Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Sorunun çözümünde, 6356 sayılı Kanun'da düzenlenen grev hakkının sınırları ve kötüye kullanılmasına ilişkin hükümlerin doğru bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Olayda, kanuni olarak başlamış bir grev sırasında, sendikanın görevlendirdiği grev gözcüleri tarafından milli servete zarar verecek nitelikte eylemler gerçekleştirilmiştir. Bu durum, 6356 sayılı Kanun'un 72. maddesi kapsamında özel olarak düzenlenmiştir.
6356 sayılı Kanun'un “Grev hakkının ve lokavtın kötüye kullanılması” başlıklı 72. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir: “Taraflardan birinin veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının başvurusu üzerine mahkemece, grev hakkı veya lokavtın iyi niyet kurallarına aykırı tarzda toplum zararına veya millî servete zarar verecek şekilde kullanıldığının tespit edilmesi hâlinde, uygulanmakta olan grev veya lokavtın durdurulmasına karar verilir.”
Bu hüküm uyarınca, kanuni bir grevin uygulanma şeklinin iyi niyet kurallarına aykırı olması ve milli servete zarar vermesi durumunda, işveren veya Bakanlığın talebi üzerine mahkeme grevin durdurulmasına karar verebilir. Sorudaki olayda, kritik makinelerin sabote edilmesi açıkça milli servete zarar verici ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bir eylemdir. Bu nedenle, işverenin talebi üzerine mahkemenin grevi durdurma yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple C seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği yanlıştır. Grevin milli güvenliği bozucu olması halinde Cumhurbaşkanı tarafından 60 gün süreyle ertelenmesi (m. 63), mahkemenin grev hakkının kötüye kullanılması nedeniyle grevi durdurma (m. 72) yetkisinden farklı ve ayrı bir hukuki mekanizmadır. Mahkemenin kendi yetki alanına giren bir konuda karar vermesi, Cumhurbaşkanının yetkisini ihlal etmez.
- B seçeneği yanlıştır. Grevin kanun dışılığının tespiti (m. 71) ile grev hakkının kötüye kullanılması nedeniyle durdurulması (m. 72) farklı hukuki durumlardır. Bir grev kanuna uygun başlamış olabilir (kanuni grev), ancak uygulanması sırasında kötüye kullanılabilir. Bu durumda, kanun dışılık tespiti beklenmeksizin doğrudan 72. maddeye dayanılarak durdurma talep edilebilir.
- D seçeneği yanlıştır. Sendikanın grev sırasındaki kusurlu hareketinden doğan maddi zarardan sorumluluğu (m. 64/5) ayrı bir hukuki sonuçtur. Bu sorumluluğun varlığı, grevin kötüye kullanılması nedeniyle mahkeme tarafından durdurulmasına engel teşkil etmez; aksine, bu iki müeyyide bir arada uygulanabilir.
- E seçeneği yanlıştır. Grev gözcüleri sendika tarafından görevlendirildiği için eylemleri münferit kabul edilemez ve sendikayı bağlar (m. 64/5). Ayrıca, greve katılmayanların çalışmasının engellenmemiş olması, grevin milli servete zarar verecek şekilde uygulanmış olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz ve durdurma talebini geçersiz kılmaz.
Önemli Nokta 2: Çözüm, 1982 Anayasası'nın 54. maddesi ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 63. maddesine dayanmaktadır. 6356 sayılı Kanun'un 'Grev ve lokavtın ertelenmesi' başlıklı 63. maddesinin 1. fıkrası, 'Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt; genel sağlığı veya millî güvenliği... bozucu nitelikte ise Cumhurbaşkanı bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir. Erteleme süresi, kararın yayımı tarihinde başlar.' hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, Cumhurbaşkanı, somut olaydaki gibi genel sağlık veya millî güvenlik için bozucu nitelikte gördüğü bir grevi altmış gün süreyle erteleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle B seçeneği doğrudur.
A seçeneği yanlıştır çünkü liman işletmeleri, Kanun'un 62. maddesinde sayılan grev ve lokavt yapılamayacak işyerleri arasında yer almaz. Bu tür işyerleri için öngörülen mekanizma yasaklama değil, ertelemedir.
C seçeneği yanlıştır çünkü Kanun'un 63. maddesi, erteleme kararı için grevin belirli bir süre devam etmesi veya arabuluculuk sürecinin yeniden tüketilmesi gibi bir ön şart öngörmemektedir. Cumhurbaşkanının takdir yetkisi, grevin 'bozucu nitelikte' olmasına bağlıdır.
D seçeneği yanlıştır. Kanun'un 63. maddesinin 3. fıkrasına göre, erteleme süresinin sonunda anlaşma sağlanamazsa, altı iş günü içinde taraflardan birinin başvurusu üzerine uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Başvuru yapılmazsa işçi sendikasının yetkisi düşer. Dolayısıyla sendika, greve devam etme hakkını yeniden kazanmaz.
E seçeneği yanlıştır. Anayasa'nın 54. maddesi ve 6356 sayılı Kanun'un 63. maddesi, erteleme yetkisini doğrudan ve münhasıran Cumhurbaşkanına vermiştir. Bu yetkinin kullanılması için tarafların talebi veya Yüksek Hakem Kurulu'nun bir kararı gerekmemektedir.
Önemli Nokta 3: 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrası, kanuni grevi açıkça tanımlamıştır. Buna göre, "Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde, işçilerin ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denir." Bu tanım, soruda verilen doğru seçenekle birebir örtüşmektedir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği, Kanun'un 58. maddesinin birinci fıkrasında yer alan genel "grev" tanımını içermektedir. Ancak bu tanım, grevin "kanuni" olabilmesi için gereken özel şartları (toplu iş sözleşmesi uyuşmazlığı, ekonomik ve sosyal amaç vb.) kapsamadığı için eksiktir ve bu nedenle yanlıştır.
- B seçeneği, kanuni grevi değil, Kanun'un 59. maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan "kanuni lokavt"ı açıklamaktadır. Lokavt, işverenin bir eylemi iken, grev işçilerin eylemidir.
- C seçeneği, Kanun'un 61. maddesinde düzenlenen "grev oylaması" mekanizmasını yanlış bir şekilde yorumlamaktadır. Grev oylaması, grevin kanuniliği için bir şart değildir; aksine, grev kararının uygulanmasını *engellemeye* yönelik bir mekanizmadır ve oylamada grevin yapılmaması yönünde karar çıkarsa grev uygulanamaz.
- D seçeneği, Anayasa'nın 54. maddesinde belirtilen grev hakkının kötüye kullanılamayacağına ilişkin genel ilkeyi, kanuni grevin tanımıymış gibi sunmaktadır. Ayrıca, siyasi amaçlı grevler, menfaat uyuşmazlığına dayalı kanuni grev tanımının dışındadır ve kanun dışı kabul edilir.
Önemli Nokta 4: 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 75. maddesi, kanuni bir grevin sona erme usulünü düzenlemektedir. Maddenin 1. fıkrasına göre, "Kanuni bir grev veya lokavtı sona erdirme kararı, kararı alan tarafça ertesi iş günü sonuna kadar yazı ile karşı tarafa ve görevli makama bildirilir." Olayda toplu iş sözleşmesi Pazartesi günü imzalandığına göre, grevi sona erdirme kararının en geç Salı günü mesai sonuna kadar bildirilmesi gerekmektedir. Sendikanın bu bildirimi Çarşamba günü yapmayı planlaması usule aykırıdır. Maddenin 2. fıkrası ise, "Grevin veya lokavtın sona erdiği, görevli makam tarafından işyerinde ilan edilir. Kanuni grev ve lokavt, ilanın yapılması ile sona erer." hükmünü amirdir. Dolayısıyla, grevin hukuken sona ermesi için sadece tarafların anlaşması veya sona erdirme kararı alması yeterli olmayıp, bu kararın usulüne uygun bildirilmesi ve görevli makamca işyerinde ilan edilmesi kurucu bir nitelik taşır. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.
A seçeneği yanlıştır, çünkü Kanun'un 75. maddesi grevin sona ermesi için bildirim ve ilan şeklinde açık usuli şartlar öngörmüştür. Grev bu işlemler tamamlanınca sona erer.
C seçeneği yanlıştır, çünkü altı iş günlük bildirim süresi grevin başlaması için öngörülen bir süredir (m. 60/1), sona erme için değil.
D seçeneği yanlıştır, çünkü üyelerin dörtte üçünün ayrılması grevi sona erdiren özel bir durumdur (m. 75/6) ve tarafların anlaşarak grevi bitirmesine engel teşkil etmez.
E seçeneği yanlıştır, çünkü altmış günlük süre, uyuşmazlık tutanağının tebliğinden itibaren grev kararı alınması için öngörülen hak düşürücü süredir (m. 60/1), grevin zorunlu süresi değildir. Cumhurbaşkanının erteleme yetkisi ise (m. 63) istisnai bir durum olup, tarafların anlaşmasını engellemez.
Önemli Nokta 5: Soruda, grev ve lokavt yasağı bulunan bir işyerindeki toplu iş uyuşmazlığının çözüm yolu sorulmaktadır. Bu durum, hem 1982 Anayasası hem de 6356 sayılı Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir.
1982 Anayasası’nın “Grev hakkı ve lokavt” başlıklı 54. maddesinin dördüncü fıkrası, “Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. ... Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.” hükmünü amirdir.
Bu anayasal temel üzerine, 6356 sayılı Kanun’un “Yüksek Hakem Kuruluna başvurma” başlıklı 51. maddesinin birinci fıkrası, usulü şu şekilde belirlemiştir: “...grev ve lokavtın yasak olduğu uyuşmazlıklarda 50 nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen tutanağın tebliğinden ... itibaren taraflardan biri altı iş günü içinde Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Aksi takdirde işçi sendikasının yetkisi düşer.” Aynı maddenin ikinci fıkrası ise “Yüksek Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.” diyerek kararların hukuki niteliğini teyit eder.
Bu hükümler doğrultusunda:
- **C seçeneği doğrudur.** Grev yasağı olan bir uyuşmazlıkta, arabuluculuk sonrası düzenlenen uyuşmazlık tutanağının tebliğinden itibaren 6 iş günü içinde taraflardan herhangi biri Yüksek Hakem Kuruluna (YHK) başvurabilir. YHK kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.
- **A seçeneği yanlıştır.** Cumhurbaşkanı tarafından grevin ertelenmesi, 6356 sayılı Kanun'un 63. maddesinde düzenlenen ve *karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev* için geçerli bir yetkidir. Oysa sorudaki olayda, işyerinde en baştan grev yasağı bulunmaktadır; dolayısıyla bir erteleme süreci söz konusu değildir. Uyuşmazlık doğrudan YHK'ye gider.
- **B seçeneği yanlıştır.** Özel hakeme başvurmak, tarafların aralarında anlaşarak tercih edebilecekleri ihtiyari bir yoldur, yasal bir zorunluluk değildir. Zorunlu çözüm mercii YHK'dir.
- **D seçeneği yanlıştır.** İşçilerin en az dörtte birinin başvurusu, 6356 sayılı Kanun'un 61. maddesinde düzenlenen “grev oylaması” için aranan bir şarttır ve grevin *yapılıp yapılmamasına* ilişkin bir usuldür. Grev yasağı olan işyerlerinde bu müessese uygulanamaz.
- **E seçeneği yanlıştır.** Hem Anayasa'nın 54. maddesi hem de 6356 sayılı Kanun'un 51. maddesi, YHK kararlarının “kesin” olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu kararlara karşı Danıştay dahil olmak üzere herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.