Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 187. maddesinin 1. fıkrasına göre, "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." Aynı maddenin 2. fıkrası ise "Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz." hükmünü amirdir. Somut olayda, davalı (B), taraflar arasında bir eser sözleşmesi olduğunu ikrar etmiştir. Bu nedenle, sözleşmenin varlığı HMK m. 187/2 uyarınca çekişmeli bir vakıa olmaktan çıkmıştır ve ispatı gerekmez. Ancak, davacı (A)'nın ek malzeme kullanıldığı ve bu konuda anlaşıldığı yönündeki iddiası, davalı tarafından reddedildiği için taraflar arasında çekişmeli bir vakıadır. Bu vakıa, aynı zamanda uyuşmazlığın çözümünde de etkilidir. Dolayısıyla, ispatın konusunu bu çekişmeli vakıa oluşturur. Bu doğrultuda, Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesindeki genel ispat yükü kuralı uyarınca, hakkını bu olguya dayandıran davacı (A), ek malzeme kullanıldığına yönelik iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bu nedenle doğru cevap, ispatın konusunun çekişmeli olan ek malzeme iddiası olduğunu, ikrar edilen sözleşme ilişkisinin ise ispat konusu olmadığını belirten seçenektir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- A seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 187/2 uyarınca ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz ve ispatın konusunu oluşturmaz.
- B seçeneği, HMK m. 106/3'te yer alan "Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." kuralını, ispatın konusu ile karıştırarak yanlış bir sonuca varmaktadır. Maddi vakıalar, eda veya tespit davalarında ispatın konusunu oluşturur.
- C seçeneği, HMK m. 194'te düzenlenen somutlaştırma yükü ile ispatın konusunu hatalı bir şekilde ilişkilendirmektedir. Bir vakıanın somutlaştırılması onun ispat sürecindeki bir gereklilik iken, o vakıanın ispatın konusuna dahil olması için öncelikle çekişmeli olması gerekir.
- E seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 187/2'deki özel hüküm, TMK m. 6'daki genel kuralın bir istisnasını oluşturur. İkrar, bir vakıayı ispat zorunluluğunun dışına çıkarır.
Önemli Nokta 2: Bu sorunun çözümünde, ispat yüküne ilişkin genel kural ile tapu siciline ve zilyetliğe bağlanan hukuki sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
1. **Genel Kural:** 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesine göre, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Bu kural, ispat yükünün temel ilkesini oluşturur. Buna göre, bir olgunun varlığından kendi lehine hukuki bir sonuç çıkaran taraf, o olguyu ispat etmekle yükümlüdür.
2. **Davacının Durumu:** Davacı (A), mülkiyet hakkına dayanarak müdahalenin men'ini talep etmektedir. TMK m. 992 uyarınca, tapuya kayıtlı taşınmazlarda hak karinesinden, adına tescil bulunan kimse yararlanır. Bu hüküm, tapu sicilindeki kaydın doğruluğuna dair güçlü bir karine oluşturur. Dolayısıyla davacı (A), tapu kaydını mahkemeye sunarak mülkiyet hakkını ispat yükünü ilke olarak yerine getirmiş olur.
3. **Davalının Durumu:** Davalı (B) ise sadece davacının mülkiyet hakkını inkâr etmekle kalmamakta, kendisinin TMK m. 713'te düzenlenen olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyeti kazandığı şeklinde yeni ve bağımsız bir olgu (hak doğuran bir olgu) ileri sürmektedir. Bu iddiadan kendi lehine "mülkiyet hakkı" gibi bir sonuç çıkarmayı amaçladığından, TMK m. 6'daki genel kural uyarınca, bu iddiasının dayanağı olan tüm vakıaları, yani zilyetliğin yirmi yılı aşkın bir süredir, davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla devam ettiğini ispat etme yükü altındadır. Davalının bu savunması, bir defi niteliğindedir ve bu definin koşullarını ispat yükü kendisine aittir. Bu nedenle doğru seçenek budur.
4. **Çeldiricilerin Değerlendirilmesi:**
* **A seçeneği yanlıştır.** Zilyetliğin mülkiyete karine teşkil etmesi kuralı (mülkiyet karinesi), esasen taşınır mallar için geçerlidir (İİK m. 97/a). Taşınmazlarda ise asıl olan tapu sicilindeki kaydın doğruluğu karinesidir (TMK m. 992). Tapu kaydı, zilyetliğe dayalı bir karineden çok daha güçlüdür.
* **C seçeneği yanlıştır.** Davalının zamanaşımı iddiası, davacının delilini (tapu kaydını) çürütmeye yönelik bir "karşı ispat" faaliyeti değil, kendi başına mülkiyet hakkı doğuran yeni bir olguyu ispatlama faaliyetidir. Karşı ispatta amaç, iddia edilen vakıanın ispat edilmemiş olduğunu göstermektir; oysa burada davalı, kanunda belirtilen şartların kendi lehine gerçekleştiğini aktif olarak ispatlamalıdır.
* **D seçeneği yanlıştır.** TMK m. 992/2'de taşınmaz üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimsenin gasp veya saldırı sebebiyle dava açabilmesi, zilyetliğin korunmasına yönelik bir hükümdür. Ancak bu durum, mülkiyet hakkının esasına ilişkin bir davada, tapu kaydının sağladığı mülkiyet karinesini ortadan kaldırmaz veya ispat yükünü davacı aleyhine ağırlaştırmaz.
* **E seçeneği yanlıştır.** İyiniyet, TMK m. 712'de düzenlenen "olağan zamanaşımı" ile mülkiyet kazanımının bir şartıdır. Olağan zamanaşımı, tapu kütüğüne yolsuz bir tescille malik olarak yazılan kişinin 10 yıllık zilyetliğine ilişkindir. Olayda ise davalı, 20 yıl şartı arayan TMK m. 713'e, yani "olağanüstü zamanaşımına" dayanmaktadır ki bu tür zamanaşımında iyiniyet bir şart olarak aranmaz. Dolayısıyla iyiniyetin ispatlanması ispat yükünün dağılımını bu olay özelinde etkilemez.
Önemli Nokta 3: Medeni usul hukukunda ispat yüküne ilişkin temel kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf, bu vakıayı ispatla yükümlüdür. Buna 'asıl ispat yükü' denir. İspat yükü kendisine düşmeyen karşı taraf, asıl ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasını çürütmek, yani ileri sürülen vakıanın ispat edilememesini sağlamak veya o vakıanın doğruluğu konusunda hâkimin zihninde şüphe uyandırmak amacıyla delil gösterebilir. Bu faaliyete 'karşı ispat' denir. Ancak karşı ispat faaliyetinde bulunulması, asıl ispat yükünün yer değiştirmesine veya karşı tarafa geçmesine neden olmaz. İspat yükü, hâlâ iddia eden taraftadır. Karşı ispatta bulunan taraf, sadece ispat yükü taşıyan tarafın iddiasını çürüterek davanın reddedilmesini sağlamayı amaçlar; kendisi yeni bir vakıa ispat etme yükü altına girmez. Bu nedenle, karşı ispat faaliyetinin ispat yükünün el değiştirmesi sonucunu doğurduğunu belirten C seçeneğindeki ifade hatalıdır. Diğer seçenekler ise doğrudur: (A) HMK m. 190/1'deki genel kuralı ifade eder. (B) HMK m. 190/2'ye göre kanuni karineye dayanan tarafın sadece karinenin temelini ispat edeceği, aksinin ispatının ise karşı tarafa düşeceği belirtilmiştir. (D) HMK m. 189/3'te yer alan 'belirli delillerle ispat zorunluluğu' ilkesini yansıtmaktadır. (E) HMK m. 189/2'de düzenlenen 'hukuka aykırı delillerin değerlendirilemeyeceği' kuralını ifade etmektedir.
Önemli Nokta 4: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca ikrar, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek bir vakıanın doğruluğunu mahkeme huzurunda kabul etmesidir. HMK'nin 188. maddesine göre, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. İkrar, bir delil değildir; ispat yükünü ortadan kaldıran, tek taraflı ve mahkemeye yönelik bir usul işlemidir. Bu işlem, ikrarda bulunan tarafı ve mahkemeyi bağlar. HMK'de kesin deliller; senet, yemin ve kesin hüküm olarak sınırlı sayıda sayılmıştır. İkrar, bu kesin deliller arasında yer almaz. Dolayısıyla ikrarın bir 'kesin delil' olduğu yönündeki ifade hatalıdır. Diğer seçenekler ise HMK'nin ispat ve delillere ilişkin genel hükümleriyle uyumludur. HMK m. 189/3 uyarınca, kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar başka delillerle ispatlanamaz. HMK m. 189/2'ye göre, bir delilin caiz olup olmadığına mahkeme karar verir. HMK m. 192 ise kanunda düzenlenmemiş delillere başvurulabileceğini düzenlemektedir.