3.1. Aile Hukuku - Evlenme

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Sorunun çözümünde öncelikle Arda ve Beren arasındaki hısımlık ilişkisinin türü ve derecesi tespit edilmelidir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 17'ye göre, biri diğerinden gelmeyip de ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır ve hısımlığın derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur. Arda ve Beren, ortak kök olan büyükanne ve büyükbabalarından gelmektedirler. Hısımlık derecesi şu şekilde hesaplanır: Arda'dan annesine (1), annesinden ortak köke (büyükanne/büyükbaba) (2), ortak kökten Beren'in babasına (3) ve babasından Beren'e (4) olmak üzere toplam dört doğum bulunmaktadır. Bu durumda Arda ve Beren arasında dördüncü dereceden yansoy kan hısımlığı mevcuttur. Ardından, bu hısımlık derecesinin evlenmeye engel olup olmadığı TMK m. 129 çerçevesinde değerlendirilmelidir. TMK m. 129, kimler arasında evlenmenin yasak olduğunu sınırlı sayıda (numerus clausus) belirtmiştir. Buna göre evlenme yasağı bulunanlar: 1. Üstsoy ile altsoy arasında, 2. Kardeşler arasında (ikinci derece yansoy hısımlığı), 3. Amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında (üçüncü derece yansoy hısımlığı), 4. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, 5. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında. Kanun metninde, dördüncü dereceden yansoy kan hısımları olan kuzenler arasında bir evlenme yasağı öngörülmemiştir. Evlendirme memurunun başvuruyu reddetme yetkisi ise TMK m. 137'de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre memur, ancak evlenmeye yasal bir engel bulunduğu takdirde başvuruyu reddedebilir. Somut olayda yasal bir engel bulunmadığından, memurun kararı hukuka aykırıdır. Diğer seçeneklerin analizi: - A seçeneği, hısımlık derecesini (üçüncü derece) yanlış tespit ettiği için hatalıdır. - C seçeneği, TMK m. 128'in küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin izin vermemesi durumunda hâkimin iznine başvurulmasını düzenlediğini, oysa bu sorunun konusu olan hısımlık engelinin hâkim izniyle aşılamayacağını göz ardı ettiği için yanlıştır. - D seçeneği, TMK m. 129'da üçüncü dereceden yansoy hısımlarından olan amca, dayı, hala ve teyzenin yeğenleriyle evlenmesinin de yasaklandığını gözden kaçırdığı için hatalı bir genelleme yapmaktadır. - E seçeneği, kan hısımlığı ile kayın hısımlığına ilişkin farklı kuralları hatalı bir şekilde birleştirerek yanlış bir sonuca varmaktadır. Her hısımlık türünün kendi özel kuralları vardır. Önemli Nokta 2: Somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, nişanın bozulması üzerine nişanlının babası tarafından verilen hediyenin iade edilip edilemeyeceğidir. Bu konu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 122. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. TMK Madde 122 şöyledir: “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.” Bu hükme göre hediyelerin iadesi için gereken şartlar şunlardır: 1. Nişanlılık, evlenme dışında bir sebeple sona ermelidir. Olayda nişan, (B) tarafından bozulmuştur, dolayısıyla bu şart gerçekleşmiştir. 2. Hediye, alışılmışın dışında olmalıdır. 300.000 TL değerindeki bir pırlanta yüzük, açıkça alışılmışın dışındadır. 3. Hediyeyi veren, nişanlılardan biri, ana-babası veya onlar gibi davranan bir kimse olmalıdır. Olayda hediyeyi (A)'nın babası (C) vermiştir ve kanun bu durumu açıkça kapsamaktadır. En önemli nokta, TMK m. 122'nin hediyelerin iadesini tarafların kusuruna bağlamamış olmasıdır. Nişanın kimin tarafından ve hangi sebeple bozulduğunun bir önemi yoktur. Kusur, yalnızca TMK m. 120 uyarınca maddi ve TMK m. 121 uyarınca manevi tazminat taleplerinde rol oynar. Hediyelerin iadesi ise tazminattan bağımsız, kendine özgü bir müessesedir. Seçeneklerin incelenmesi: - A ve E seçenekleri yanlıştır, çünkü TMK m. 122'nin açık lafzı, “ana ve babanın” verdiği hediyelerin de iadesini talep edebileceğini belirtmektedir. Bu, nişanlanma dolayısıyla verilen hediyelere ilişkin özel bir hükümdür (lex specialis) ve genel bağışlama hükümlerini dışlar. - B seçeneği yanlıştır, çünkü hediyelerin iadesi, TMK m. 120'de düzenlenen maddi tazminattan farklı bir taleptir ve kusur şartına bağlı değildir. - D seçeneği yanlıştır, çünkü TMK m. 122/2 uyarınca hediye elden çıkarılmışsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır ve hediyenin değeri iade edilir. İade borcu sona ermez. - C seçeneği doğrudur. Olaydaki tüm unsurlar (alışılmışın dışında hediye, evlenme dışı sona erme) TMK m. 122'nin aradığı şartları karşılamaktadır. Hediyeyi verenin baba olması ve nişanın bozulmasındaki kusur durumu iade talebini etkilemez. Önemli Nokta 3: Somut olayda, ergin bir kimse olan (Y)'nin evlat edinilmesi söz konusudur. Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 313. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasının 1. bendine göre, bedensel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilen bir ergin evlat edinilebilir. Olayda (Y), bedensel engellidir, sürekli yardıma muhtaçtır ve (A) tarafından altı yıldır bakılmaktadır. Bu özel şart sağlanmış görünmektedir. Ancak, TMK m. 313'ün son fıkrası, 'Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.' hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin genel şartların, erginlerin evlat edinilmesinde de aranması gerekir. Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin genel şartlardan biri de TMK m. 308/1'de düzenlenen yaş farkı kuralıdır. Bu maddeye göre, 'Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.' Bu kural, kamu düzenine ilişkin emredici bir hükümdür ve erginlerin evlat edinilmesinde de kıyasen uygulanır. Olayda evlat edinen (A) 33, evlat edinilen (Y) ise 29 yaşındadır; aralarındaki yaş farkı yalnızca dört'tür. Bu durum, kanunun aradığı asgari on sekiz yaş farkı şartını sağlamamaktadır. Dolayısıyla, TMK m. 313'teki özel şartlar gerçekleşmiş olsa dahi, TMK m. 308'deki genel şart sağlanmadığından mahkemenin talebi reddetmesi gerekir. Diğer seçenekler ise hatalıdır: (A) seçeneği genel şartları göz ardı etmektedir. (C) seçeneği kanunda olmayan bir istisna yaratmaktadır. (D) seçeneği bekar evlat edinme şartlarını (TMK m. 307) yanlış belirtmektedir; otuz yaşını doldurmak yeterlidir ki (A) bu şartı sağlamaktadır. (E) seçeneği ise hukuken temelsizdir; hısımlık evlat edinmeye engel değildir. Önemli Nokta 4: Türk Medeni Kanunu'nda evlenme engelleri sınırlı sayıda (numerus clausus) ilkesine göre düzenlenmiştir. Hısımlığa dayalı evlenme yasakları TMK m. 129'da açıkça belirtilmiştir. Bu maddeye göre; üstsoy ile altsoy arasında, kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında evlenme yasaktır. Sorudaki olayda, (A) ile (B) arasında bu kapsamda bir kan hısımlığı ilişkisi bulunmamaktadır. Kayın hısımlığı açısından ise TMK m. 18, 'Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.' hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca kayın hısımlığı, eşlerden biri ile diğerinin kan hısımları arasında kurulur. Yani, (C) ile (D)'nin evliliğiyle (C), (D)'nin kan hısımlarının; (D) de (C)'nin kan hısımlarının kayın hısmı olmuştur. Ancak bu durum, (C)'nin kan hısmı olan (A) ile (D)'nin kan hısmı olan (B) arasında hukuki bir hısımlık ilişkisi (ne kan ne de kayın hısımlığı) meydana getirmez. Kanun, eşlerin kan hısımlarını birbirleriyle kayın hısmı yapmamıştır. Dolayısıyla (A) ve (B) arasında bir evlenme engeli yoktur. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, kanunun tanımadığı bir kayın hısımlığı türü ileri sürmektedir. (C) seçeneği, kan hısımlığının doğumla kurulduğunu düzenleyen TMK m. 17'yi yanlış yorumlamakta, evlilikle kan hısımlığı kurmaktadır. (D) seçeneği, TMK m. 128'deki hakimin izninin küçük veya kısıtlılarla ilgili olduğunu göz ardı etmekte ve hısımlık yasağının hakim kararıyla aşılabileceği gibi yanlış bir sonuca varmaktadır. (E) seçeneği ise TMK m. 129'daki sınırlı sayıdaki engellere kamu düzeni gibi genel bir gerekçeyle yeni bir engel eklemeye çalışmaktadır ki bu hukuken mümkün değildir. Önemli Nokta 5: Çözüm: Soruda erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesine ilişkin yanlış olan ifade sorulmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 313. maddesi, ergin ve kısıtlıların hangi hallerde evlat edinilebileceğini özel olarak düzenlemiştir. Bu haller şunlardır: 1) Bedensel veya zihinsel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç olması ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmesi, 2) Evlat edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş olması, 3) Diğer haklı sebeplerin mevcut olması ve evlat edinilenin, en az beş yıldan beri evlat edinen ile aile hâlinde birlikte yaşaması. D seçeneğinde yer alan ifade, bu üçüncü halde aranan beş yıllık süreyi yanlış bir şekilde 'en az bir yıl' olarak belirtmektedir. TMK m. 305'te düzenlenen 'bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olma' şartı, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin bir koşul olup, erginlerin evlat edinilmesinde aranan beş yıllık süre ile karıştırılmamalıdır. Bu nedenle D seçeneği yanlıştır. Diğer seçenekler doğrudur: A ve B seçenekleri TMK m. 313/1 ve 313/2'de açıkça belirtilen hallerdir. C seçeneği, TMK m. 313'ün ikinci fıkrasında yer alan 'Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir' hükmüne dayanmaktadır. E seçeneği ise TMK m. 313'ün son fıkrasındaki 'Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır' hükmü gereğince, TMK m. 308'de düzenlenen yaş farkı kuralının ergin evlat edinmede de uygulanacağını doğru bir şekilde ifade etmektedir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Arda ve Beren, evlenmek amacıyla evlendirme memurluğuna başvuruda bulunmuşlardır. Yapılan incelemede, Arda’nın annesi ile Beren’in babasının kardeş oldukları, dolayısıyla tarafların teyze çocukları (kuzen) olduğu tespit edilmiştir. Evlendirme memuru, taraflar arasındaki kan hısımlığının evlenmeye engel teşkil edebileceği gerekçesiyle Türk Medeni Kanunu'nun 137. maddesi uyarınca evlenme başvurusunu reddetmiştir. Bu olay ve evlenme engellerine ilişkin hükümler dikkate alındığında, aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

A)Taraflar arasında üçüncü dereceden yansoy kan hısımlığı bulunduğundan ve bu durum TMK m. 145 uyarınca mutlak butlan sebebi sayıldığından, evlendirme memurunun ret kararı yerindedir.
B)Arda ve Beren arasındaki hısımlık dördüncü dereceden yansoy kan hısımlığı olup, bu derece TMK m. 129’da sayılan evlenme yasakları kapsamında yer almadığından memurun ret kararı hukuki dayanaktan yoksundur.
C)Evlendirme memurunun ret kararı usulen doğru olmakla birlikte, taraflar aile mahkemesine başvurarak TMK m. 128 uyarınca hâkimden evlenmeye izin verilmesini talep etme hakkına sahiptir.
D)TMK m. 129 uyarınca sadece üstsoy-altsoy ve ikinci dereceden yansoy kan hısımları arasında evlenme yasağı bulunduğundan, üçüncü derece ve sonrası tüm yansoy hısımlarının evlenmesi mümkündür; bu nedenle karar yanlıştır.
E)Kayın hısımlığı doğuran bir evlilik sona erse dahi eşlerden biri ile diğerinin altsoy veya üstsoyu arasında evlenme yasağı devam ettiğinden, kan hısımlığında da dördüncü dereceye kadar olan evlilikler kural olarak yasaktır.

Çözüm

Sorunun çözümünde öncelikle Arda ve Beren arasındaki hısımlık ilişkisinin türü ve derecesi tespit edilmelidir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 17'ye göre, biri diğerinden gelmeyip de ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır ve hısımlığın derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur. Arda ve Beren, ortak kök olan büyükanne ve büyükbabalarından gelmektedirler. Hısımlık derecesi şu şekilde hesaplanır: Arda'dan annesine (1), annesinden ortak köke (büyükanne/büyükbaba) (2), ortak kökten Beren'in babasına (3) ve babasından Beren'e (4) olmak üzere toplam dört doğum bulunmaktadır. Bu durumda Arda ve Beren arasında dördüncü dereceden yansoy kan hısımlığı mevcuttur. Ardından, bu hısımlık derecesinin evlenmeye engel olup olmadığı TMK m. 129 çerçevesinde değerlendirilmelidir. TMK m. 129, kimler arasında evlenmenin yasak olduğunu sınırlı sayıda (numerus clausus) belirtmiştir. Buna göre evlenme yasağı bulunanlar: 1. Üstsoy ile altsoy arasında, 2. Kardeşler arasında (ikinci derece yansoy hısımlığı), 3. Amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında (üçüncü derece yansoy hısımlığı), 4. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, 5. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında. Kanun metninde, dördüncü dereceden yansoy kan hısımları olan kuzenler arasında bir evlenme yasağı öngörülmemiştir. Evlendirme memurunun başvuruyu reddetme yetkisi ise TMK m. 137'de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre memur, ancak evlenmeye yasal bir engel bulunduğu takdirde başvuruyu reddedebilir. Somut olayda yasal bir engel bulunmadığından, memurun kararı hukuka aykırıdır. Diğer seçeneklerin analizi: - A seçeneği, hısımlık derecesini (üçüncü derece) yanlış tespit ettiği için hatalıdır. - C seçeneği, TMK m. 128'in küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin izin vermemesi durumunda hâkimin iznine başvurulmasını düzenlediğini, oysa bu sorunun konusu olan hısımlık engelinin hâkim izniyle aşılamayacağını göz ardı ettiği için yanlıştır. - D seçeneği, TMK m. 129'da üçüncü dereceden yansoy hısımlarından olan amca, dayı, hala ve teyzenin yeğenleriyle evlenmesinin de yasaklandığını gözden kaçırdığı için hatalı bir genelleme yapmaktadır. - E seçeneği, kan hısımlığı ile kayın hısımlığına ilişkin farklı kuralları hatalı bir şekilde birleştirerek yanlış bir sonuca varmaktadır. Her hısımlık türünün kendi özel kuralları vardır.

Soru 2

(A) ile (B) nişanlanmışlardır. Nişan töreninde (A)’nın babası (C), evliliğe bir katkı olması amacıyla (B)’ye 300.000 TL değerinde bir pırlanta yüzük hediye etmiştir. Bir süre sonra (B), nişanı hiçbir haklı gerekçe göstermeksizin tek taraflı olarak bozmuştur. (C), yüzüğün iadesini talep ettiğinde, (B)’nin vekili, bu hediyenin Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre bir bağışlama olduğunu, nişanın bozulmasının bu hukuki işlemi etkilemeyeceğini ve özellikle hediyeyi verenin nişanlılardan biri olmaması nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun nişan hediyelerinin iadesine ilişkin özel hükmünün uygulanamayacağını iddia etmiştir. Bu olay ve tarafların iddiaları göz önüne alındığında, pırlanta yüzüğün iadesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Soru 3

Otuz üç yaşındaki bekar (A), küçük yaşta ailesini kaybeden ve o tarihten beri fiilen bakım ve gözetimini üstlendiği yirmi dokuz yaşındaki yeğeni (Y)’yi evlat edinmek istemektedir. (Y), doğuştan gelen bedensel bir engel sebebiyle hayatı boyunca sürekli yardıma muhtaç bir durumdadır ve (A) tarafından son altı yıldır aralıksız olarak bakılmaktadır. (A), mahkemeye sunduğu dilekçede, amacının hem yeğeninin geleceğini hukuken güvence altına almak hem de aralarındaki fiili aile bağını hukuki bir statüye kavuşturmak olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilere göre, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde, mahkemenin evlat edinme talebine ilişkin vereceği karar ve gerekçesi aşağıdakilerden hangisi olmalıdır?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.