Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Doğru seçenek, arabulucunun rolünü ve yetkilerini 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na (HUAK) uygun şekilde açıklamaktadır. HUAK m. 15/3'e göre, “Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür.” Ayrıca aynı Kanun'un 15/7. maddesi, “Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde arabulucu bir çözüm önerisinde bulunabilir.” hükmünü amirdir. Bu iki hüküm bir arada değerlendirildiğinde, seçenekteki ifadenin tamamen doğru olduğu anlaşılmaktadır. Diğer seçeneklerin analizi ise şu şekildedir:
A seçeneği yanlıştır. HUAK m. 15/4, “Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hâkim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz.” hükmünü içermektedir. Delil değerlendirmek ve uyuşmazlığı karara bağlamak yargısal bir yetki olup arabulucunun görev ve yetkileri dışındadır.
C seçeneği yanlıştır. HUAK m. 15/6, “Arabuluculuk müzakerelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler.” demek suretiyle katılımın nasıl olabileceğine ilişkin seçenekler sunmuş, ancak avukatla katılımı zorunlu kılmamıştır.
D seçeneği yanlıştır. HUAK m. 15/2'ye göre, “Taraflar, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.” Bu hüküm, taraflara usulü belirleme konusunda irade serbestisi tanımaktadır. Sürecin tamamen arabulucunun takdirine göre yürütülmesi ancak tarafların bu konuda bir anlaşma yapmamış olması halinde söz konusu olabilir.
E seçeneği yanlıştır. Tarafların sürece devam etme veya süreçten vazgeçme konusunda serbest olmaları (HUAK m. 3/1), arabulucunun kanundan doğan yetkilerini ortadan kaldırmaz. HUAK m. 15/7, tarafların çözüm üretememesi durumunda arabulucuya bir çözüm önerisinde bulunma yetkisini açıkça vermiştir. Bu yetkinin kullanılması için taraflardan birinin talebi aranmaz.
Önemli Nokta 2: 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (HUAK) 18/A maddesinin 11. fıkrasında dava şartı arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşamaması durumunda ücretin nasıl karşılanacağı özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde, arabuluculuk ücretinin ilk iki saatlik kısmı Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. Ancak bu ödeme nihai değildir. Bu tutar, yargılama gideri olarak kabul edilir ve yargılama sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilerek Hazineye gelir kaydedilir. Dolayısıyla, soruda verilen olayda, ilk iki saatlik ücret Bakanlık bütçesinden karşılanacak ve dava sonucunda haksız çıkan tarafa yargılama gideri olarak yüklenecektir. Kalan bir saatlik ücret ise, aksi kararlaştırılmadıkça, genel hüküm olan HUAK m. 7/2 uyarınca taraflarca eşit olarak karşılanacaktır. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. A seçeneği, dava şartı arabuluculuğun özel hükmünü göz ardı edip yalnızca genel kuralı (HUAK m. 7) dikkate aldığı için yanlıştır. C, D ve E seçeneklerindeki ifadeler ise kanuni dayanaktan yoksundur; sorumluluğu tek bir tarafa yüklemek, adli yardım müessesesini genel bir kural gibi sunmak veya haksız çıkma ihtimaline göre avans alınması gibi uygulamalar mevcut değildir.
Önemli Nokta 3: Soruda, davanın görülmesi sırasında tarafların ihtiyari (isteğe bağlı) olarak arabuluculuğa başvurduğu bir durum ele alınmaktadır. Bu durumda uygulanacak usul 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda (HUAK) düzenlenmiştir.
Doğru seçenek, HUAK'ın 15. maddesinin 5. fıkrasına dayanmaktadır. Bu fıkra, "Dava açıldıktan sonra tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri hâlinde yargılama, mahkemece üç ayı geçmemek üzere ertelenir. Bu süre, tarafların birlikte başvurusu üzerine üç aya kadar uzatılabilir." hükmünü amirdir. Dolayısıyla, tarafların bu yöndeki beyanı üzerine mahkemenin yargılamayı ertelemesi kanuni bir gerekliliktir.
Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri şöyledir:
- "Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırmak zorunda olup, bu süreyi zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatabilir." ifadesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinde düzenlenen ticari uyuşmazlıklardaki *dava şartı arabuluculuk* için geçerli olan süredir. Olaydaki uyuşmazlık ihtiyari arabuluculuğa konu olduğundan bu süreler uygulanmaz.
- "Arabuluculuk sürecinin başlamasıyla birlikte, uyuşmazlık konusu alacağa ilişkin zamanaşımı ve hak düşürücü süreler kesilir..." ifadesi yanlıştır. HUAK m. 16/2'ye göre, arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin *hesaplanmasında dikkate alınmaz*. Bu durum, sürelerin kesilmesi (sıfırlanıp yeniden başlaması) değil, durması (kaldığı yerden devam etmesi) sonucunu doğurur.
- "Dava açıldıktan sonra arabuluculuğa başvurulduğu için, müzakerelere tarafların bizzat katılımı mümkün olmayıp, süreci yalnızca avukatları aracılığıyla yürütebilirler." ifadesi hatalıdır. HUAK m. 15/6, arabuluculuk müzakerelerine tarafların bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabileceğini açıkça belirtir. Dava açılmış olması bu kuralı değiştirmez.
- "Taraflarca arabuluculuk usulü kararlaştırılmamışsa, arabulucu bu usulü belirlerken sadece tarafların yazılı taleplerini dikkate almakla yükümlüdür." ifadesi eksik ve yanlıştır. HUAK m. 15/3'e göre arabulucu; "uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları" göz önüne alarak faaliyeti yürütür. Yetkisi sadece yazılı taleplerle sınırlı değildir.
Önemli Nokta 4: Soruda ele alınan uyuşmazlık, bir navlun sözleşmesinden kaynaklanan deniz alacağına ilişkindir ve taraflar arasında milletlerarası tahkim anlaşması bulunmaktadır. Bu durumda iki kanunun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
1. **Geçici Hukuki Koruma Türü:** 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1353. maddesinin birinci fıkrası, "Deniz alacaklarının teminat altına alınması için, geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir. Bu alacaklar için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden menedilmesi istenemez." hükmünü amirdir. Navlun alacağı, TTK m. 1352'de sayılan bir deniz alacağı olduğundan, (A) bu alacağı teminat altına almak için gemi üzerine yalnızca ihtiyati haciz konulmasını isteyebilir. Bu nedenle, (A)’nın ihtiyati tedbir de talep edebileceğini belirten seçenek yanlıştır.
2. **Tahkim Anlaşmasının Etkisi:** 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun (MTK) 6. maddesinin birinci fıkrası, "Taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi, tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez." düzenlemesini içermektedir. Bu hüküm uyarınca, (A)’nın mahkemeden ihtiyati haciz talep etmesi, tahkim anlaşmasının varlığına rağmen hukuka uygundur ve bir aykırılık oluşturmaz. Dolayısıyla, talebin tahkim anlaşmasına aykırı olduğunu belirten seçenek ile yetkinin münhasıran hakem kurulunda olduğunu belirten seçenek hatalıdır.
3. **İhtiyati Haczin Sona Ermesi:** MTK m. 6’nın son fıkrası uyarınca, mahkemece verilen ihtiyati haciz kararı, "hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar." Hakem heyetinin sadece karar vermesi yeterli olmayıp, kararın icra edilebilir hale gelmesi gerekmektedir. Bu nedenle, kararın verilmesiyle haczin kalkacağını belirten seçenek de eksik ve hatalı bilgi içermektedir.
Sonuç olarak, TTK m. 1353 uyarınca talep edilebilecek tek geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir ve MTK m. 6 uyarınca bu talep tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.
Önemli Nokta 5: 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 28/3/2023 tarihli değişiklikle eklenen 18/B maddesi, bazı uyuşmazlıklar için dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı haline getirmiştir. Maddenin birinci fıkrasında bu uyuşmazlıklar sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Buna göre;
- (b) bendi uyarınca, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. Bu nedenle, (A) seçeneğindeki ortaklığın giderilmesi davası için arabulucuya başvurmak zorunludur.
- (ç) bendi uyarınca, komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. Bu nedenle, (B) seçeneğindeki komşu hakkına dayalı dava için arabulucuya başvurmak zorunludur.
- (c) bendi uyarınca, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. Bu nedenle, (C) seçeneğindeki ortak gider alacağına ilişkin dava için arabulucuya başvurmak zorunludur.
- (a) bendi uyarınca, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar (ilamsız icra yoluyla tahliye hariç) dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. Bu nedenle, (D) seçeneğindeki kira alacağı davası için de arabulucuya başvurmak zorunludur.
Ancak (E) seçeneğinde belirtilen ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 4. maddesinin (c) bendi uyarınca sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren, "sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar", 6325 sayılı Kanun'un 18/B maddesinde sayılan zorunlu arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklar arasında yer almamaktadır. Kanun koyucu, bu tür davaları dava şartı arabuluculuk kapsamına almamıştır. Dolayısıyla, zilyetliğin korunması amacıyla açılacak davalarda, dava açmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.