2. Hakimin Yasaklılığı, Reddi, Hukuki Sorumluluğu

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Soruda, bir hâkimin yargılama faaliyeti sırasında kişisel düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı karar vererek bir kişiyi zarara uğratması durumu ele alınmaktadır. Bu durum, hâkimlerin hukuki sorumluluğu kapsamında değerlendirilir. Çözüm, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) ilgili hükümlerine göre yapılmalıdır. Doğru seçenek D'dir. HMK'nin 46. maddesinin 1. fıkrasına göre, hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat davası, doğrudan hâkimin şahsına karşı değil, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Somut olayda hâkimin, K'ya olan kin veya düşmanlığı sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm vermesi, HMK m. 46/1-a bendinde sayılan bir sorumluluk sebebidir. Ayrıca, aynı kanunun 46. maddesinin 3. fıkrası, “Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.” hükmünü amirdir. Bu nedenle, K'nın davayı Devlet aleyhine açması ve Devletin de daha sonra sorumlu hâkime rücu etme hakkının bulunması ifadesi bütünüyle doğrudur. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A seçeneği yanlıştır. Hâkimin fiilinin kasten olması, davanın doğrudan hâkime açılabileceği anlamına gelmez. HMK m. 46, kusurun derecesine bakılmaksızın davanın ancak Devlet aleyhine açılabileceğini emredici bir şekilde düzenlemiştir. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 47/1 uyarınca, ilk derece mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı Devlet aleyhine açılan tazminat davasının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görüleceği bilgisi doğrudur. Ancak, aynı fıkranın devamında “Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” denilmektedir. Dolayısıyla, Yargıtay ilgili hukuk dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği karar kesin olmayıp, temyiz yolu açıktır. C seçeneği yanlıştır. HMK m. 46/2’de açıkça “Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, tazminat davası açmak için hâkim hakkında bir ceza süreci işletilmesi ön şart değildir. E seçeneği yanlıştır. HMK m. 47/2'ye göre, “Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.” Bu durumda rücu davası, tazminat davasını ilk derece mahkemesi olarak gören Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılmalıdır, H'nin görev yaptığı yerdeki asliye hukuk mahkemesinde değil. Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 34. maddesi, hâkimin davaya bakamayacağı ve talep olmasa bile çekinmek zorunda olduğu yasaklılık hallerini düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde, “Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında” hâkimin davaya bakamayacağı açıkça belirtilmiştir. Somut olayda, hâkimin kız kardeşinin oğlu, kendisinin üçüncü derece yan soy kan hısmıdır. Bu durum, HMK m. 34 uyarınca mutlak bir yasaklılık sebebidir. Yasaklılık sebepleri, hâkimin tarafsızlığını mutlak surette ortadan kaldırdığı varsayılan ve kamu düzenine ilişkin olan hallerdir. Bu nedenle, tarafların bu konuda rıza göstermeleri veya yargılamaya devam edilmesini talep etmeleri hukuken bir sonuç doğurmaz. Hâkim, bu durumu fark ettiği anda, tarafların talebine bakmaksızın davadan çekilmek zorundadır. HMK m. 36'da düzenlenen ve tarafların talebine bağlı olan 'ret sebepleri' ile HMK m. 34'teki 'yasaklılık halleri' birbirinden farklıdır ve somut olaydaki durum, mutlak bir yasaklılık halidir. Önemli Nokta 3: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 34. maddesi, hâkimin davaya bakmasının kesin olarak yasak olduğu ve talep olmasa bile çekinmek zorunda olduğu mutlak yasaklılık hâllerini düzenlemektedir. Bu hâller, hâkimin tarafsızlığını mutlak surette ortadan kaldırdığı kabul edilen ve kamu düzenine ilişkin durumlardır. Somut olayda, davalılardan biri hâkimin dayısıdır. Hâkim ile dayısı arasındaki hısımlık ilişkisi, üçüncü dereceden yansoy kan hısımlığıdır. HMK m. 34/1-(d) hükmü, “Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında” hâkimin davaya bakamayacağını ve çekinmek zorunda olduğunu emretmektedir. Bu nedenle, hâkim ile davalı arasındaki üçüncü derece kan hısımlığı mutlak bir yasaklılık sebebidir. Hâkimin bu durumu öğrendiği anda, tarafların bir talebi olmasa dahi re'sen (kendiliğinden) davadan çekinmesi hukuki bir zorunluluktur. A seçeneği yanlıştır. HMK m. 36'da düzenlenen hâkimin reddi sebepleri, hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren ve taraflarca ileri sürülmesi gereken nispi nitelikteki sebeplerdir. Oysa HMK m. 34'teki üçüncü derece kan hısımlığı, hâkimin takdir yetkisi olmayan, mutlak ve kesin bir yasaklılık sebebidir. C seçeneği yanlıştır. Her yargılama usulünün kendi kanunundaki düzenlemeler esastır. HMK'da üçüncü derece kan hısımlığı için açık ve özel bir düzenleme (m. 34/1-d) varken, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki (CMK m. 22) farklı veya benzer kurallara kıyasen yorum yapılamaz. Kaldı ki, CMK m. 22/1-(e) de hukuk yargılamasıyla paralel şekilde üçüncü derece kan hısımlığını yasaklılık sebebi saymaktadır. Seçenekteki argüman hem usulen hem de içerik olarak hatalıdır. D seçeneği yanlıştır. Hâkimin yasaklılığı kamu düzenine ilişkindir ve tarafların iradesiyle veya rızasıyla ortadan kaldırılamaz. Hâkimin Türk hukukunu re'sen uygulaması (HMK m. 33), yine kendisi için emredici bir yasaklama hükmü olan HMK m. 34'ü göz ardı etmesini gerektirmez. E seçeneği yanlıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu (m. 7), o mahkemenin üyelerine özgü bir düzenlemedir ve genel görevli hukuk mahkemelerindeki bir davaya uygulanamaz. HMK'nın ilgili hükmü açık ve emredici olduğundan, başka bir kanuna dayanılarak yorum yoluyla esnetilemez veya hâkimin takdirine bırakılamaz. Önemli Nokta 4: Sorunun çözümünde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) hâkimin reddi ve hâkimin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Doğru cevap B seçeneğidir. HMK'nın 36. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, hâkimin "davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması" hâlinin, hâkimin reddi sebebinin varlığının kabul edildiği özel durumlar arasında sayılacağı açıkça düzenlenmiştir. Somut olayda, Hâkim H'nin davalı vekiline arabuluculuk yolunu tavsiye etmesi, bu hüküm kapsamında "öğüt verme veya yol gösterme" olarak nitelendirilebilir. Bu durum, hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebep oluşturduğundan, davacı vekilinin Hâkim H'yi reddetme hakkı doğar. A seçeneği yanlıştır. HMK m. 46, hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine açılacak tazminat davasının şartlarını düzenler. Hâkimin taraflardan birine öğüt vermesi, öncelikle HMK m. 36 kapsamında bir ret sebebidir ve davanın devamı sırasında ileri sürülmesi gereken bir usuli yoldur. Devletin sorumluluğu ise genellikle hukuka aykırı bir hüküm veya kararın verilmesi gibi daha ağır ve sonuçlanmış durumlarda gündeme gelir. Ret yolu, daha öncelikli ve derhal başvurulması gereken bir mekanizmadır. C seçeneği yanlıştır. Hâkimin reddi, yargılamanın tarafsız bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla davanın her aşamasında, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren belirli bir süre içinde ileri sürülmesi gereken bir yoldur. Bu talebin nihai karardan sonra istinaf aşamasında ileri sürülmesi, kurumun amacına aykırıdır ve usulen mümkün değildir. D seçeneği yanlıştır. Ret talebinin tutanağa geçirilmesi tek başına yeterli değildir; usulüne uygun bir dilekçe ile veya bu hususta zabıt kâtibine tutanak düzenletilerek yapılması gerekir. Ayrıca, reddi istenen hâkim, ret talebinin esası hakkında kendisi karar veremez. Sadece ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir ve talebi inceleyecek olan merci (genellikle bir üst numaralı daire veya başka bir hâkim) bu konuda bir karar verir. E seçeneği yanlıştır. HMK m. 46/1-ç, "duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması" halini düzenler. Somut olayda ise hâkimin bir beyanı söz konusudur ve bu beyan tutanağa geçirilmiştir. Dolayısıyla bu hükmün uygulanma şartları oluşmamıştır. Olay, hâkimin reddi kurumu ile ilgilidir, Devletin sorumluluğunu gerektiren bir durum değildir. Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) hâkimin davaya bakamayacağı haller, "yasaklılık sebepleri" (m. 34) ve "ret sebepleri" (m. 36) olarak iki ayrı kategoride düzenlenmiştir. Yasaklılık sebepleri, hâkimin tarafsızlığını mutlak olarak ortadan kaldırdığı varsayılan, kamu düzenine ilişkin ve talep olmasa dahi hâkimin çekinmesini gerektiren kesin durumlardır. Ret sebepleri ise, hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli sebeplerin varlığı halinde taraflara hâkimi reddetme hakkı tanıyan veya hâkimin bizzat çekilebileceği nispi nitelikteki durumlardır. Seçeneklerin HMK hükümlerine göre değerlendirilmesi: * **A Seçeneği:** Hâkimin boşandığı eşinin babası, kendisinin birinci dereceden üstsoy kayın hısmıdır. HMK m. 34/1-d uyarınca, "üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında" hâkimin davaya bakması yasaktır. Bu nedenle bu durum, mutlak bir yasaklılık sebebidir. * **B Seçeneği:** Teyze, üçüncü derece yan soy kan hısmıdır. HMK m. 34/1-d'de "üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan ... hısımlığı bulunanların davasında" hâkimin davaya bakamayacağı belirtilmiştir. Bu durum mutlak bir yasaklılık sebebidir. * **C Seçeneği:** Amcanın oğlu (kuzen), dördüncü derece yan soy kan hısmıdır. HMK m. 36/1-ç'de "Davanın, dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması" bir ret sebebi olarak sayılmıştır. Bu derece hısımlık, HMK m. 34'te sayılan mutlak yasaklılık hallerinden biri değildir. Dolayısıyla bu durum, bir ret sebebidir. * **D Seçeneği:** HMK m. 34/1-a, hâkimin "doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu davada" görev yapmasını yasaklar. Bir şirketin kurucu ortağı olmak, hisseler devredilmiş olsa bile dava ile dolaylı ve önemli bir ilgi bağının varlığına karine teşkil eder ve bu durum mutlak bir yasaklılık sebebidir. * **E Seçeneği:** HMK m. 34/1-e'de "Nişanlısının davasında" hâkimin davaya bakamayacağı açıkça bir yasaklılık sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında, hâkimin amcasının oğlunun taraf olduğu dava, mutlak bir yasaklılık hali olmayıp HMK m. 36 kapsamında bir ret sebebi oluşturmaktadır. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi H, yıllardır süregelen bir arazi anlaşmazlığı nedeniyle husumetli olduğu komşusu K’nın taraf olduğu bir menfi tespit davasında, K aleyhine sunulan deliller yetersiz olmasına ve lehine olan bilirkişi raporuna rağmen, sırf K'ya olan kişisel düşmanlığı sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm tesis etmiştir. Kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesi üzerine K, ciddi bir maddi ve manevi zarara uğramıştır. K, bu zararının tazmini için dava açmayı düşünmektedir. Bu olayda, K'nın açacağı davaya ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri çerçevesinde aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)K, tazminat davasını doğrudan hâkim H’nin şahsına karşı açmalıdır; zira zarara kasten sebebiyet verilmiştir.
B)Dava, ilk derece mahkemesi hâkiminin kararına dayandığından, Yargıtayın ilgili hukuk dairesinde görülür ve bu dairenin vereceği karar kesindir.
C)K, Devlet aleyhine tazminat davası açabilmesi için öncelikle ilgili hâkim H hakkında ceza soruşturması yapılması ve mahkûmiyet kararı verilmesi şarttır.
D)K, hâkimin yargılama faaliyetinden kaynaklanan zararın tazmini için davayı yalnızca Devlet aleyhine açabilir ve Devlet, ödediği tazminatı belirli koşullar altında sorumlu hâkime rücu etme hakkına sahiptir.
E)Devlet, K'ye ödediği tazminat nedeniyle sorumlu hâkim H'ye rücu etmek istediğinde, bu rücu davasını H'nin görev yaptığı yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açmalıdır.

Çözüm

Soruda, bir hâkimin yargılama faaliyeti sırasında kişisel düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı karar vererek bir kişiyi zarara uğratması durumu ele alınmaktadır. Bu durum, hâkimlerin hukuki sorumluluğu kapsamında değerlendirilir. Çözüm, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) ilgili hükümlerine göre yapılmalıdır. Doğru seçenek D'dir. HMK'nin 46. maddesinin 1. fıkrasına göre, hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat davası, doğrudan hâkimin şahsına karşı değil, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Somut olayda hâkimin, K'ya olan kin veya düşmanlığı sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm vermesi, HMK m. 46/1-a bendinde sayılan bir sorumluluk sebebidir. Ayrıca, aynı kanunun 46. maddesinin 3. fıkrası, “Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.” hükmünü amirdir. Bu nedenle, K'nın davayı Devlet aleyhine açması ve Devletin de daha sonra sorumlu hâkime rücu etme hakkının bulunması ifadesi bütünüyle doğrudur. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A seçeneği yanlıştır. Hâkimin fiilinin kasten olması, davanın doğrudan hâkime açılabileceği anlamına gelmez. HMK m. 46, kusurun derecesine bakılmaksızın davanın ancak Devlet aleyhine açılabileceğini emredici bir şekilde düzenlemiştir. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 47/1 uyarınca, ilk derece mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı Devlet aleyhine açılan tazminat davasının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görüleceği bilgisi doğrudur. Ancak, aynı fıkranın devamında “Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” denilmektedir. Dolayısıyla, Yargıtay ilgili hukuk dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği karar kesin olmayıp, temyiz yolu açıktır. C seçeneği yanlıştır. HMK m. 46/2’de açıkça “Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, tazminat davası açmak için hâkim hakkında bir ceza süreci işletilmesi ön şart değildir. E seçeneği yanlıştır. HMK m. 47/2'ye göre, “Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.” Bu durumda rücu davası, tazminat davasını ilk derece mahkemesi olarak gören Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılmalıdır, H'nin görev yaptığı yerdeki asliye hukuk mahkemesinde değil.

Soru 2

Asliye Ticaret Mahkemesi hâkimi, görülmekte olan bir haksız rekabet davasının ön inceleme duruşması esnasında, davalılardan birinin kendi kız kardeşinin oğlu olduğunu fark etmiştir. Durumun ortaya çıkması üzerine her iki taraf vekili de hâkimin tarafsızlığından şüphe duymadıklarını, yargılamanın uzamaması adına aynı hâkimle devam edilmesini istediklerini belirten ortak bir dilekçeyi mahkemeye sunmuşlardır. Bu durumda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre mahkeme hâkiminin tutumu ne olmalıdır?

Soru 3

Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görevli Hâkim (H), limited şirket ortakları arasındaki "ortaklıktan çıkarma" davasına bakmaktadır. Yargılama ilerlerken, davalı ortaklardan birinin, Hâkim (H)’nin annesinin erkek kardeşi (dayısı) olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hâkimin yasaklılığı ve reddine ilişkin hükümleri göz önüne alındığında, Hâkim (H)’nin uyması gereken doğru usuli tutum aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.