1. Genel Hükümler, Görev, Yetki

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) yetki kuralları, davanın hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından görüleceğini belirler. HMK Madde 6'ya göre, 'Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.' Somut olayda davalı (B) Makine A.Ş.'nin merkezi İstanbul'da olduğundan, İstanbul mahkemeleri genel yetkili mahkemedir. Ancak HMK, genel yetkinin yanı sıra bazı özel yetki kuralları da öngörmüştür. Bu özel yetki kuralları, davacıya genel yetkili mahkemenin yanı sıra başka bir yer mahkemesinde de dava açma konusunda bir seçim hakkı tanıyabilir. HMK'nın şubelerle ilgili özel yetki kuralını düzenleyen 14. maddesinin 1. fıkrasına göre, 'Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.' Bu yetki kuralı, genel yetki kuralını ortadan kaldırmaz; aksine davacıya bir seçimlik hak sunar. Olayda, sözleşme (B) şirketinin Adana şubesinde kurulmuş ve teslimat bu şube tarafından organize edilmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlık, şubenin işleminden kaynaklanmaktadır. Bu durumda davacı (A) şirketi, davasını genel yetkili mahkeme olan davalının merkezi İstanbul'daki mahkemelerde açabileceği gibi, özel yetki kuralına dayanarak işlemin yapıldığı şubenin bulunduğu yer olan Adana'daki mahkemelerde de açabilir. Bu iki yetki arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi bulunmamakta olup, tercih tamamen davacıya aittir. Diğer seçenekler ise; genel yetkiyi 'kesin' ve 'tek' yetki olarak nitelemesi, şube yetkisini 'kesin' yetki olarak tanımlaması, sözleşmenin ifa yeri veya davacının yerleşim yerini yetkili kılması gibi nedenlerle hatalıdır. Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 17. maddesi, tacirlerin veya kamu tüzel kişilerinin, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabileceklerini düzenlemektedir. Aynı maddenin devamında, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılacağı, yani yetkinin münhasır hale geleceği belirtilmiştir. HMK m. 18 ise yetki sözleşmesinin geçerlilik şartlarını düzenlemiştir. Buna göre sözleşmenin yazılı yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkemenin gösterilmesi gerekir. Somut olayda her iki taraf da tacir olup, belirli bir distribütörlük sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar için yazılı bir yetki şartı ile İzmir Mahkemelerini yetkili kılmışlardır. Bu nedenle sözleşme geçerlidir ve aksi kararlaştırılmadığından İzmir Mahkemeleri münhasıran yetkilidir. Bu sebeple C seçeneği doğrudur. A seçeneği yanlıştır. HMK m. 16'da düzenlenen haksız fiile ilişkin yetki kuralı, kesin yetki hali değildir. Tacirler arasındaki bir sözleşmeye konulan ve o sözleşmeyle ilgili haksız fiilleri de kapsayacak genişlikteki bir yetki şartı, HMK m. 16'daki seçimlik yetkiyi ortadan kaldırır. B seçeneği yanlıştır. 5718 sayılı MÖHUK m. 47, uyuşmazlığın *yabancı bir devletin mahkemesinde* görülmesi konusunda yapılan anlaşmaları (prorogasyon) düzenler. Olayda ise taraflar yabancı bir mahkemeyi değil, bir Türk mahkemesini (İzmir) yetkili kıldıklarından uygulama alanı bulacak kanun HMK'dır. D seçeneği yanlıştır. HMK m. 18, uyuşmazlığın kaynaklandığı *hukuki ilişkinin* belirli veya belirlenebilir olmasını aramaktadır, bu ilişkiden doğabilecek her bir dava türünün ayrı ayrı sayılmasını değil. 'Distribütörlük sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar' ifadesi bu şartı karşılamaktadır. E seçeneği yanlıştır. Ticari bir sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan ticari itibarın zedelenmesi iddiası, malvarlığına ilişkin bir tazminat talebi niteliğindedir ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, kesin yetkiye tabi bir konu değildir. Bu nedenle HMK m. 18/1'deki yasak kapsamına girmez. Önemli Nokta 3: Sorunun çözümünde görevli mahkemenin tespiti için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) görevle ilgili hükümleri esas alınmalıdır. Uyuşmazlık, birikmiş kira alacağının tahsili ve kiralananın tahliyesi taleplerini içeren, kira ilişkisinden kaynaklanan bir davadır. HMK'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi şu şekildedir: "Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları... görürler." Bu hüküm, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklarda, dava konusunun değeri ne olursa olsun Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunu açıkça düzenleyen özel bir hükümdür. Bu özel hüküm, HMK'nin 2. maddesinde yer alan ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna dair genel kuralı istisnasını teşkil eder. Çeldiricilerin analizi: - **Asliye Hukuk Mahkemesi:** Dava değerinin (240.000 TL) yüksek olması ve davanın malvarlığı hakkına ilişkin olması nedeniyle HMK m. 2 uyarınca bu mahkemenin görevli olduğu düşünülebilir. Ancak HMK m. 4'teki özel düzenleme, değer ve tutara bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi'ni görevli kıldığından bu seçenek yanlıştır. - **Asliye Ticaret Mahkemesi:** Kiralananın avukatlık bürosu olarak kullanılması, uyuşmazlığa ticari bir nitelik kazandırmaz. Hukukumuzda kira uyuşmazlıkları için yapılan görev ayrımı, kiralananın kullanım amacına (konut, işyeri vb.) göre değil, uyuşmazlığın temelindeki hukuki ilişkiye (kira sözleşmesi) göre yapılmaktadır. Bu nedenle HMK m. 4'teki özel hüküm uygulanır ve bu seçenek yanlıştır. - **İcra Hukuk Mahkemesi:** HMK m. 4/1-a, ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin uyuşmazlıkları kendi görev alanı dışında tutmuştur. Olayda ise mirasçı (A), icra takibi yoluyla değil, doğrudan mahkemede bir tahliye davası açmaktadır. Bu dava, Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girer. Dolayısıyla bu seçenek de yanlıştır. - **Murisin son yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesi:** Bu seçenek, görev ve yetki kurallarını hatalı bir şekilde bir araya getirmektedir. HMK m. 11, terekeye ilişkin bazı davalarda yetkili mahkemeyi düzenler, görevli mahkemeyi değil. Uyuşmazlığın temelinde mirasçılık sıfatı olsa da davanın konusu kira ilişkisidir ve bu nedenle görevli mahkeme HMK m. 4'e göre belirlenir. Ayrıca, bu seçenek görevli mahkemeyi de yanlış belirterek çifte hata içermektedir. Sonuç olarak, uyuşmazlığın kira ilişkisinden kaynaklanması sebebiyle, dava değerine, kiralananın kullanım amacına veya tarafların sıfatlarına bakılmaksızın görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir. Olayda, 6325 sayılı Kanun'un 18/B maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk sürecinin tüketilmiş olması da dava şartının yerine getirildiğini göstermektedir. Önemli Nokta 4: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 12. maddesinin birinci fıkrası, 'Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.' hükmünü amirdir. Somut olayda açılmak istenen tapu iptali ve tescil davası, doğrudan taşınmazın mülkiyet hakkına, yani aynına ilişkin bir davadır. Bu nedenle, davanın konusu olan taşınmaz İzmir'de bulunduğundan, kesin yetkili mahkeme İzmir mahkemesidir. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, taraflarca aksi kararlaştırılamaz ve mahkeme tarafından davanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. Diğer seçeneklerin değerlendirilmesi: - Davalının yerleşim yeri (Bursa), HMK m. 6'da düzenlenen genel yetki kuralıdır. Ancak HMK m. 12'deki kural, özel ve kesin yetki kuralı olduğundan genel yetki kuralını ortadan kaldırır. - Murisin son yerleşim yeri (Ankara), HMK m. 11 uyarınca terekenin paylaşılması veya ölüme bağlı tasarrufların iptali gibi belirli miras davaları için kesin yetki kuralı teşkil eder. Ancak olaydaki dava, mülkiyet iddiasına dayanan bir ayni hak davası olduğu için, daha özel nitelikteki HMK m. 12 hükmü uygulanır. - Davacının seçimine göre İzmir veya Manisa mahkemelerinin yetkili olması, HMK m. 12/3'ün yanlış yorumlanmasıdır. Bu fıkra, davanın 'birden fazla taşınmaza ilişkin olması' halinde uygulanır. Olayda ise dava sadece İzmir'deki taşınmaza ilişkindir. - Mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi ise HMK m. 11/3 uyarınca sadece 'mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalar' için yetkilidir, tapu iptali ve tescil davası için değil. Önemli Nokta 5: Bir davada yetkili mahkemenin tespiti için öncelikle genel yetki kuralına, ardından varsa özel yetki kurallarına bakılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 6. maddesine göre, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Somut olayda davalı şirket (Ş)'nin merkezi İstanbul'da olduğundan, İstanbul mahkemeleri genel yetkili mahkemedir. Olay bir haksız fiilden kaynaklandığı için özel yetki kuralları da gündeme gelecektir. HMK'nın 16. maddesi, haksız fiilden doğan davalarda özel yetki kurallarını düzenlemiştir. Bu maddeye göre, "haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir." Bu kapsamda: - Haksız fiilin işlendiği ve zararın meydana geldiği yer Ankara olduğundan Ankara mahkemeleri yetkilidir. - Zarar gören (A)'nın yerleşim yeri İzmir olduğundan İzmir mahkemeleri de yetkilidir. Dolayısıyla İstanbul, Ankara ve İzmir mahkemeleri davaya bakmaya yetkilidir. Ancak E seçeneğinde yer alan "Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkeme" ifadesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 36. maddesinde düzenlenen ve idarenin eylemlerinden doğan tam yargı davalarına ilişkin bir yetki kuralıdır. İncelenen olay, iki özel hukuk kişisi arasında meydana gelen bir haksız fiil olup adli yargının görev alanına girmektedir. Bu nedenle, idari yargıya özgü bir yetki kuralının bu davada uygulanması hukuken mümkün değildir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Merkezi İzmir'de bulunan (A) Tekstil Ltd. Şti., merkezi İstanbul'da olan (B) Makine A.Ş.'nin Adana'da bulunan şubesi aracılığıyla bir sanayi tipi dokuma makinesi satın almıştır. Sözleşme Adana şubesinde kurulmuş ve makinenin (A) şirketinin İzmir'deki fabrikasına teslimi yine bu şube tarafından organize edilmiştir. Bir süre sonra makinede, imalattan kaynaklanan gizli ayıp ortaya çıkması üzerine (A) şirketi, uğradığı zararın tazmini amacıyla (B) şirketi aleyhine bir alacak davası açmak istemektedir. Bu durumda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre yetkili mahkemeye ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Dava, tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinin genel yetkili olması kuralı gereğince, yalnızca davalının merkezinin bulunduğu İstanbul'da açılmalıdır.
B)Hukuki işlem doğrudan şube tarafından gerçekleştirildiğinden, bu işlemden doğan davalarda şubenin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili olup dava sadece Adana'da açılabilir.
C)Sözleşmenin ifa yeri İzmir olduğundan, davanın da sözleşmenin ifa edileceği yer olan İzmir mahkemelerinde açılması zorunludur.
D)Davacı (A) şirketi, bu davayı dilerse davalının merkezinin bulunduğu İstanbul'daki, dilerse işlemin yapıldığı şubenin bulunduğu Adana'daki mahkemelerde açabilir.
E)Uyuşmazlık bir alacak davası olduğundan ve alacaklı tarafından açıldığından, alacaklının yani davacı (A) şirketinin merkezinin bulunduğu İzmir mahkemeleri de yetkilidir.

Çözüm

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) yetki kuralları, davanın hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından görüleceğini belirler. HMK Madde 6'ya göre, 'Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.' Somut olayda davalı (B) Makine A.Ş.'nin merkezi İstanbul'da olduğundan, İstanbul mahkemeleri genel yetkili mahkemedir. Ancak HMK, genel yetkinin yanı sıra bazı özel yetki kuralları da öngörmüştür. Bu özel yetki kuralları, davacıya genel yetkili mahkemenin yanı sıra başka bir yer mahkemesinde de dava açma konusunda bir seçim hakkı tanıyabilir. HMK'nın şubelerle ilgili özel yetki kuralını düzenleyen 14. maddesinin 1. fıkrasına göre, 'Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.' Bu yetki kuralı, genel yetki kuralını ortadan kaldırmaz; aksine davacıya bir seçimlik hak sunar. Olayda, sözleşme (B) şirketinin Adana şubesinde kurulmuş ve teslimat bu şube tarafından organize edilmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlık, şubenin işleminden kaynaklanmaktadır. Bu durumda davacı (A) şirketi, davasını genel yetkili mahkeme olan davalının merkezi İstanbul'daki mahkemelerde açabileceği gibi, özel yetki kuralına dayanarak işlemin yapıldığı şubenin bulunduğu yer olan Adana'daki mahkemelerde de açabilir. Bu iki yetki arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi bulunmamakta olup, tercih tamamen davacıya aittir. Diğer seçenekler ise; genel yetkiyi 'kesin' ve 'tek' yetki olarak nitelemesi, şube yetkisini 'kesin' yetki olarak tanımlaması, sözleşmenin ifa yeri veya davacının yerleşim yerini yetkili kılması gibi nedenlerle hatalıdır.

Soru 2

Almanya'da yerleşik bir otomotiv yedek parça üreticisi olan (A) GmbH ile Türkiye'de faaliyet gösteren tacir sıfatını haiz (B) A.Ş. arasında bir distribütörlük sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmeye, “İşbu sözleşmeden kaynaklanan veya sözleşmeyle ilgili olan her türlü uyuşmazlığın çözümünde münhasıran İzmir Mahkemeleri yetkilidir.” şeklinde bir hüküm konulmuştur. Bir süre sonra (A) GmbH, (B) A.Ş.'nin sözleşmeye aykırı davrandığını, bu suretle hem borcunu ifa etmediğini hem de haksız fiil teşkil edecek şekilde ticari itibarını zedelediğini iddia ederek dava açmak istemektedir. Bu olaya ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre, söz konusu yetki sözleşmesinin geçerliliği ve sonuçları hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Muris (M), İstanbul'daki dairesini avukatlık bürosu olarak kullanması için (K)'ye kiralamıştır. (M)'nin vefat etmesi üzerine geriye tek mirasçısı olarak Ankara'da ikamet eden oğlu (A) kalmıştır. Kiracı (K), son dört aylık kira bedeli olan toplam 240.000 TL'yi ödemekte temerrüde düşmüştür. Taraflar arasında 6325 sayılı Kanun uyarınca yürütülen zorunlu arabuluculuk süreci anlaşamama ile sonuçlanmıştır. Bunun üzerine mirasçı (A), birikmiş kira alacaklarının tahsili ve kiralananın tahliyesi talepleriyle (K)'ye karşı bir dava açmayı planlamaktadır. Bu bilgilere göre, (A) tarafından açılacak davada görevli mahkeme aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.