3.4. Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 451. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir. Vasi, işlemi onamazsa, bu işlem baştan itibaren geçersiz hale gelir ve 'tek taraflı bağlamazlık' (askıda hükümsüzlük) yaptırımının sonuçları doğar. İşlemin onanmaması durumunda tarafların iade yükümlülüğünü düzenleyen TMK m. 452/1'e göre, 'Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir.' Ancak aynı maddenin devamı, vesayet altındaki kişinin sorumluluğuna özel bir düzenleme getirmiştir. Kural olarak vesayet altındaki kişi, 'sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla' sorumludur. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası vardır: Vesayet altındaki kişi, elde ettiğini 'iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla' da sorumlu olur. Olayda (A), aldığı paranın tamamını lüks tüketime harcayarak tüketmiştir. Bu durum, paranın iyiniyetli olmaksızın elden çıkarılması olarak nitelendirilir. Dolayısıyla (A), malvarlığında bir zenginleşme kalmamış olsa dahi, TMK m. 452/1 uyarınca aldığı satış bedelinin tamamından sorumlu olacaktır. Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: A seçeneği, TMK m. 452'deki özel istisnayı göz ardı etmektedir. C seçeneği, vasinin sorumluluğunun şartları somut olayda oluşmadığı ve iade borcunun öncelikle işlem tarafı olan (A)'ya ait olduğu için hatalıdır. D seçeneği, kanunun açıkça düzenlediği sorumluluk hallerini yok saydığı için yanlıştır. E seçeneği ise, olayda (A)'nın (B)'yi ehliyeti konusunda yanılttığına dair bir bilgi olmamasının yanı sıra, iade borcunun kaynağının sözleşmenin geçersizliği olup haksız fiil olmaması sebebiyle hatalıdır. Önemli Nokta 2: Türk Medeni Kanunu, vasiliğe ilişkin olarak iki temel ayrım yapmaktadır: vasiliğe engel sebepler (TMK m. 418) ve vasilikten kaçınma sebepleri (TMK m. 417). Vasiliğe engel olan sebepler, kamu düzenine ilişkin olup mahkeme tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır ve bu sebeplerden birinin varlığı halinde ilgili kişi, rıza gösterse dahi vasi olarak atanamaz. Bunlar mutlak atama engelleridir. Kaçınma sebepleri ise, vasi olarak atanan kişiye tanınmış bir hak olup, bu sebeplerin varlığına rağmen kişi görevi kabul ederse veya kaçınma hakkını kullanmazsa vasi olarak atanabilir. Nitekim TMK m. 416 uyarınca kural, vasiliğe atananların bu görevi kabul etme yükümlülüğüdür. Soruda, mutlak bir engel olmayıp yalnızca kaçınma hakkı veren durum sorulmaktadır. Seçenekler incelendiğinde: - A, C ve E seçeneklerinde belirtilen durumlar, TMK m. 418'de sayılan vasiliğe mutlak engel sebeplerdir. Şöyle ki; 'Menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar' (m. 418/3), 'İlgili vesayet daireleri hâkimleri' (m. 418/4) ve 'Kamu hizmetinden yasaklılar' (m. 418/2) vasi olamazlar. - E seçeneğindeki 'Hakkında kısıtlılık kararı verilmiş olan kişi' de TMK m. 418/1 uyarınca vasi olamayacak kişiler arasında sayılmıştır. - D seçeneğinde yer alan 'Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar' ise, TMK m. 417/2'de açıkça bir 'vasilikten kaçınma sebebi' olarak düzenlenmiştir. Bu durumdaki bir kişi, görevi kabul etmekten kaçınabilir, ancak bu durum onun vasi olarak atanmasına mutlak bir engel teşkil etmez. Eğer kişi bu hakkını kullanmazsa vasi olarak atanabilir. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir. Önemli Nokta 3: Türk Medeni Kanunu'nun 397. maddesi uyarınca kamu vesayeti, vesayet daireleri tarafından yürütülür ve vesayet daireleri; vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi ile denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinden oluşur. Soruda, vesayet makamının atama yetkisi dışında kalan durum sorulmaktadır. A, B ve C seçeneklerinde belirtilen vasi, kayyım ve yasal danışman, TMK'da düzenlenen ve atanmaları doğrudan vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren vesayet organlarıdır (TMK m. 396, 413). D seçeneğindeki mirasın resmi tasfiye memuru da, sulh hukuk mahkemesi tarafından (miras mahkemesi sıfatıyla) atanır. Dolayısıyla bu seçenekler sulh hukuk mahkemesinin yetkisi dahilindedir. Ancak E seçeneğinde belirtilen "aile meclisi", özel vesayetin bir türüdür. İlgili kanun hükümleri uyarınca, aile meclisinin kurulmasına ve üyelerinin atanmasına karar verme yetkisi vesayet makamına değil, denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesine aittir (TMK m. 398). Bu nedenle, aile meclisi üyelerinin atanması, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin görev ve yetki alanının dışındadır. Önemli Nokta 4: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 429. maddesi, kendisine yasal danışman atanan kişilerin hangi işlemleri yaparken danışmanın görüşünü alması gerektiğini sınırlı sayıda (numerus clausus) olacak şekilde saymıştır. Bu maddeye göre; dava açma ve sulh olma, taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir ayni hak kurulması, kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi, olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri, ödünç verme ve alma, ana parayı alma, bağışlama, kambiyo taahhüdü altına girme ve kefil olma gibi işlemlerde yasal danışmanın görüşünün alınması zorunludur. Soruda belirtilen Kaan'ın arkadaşı Selim'e borç vermesi (ödünç verme), bono düzenlemesi (kambiyo taahhüdü altına girme), hisse senetlerini satması (kıymetli evrakın satımı) ve arsası üzerinde intifa hakkı tesis etmesi (taşınmaz üzerinde ayni hak kurma) bu madde kapsamında yer alan ve yasal danışmanın görüşünü gerektiren işlemlerdir. Ancak vasiyetname düzenlemek, kişinin ölüme bağlı tasarrufta bulunması olup, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar, yasal temsilcinin veya danışmanın rızası veya görüşü olmaksızın bizzat hak sahibi tarafından kullanılır. Bu nedenle Kaan, yasal danışmanı Avukat Zeynep'in görüşünü almaksızın tek başına geçerli bir vasiyetname düzenleyebilir. Önemli Nokta 5: Türk Medeni Kanunu'nda ergin bir kimsenin kısıtlanması sebepleri, kişinin kendi isteğiyle olanlar ve mahkeme tarafından resen dikkate alınanlar olarak ikiye ayrılır. Kişinin kendi isteğiyle kısıtlanmasını talep edebileceği haller, TMK m. 408'de sınırlı sayıda sayılmıştır. Buna göre; 'Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin, kısıtlanmasını isteyebilir.' Dolayısıyla yaşlılık, engellilik, ağır hastalık ve deneyimsizlik, kişinin kendi talebiyle kısıtlanmasına imkân tanıyan durumlardır. Ancak 'savurganlık', TMK m. 406'da düzenlenen ve kişinin kendi isteğine bağlı olmayan, mahkemenin kişinin kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi nedeniyle resen veya şikâyet üzerine karar verdiği bir kısıtlama sebebidir. Bu nedenle, savurganlık ergin bir kişinin kendi talebiyle kısıtlanma gerekçeleri arasında yer almaz.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Savurganlığı sebebiyle kısıtlanarak kendisine vasi atanan ve ayırt etme gücüne sahip (A), vasisi (V)’nin iznini almaksızın, kişisel koleksiyonunda bulunan antika bir fotoğraf makinesini internet üzerinden (B)’ye satmış ve bedelini peşin olarak almıştır. Durumu öğrenen vasi (V), (B)’nin noter aracılığıyla gönderdiği ihtara rağmen, kanuni süresi içinde işleme onama vermemiştir. (A), aldığı paranın tamamını kısa sürede lüks tüketim harcamaları yaparak tüketmiştir. Bu olayda, (A)’nın (B)’ye karşı iade sorumluluğunun kapsamı hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)İşlem baştan itibaren kesin hükümsüz olduğundan taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sadece malvarlıklarında fiilen kalan artışla sınırlı olarak sorumludur.
B)(A), parayı iyiniyetli olmaksızın elden çıkardığı için, aldığı satış bedelinin tamamıyla (B)'ye karşı sorumludur.
C)Vasi (V), denetim görevini ihmal ettiğinden, vesayet altındaki (A) ile birlikte (B)’nin uğradığı zarardan müteselsilen sorumlu olur.
D)(A), sınırlı ehliyetsiz olduğundan ve aldığı parayı kendi menfaatine harcamadığından, (B)'ye karşı herhangi bir iade yükümlülüğü altında değildir.
E)(A), fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda (B)'yi yanılttığı için haksız fiil hükümlerine göre (B)’nin zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

Çözüm

Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 451. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir. Vasi, işlemi onamazsa, bu işlem baştan itibaren geçersiz hale gelir ve 'tek taraflı bağlamazlık' (askıda hükümsüzlük) yaptırımının sonuçları doğar. İşlemin onanmaması durumunda tarafların iade yükümlülüğünü düzenleyen TMK m. 452/1'e göre, 'Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir.' Ancak aynı maddenin devamı, vesayet altındaki kişinin sorumluluğuna özel bir düzenleme getirmiştir. Kural olarak vesayet altındaki kişi, 'sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla' sorumludur. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası vardır: Vesayet altındaki kişi, elde ettiğini 'iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla' da sorumlu olur. Olayda (A), aldığı paranın tamamını lüks tüketime harcayarak tüketmiştir. Bu durum, paranın iyiniyetli olmaksızın elden çıkarılması olarak nitelendirilir. Dolayısıyla (A), malvarlığında bir zenginleşme kalmamış olsa dahi, TMK m. 452/1 uyarınca aldığı satış bedelinin tamamından sorumlu olacaktır. Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: A seçeneği, TMK m. 452'deki özel istisnayı göz ardı etmektedir. C seçeneği, vasinin sorumluluğunun şartları somut olayda oluşmadığı ve iade borcunun öncelikle işlem tarafı olan (A)'ya ait olduğu için hatalıdır. D seçeneği, kanunun açıkça düzenlediği sorumluluk hallerini yok saydığı için yanlıştır. E seçeneği ise, olayda (A)'nın (B)'yi ehliyeti konusunda yanılttığına dair bir bilgi olmamasının yanı sıra, iade borcunun kaynağının sözleşmenin geçersizliği olup haksız fiil olmaması sebebiyle hatalıdır.

Soru 2

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, vasi olarak atanacak kişilerde bulunması veya bulunmaması gereken nitelikleri 'vasiliğe engel olan sebepler' ve 'vasilikten kaçınma sebepleri' olarak iki ayrı başlık altında düzenlemiştir. Vasiliğe engel olan bir sebebin varlığı, kişinin rızası olsa dahi vasi olarak atanmasına mutlak olarak mâni teşkil ederken; kaçınma sebepleri, kişiye bu görevi kabul etmeme hakkı tanıyan ancak göreve atanmasına mutlak engel olmayan durumlardır. Bu ayrıma göre, aşağıdaki durumlardan hangisi vasi olarak atanmaya mutlak bir engel teşkil etmeyip, yalnızca ilgili kişiye vasiliği kabul etmeme hakkı veren bir kaçınma sebebidir?

Soru 3

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca, kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür. Kanun, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesine, vesayet organlarından olan vasi ve kayyım gibi kişileri atama görevini vermiştir. Bu bilgiler ışığında, aşağıdaki kişilerden veya kurullardan hangisinin atanması, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin görev ve yetki alanının dışında kalmaktadır?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.