2.1. Kişiler Hukuku Gerçek Kişiler

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Olayda, ayırt etme gücüne sahip on beş yaşındaki (K), Türk Medeni Kanunu'na göre sınırlı ehliyetsiz statüsündedir. Sınırlı ehliyetsizlerin hukuki işlemleri kural olarak yasal temsilcilerinin rızasına tabidir. 1. **Taksitle Satış Sözleşmesinin Geçerliliği:** 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Taksitle gitar alımı, (K) için borç doğuran bir işlemdir. Bu tür işlemler, yasal temsilcinin rızası olmadan yapıldığında tek taraflı bağlamazlık (askıda hükümsüzlük) yaptırımına tabidir. Yasal temsilci bu işleme sonradan rıza (icazet) verirse işlem baştan itibaren geçerli hale gelir, rıza vermezse kesin olarak hükümsüz olur. Somut olayda veli (V) rıza göstermeyi reddettiği için sözleşme (K) açısından bağlayıcı değildir ve kesin olarak hükümsüz hale gelmiştir. Ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 254. maddesi, ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlının yaptığı taksitle satış sözleşmesinin geçerliliğini yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlamıştır; ancak bu özel hüküm, genel kural olan tek taraflı bağlamazlık yaptırımını değiştirmemektedir. 2. **Vasiyetnamenin Geçerliliği:** Vasiyetname düzenlemek, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Kanun koyucu, vasiyetname yapabilmek için genel ehliyet kurallarından ayrılarak özel bir düzenleme getirmiştir. TMK'nin 502. maddesine göre, 'Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.' (K) olayda hem ayırt etme gücüne sahiptir hem de on beş yaşını doldurmuştur. Bu nedenle, yasal temsilcisi olan velisinin rızasına veya katılımına ihtiyaç duymaksızın tek başına geçerli bir vasiyetname düzenleyebilir. Sonuç olarak, taksitle satış sözleşmesi velinin icazet vermemesi nedeniyle (K) yönünden bağlayıcı olmazken, vasiyetname TMK m. 502'deki şartları taşıdığı için geçerlidir. Önemli Nokta 2: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesi, “Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.” hükmünü amirdir. Bu durum, tam ehliyetsizlik olarak adlandırılır ve tam ehliyetsiz kişinin yaptığı hukuki işlemler kesin hükümsüzdür (mutlak butlanla batıldır). Bir taşınmazın mülkiyetinin devri için geçerli bir hukuki sebebin (örneğin satış sözleşmesi) bulunması zorunludur. Olayda, (A)'nın sözleşme anında ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olduğu mahkemece tespit edilmiştir. Bu nedenle, (A) ile (B) arasında kurulan taşınmaz satış sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Geçersiz bir hukuki sebebe dayanılarak yapılan tescil, başlangıçtan itibaren hukuki dayanaktan yoksundur ve bu tür tesciller 'yolsuz tescil' olarak nitelendirilir. Yolsuz tescil, ayni hakkı (mülkiyeti) (B)'ye geçirmez ve gerçek hak sahibi, tapu sicilinin düzeltilmesini talep edebilir. (B)'nin iyiniyetli olması bu sonucu değiştirmez; zira iyiniyet, ancak tapu sicilindeki yolsuz bir tescile güvenerek mülkiyet kazanan üçüncü kişileri korur, tescilin doğrudan tarafı olan kişiyi korumaz. Diğer seçenekler ise; irade sakatlığı hallerinde söz konusu olan 'iptal edilebilirlik', sınırlı ehliyetsizlerin yasal temsilci onayı gereken işlemlerindeki 'askıda hükümsüzlük' veya tarafların gerçek iradeleri ile beyanları arasındaki uyumsuzluk olan 'muvazaa' gibi farklı hukuki durumları ifade ettiğinden somut olaya uygulanamaz. Önemli Nokta 3: Somut olayda, soybağının reddi davasındaki hak düşürücü sürelerin tespiti gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 289. maddesinin birinci fıkrası, “Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, (...) içinde açmak zorundadır.” hükmünü amirdir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise “Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.” düzenlemesi yer almaktadır. Olayda (K), baba olmadığına dair ciddi şüpheyi Ocak 2020'de edinmiş olsa da, bu tarihten hemen sonra başlayan ve Temmuz 2021'e kadar süren ağır hastalığı, dava açmasındaki gecikme için haklı bir sebep teşkil etmektedir. TMK m. 289/3 uyarınca, haklı sebebin varlığı halinde bir yıllık süre, bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacaktır. (K)’nın hastalığının sona erdiği tarih Temmuz 2021 olduğundan, bir yıllık hak düşürücü süre bu tarihten itibaren başlar ve Temmuz 2022 sonunda dolar. DNA testi sonucunun Ağustos 2021'de alınması, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihi değiştirmez ve sürenin başlangıcını ötelemez. Diğer seçenekler, sürenin şüphe tarihinde başlaması, tanımanın iptaline ilişkin sürelerin kıyasen uygulanması (TMK m. 300) gibi yanlış hukuki muhakemelere dayanmaktadır. Önemli Nokta 4: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 25. maddesi, kişilik haklarına yönelik saldırılara karşı açılabilecek davaları düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre, davacı hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini veya sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Sorudaki olayda, asılsız haber yayından kaldırılmıştır; yani saldırı 'sona ermiştir'. Ancak, cerrah (C)'nin mesleki itibarının zedelenmesi ve hasta sayısındaki düşüş 'etkilerin devam ettiğini' göstermektedir. Bu durumda, TMK m. 25/1 uyarınca, sona ermiş bu saldırının hukuka aykırılığının mahkeme kararıyla saptanması için açılması gereken dava 'tespit davası'dır. Diğer seçenekler ise; saldırı henüz gerçekleşmeden, mevcut bir tehlikeye karşı 'önleme davası', saldırı devam ederken ise 'men (durdurma) davası' açılır. Düzeltme kararının bildirilmesi ve manevi tazminat ise tespit davasıyla birlikte ileri sürülebilecek, ancak temel amacı 'hukuka aykırılığın saptanması' olmayan, farklı nitelikteki taleplerdir. Önemli Nokta 5: Somut olayda on altı yaşında ve ayırt etme gücüne sahip olan (A), Türk Medeni Kanunu uyarınca sınırlı ehliyetsiz statüsündedir. Sınırlı ehliyetsizlerin hukuki işlem ehliyeti kural olarak yasal temsilcilerinin rızasına bağlıdır (TMK m. 16). Ancak kanun koyucu, bu kişileri korumak amacıyla bazı işlemlerin yasal temsilcinin rızası olsa dahi yapılmasını yasaklamıştır. TMK m. 449 uyarınca “Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır.” Bu hüküm uyarınca, (A)'nın vakıf kurması (I) ve kefil olması (II) vasisinin rızası bulunsa dahi hukuken geçersiz olan yasak işlemlerdir. Öte yandan, vasiyetname düzenlemek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, TMK m. 502'de “Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.” şeklinde özel olarak düzenlenmiştir. (A), on altı yaşında ve ayırt etme gücüne sahip olduğundan, bu işlemi yasal temsilcisinin rızasına ihtiyaç duymadan tek başına geçerli bir şekilde yapabilir. Dolayısıyla, (III) numaralı işlem hukuka uygundur. Bu nedenle, yasal temsilcinin rızasına rağmen geçersiz olan işlemler I ve II’dir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Ayırt etme gücüne sahip on beş yaşındaki lise öğrencisi (K), müzik yeteneğini geliştirmek için profesyonel bir elektro gitarı taksitle satın alma konusunda satıcı (S) ile anlaşmıştır. (K)'nın yasal temsilcisi olan velisi (V), bu işleme sonradan rıza göstermeyi reddetmiştir. Bundan bir hafta sonra (K), noter huzurunda, dedesinden miras kalan banka hesabındaki paranın tamamını çocukluk arkadaşı (A)'ya bırakmak üzere bir vasiyetname düzenlemiştir. Bu olay ve hukuki işlemlerin geçerlilik durumuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Taksitle satış sözleşmesi, yasal temsilcinin icazet vermemesi nedeniyle (K) yönünden bağlayıcı değildir; vasiyetname ise tek başına yapabileceği geçerli bir hukuki işlemdir.
B)Satış sözleşmesi (K)'yı borç altına soktuğu için geçersiz olup, vasiyetname ise kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan yasal temsilcinin rızasıyla geçerli hale gelir.
C)Türk Borçlar Kanunu'nun 254. maddesi uyarınca yasal temsilcinin yazılı rızası en geç sözleşme anında verilmediği için taksitle satış sözleşmesi kesin hükümsüzdür; vasiyetname düzenlemesi ise tam ehliyet gerektirdiğinden geçersizdir.
D)(K), velisinin rızasıyla aile adına hukuki işlem yapabileceğinden (TMK m. 344), gitar alımı ancak bu şartla geçerli olurdu; vasiyetname ise Medeni Kanun'a göre on sekiz yaşını doldurma şartına bağlıdır.
E)Gitar alım satım sözleşmesi karşılıksız kazanma niteliğinde olmadığından askıda hükümsüzdür; vasiyetname ise yasal temsilcinin katılımını gerektiren bir ölüme bağlı tasarruf olduğundan tek başına yapılamaz.

Çözüm

Olayda, ayırt etme gücüne sahip on beş yaşındaki (K), Türk Medeni Kanunu'na göre sınırlı ehliyetsiz statüsündedir. Sınırlı ehliyetsizlerin hukuki işlemleri kural olarak yasal temsilcilerinin rızasına tabidir. 1. **Taksitle Satış Sözleşmesinin Geçerliliği:** 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Taksitle gitar alımı, (K) için borç doğuran bir işlemdir. Bu tür işlemler, yasal temsilcinin rızası olmadan yapıldığında tek taraflı bağlamazlık (askıda hükümsüzlük) yaptırımına tabidir. Yasal temsilci bu işleme sonradan rıza (icazet) verirse işlem baştan itibaren geçerli hale gelir, rıza vermezse kesin olarak hükümsüz olur. Somut olayda veli (V) rıza göstermeyi reddettiği için sözleşme (K) açısından bağlayıcı değildir ve kesin olarak hükümsüz hale gelmiştir. Ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 254. maddesi, ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlının yaptığı taksitle satış sözleşmesinin geçerliliğini yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlamıştır; ancak bu özel hüküm, genel kural olan tek taraflı bağlamazlık yaptırımını değiştirmemektedir. 2. **Vasiyetnamenin Geçerliliği:** Vasiyetname düzenlemek, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Kanun koyucu, vasiyetname yapabilmek için genel ehliyet kurallarından ayrılarak özel bir düzenleme getirmiştir. TMK'nin 502. maddesine göre, 'Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.' (K) olayda hem ayırt etme gücüne sahiptir hem de on beş yaşını doldurmuştur. Bu nedenle, yasal temsilcisi olan velisinin rızasına veya katılımına ihtiyaç duymaksızın tek başına geçerli bir vasiyetname düzenleyebilir. Sonuç olarak, taksitle satış sözleşmesi velinin icazet vermemesi nedeniyle (K) yönünden bağlayıcı olmazken, vasiyetname TMK m. 502'deki şartları taşıdığı için geçerlidir.

Soru 2

İleri derecede demans teşhisi konulmuş olan ve bu nedenle tasarruflarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini yitirmiş bulunan (A), sahibi olduğu taşınmazı tapu müdürlüğünde yapılan resmi bir sözleşmeyle (B)’ye satmış ve devretmiştir. Satış bedeli rayice uygun olup, (B) devir anında (A)’nın fiil ehliyetindeki bu eksikliğin farkında değildir. Bir süre sonra durumu öğrenen (A)’nın vasisi, (A) adına tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Mahkemenin, sözleşme tarihinde (A)’nın ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunduğunu tespit etmesi durumunda, (B) adına yapılan tescilin hukuki niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

Soru 3

(K), eşi (E) ile evliliği devam ederken 2015 yılında doğan (Ç)’nin babası olarak nüfusa kaydedilmiştir. Ocak 2020'de, bir aile dostundan eşi (E)'nin hamile kaldığı dönemde bir başkasıyla ilişkisi olduğunu duyan (K), çocuğun kendisinden olmayabileceğine dair ciddi şüpheye kapılmıştır. Ancak, tam bu dönemde ağır bir hastalığa yakalanan (K), Temmuz 2021'e kadar kesintisiz olarak hastanede tedavi görmüştür. Taburcu olduktan sonra yaptırdığı DNA testi sonucunda Ağustos 2021'de (Ç)'nin biyolojik babası olmadığını kesin olarak öğrenmiştir. Bu durumda, (K)'nın soybağının reddi davası açmak için sahip olduğu hak düşürücü sürenin son günü aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.