Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 2576 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 3. fıkrası, idare ve vergi mahkemelerinin kaldırılması veya yargı çevrelerinin değiştirilmesi usulünü açıkça düzenlemiştir. Bu fıkraya göre, bu tür bir değişiklik için öncelikle İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Gümrük ve Tekel Bakanlığının görüşlerinin alınması zorunludur. Bu görüşler alındıktan sonra, Adalet Bakanlığı tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (mevcut adıyla Hâkimler ve Savcılar Kurulu) bir öneride bulunulur. Nihai karar, bu öneri üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilir. Dolayısıyla doğru cevap, bu süreci eksiksiz ve doğru bir şekilde açıklayan seçenektir.
A seçeneği yanlıştır, çünkü Adalet Bakanlığı tek başına ve re'sen karar verme yetkisine sahip değildir; süreç HSK'nın kararını gerektirir.
C seçeneği yanlıştır, çünkü bu usul, aynı yargı çevresindeki mahkemeler arasındaki 'iş bölümünün' belirlenmesine ilişkindir (2576 sk. m. 2/4), mahkemelerin kaldırılması veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine ilişkin değildir.
D seçeneği yanlıştır, çünkü süreçte Danıştay İdari İşler Kurulu veya Cumhurbaşkanının bir rolü bulunmamaktadır.
E seçeneği yanlıştır, çünkü kanun, ilgili bakanlıkların görüşünün alınmasını açıkça bir usul şartı olarak düzenlemiştir.
Önemli Nokta 2: İdari yargıda bir davanın hangi mahkemede görüleceği, yani görevli mahkemenin tespiti, uyuşmazlığın konusuna göre kanunla belirlenir. Somut olayda, bir bakanlık tarafından çıkarılan ve ülke genelinde uygulanacak olan bir yönetmeliğin iptali talep edilmektedir. Bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin hangisi olduğunu belirlemek için 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesine bakmak gerekir. Maddenin 1. fıkrasının (c) bendi, "Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere" karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceğini açıkça hükme bağlamıştır. Olaydaki "Endüstriyel Atık Su Yönetmeliği" de bir bakanlık tarafından çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak bir düzenleyici işlem olduğundan, bu davada görevli mahkeme ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştaydır. İdare mahkemelerinin genel görevli olması kuralı, kanunla özel olarak Danıştayın görevli kılındığı bu gibi durumlarda uygulanmaz.
Önemli Nokta 3: 2576 sayılı Kanun’un 2. maddesi idare ve vergi mahkemelerinin kuruluşu, kaldırılması ve yargı çevrelerinin tespiti ile değiştirilmesine ilişkin usulü düzenlemektedir. Maddenin 1. fıkrasına göre; "Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi gözönünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur." Bu hüküm uyarınca, mahkemelerin ilk kuruluşu ve yargı çevrelerinin tespiti yetkisi doğrudan Adalet Bakanlığına aittir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur.
A seçeneği yanlıştır, çünkü Kanun'un 2/3. maddesine göre Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca karar verilen hususlar, mahkemelerin "kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine" ilişkindir; "kurulmasına" ilişkin değildir. Kurma yetkisi doğrudan Adalet Bakanlığındadır.
C seçeneği yanlıştır, çünkü Kanun'un 2/4. maddesine göre, aynı yargı çevresindeki mahkemeler arasındaki iş bölümü Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir, Adalet Bakanlığınca değil.
D seçeneği yanlıştır, çünkü kurma yetkisi Adalet Bakanlığına, kaldırma ve yargı çevresini değiştirme yetkisi ise Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kuruluna aittir. Yetki münhasıran HSK'da değildir. Ayrıca, Kanun'un 2/5. maddesi uyarınca bu kararların tümü Resmî Gazete'de yayımlanır.
E seçeneği yanlıştır, çünkü Kanun'un 2/2. maddesine göre bu mahkemelerin kuruluşunda ve yargı çevrelerinin tespitinde, "İçişleri, Maliye Bakanlıkları ile Gümrük ve Tekel Bakanlığının görüşleri alınır." Dolayısıyla yalnızca Maliye Bakanlığının görüşü yeterli değildir.
Önemli Nokta 4: Vergi mahkemelerinin oluşumu ve davaların hangi durumda tek hakimle, hangi durumda ise kurul halinde çözümleneceği 2576 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Vergi mahkemeleri kural olarak bir başkan ve iki üyeden oluşan bir kurul (heyet) halinde görev yapar ve uyuşmazlıkları karara bağlar. Ancak kanun koyucu, belirli bir miktarın altındaki uyuşmazlıkların daha hızlı çözümlenmesi amacıyla tek hakimle görülmesi esasını benimsemiştir. 2576 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 2. fıkrasına göre, aynı Kanun'un 6. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen uyuşmazlıklardan kaynaklanan ve toplam değeri yirmi beş bin Türk Lirasını (Bu tutar her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir) aşmayan davalar vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenir. Somut olayda, dava konusu tutar 500.000 TL olup, bu miktar kanunda belirtilen tek hakim sınırının üzerindedir. Dolayısıyla, bu davanın bir başkan ve iki üyeden oluşan kurul tarafından görülüp karara bağlanması gerekmektedir. Diğer seçenekler ise hatalıdır: A seçeneği, belirleyici unsurun davanın karmaşık niteliği veya vergi aslı-ceza ayrımı olduğunu ileri sürmektedir ki bu yanlıştır; temel ölçüt uyuşmazlık miktarıdır. C seçeneği, 6183 sayılı Kanun'a ilişkin davalarla ilgili yanlış bir ayrım yaratmaktadır; zira 6. madde kapsamındaki tüm davalar için aynı parasal sınır geçerlidir. D seçeneği, yazılı yargılama usulü ile mahkemenin oluşumu arasında hatalı bir bağ kurmaktadır. E seçeneği ise, mahkeme başkanının iş dağıtımındaki rolünü, mahkemenin oluşumuna karar verme yetkisiyle karıştırmakta ve Bölge İdare Mahkemesine böyle bir yetki atfetmektedir ki bu da hukuki dayanaktan yoksundur.
Önemli Nokta 5: 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesi, vergi mahkemelerinin görevlerini net bir şekilde düzenlemektedir. Maddenin (a) bendinde, vergi mahkemelerinin 'Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları' çözümleyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, sorudaki senaryoda yer alan il özel idaresi tarafından salınan harç ve buna bağlı ceza, doğrudan vergi mahkemesinin görev alanına girmektedir. A seçeneği, kanunun açık hükmüyle çelişmektedir. B seçeneği, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun görevini ifade etmektedir. D seçeneği, 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (b) bendindeki görevi yanlış yorumlamaktadır; zira 6183 sayılı Kanun'a ilişkin davalara bakma görevi, (a) bendinde sayılan konularla sınırlıdır. E seçeneği ise, Sayıştay Kanunu kapsamında olan ve Sayıştay'ın kendi yargı denetimine tabi olan bir uyuşmazlığı ifade etmektedir.