3. Taraflar, Üçüncü Kişiler, Davaya Vekalet

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Somut olayda, hukuk mahkemesinde görülmekte olan bir dava sırasında taraflardan biri vefat etmiştir. Bu durumda uygulanacak usul hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 55. maddesinde düzenlenmiştir. HMK m. 55/1'e göre, 'Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir.' Dolayısıyla, mahkemenin yapması gereken, mirasçıların mirası kabul veya reddetmeleri için Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen süreler geçinceye kadar davayı ertelemektir. A seçeneği, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinde düzenlenen bir usulü yansıtmaktadır ve hukuk yargılamasında uygulanmaz. Bu, güçlü bir çeldiricidir çünkü her iki yargılama usulünde de tarafın ölümü benzer ancak farklı sonuçlara bağlanmıştır. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 55/1, hâkimin ancak 'gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde' ve 'talep üzerine' davayı takip için kayyım atanmasına karar verebileceğini belirtir. Kayyım atanması re'sen (kendiliğinden) ve her durumda başvurulan bir yol olmayıp, istisnai niteliktedir ve talep gerektirir. D seçeneği, HMK m. 125'te düzenlenen 'dava konusunun devri' kurumuna atıf yapmaktadır. Oysa mirasçılık, dava konusunun devri gibi ihtiyari bir taraf değişikliği değil, külli halefiyet ilkesi gereği kanundan doğan zorunlu bir taraf değişikliğidir. Bu nedenle mirasçıların durumu devralan üçüncü kişi gibi değerlendirilemez. E seçeneği ise hem sonuç hem de sebep bakımından hatalıdır. Türk Medeni Kanunu m. 625'e göre, resmî defter tutulması süresince davalara devam edilemez; ancak bu durum davanın 'açılmamış sayılması' sonucunu doğurmaz, sadece yargılamanın durmasını gerektirir. HMK m. 55'teki özel hüküm varken, doğrudan bu genel hükme dayanılarak farklı bir karar verilemez. Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre fer'i müdahilin davadaki konumu ve yetkileri sınırlıdır. Fer'i müdahil, davanın tarafı değil, yalnızca yanında katıldığı tarafın yardımcısıdır. Bu nedenle, davanın seyrini ve sonucunu doğrudan etkileyen bazı işlemleri tek başına yapamaz. Doğru seçenek olan (B), bu durumu net bir şekilde açıklamaktadır. HMK m. 68/1 uyarınca müdahil, “yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.” Bu hüküm, müdahilin aktif olarak delil sunabileceği, beyanda bulunabileceği gibi usuli işlemleri yapmasına izin verir. Ancak feragat, kabul ve sulh gibi davayı esastan sona erdiren ve tarafın dava konusu hak üzerinde tasarrufta bulunmasını gerektiren işlemler, sıkı sıkıya tarafa bağlı haklardandır. Bu sebeple fer’î müdahilin bu işlemleri, yanında katıldığı taraf adına yapması mümkün değildir. Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri: - A seçeneği yanlıştır. HMK m. 328/1'e göre, fer'î müdahil, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa “yalnızca fer’î müdahale giderinden sorumlu tutulur.” Davanın tüm yargılama giderlerinden müteselsil sorumluluğu söz konusu değildir. - C seçeneği yanlıştır. HMK m. 66/1, fer'î müdahale talebinin “tahkikat sona erinceye kadar” yapılabileceğini düzenlemiştir. Tahkikat, ilk derece mahkemesindeki yargılama evresidir. İstinaf aşaması, tahkikat bittikten sonraki bir kanun yolu aşaması olduğundan, bu aşamada fer'î müdahale talebinde bulunulamaz. - D seçeneği yanlıştır. HMK m. 67/2'ye göre mahkeme, müdahale dilekçesini taraflara tebliğ eder ve “gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi de dinlemek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir.” Mahkemenin tarafları dinlemesi zorunlu olmadığı gibi, tarafların müdahaleye rıza göstermemesi de mahkemenin talebi reddetmesini zorunlu kılmaz. Karar, takdiri mahkemeye ait olmak üzere müdahilin hukuki yararının bulunup bulunmadığına göre verilir. - E seçeneği yanlıştır. HMK m. 68/1, müdahilin davayı “ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebileceğini” belirtir. Bu, müdahilin davaya katıldığı ana kadar yapılmış olan usul işlemlerini ve mevcut durumu kabul ettiği anlamına gelir. Dolayısıyla, kendisinden önce yapılmış işlemlere itiraz etme hakkı yoktur. Önemli Nokta 3: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 65. maddesinin birinci fıkrasında, “Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hukuki kuruma asli müdahale denir. Somut olayda üçüncü kişi konumundaki (Ü), davanın konusu olan tablo üzerinde tam bir mülkiyet hakkı iddia etmekte ve bu iddiasını davanın mevcut tarafları olan (A) ve (D)'ye karşı ileri sürmektedir. Bu durum, HMK m. 65'te düzenlenen asli müdahale tanımına tam olarak uymaktadır. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: Fer’î müdahale (HMK m. 66), üçüncü kişinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla davada yer almasıdır; oysa (Ü) taraflardan birine yardım etmeyi değil, her ikisine karşı hak iddia etmeyi amaçlamaktadır. Davanın ihbarı (HMK m. 61), taraflardan birinin davayı kaybetmesi halinde rücu edeceği bir üçüncü kişiye davayı bildirmesidir; olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Karşı dava, davalının aynı davada davacıya karşı açtığı davadır; (Ü) ise davanın tarafı olmayan bir üçüncü kişidir. İhtiyari dava arkadaşlığı ise davanın başlangıcında birden fazla kişinin davacı veya davalı tarafta yer alması durumudur, sonradan davaya katılmayı düzenlemez. Önemli Nokta 4: Bu sorunun çözümü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) vekilin istifasına ilişkin hükümlerinin doğru bir şekilde yorumlanmasına dayanmaktadır. HMK'nın 81. maddesi, vekilin istifasının mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için bu beyanın dilekçeyle bildirilmesini veya tutanağa geçirilmesini zorunlu kılar. Ancak vekilin görev ve sorumluluğunun ne kadar süreyle devam edeceği HMK'nın 82. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. HMK Madde 82(1) çok açıktır: 'İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.' Bu hüküm, müvekkilin hak kaybına uğramasını önlemek ve yeni bir vekil bulması veya davayı bizzat takip etmesi için ona makul bir süre tanımak amacıyla getirilmiştir. Somut olayda, Avukat (A)'nın istifa bildirimi müvekkili (M)'ye 17 Mart 2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla, Avukat (A)'nın vekâlet görevi ve sorumluluğu, bu tebliğ tarihinden itibaren iki hafta süreyle devam edecektir. Diğer seçenekler şu nedenlerle yanlıştır: A seçeneği, sürenin başlangıcını yanlış bir şekilde dilekçenin mahkemeye sunulduğu tarih olarak kabul etmektedir oysa kanun açıkça 'müvekkiline tebliğinden itibaren' demektedir. C seçeneği, kanunun amir hükmü olan iki haftalık devam süresini tamamen göz ardı etmektedir. D seçeneği, vekilin azline ilişkin HMK m. 83'teki 'iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise' ifadesiyle istifa müessesesini karıştırmakta ve vekilin görev süresini müvekkilin eylemine bağlamaktadır. E seçeneği ise kanunda yer almayan 'yalnızca zorunlu işlemler' gibi bir ayrım yaparak hatalı bir yorum sunmaktadır, vekilin görevi iki hafta boyunca tam olarak devam eder. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir. Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 51. maddesi, 'Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.' hükmünü amirdir. Türk Medeni Kanunu'na göre, ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmayan küçükler 'sınırlı ehliyetsiz' statüsündedir. Sınırlı ehliyetsizler, kural olarak yasal temsilcilerinin rızası olmaksızın kendilerini borç altına sokan hukuki işlemleri tek başlarına yapamazlar. Bu kural, usul hukukundaki dava ehliyetine de doğrudan yansır. Somut olayda, 16 yaşındaki (A) sınırlı ehliyetsiz olup tam fiil ehliyetine sahip değildir. Bu nedenle, HMK m. 51 uyarınca tam dava ehliyetine de sahip değildir. (A)'nın bizzat açtığı bu tür bir malvarlığı davasını tek başına yürütmesi hukuken mümkün değildir. Dava, kanuni temsilcisi olan velisi veya vasisi tarafından açılmalı veya devam ettirilmelidir. HMK m. 170/3'te belirtilen, küçüklere bizzat dava hakkı tanınan istisnai haller (örneğin, babalık davası, evlenmenin iptali gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili durumlar) mevcut olsa da, bir satım sözleşmesine ilişkin dava bu istisnalar kapsamında yer almaz. Dolayısıyla, mahkemenin, dava şartı olan dava ehliyeti yokluğunu re'sen gözeterek, davayı kanuni temsilcinin yürütmesi gerektiğini tespit etmesi gerekir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Bir eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasının ön inceleme aşaması devam ederken, davacı (K)'nin vefat ettiği ve bu durumun bir dilekçeyle mahkemeye bildirildiği anlaşılmıştır. (K)'nin mirasçılarının ise mirası kabul veya reddetme konusunda henüz bir beyanda bulunmadıkları öğrenilmiştir. Bu durumda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca mahkemenin izlemesi gereken usuli yol aşağıdakilerden hangisidir?

A)Davayı takip hakkı mirasçılara geçtiğinden, mirasçıların davayı takibe başlamasına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir.
B)Gecikmesinde sakınca bulunduğu karinesinden hareketle, davayı takip etmek üzere re'sen bir kayyım atanmasına karar vererek yargılamaya devam eder.
C)Mirasçıların, mirası kabul veya reddetmeleri için kanunla belirlenmiş süreler doluncaya kadar davanın ertelenmesine karar verir.
D)Mirasçıların, dava konusunu devralan üçüncü kişi sıfatıyla davaya devam etme iradelerini bildiren bir dilekçe sunmaları için kesin bir süre verir.
E)Mirasçılar tarafından terekenin resmî defterinin tutulması talep edilmişse, bu süreç tamamlanıncaya kadar davanın açılmamış sayılmasına karar verir.

Çözüm

Somut olayda, hukuk mahkemesinde görülmekte olan bir dava sırasında taraflardan biri vefat etmiştir. Bu durumda uygulanacak usul hükmü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 55. maddesinde düzenlenmiştir. HMK m. 55/1'e göre, 'Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir.' Dolayısıyla, mahkemenin yapması gereken, mirasçıların mirası kabul veya reddetmeleri için Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen süreler geçinceye kadar davayı ertelemektir. A seçeneği, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinde düzenlenen bir usulü yansıtmaktadır ve hukuk yargılamasında uygulanmaz. Bu, güçlü bir çeldiricidir çünkü her iki yargılama usulünde de tarafın ölümü benzer ancak farklı sonuçlara bağlanmıştır. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 55/1, hâkimin ancak 'gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde' ve 'talep üzerine' davayı takip için kayyım atanmasına karar verebileceğini belirtir. Kayyım atanması re'sen (kendiliğinden) ve her durumda başvurulan bir yol olmayıp, istisnai niteliktedir ve talep gerektirir. D seçeneği, HMK m. 125'te düzenlenen 'dava konusunun devri' kurumuna atıf yapmaktadır. Oysa mirasçılık, dava konusunun devri gibi ihtiyari bir taraf değişikliği değil, külli halefiyet ilkesi gereği kanundan doğan zorunlu bir taraf değişikliğidir. Bu nedenle mirasçıların durumu devralan üçüncü kişi gibi değerlendirilemez. E seçeneği ise hem sonuç hem de sebep bakımından hatalıdır. Türk Medeni Kanunu m. 625'e göre, resmî defter tutulması süresince davalara devam edilemez; ancak bu durum davanın 'açılmamış sayılması' sonucunu doğurmaz, sadece yargılamanın durmasını gerektirir. HMK m. 55'teki özel hüküm varken, doğrudan bu genel hükme dayanılarak farklı bir karar verilemez.

Soru 2

Müteahhit (A), (B)'nin arsası üzerinde inşa ettiği binanın temelindeki çatlaklar nedeniyle, (B) tarafından ayıplı ifa iddiasıyla asliye hukuk mahkemesinde açılan bir tazminat davasıyla karşı karşıyadır. (A), temel betonunun, alt yüklenici (Ü) tarafından döküldüğünü ve ayıbın (Ü)'nün kusurundan kaynaklandığını iddia etmektedir. Davayı kaybetmesi halinde (Ü)'ye rücu etme ihtimali bulunan alt yüklenici (Ü), (A)'nın yanında davaya katılmak istemiş ve bu talebi mahkemece kabul edilmiştir. Bu olayda, fer’î müdahil sıfatını kazanan alt yüklenici (Ü)'nün davadaki hukuki durumuna ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri çerçevesinde aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Sanat koleksiyoneri (Ü), aile yadigârı olan değerli bir tablonun mülkiyetinin, (A) ile (D) arasında görülmekte olan bir davaya konu olduğunu öğrenir. (Ü), söz konusu tablonun gerçek malikinin kendisi olduğunu, ne (A)'nın ne de (D)'nin tablo üzerinde herhangi bir hak sahibi olmadığını iddia etmektedir. Bu gerekçeyle (Ü), devam eden yargılamaya dahil olarak, tablonun mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespitini hem (A)'dan hem de (D)'den talep etmek amacıyla mahkemeye başvurur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre, (Ü)'nün bu başvurusunun niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.