmektedir. Diğer seçenekler bu temel kurala aykırıdır; zira kanun yoluna başvuru veya yürütmenin durdurulmasını talep etme fiili, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz. Önemli Nokta 3: İdari yargıda temyiz, bir hukuki denetim yoludur. 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 23. maddesinin (a) bendinde bu durum açıkça ifade edilmiştir: "Danıştayın temyiz mercii olarak görevi, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimini yapmakla sınırlıdır." Bu hüküm uyarınca Danıştay, temyiz incelemesinde maddi vakıa denetimi yapmaz; yani, alt derece mahkemesinin delilleri nasıl değerlendirdiği, tanık beyanlarına ne ölçüde itibar ettiği veya bilirkişi raporunu nasıl yorumladığı gibi hususları kural olarak yeniden incelemez. Sorudaki davacı vekilinin iddiaları, doğrudan doğruya bölge idare mahkemesinin delilleri takdir yetkisine yönelik olup, maddi vakıaların değerlendirilmesindeki isabetliliğe ilişkindir. Bu tür iddialar, hukuki denetimin kapsamı dışında kalır. Bu nedenle, Danıştayın bu temyiz sebebini inceleme görevi bulunmamaktadır. Diğer seçenekler ise hatalıdır: A seçeneğindeki 'düzelterek onama' (İYUK m. 49/1-b) yetkisi, delillerin yeniden takdirini değil, basit maddi hataların düzeltilmesini kapsar. B seçeneği yanlıştır, çünkü İYUK m. 49/1-a uyarınca Danıştay, gerekçeyi değiştirerek de onama kararı verebilir. D seçeneği yanıltıcıdır; HMK m. 353'te belirtilen 'önemli delillerin değerlendirilmemiş olması' hali, adli yargıdaki istinaf kanun yoluna özgü bir durum olup, idari yargıdaki temyiz incelemesinin kapsamını belirlemez. E seçeneği de yanlıştır, zira Danıştayın doğrudan esastan yeni bir karar vermesi belirli şartlara bağlıdır ve bu durum delillerin yeniden takdirini içermez. Önemli Nokta 4: Soruda ele alınan hukuki uyuşmazlık, ilk derece mahkemesinin görevine ilişkin bir hatanın temyiz incelemesi sırasında Danıştay tarafından nasıl ele alınacağıdır. 1. **Görevli Mahkemenin Tespiti:** 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "İlk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülecek davalar" başlıklı 24. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, "Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere" karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceğini amirdir. Somut olayda, Bakanlık tarafından çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak bir yönetmelik söz konusu olduğundan, davaya bakma görevi ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya aittir. Ankara İdare Mahkemesi bu davaya bakmakla görevli değildir. 2. **Temyiz İncelemesinde Verilecek Karar:** 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesi, Danıştayın temyiz incelemesi sonunda verebileceği kararları düzenlemektedir. Maddenin 2. fıkrasının (a) bendi, "Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması" halini, incelenen kararın bozulması sebepleri arasında açıkça saymıştır. 3. **Çeldiricilerin Değerlendirilmesi:** * "İdare Mahkemesinin kararını kaldırarak dosyayı... görevli dairesine göndermek" seçeneği yanlıştır. Temyiz mercii, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygunluğunu denetler; usule aykırı bulduğu kararı doğrudan "kaldırıp" dosyayı başka bir yere tevdi etmek yerine, kanunda belirtilen "bozma" kararını verir. * "Merci tayini usulünü işletmek" seçeneği yanlıştır. 2577 sayılı Kanun'un 43. maddesinde düzenlenen merci tayini, iki mahkemenin karşılıklı olarak görevsizlik kararı vermesi gibi durumlarda söz konusu olur. Temyiz incelemesi, bir nihai kararın hukuka uygunluk denetimidir ve bu aşamada görev hatası tespit edilirse uygulanacak usul "bozma"dır. * "Gerekçesini değiştirerek onamak" (İYUK m. 49/1-a) ve "düzelterek onamak" (İYUK m. 49/1-b) seçenekleri yanlıştır. Bu kararlar, kararın esastan doğru olduğu ancak gerekçesinde veya düzeltilebilir nitelikte maddi hatalar bulunduğu durumlarda verilebilir. Görevsizlik, kararın temelini sarsan esasa ilişkin bir hukuka aykırılık olup, düzeltilerek veya gerekçesi değiştirilerek onanabilecek ikincil bir hata değildir. Sonuç olarak, İdare Mahkemesinin görevli olmadığı bir davaya bakarak karar vermesi, mutlak bir bozma nedenidir. Danıştay, 2577 sayılı Kanun'un 49/2-a maddesi uyarınca kararı bozmakla yükümlüdür. Önemli Nokta 5: Somut olayda, kesinleşmiş bir idare mahkemesi kararı bulunmaktadır. Karar kesinleştikten sonra, karara etki edebilecek nitelikte yeni bir belgenin, davalı idarenin eylemi nedeniyle elde edilemediği ve sonradan ele geçirildiği anlaşılmaktadır. Bu durum, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 53. maddesinde düzenlenen "yargılamanın yenilenmesi" olağanüstü kanun yoluna başvurmayı gerektirir. İYUK m. 53/1-a'ya göre, "Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması" bir yargılamanın yenilenmesi sebebidir. Olaydaki durum bu hükme uymaktadır. Ayrıca, davalı idare görevlisinin kasıtlı eylemi, aynı maddenin (e) bendindeki "Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması" sebebini de oluşturabilir. Süre bakımından ise İYUK m. 53/3 çok açıktır. Maddeye göre, "Yargılamanın yenilenmesi süresi, ... diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır." Somut olayda, şirket vekili yeni belgeye 20 Eylül 2023'te ulaşmıştır. Dolayısıyla, 60 günlük süre bu tarihi izleyen gün olan 21 Eylül 2023'ten itibaren işlemeye başlar. Başvuru bu süre içinde yapılmalıdır. İYUK m. 53/2 uyarınca talep, esasa ilişkin kararı veren Ankara 3. İdare Mahkemesine yapılmalıdır. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. Diğer seçeneklerin analizi: - A seçeneği yanlıştır. İdari yargıda yargılamanın yenilenmesi süreleri İYUK m. 53'te özel olarak düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 377. maddesindeki üç aylık süre burada uygulanmaz. - C seçeneği yanlıştır. İYUK m. 53/3'te belirtilen on yıllık süre, (h) bendindeki sebep (çelişen kararlar) için geçerli olan süredir ve diğer sebepler için mutlak, azami bir süreyi ifade etmez (bu yöndeki mutlak süre HMK m. 377'de yer alır). Olaydaki sebep için geçerli süre, öğrenmeden itibaren 60 gündür. - D seçeneği yanlıştır. Olayın AİHM ile bir ilgisi yoktur. İYUK m. 53/1-ı ve 53/3'te belirtilen bir yıllık süre, AİHM ihlal kararlarına özgüdür. Ancak bu durum, diğer yenileme sebeplerinin varlığı halinde 60 günlük sürenin uygulanmasına engel değildir. Dolayısıyla talebin süre aşımı nedeniyle reddedileceği sonucu hatalıdır. - E seçeneği yanlıştır. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, Türkiye'deki idari yargılama usulüne uygulanacak bir kaynak değildir. İdari yargılamadaki usul ve süreler, özel kanun olan İYUK ile belirlenmiştir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Bir sanayi tesisinin maliki olan (A), tesisin imar planına aykırı kısımları için belediye encümenince alınan yıkım kararının iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, yaptığı inceleme neticesinde işlemi hukuka uygun bularak davanın esastan reddine karar vermiştir. (A)'nın vekili, bu karara karşı süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmuş ve temyiz dilekçesinde, yıkım işleminin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğacağı gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasını da talep etmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre, Danıştayın bu talebe ilişkin izleyeceği usul ve karar verme koşulları hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)Temyiz yoluna başvurulması, davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesini engelleyeceğinden, kararın icrası niteliğindeki yıkım işlemi de kendiliğinden durur.
B)Temyiz yoluna başvurulmuş olması mahkeme kararının yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz; ancak davacının talebi üzerine temyiz mercii olan Danıştay, 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinde belirtilen şartların birlikte gerçekleştiği kanısına varırsa yıkım işleminin yürütülmesinin durdurulmasına karar verebilir.
C)Danıştay, yürütmenin durdurulması talebini inceleyebilmek için öncelikle idare mahkemesi kararının esastan bozulmasına karar vermelidir; zira kararın bozulmasıyla birlikte yürütme zaten kendiliğinden duracaktır.
D)Dava ilk derece mahkemesinde reddedildiği için idari işlemin hukuka uygunluğu karine olarak kabul edilir; bu nedenle Danıştayın yürütmeyi durdurma kararı verebilmesi için artık 'açıkça hukuka aykırılık' şartı aranmaz, yalnızca 'telafisi güç veya imkânsız zarar' şartının ispatlanması yeterlidir.
E)Yürütmenin durdurulması talebi, temyiz dilekçesiyle birlikte yapılmış olsa dahi, bu talebi karara bağlama yetkisi öncelikle kararı veren idare mahkemesine aittir; mahkemenin reddi üzerine Danıştay'a başvurulabilir.

Çözüm

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 52. maddesinin 1. fıkrasına göre, 'Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.' Bu hüküm, kanun yoluna başvurunun kural olarak mahkeme kararının icrasını durdurmadığını açıkça belirtmektedir. Ancak aynı fıkranın devamında, temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesinin, teminat karşılığında yürütmenin durdurulmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Sorunun çözümündeki kilit nokta ise aynı fıkraya 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanun ile eklenen cümledir. Bu cümleye göre, 'Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlıdır.' İYUK'un 27. maddesinde belirtilen koşullar ise 'idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması' ve 'idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması' şartlarının birlikte gerçekleşmesidir. Dolayısıyla, somut olayda Danıştay, temyiz talebiyle birlikte yapılan yürütmenin durdurulması istemini incelerken, idare mahkemesinin ret kararına rağmen, dava konusu yıkım işleminin hem açıkça hukuka aykırı olduğu hem de uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlara yol açacağı kanaatine varırsa yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Diğer seçenekler ise hatalıdır: Kanun yoluna başvuru yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz (A seçeneği). Bozma kararı yürütmeyi durdurur (İYUK m. 52/5) ancak yürütmenin durdurulması kararı bozmadan önce ve bağımsız olarak verilebilir (C seçeneği). Davanın reddi halinde dahi her iki şartın (açıkça hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar) birlikte varlığı aranır (D seçeneği). Temyiz aşamasında yürütmenin durdurulması talebini inceleme yetkisi temyiz mercii olan Danıştay'a aittir, ilk derece mahkemesine değil (İYUK m. 52/1) (E seçeneği).

Soru 2

Ankara 5. İdare Mahkemesi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir baraj yapım ihalesinin iptaline karar vermiştir. Kararın tebliği üzerine davalı idare, kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle süresi içinde bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunmuş ve aynı dilekçeyle yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir. Bölge idare mahkemesi henüz yürütmenin durdurulması talebi hakkında bir karar vermemişken, idare istinaf yoluna başvurmuş olmasını gerekçe göstererek iptal kararının gereğini yerine getirmemektedir. Bu hukuki duruma ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre doğrudur?

Soru 3

Bir idari işlemin iptali davasında, bölge idare mahkemesi davayı reddetmiştir. Davacı vekili, temyiz dilekçesinde, mahkemenin bilirkişi raporundaki teknik verileri yanlış yorumladığını, tanık beyanlarına yeterli ağırlığı vermediğini ve bu suretle uyuşmazlığın esasını etkileyen maddi vakıaların takdirinde hataya düştüğünü ileri sürmüştür. 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri çerçevesinde, davacı vekilinin bu iddiasının Danıştay tarafından incelenmesine ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.