Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Sorunun çözümünde öncelikle Arda ve Beren arasındaki hısımlık ilişkisinin türü ve derecesi tespit edilmelidir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 17'ye göre, biri diğerinden gelmeyip de ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır ve hısımlığın derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur. Arda ve Beren, ortak kök olan büyükanne ve büyükbabalarından gelmektedirler. Hısımlık derecesi şu şekilde hesaplanır: Arda'dan annesine (1), annesinden ortak köke (büyükanne/büyükbaba) (2), ortak kökten Beren'in babasına (3) ve babasından Beren'e (4) olmak üzere toplam dört doğum bulunmaktadır. Bu durumda Arda ve Beren arasında dördüncü dereceden yansoy kan hısımlığı mevcuttur.
Ardından, bu hısımlık derecesinin evlenmeye engel olup olmadığı TMK m. 129 çerçevesinde değerlendirilmelidir. TMK m. 129, kimler arasında evlenmenin yasak olduğunu sınırlı sayıda (numerus clausus) belirtmiştir. Buna göre evlenme yasağı bulunanlar:
1. Üstsoy ile altsoy arasında,
2. Kardeşler arasında (ikinci derece yansoy hısımlığı),
3. Amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında (üçüncü derece yansoy hısımlığı),
4. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
5. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.
Kanun metninde, dördüncü dereceden yansoy kan hısımları olan kuzenler arasında bir evlenme yasağı öngörülmemiştir. Evlendirme memurunun başvuruyu reddetme yetkisi ise TMK m. 137'de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre memur, ancak evlenmeye yasal bir engel bulunduğu takdirde başvuruyu reddedebilir. Somut olayda yasal bir engel bulunmadığından, memurun kararı hukuka aykırıdır.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği, hısımlık derecesini (üçüncü derece) yanlış tespit ettiği için hatalıdır.
- C seçeneği, TMK m. 128'in küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin izin vermemesi durumunda hâkimin iznine başvurulmasını düzenlediğini, oysa bu sorunun konusu olan hısımlık engelinin hâkim izniyle aşılamayacağını göz ardı ettiği için yanlıştır.
- D seçeneği, TMK m. 129'da üçüncü dereceden yansoy hısımlarından olan amca, dayı, hala ve teyzenin yeğenleriyle evlenmesinin de yasaklandığını gözden kaçırdığı için hatalı bir genelleme yapmaktadır.
- E seçeneği, kan hısımlığı ile kayın hısımlığına ilişkin farklı kuralları hatalı bir şekilde birleştirerek yanlış bir sonuca varmaktadır. Her hısımlık türünün kendi özel kuralları vardır.
Önemli Nokta 2: Somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, nişanın bozulması üzerine nişanlının babası tarafından verilen hediyenin iade edilip edilemeyeceğidir. Bu konu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 122. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.
TMK Madde 122 şöyledir: “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.”
Bu hükme göre hediyelerin iadesi için gereken şartlar şunlardır:
1. Nişanlılık, evlenme dışında bir sebeple sona ermelidir. Olayda nişan, (B) tarafından bozulmuştur, dolayısıyla bu şart gerçekleşmiştir.
2. Hediye, alışılmışın dışında olmalıdır. 300.000 TL değerindeki bir pırlanta yüzük, açıkça alışılmışın dışındadır.
3. Hediyeyi veren, nişanlılardan biri, ana-babası veya onlar gibi davranan bir kimse olmalıdır. Olayda hediyeyi (A)'nın babası (C) vermiştir ve kanun bu durumu açıkça kapsamaktadır.
En önemli nokta, TMK m. 122'nin hediyelerin iadesini tarafların kusuruna bağlamamış olmasıdır. Nişanın kimin tarafından ve hangi sebeple bozulduğunun bir önemi yoktur. Kusur, yalnızca TMK m. 120 uyarınca maddi ve TMK m. 121 uyarınca manevi tazminat taleplerinde rol oynar. Hediyelerin iadesi ise tazminattan bağımsız, kendine özgü bir müessesedir.
Seçeneklerin incelenmesi:
- A ve E seçenekleri yanlıştır, çünkü TMK m. 122'nin açık lafzı, “ana ve babanın” verdiği hediyelerin de iadesini talep edebileceğini belirtmektedir. Bu, nişanlanma dolayısıyla verilen hediyelere ilişkin özel bir hükümdür (lex specialis) ve genel bağışlama hükümlerini dışlar.
- B seçeneği yanlıştır, çünkü hediyelerin iadesi, TMK m. 120'de düzenlenen maddi tazminattan farklı bir taleptir ve kusur şartına bağlı değildir.
- D seçeneği yanlıştır, çünkü TMK m. 122/2 uyarınca hediye elden çıkarılmışsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır ve hediyenin değeri iade edilir. İade borcu sona ermez.
- C seçeneği doğrudur. Olaydaki tüm unsurlar (alışılmışın dışında hediye, evlenme dışı sona erme) TMK m. 122'nin aradığı şartları karşılamaktadır. Hediyeyi verenin baba olması ve nişanın bozulmasındaki kusur durumu iade talebini etkilemez.
Önemli Nokta 3: Somut olayda, ergin bir kimse olan (Y)'nin evlat edinilmesi söz konusudur. Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 313. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasının 1. bendine göre, bedensel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilen bir ergin evlat edinilebilir. Olayda (Y), bedensel engellidir, sürekli yardıma muhtaçtır ve (A) tarafından altı yıldır bakılmaktadır. Bu özel şart sağlanmış görünmektedir. Ancak, TMK m. 313'ün son fıkrası, 'Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.' hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin genel şartların, erginlerin evlat edinilmesinde de aranması gerekir. Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin genel şartlardan biri de TMK m. 308/1'de düzenlenen yaş farkı kuralıdır. Bu maddeye göre, 'Evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.' Bu kural, kamu düzenine ilişkin emredici bir hükümdür ve erginlerin evlat edinilmesinde de kıyasen uygulanır. Olayda evlat edinen (A) 33, evlat edinilen (Y) ise 29 yaşındadır; aralarındaki yaş farkı yalnızca dört'tür. Bu durum, kanunun aradığı asgari on sekiz yaş farkı şartını sağlamamaktadır. Dolayısıyla, TMK m. 313'teki özel şartlar gerçekleşmiş olsa dahi, TMK m. 308'deki genel şart sağlanmadığından mahkemenin talebi reddetmesi gerekir. Diğer seçenekler ise hatalıdır: (A) seçeneği genel şartları göz ardı etmektedir. (C) seçeneği kanunda olmayan bir istisna yaratmaktadır. (D) seçeneği bekar evlat edinme şartlarını (TMK m. 307) yanlış belirtmektedir; otuz yaşını doldurmak yeterlidir ki (A) bu şartı sağlamaktadır. (E) seçeneği ise hukuken temelsizdir; hısımlık evlat edinmeye engel değildir.
Önemli Nokta 4: Türk Medeni Kanunu'nda evlenme engelleri sınırlı sayıda (numerus clausus) ilkesine göre düzenlenmiştir. Hısımlığa dayalı evlenme yasakları TMK m. 129'da açıkça belirtilmiştir. Bu maddeye göre; üstsoy ile altsoy arasında, kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında evlenme yasaktır. Sorudaki olayda, (A) ile (B) arasında bu kapsamda bir kan hısımlığı ilişkisi bulunmamaktadır. Kayın hısımlığı açısından ise TMK m. 18, 'Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.' hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca kayın hısımlığı, eşlerden biri ile diğerinin kan hısımları arasında kurulur. Yani, (C) ile (D)'nin evliliğiyle (C), (D)'nin kan hısımlarının; (D) de (C)'nin kan hısımlarının kayın hısmı olmuştur. Ancak bu durum, (C)'nin kan hısmı olan (A) ile (D)'nin kan hısmı olan (B) arasında hukuki bir hısımlık ilişkisi (ne kan ne de kayın hısımlığı) meydana getirmez. Kanun, eşlerin kan hısımlarını birbirleriyle kayın hısmı yapmamıştır. Dolayısıyla (A) ve (B) arasında bir evlenme engeli yoktur. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, kanunun tanımadığı bir kayın hısımlığı türü ileri sürmektedir. (C) seçeneği, kan hısımlığının doğumla kurulduğunu düzenleyen TMK m. 17'yi yanlış yorumlamakta, evlilikle kan hısımlığı kurmaktadır. (D) seçeneği, TMK m. 128'deki hakimin izninin küçük veya kısıtlılarla ilgili olduğunu göz ardı etmekte ve hısımlık yasağının hakim kararıyla aşılabileceği gibi yanlış bir sonuca varmaktadır. (E) seçeneği ise TMK m. 129'daki sınırlı sayıdaki engellere kamu düzeni gibi genel bir gerekçeyle yeni bir engel eklemeye çalışmaktadır ki bu hukuken mümkün değildir.
Önemli Nokta 5: Çözüm: Soruda erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesine ilişkin yanlış olan ifade sorulmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 313. maddesi, ergin ve kısıtlıların hangi hallerde evlat edinilebileceğini özel olarak düzenlemiştir. Bu haller şunlardır: 1) Bedensel veya zihinsel engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç olması ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmesi, 2) Evlat edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş olması, 3) Diğer haklı sebeplerin mevcut olması ve evlat edinilenin, en az beş yıldan beri evlat edinen ile aile hâlinde birlikte yaşaması. D seçeneğinde yer alan ifade, bu üçüncü halde aranan beş yıllık süreyi yanlış bir şekilde 'en az bir yıl' olarak belirtmektedir. TMK m. 305'te düzenlenen 'bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olma' şartı, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin bir koşul olup, erginlerin evlat edinilmesinde aranan beş yıllık süre ile karıştırılmamalıdır. Bu nedenle D seçeneği yanlıştır. Diğer seçenekler doğrudur: A ve B seçenekleri TMK m. 313/1 ve 313/2'de açıkça belirtilen hallerdir. C seçeneği, TMK m. 313'ün ikinci fıkrasında yer alan 'Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebilir' hükmüne dayanmaktadır. E seçeneği ise TMK m. 313'ün son fıkrasındaki 'Bunlar dışında küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır' hükmü gereğince, TMK m. 308'de düzenlenen yaş farkı kuralının ergin evlat edinmede de uygulanacağını doğru bir şekilde ifade etmektedir.