Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, taşınır bir malın olağan (kazandırıcı) zamanaşımı yoluyla iktisap edilip edilemeyeceğidir. İlgili düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 777. maddesinde yer almaktadır. Maddeye göre, "Başkasının taşınır bir malını davasız ve aralıksız beş yıl iyiniyetle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kimse, zamanaşımı yoluyla o taşınırın maliki olur."
Olayda bu şartların varlığı incelendiğinde:
1. **Konu:** Başkasına ait bir taşınır mal (D'ye ait saat) mevcuttur.
2. **Zilyetlik:** (K), saati malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurmaktadır.
3. **Süre:** Zilyetlik, kanunun aradığı beş yıllık süreyi aşarak (beş yıl iki ay) devam etmiştir.
4. **Nitelik:** Zilyetliğin davasız ve aralıksız sürdüğü soruda belirtilmiştir.
5. **İyiniyet:** (K)'nin durumu bilmediği ve bilebilecek durumda olmadığı kabul edilir. Bir koleksiyoner olmasının tek başına iyiniyetini ortadan kaldırdığı söylenemez. Müzayede kataloğundaki "menşei bilinmeyen" ifadesi, mülkiyetin sorunlu olduğuna dair kesin bir bilgi vermediğinden, iyiniyeti ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez.
Tüm bu şartlar birlikte gerçekleştiği için, (K) saatin mülkiyetini TMK m. 777 uyarınca olağan zamanaşımı yoluyla kazanmıştır.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği, TMK m. 712'de düzenlenen taşınmaz mülkiyetinin olağan zamanaşımı ile kazanılmasındaki on yıllık süreyi taşınırlar için de geçerli saydığından hatalıdır. Taşınırlar için geçerli süre beş yıldır.
- B seçeneği, TMK m. 988'deki emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle iktisap kurumunu ele almaktadır. Olayda (K)'nin kazanımı bu yolla olmasa bile, bu durum onun TMK m. 777'deki zamanaşımı yoluyla kazanmasına engel teşkil etmez. Bu iki kurum birbirinden bağımsızdır.
- C seçeneği, iyiniyetin varlığını sorgulamaktadır. Ancak TMK'da iyiniyetin varlığı asıldır ve aksini iddia edenin bunu ispatlaması gerekir. Olaydaki veriler, (K)'nin iyiniyetini ortadan kaldırmak için yeterli değildir.
- E seçeneği, TTK m. 999'da düzenlenen gemi siciline kayıtlı gemilerin zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin özel hükmü, genel nitelikteki taşınır olan saate kıyasen uygulamaya çalıştığı için hatalıdır. Her mal türü kendi tabi olduğu hükümlere göre değerlendirilir.
Önemli Nokta 2: Somut olayda, Berk adına yapılan tescil, sahte vekaletnameye dayandığı için hukuki sebepten yoksundur ve bu nedenle Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1024. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "yolsuz tescil" niteliğindedir. Gerçek hak sahibi Arda'nın, bu yolsuz tescil nedeniyle zedelenen ayni hakkını korumak için açacağı dava, TMK m. 1025'te düzenlenen "tapu sicilinin düzeltilmesi" davasıdır. Ancak bu davanın kime karşı ne şekilde sonuçlanacağı, davalının hukuki durumuna göre değişir.
TMK m. 1023, "Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur." hükmünü amirdir. Bu hüküm, tapu siciline güven ilkesinin temelini oluşturur. Soruda Can'ın, tapu kaydına güvendiği, Berk'in gerçek malik olmadığını bilmediği ve bilebilecek durumda da olmadığı belirtilmiştir. Bu durum, Can'ın iyiniyetli olduğunu göstermektedir. Can, tapu sicilinde malik görünen Berk'ten mülkiyeti iyiniyetle kazanan üçüncü kişi konumundadır.
TMK m. 1025'in ikinci fıkrası, "İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır." diyerek tapu sicilinin düzeltilmesi davasının, iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımlarını etkilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla Arda'nın, iyiniyetli Can'a karşı açtığı tapu sicilinin düzeltilmesi davası, TMK m. 1023 ve m. 1025/2 hükümleri gereğince reddedilecektir. Can'ın mülkiyet kazanımı korunur. Arda'nın ise uğradığı zarar nedeniyle yolsuz tescili gerçekleştiren Berk'e veya şartları varsa kusursuz sorumluluğu gereği Devlete karşı dava açma hakkı saklıdır.
Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: B ve C seçeneklerinde belirtilen "kimse hakkından fazlasını devredemez" ve "illilik" ilkeleri, eşya hukukunun genel prensipleri olmakla birlikte, TMK m. 1023 bu ilkelerin tapu siciline güveni koruma amacıyla getirilmiş en önemli istisnasını oluşturur. D seçeneği, TMK m. 1025'in ikinci fıkrasındaki iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımlarının saklı tutulacağına dair istisnayı göz ardı etmektedir. E seçeneği ise TMK m. 1024'ü hatalı yorumlamaktadır; zira bu madde, yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken, yani "iyiniyetli olmayan" üçüncü kişilere karşı tescilin yolsuzluğunun ileri sürülebileceğini düzenler, oysa olaydaki Can iyiniyetlidir.
Önemli Nokta 3: Somut olayda, intifa hakkı sahibi (A), taşınmaz üzerinde zilyet konumundadır. Komşusunun keçilerinin bahçeye girerek ürünlere zarar vermesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) anlamında zilyetliğe yönelik bir 'saldırı' niteliğindedir. TMK m. 981/1, 'Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir.' hükmünü amirdir. Maddenin devamında ise zilyedin, rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak zilyetliğini koruyabileceği düzenlenmiştir. (A)'nın, saldırı niteliğindeki bu eylemi derhal ve bizzat kuvvet kullanarak sonlandırması, kanunun zilyede tanıdığı bu özel savunma imkanının tipik bir örneğidir. Olayın koşulları, (A)'nın eyleminin durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanımından kaçınma zorunluluğuna (TMK m. 981/2 son cümle) aykırı olmadığını göstermektedir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- **Taşınmaz zilyedinin hayvan üzerinde hapis hakkını kullanması:** 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 68'de düzenlenen bu hak, zarara uğrayan zilyedin, zararı veren hayvanı yakalayıp zararı giderilinceye kadar alıkoymasını ifade eder. Olayda (A)'nın amacı hayvanları alıkoymak değil, saldırıyı defederek onları araziden uzaklaştırmaktır. Bu nedenle TBK m. 68'in uygulanma koşulları oluşmamıştır.
- **Ceza hukuku anlamında meşru savunma:** 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 25'te düzenlenen meşru savunma, bir hakkı korumak amacıyla yapılan orantılı müdahaleyi ifade eder. (A)'nın eylemi ceza hukuku bakımından bu kapsama girebilirse de, soru özel olarak 'zilyetliğin korunması kurumları' çerçevesinde bir değerlendirme istediğinden, eşya hukukuna özgü ve daha özel bir düzenleme olan TMK m. 981'deki 'kuvvet kullanarak korunma' doğru hukuki nitelemedir.
- **Borçlar hukuku anlamında zorunluluk (zaruret) hâli:** Bu halde, kişi başkasının malına, daha üstün bir menfaati (kendi veya başkasının malını/canını) korumak amacıyla zarar verir. Oysa olayda bir 'haksız saldırı' söz konusudur ve bu saldırıya karşı koyma durumu mevcuttur. Bu durum, zorunluluk halinden ziyade savunma hakkı kapsamındadır.
- **Gasp veya saldırı nedeniyle zilyetlik davası açma hakkı:** Bu, kuvvet kullanma imkanının sona ermesinden sonra başvurulabilecek yargısal bir yoldur. Olayda ise (A), henüz yargı yoluna başvurmadan, saldırı anında bizzat müdahale etmektedir. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
Önemli Nokta 4: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taraflarına karşılıklı olarak kişisel (şahsi) haklar sağlayan bir sözleşmedir. Hukukumuzda şahsi haklar, kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları arasında ileri sürülebilir (nisbilik ilkesi). Ancak kanun, bazı şahsi hakların tapu siciline şerh edilerek güçlendirilmesine ve böylece taşınmazın sonraki maliklerine karşı da ileri sürülebilmesine olanak tanımıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1009. maddesinin birinci fıkrasında, "Arsa payı karşılığı inşaat... sözleşmelerinden doğan haklar... tapu kütüğüne şerhedilebilir." hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise bu şerhin etkisini, "Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir." şeklinde açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla, yüklenici (Y)'nin, sözleşmeden doğan mülkiyetin devrini talep hakkını, taşınmazı sonradan edinen üçüncü kişilere karşı ileri sürebilmesi için bu sözleşmenin tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekmektedir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- 'İnşaatın başladığının tapu kütüğünün beyanlar sütununa işlenmesi' işlemi, TMK m. 897/3'te düzenlenmiş olup, zanaatkâr ve yüklenicilerin kanuni ipotek haklarının sırasını korumaya ve ipotekten başka türde rehin tescilini engellemeye yöneliktir. Sözleşmeyi ayni etkili hale getirmez.
- 'Yüklenici alacağı için kanuni ipotek hakkının tescil edilmesi', TMK m. 893 vd. hükümlerine göre yüklenicinin malzeme ve emek karşılığı doğan para alacağını güvence altına alan sınırlı bir ayni haktır. Bu işlem, mülkiyetin devri borcunun ifasını değil, para alacağını teminat altına alır.
- 'İnşaat hakkının müstakil bir irtifak hakkı olarak tescil edilmesi', başkasının arazisi üzerinde bir yapı yapma veya mevcut yapıyı muhafaza etme yetkisi veren, başlı başına bir irtifak hakkıdır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kendiliğinden bu nitelikte bir ayni hak doğurmaz; bu hakkın ayrıca kurulması gerekir. Sorudaki amaç, sözleşmeden doğan şahsi hakkı güçlendirmektir.
- 'İhtiyati haciz şerhi konulması' ise İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenen bir geçici hukuki koruma tedbiridir ve kural olarak para alacaklarının tahsilini sağlamak amacıyla borçlunun mallarına el konulmasını önlemeye yöneliktir. Ayni hak devrini sağlamaz.
Önemli Nokta 5: Somut olayda, (B) adına yapılan tescil, sahte vekaletnameye dayandığı için hukuki sebepten yoksundur ve Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1024. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 'yolsuz tescil' niteliğindedir. Ancak, bu yolsuz tescile dayanarak bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin durumunu düzenleyen özel hüküm TMK m. 1023'tür. Bu maddeye göre, 'Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.' Bu ilkeye 'tapuya güven ilkesi' denir. Olayda (C), tapu sicilindeki (B) adına olan kayda güvenmiş, (B)'nin gerçek malik olmadığını bilmemektedir ve bilmesi de gerekmemektedir; yani iyiniyetlidir. Bu nedenle, kanun koyucu işlem güvenliğini gerçek hak durumuna üstün tutarak (C)'nin mülkiyet kazanımını koruma altına almıştır. Dolayısıyla, asıl malik (A)'nın (C)'ye karşı açtığı tapu iptali ve tescil davası reddedilir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- (A) ve (C) seçenekleri yanlıştır çünkü tapuya güven ilkesi (TMK m. 1023), hak sahibi olmayan birinden ayni hak iktisap edilemeyeceği (nemo plus iuris) kuralının en önemli istisnasını oluşturur. Aradaki tescilin yolsuz olması veya (B)'nin kötüniyetli olması, iyiniyetli (C)'nin kazanımını etkilemez.
- (B) seçeneği yanlıştır. TMK m. 712'de düzenlenen olağan zamanaşımı ile mülkiyet kazanımı, geçerli bir hukuki sebep olmaksızın malik olarak yazılan kişinin, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız on yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürmesi halinde söz konusu olur. Oysa TMK m. 1023'e dayanan kazanım, tescil anında derhal gerçekleşir ve herhangi bir süre şartına tabi değildir.
- (E) seçeneği yanlıştır çünkü (A)'nın mülkiyeti (C)'ye geçmiştir. (A)'nın, uğradığı zarar için (B)'ye karşı haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme davası açma hakkı ile şartları varsa tapu sicilinin tutulmasındaki kusur nedeniyle Devlete karşı tazminat davası açma hakkı saklıdır. Ancak bu durum, (C)'nin mülkiyeti kazanmasını engellemez ve (A)'nın tek çaresinin Devlete dava açmak olduğu anlamına gelmez.