Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Somut olayda, adli yargı merciinin kesinleşmiş bir görevsizlik kararı üzerine dava idari yargı merciinde açılmış, ancak idari yargı mercii de kendisinin görevli olmadığı, aksine ilk mahkemenin görevli olduğu kanısına varmıştır. Bu durum, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesinde düzenlenen özel bir olumsuz görev uyuşmazlığı halidir.
İlgili maddenin birinci fıkrası şu şekildedir: "Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler."
Bu hüküm uyarınca, İdare Mahkemesi'nin izlemesi gereken yol; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu yönündeki kanısını içeren gerekçeli bir karar alarak Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmak ve bu başvuru hakkında bir karar verilinceye kadar kendi önündeki davanın incelenmesini ertelemektir.
Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır:
- A seçeneği, Kanun'un 15. maddesinde düzenlenen ve her iki mahkemenin de görevsizlik kararı vermesinden sonra tarafların talebiyle işleyen klasik olumsuz görev uyuşmazlığı usulünü tanımlamaktadır. Oysa olayda ikinci mahkeme kendi görevsizlik kararı vermeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmaktadır.
- C seçeneği hukuken mümkün değildir; bir yargı kolundaki mahkeme, diğer yargı kolundaki bir mahkemenin kararını kaldırılması için iade edemez.
- D seçeneği, görevli olmadığı kanısında olan bir mahkemenin davayı esastan karara bağlaması usul hukukunun temel ilkelerine aykırıdır.
- E seçeneği ise olayın niteliği ile çelişmektedir. Olumlu görev uyuşmazlığı, her iki yargı merciinin de kendisini görevli sayması durumunda ortaya çıkar (m. 17), oysa olayda bir görevsizlik hali tartışılmaktadır.
Önemli Nokta 2: Çözüm, 1982 Anayasası'nın 158. maddesi ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesine dayanmaktadır. Her iki düzenlemede de Uyuşmazlık Mahkemesinin, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını 'kesin olarak' çözmeye yetkili olduğu açıkça belirtilmiştir. 'Kesin' ifadesi, bu kararların başka bir yargı merciinde itiraz, temyiz veya başka bir kanun yolu denetimine tabi olmadığını ve ilgili tüm yargı mercilerini bağlayıcı nitelikte olduğunu gösterir. Sorudaki olayda, ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi görevli mahkemeyi belirlemiştir. Bu karar, Asliye Hukuk Mahkemesini bağlar ve mahkemenin artık görevsizlik kararı vermesi veya davaya bakmaktan kaçınması hukuken mümkün değildir. Mahkeme, dosyayı esastan inceleyip karara bağlamakla yükümlüdür. Diğer seçeneklerde belirtilen Anayasa Mahkemesine veya Yargıtay'a başvurma gibi yollar, görev uyuşmazlığının çözümüne ilişkin bu nihai karar için öngörülmüş hukuki çareler değildir.
Önemli Nokta 3: Soruda tarif edilen durum, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinde tanımlanan "hüküm uyuşmazlığı"dır. Bu maddeye göre hüküm uyuşmazlığının varlığı için; adli ve idari yargı mercileri tarafından verilmiş, görevle ilgili olmayan, kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan iki kararın mevcut olması gerekir. Sorudaki olay bu tanıma uymaktadır. Uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak, aynı Kanun'un 25. maddesinde "Hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, ... anlaşmazlığın esasını da karara bağlar." hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, Uyuşmazlık Mahkemesi sadece uyuşmazlığı tespit etmekle kalmaz, aynı zamanda işin esasına girerek bir karar verir. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir.
A seçeneği yanlıştır, çünkü olay olumsuz görev uyuşmazlığı değil, hüküm uyuşmazlığıdır ve Uyuşmazlık Mahkemesi sadece görevli yeri belirlemekle yetinmez, esasa da girer.
C seçeneği yanlıştır, çünkü 24. maddeye göre tarafların tümünün aynı olması şart olmayıp, "taraflarından en az biri aynı olan" kararlar arasında hüküm uyuşmazlığı çıkabilir.
D seçeneği yanlıştır, çünkü 25. maddenin son fıkrasına göre Uyuşmazlık Mahkemesi hüküm uyuşmazlıklarını kural olarak "dosya üzerinde inceleyerek karara bağlar" ve sadece "gerekli gördüğü hallerde veya istek üzerine tarafları dinleyebilir", duruşma zorunlu değildir.
E seçeneği yanlıştır, çünkü Anayasa'nın 158. maddesindeki "Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır." hükmü, sadece Anayasa Mahkemesinin taraf olduğu uyuşmazlıklar için geçerli özel bir kuraldır. Adli ve idari yargı mercileri arasındaki uyuşmazlıkları çözme görevi Uyuşmazlık Mahkemesi'ne aittir.
Önemli Nokta 4: Soruda tarif edilen durum, adli bir yargı merciinde açılan davada idari yargının görevli olduğuna dair yapılan görev itirazının reddedilmesi halidir. Bu durum, 2247 sayılı Kanun'da düzenlenen "olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması" yoluna başvurulmasını gerektirir.
2247 sayılı Kanun’un 10. maddesi, "Görev uyuşmazlığı çıkarma" başlığı altında bu süreci düzenlemektedir. Maddenin dördüncü fıkrası şöyledir: "Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay (...) Başkanunsözcüsüdür." Somut olayda görevsizlik itirazı, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği, yani "idari yargı yararına" ileri sürülmüştür. Bu nedenle, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makam Danıştay Başkanunsözcüsüdür. Dolayısıyla, B seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri:
A) Uyuşmazlık çıkarma süreci re'sen (kendiliğinden) işlemez; görev itirazı reddedilen tarafın başvurusu üzerine başlar. Ayrıca yetkili makam, itirazın lehine yapıldığı yargı koluna göre belirlenir. Olayda bu makam Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı değil, Danıştay Başkanunsözcüsüdür.
C) Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması sürecinde Uyuşmazlık Mahkemesinin her iki Başsavcılıktan da zorunlu görüş almasına ilişkin bir düzenleme yoktur. Kanun'un 13. maddesine göre, uyuşmazlık çıkaran makam gerekçeli düşünce yazısını gönderir. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, bu yazıyı diğer ilgili Başsavcıya veya Başkanunsözcüsüne tebliğ edebilir ve bu makam isterse yedi gün içinde cevap verebilir.
D) 2247 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi uyarınca, yetkili makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine bildirdiğinde, "ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır." Yargılamanın geri bırakılması, sadece hükmün değil, tüm yargılama faaliyetlerinin durması anlamına gelir.
E) Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasına göre, yetkili makam (somut olayda Danıştay Başkanunsözcüsü) "uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa ... istemin reddine karar verir." Bu karar kesindir. Dolayısıyla, başvuruyu yerinde görmediği takdirde dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderme zorunluluğu yoktur; talebi reddetme yetkisine sahiptir.
Önemli Nokta 5: Sorunun çözümünde hem Anayasa hem de ilgili kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. 1982 Anayasası'nın 158. maddesinin ikinci fıkrasında, 'Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.' hükmü yer almaktadır. Bu anayasal temel, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 2. maddesinde, 'Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesince kendi üyeleri arasından seçilir.' şeklinde somutlaştırılmıştır. Dolayısıyla başkanı seçme yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir ve başkan, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilmelidir. Görev süresi ve yeniden seçilme meselesi ise 2247 sayılı Kanun'un 4. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde, 'Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanı, Başkanvekili ve üyeleri dört yıl için seçilir... Görev süresi bitenler yeniden seçilebilirler.' hükmünü amirdir. Bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı'nın Anayasa Mahkemesi tarafından kendi üyeleri arasından dört yıllığına seçildiği ve görev süresi sonunda yeniden seçilmesine bir engel bulunmadığı sonucuna varılır.
A seçeneği yanlıştır; çünkü Yargıtay ve Danıştay, Uyuşmazlık Mahkemesine sadece kendi üyeleri arasından üye seçerler, başkanı seçme yetkileri yoktur.
B seçeneği yanlıştır; çünkü kanunda başkanın yeniden seçilebileceği belirtilmiş ancak herhangi bir dönem sınırlaması getirilmemiştir.
C seçeneği yanlıştır; zira 2247 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca Başkana ait görev ve yetkiler, Başkanın yokluğunda yine 'Anayasa Mahkemesince kendi üyeleri arasından seçilip görevlendirilen Başkanvekili' tarafından kullanılır. Dolayısıyla Başkanvekili de Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilir.
D seçeneği yanlıştır; her ne kadar seçim usulüne ilişkin bir detay içerse de, 'tekrar aynı göreve seçilmesi mümkün değildir' ifadesi, 2247 sayılı Kanun'un 4. maddesindeki 'yeniden seçilebilirler' hükmü ile açıkça çelişmektedir.