4. Teminat, Süreler, Eski Hale Getirme, Dava Çeşitleri, Şartları, İlk İtirazlar

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 84. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, “Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması” hâli, davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat gösterilmesini gerektiren hâllerden biridir. Somut olayda, davacı (A) bir Türk vatandaşıdır ancak Türkiye'de mutad meskeni bulunmamaktadır. Bu nedenle, mahkeme tarafından belirlenecek uygun bir teminatı göstermekle yükümlüdür. Dolayısıyla doğru cevap E seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A seçeneği yanlıştır. Karşılıklılık (mütekabiliyet) esası, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48. maddesinde düzenlenmiş olup, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin açtığı davalarda söz konusu olur. Olaydaki davacı Türk vatandaşı olduğundan, bu kural değil HMK m. 84 uygulanır. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 86/1 uyarınca, yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mahkemece “kendiliğinden” (resen) karar verilir. Davalının talebi bir şart değildir. C seçeneği yanlıştır. HMK m. 85/1-(a) bendine göre, davacının adli yardımdan yararlanması, teminat istenemeyecek hâllerden biridir. Bu durum, teminat yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldıran bir muafiyet sebebidir, sadece indirim nedeni değildir. D seçeneği yanlıştır. HMK m. 87/1'e göre, hâkim teminatın tutarını ve şeklini serbestçe tayin etse de, maddenin devamında “Ancak, tarafların teminatın şeklini sözleşmeyle kararlaştırmaları hâlinde, teminat ona göre belirlenir.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle hâkimin serbestisi, tarafların bu yöndeki bir sözleşmesi ile sınırlıdır. Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 94. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu durumda hâkim, kesin süreye konu olan işlemi ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Sorudaki olayda, hâkim bu usuli işlemi yerine getirmiştir. HMK'nin 94. maddesinin 3. fıkrası ise, “Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.” hükmünü amirdir. Bu nedenle, davalı kesin süre içinde belgeyi sunmadığı için bu delili sunma hakkını kaybetmiştir ve hâkimin ek süre talebini reddetmesi gerekir. Diğer seçeneklerin analizi: - A seçeneği, HMK m. 90/2'deki genel kuralı belirtse de, HMK m. 94'te düzenlenen ve özel nitelikte olan “kesin süre” kurumunun sonuçlarını göz ardı ettiği için yanlıştır. Hâkimin verdiği süre kesin nitelikte ise artık takdir yetkisi kalmamıştır. - B seçeneği, HMK m. 94/2'nin son cümlesindeki durumu yanlış yorumlamaktadır. Bu hüküm, kesin olduğu *belirtilmeyen* bir sürenin kaçırılması halinde ikinci bir kesin süre istenebileceğini düzenler. Olayda ise ilk süre zaten kesindir. - C seçeneği, basit yargılama usulünde cevap süresinin uzatılmasına ilişkin HMK m. 317/2'deki özel bir durumu, olayla ilgisi olmayan bir şekilde kıyasen uygulamaya çalıştığı için hatalıdır. - D seçeneğindeki ifade, HMK m. 94/1'de geçen “Kanunun belirlediği süreler kesindir.” hükmüne dayanmaktadır. Ancak olaydaki süre kanun tarafından değil, hâkim tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle gerekçesi yanlıştır. Önemli Nokta 3: Somut olayda, basit yargılama usulüne tabi bir dava söz konusudur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 317. maddesinin 2. fıkrasına göre, basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Sürelerin hesaplanmasına ilişkin genel ilkelere göre, hafta olarak belirlenmiş süreler, son haftada sürenin başladığı güne karşılık gelen günün çalışma saati sonunda biter. Sürenin son gününün resmi bir tatil gününe rastlaması halinde ise süre, tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter. Bu çerçevede olay incelendiğinde: 1. Dava dilekçesi 17 Nisan 2024 Çarşamba günü tebliğ edilmiştir. Süre, tebliği izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. İki haftalık süre, son hafta olan ikinci haftada başlangıç gününe (Çarşamba) karşılık gelen gün olan 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü sona erecektir. 3. Ancak, sürenin son günü olan 1 Mayıs 2024, resmi tatil günüdür. 4. Bu nedenle, kanuni süre tatili takip eden ilk iş günü olan 2 Mayıs 2024 Perşembe günü çalışma saati sonuna kadar uzar. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - A seçeneği, iki haftalık sürenin hatalı hesaplandığını göstermektedir. - B seçeneği, sürenin son gününün resmi tatile rastlaması durumunda sürenin uzayacağı yönündeki emredici kuralı göz ardı etmektedir. - D seçeneği, yalnızca adli tatil için geçerli olan sürenin kendiliğinden bir hafta uzamasına ilişkin özel düzenlemenin, genel bir resmi tatile hatalı bir şekilde kıyasen uygulanması sonucu ortaya çıkmıştır. - E seçeneği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinde idari davalar için öngörülen otuz günlük cevap süresinin, HMK'ya tabi bir özel hukuk uyuşmazlığında uygulanması gibi temel bir usul hatasına dayanmaktadır. Önemli Nokta 4: Sorunun çözümünde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen dava şartları ve dava dilekçesindeki zorunlu unsurlara ilişkin hükümlerin dikkatli bir şekilde ayırt edilmesi gerekmektedir. Somut olayda iki farklı usuli eksiklik bulunmaktadır: gider avansının eksik yatırılması ve davacının T.C. kimlik numarasının dilekçede yer almaması. 1. **Gider Avansı Eksikliği:** HMK m. 114/1-g'de, 'Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması' açıkça bir dava şartı olarak sayılmıştır. HMK m. 115/2 uyarınca, mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse ve bu noksanlığın giderilmesi mümkün ise (ki gider avansı eksikliği giderilebilir bir noksanlıktır), bunun tamamlanması için davacıya kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmezse, dava 'dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir'. Dolayısıyla, gider avansı eksikliğinin yaptırımı davanın usulden reddidir. 2. **T.C. Kimlik Numarası Eksikliği:** HMK m. 119/1-c'ye göre davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının dava dilekçesinde bulunması zorunlu bir unsurdur. Ancak bu unsur, HMK m. 114'te sayılan dava şartlarından biri değildir. Bu tür bir eksikliğin hukuki sonucu HMK m. 119/2'de özel olarak düzenlenmiştir. Bu fıkraya göre, T.C. kimlik numarası eksikliği gibi (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan bir hususun eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için 'bir haftalık kesin süre' verir. Bu süre içinde eksiklik tamamlanmazsa, davanın yaptırımı 'açılmamış sayılması'dır. Bu iki temel ayrım ışığında seçenekler incelendiğinde: * A seçeneği, T.C. kimlik numarası eksikliğinin giderilmesi için süre verilmesine gerek olmadığını belirterek HMK m. 119/2'ye aykırı olduğu için yanlıştır. * B seçeneği, iki farklı hukuki nitelikteki eksikliği ve bunların farklı yaptırımlarını tek bir potada eriterek her ikisinin de usulden retle sonuçlanacağını iddia ettiği için yanlıştır. * C seçeneği, T.C. kimlik numarası eksikliğini yanlış bir şekilde dava şartı olarak nitelendirmekte ve gider avansı eksikliğinin yaptırımını yanlış olarak 'açılmamış sayılma' şeklinde belirttiği için hatalıdır. * E seçeneği, dava şartlarının mahkemece re'sen gözetileceği ilkesini (HMK m. 115/1), davalının ilk itirazına bağlayarak temel bir usul kuralını yanlış yorumladığı için hatalıdır. * D seçeneği, her iki eksikliği doğru hukuki zemine oturtmakta, her biri için kanunun öngördüğü farklı usuli süreçleri (kesin süre verilmesi) ve bu süreçlere uyulmamasının farklı hukuki sonuçlarını (gider avansı için 'usulden ret', kimlik numarası için 'açılmamış sayılma') doğru bir şekilde ifade etmektedir. Bu nedenle doğru cevaptır. Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 119. maddesinin birinci fıkrası, dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurları saymıştır. Bu unsurlar arasında (c) bendinde "Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası" ve (h) bendinde "Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası" yer almaktadır. Somut olayda bu iki unsurda da eksiklik bulunmaktadır. HMK m. 119/2, bu eksikliklerin yaptırımını özel olarak düzenlemiştir. İlgili fıkra şu şekildedir: "Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır." Soruda belirtilen eksiklikler olan T.C. kimlik numarası (119/1-c) ve vekilin imzası (119/1-h), 119. maddenin ikinci fıkrasında sayılan istisnai bentler arasında yer almamaktadır. Bu nedenle, bu tür eksiklikler kanun tarafından "tamamlanabilir eksiklik" olarak kabul edilmiştir. Hâkimin bu durumda yapması gereken, davacı vekiline eksiklikleri tamamlaması için bir haftalık kesin bir süre vermek ve bu süre zarfında eksiklikler giderilmezse davanın "açılmamış sayılmasına" karar vermektir. Kanun, bu iki eksiklik arasında bir önem hiyerarşisi kurmamış ve her ikisi için de aynı usuli yolu öngörmüştür. Davanın usulden reddi veya doğrudan açılmamış sayılması gibi kararlar, kanunun tanıdığı tamamlama imkânı kullandırılmadan verilemez. İdari yargı usulü kurallarının kıyasen uygulanması ise HMK'da açık bir düzenleme varken mümkün değildir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Uzun yıllardır Fransa’da yaşayan ve Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşı (A), Türkiye’de yerleşik olan (B)’ye karşı Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde bir alacak davası açmıştır. Davalı (B), davacı (A)’nın Türkiye’de yerleşik olmaması sebebiyle muhtemel yargılama giderlerini karşılamak üzere teminat göstermesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu durum karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca teminat müessesesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Mahkeme, davacı (A)’nın teminat yükümlülüğünü değerlendirirken Türkiye ile Fransa arasında karşılıklılık esasının bulunup bulunmadığını araştırmalıdır.
B)Teminat gösterilmesine yalnızca davalı (B)’nin usulüne uygun bir talepte bulunması hâlinde karar verilebilir.
C)Davacı (A)’nın adli yardımdan yararlanıyor olması, teminat gösterme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; yalnızca teminat miktarında indirim yapılmasını sağlar.
D)Taraflar teminatın şekli konusunda bir sözleşme yapmış olsalar dahi, teminatın tutarını ve şeklini hâkim her zaman serbestçe tayin eder.
E)Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşı olan davacı (A), mahkemece belirlenecek muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat göstermekle yükümlüdür.

Çözüm

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 84. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, “Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması” hâli, davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat gösterilmesini gerektiren hâllerden biridir. Somut olayda, davacı (A) bir Türk vatandaşıdır ancak Türkiye'de mutad meskeni bulunmamaktadır. Bu nedenle, mahkeme tarafından belirlenecek uygun bir teminatı göstermekle yükümlüdür. Dolayısıyla doğru cevap E seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: A seçeneği yanlıştır. Karşılıklılık (mütekabiliyet) esası, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48. maddesinde düzenlenmiş olup, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin açtığı davalarda söz konusu olur. Olaydaki davacı Türk vatandaşı olduğundan, bu kural değil HMK m. 84 uygulanır. B seçeneği yanlıştır. HMK m. 86/1 uyarınca, yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mahkemece “kendiliğinden” (resen) karar verilir. Davalının talebi bir şart değildir. C seçeneği yanlıştır. HMK m. 85/1-(a) bendine göre, davacının adli yardımdan yararlanması, teminat istenemeyecek hâllerden biridir. Bu durum, teminat yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldıran bir muafiyet sebebidir, sadece indirim nedeni değildir. D seçeneği yanlıştır. HMK m. 87/1'e göre, hâkim teminatın tutarını ve şeklini serbestçe tayin etse de, maddenin devamında “Ancak, tarafların teminatın şeklini sözleşmeyle kararlaştırmaları hâlinde, teminat ona göre belirlenir.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle hâkimin serbestisi, tarafların bu yöndeki bir sözleşmesi ile sınırlıdır.

Soru 2

Bir alacak davasının tahkikat aşamasında hâkim, davalıya, delil olarak dayandığı bir belgenin aslını sunması için tefhimden itibaren iki haftalık bir süre vermiştir. Hâkim, bu sürenin kesin olduğuna karar vermiş, bu durumu ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça tutanağa geçirerek davalıya ihtar etmiştir. Davalı, bu kesin süre içerisinde belgeyi sunmamış ve sürenin bitiminden sonra mahkemeye başvurarak mazeret bildirmeksizin ek süre talebinde bulunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, davalının bu talebi ve hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Soru 3

Basit yargılama usulüne tabi bir davada, dava dilekçesi davalıya 17 Nisan 2024 Çarşamba günü tebliğ edilmiştir. Davalı tarafın, mahkemeden herhangi bir ek süre talebinde bulunmadığı varsayımında, cevap dilekçesini sunması için öngörülen kanuni sürenin son günü aşağıdakilerden hangisidir? (Not: 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü resmi tatildir.)

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.