Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Doğru cevap, yeminin konusuna ilişkin temel ve sınırlayıcı kuralları ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 226. maddesi, yemine konu olamayacak hususları açıkça düzenlemiştir. Buna göre; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar (örneğin, babalık davası gibi) ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz. Sorudaki olay bir alacak davası olup tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir konuya ilişkin olduğundan yemin teklifi mümkündür; ancak D seçeneğindeki ifade, kanunun genel ve doğru bir ilkesini yansıtmaktadır.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri:
- A seçeneği yanlıştır. HMK m. 227/1'e göre, 'Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.' Dolayısıyla, davacının daha önce başka bir delil sunmuş olması yemin teklif etmesine engel değildir.
- B seçeneği yanlıştır. HMK m. 227/2 uyarınca, 'Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.' Bu hüküm, yemin sürecinin geri dönülmez niteliğini vurgular.
- C seçeneği yanlıştır. HMK m. 232/2'ye göre, tüzel kişi adına yemini, 'tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ' eda edebilir. Tüzel kişinin avukatı (vekili), kanuni bir temsilci veya organ olmadığından, müvekkili adına yemin edemez. Yemin, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir delildir.
- E seçeneği yanlıştır. Bu seçenek, yeminden kaçınmanın sonuçlarını hatalı bir şekilde karıştırmaktadır. HMK m. 229/2'ye göre, 'Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır.' Yemin konusu vakıanın 'ikrar edilmiş sayılması' yaptırımı ise, yeminin ilk teklif edildiği tarafın yeminden kaçınması halinde (HMK m. 229/1) uygulanır.
Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinin 1. fıkrası, bilirkişiye başvurulacak halleri net bir şekilde düzenlemektedir. İlgili fıkra, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." hükmünü amirdir. Somut olayda iki farklı talep bulunmaktadır: 1) Sözleşmenin hukuki yorumu, 2) Zararın ekonometrik modelle hesaplanması. Sözleşmenin yorumlanması, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi gereken bir konudur ve bu konuda bilirkişiye başvurulması kanunen yasaklanmıştır. Buna karşılık, zararın özel bir ekonometrik modelle hesaplanması, 'hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi' gerektiren bir durumdur ve bu konuda bilirkişiye başvurulabilir. Dolayısıyla mahkeme, talebi bölerek hukuki yorum kısmını reddetmeli, teknik hesaplama kısmı için bilirkişiye başvurulmasına karar vermelidir. Yine aynı maddenin son cümlesi uyarınca, talep edilen profesörün bu teknik konuda görevlendirilebilmesi için hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmesi gerekmektedir. Diğer seçenekler, kanunun açık hükmüne aykırı yorumlar içermektedir. Hâkimin takdir yetkisi, kanunun açık yasaklarını ortadan kaldırmaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişilerin bilirkişi olması mutlak olarak yasak değildir; sadece hukuk alanı dışında uzmanlıklarını belgelemeleri şartına bağlıdır ve mahkeme, teknik konu için bilirkişi incelemesi yaptırma talebini bu gerekçeyle topyekûn reddedemez. Diğer yargılama usullerine (örn. Kamulaştırma Kanunu) özgü kuralların kıyasen uygulanması için kanuni bir dayanak bulunmamaktadır.
Önemli Nokta 3: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 200. maddesinin birinci fıkrasına göre, bir hakkın doğumuyla ilgili hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki değerleri kanunda belirtilen parasal sınırı (metinde 2.500 TL) geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Somut olayda, davacının iddiası 60.000 TL'lik bir alacağa ilişkindir ve bu miktar, senetle ispat zorunluluğu sınırının üzerindedir. Bu nedenle, kural olarak bu hukuki işlemin tanıkla ispatı mümkün değildir. Ancak, HMK m. 200/2 bu kurala bir istisna getirmiştir. Buna göre, senetle ispatı gereken hususlarda, karşı tarafın 'açık muvafakati' hâlinde tanık dinlenebilir. Olayda davalı (B), davacının tanık dinletme talebine açıkça karşı çıkmıştır. Bu durumda, tanık dinlenmesi için kanunun aradığı 'açık muvafakat' şartı gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla, mahkemenin davacının tanık dinletme talebini reddetmesi gerekir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: (A) seçeneği, arkadaşlık ilişkisini HMK m. 203'teki istisnalardan biri olarak yanlış yorumlamaktadır; kanun sadece altsoy-üstsoy, eş gibi belirli akrabalık ilişkilerini saymıştır. (B) seçeneği, olayı HMK m. 201 kapsamında 'senede karşı tanıkla ispat yasağı' olarak hatalı nitelendirmektedir; zira ortada bir senet yoktur ve asıl mesele, senede bağlanmamış bir işlemin ispatıdır. (D) seçeneği, HMK m. 240'ta tanık listesi için bir asgari tanık sayısı öngörülmediğinden hukuken dayanaksızdır. (E) seçeneği, delillerin kabul edilebilirliği (admissibility) ile delillerin değerlendirilmesi (evaluation) aşamalarını karıştırmaktadır; kanunen dinlenmesi yasak olan bir tanığın, mahkemece takdir hakkı kullanılarak dinlenmesi mümkün değildir.
Önemli Nokta 4: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 222. maddesi, ticari defterlerin delil olarak değerini düzenlemektedir. Maddenin 2. fıkrasına göre, ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerekir. Sorudaki olayda Tacir (A)'nın defterlerinin bu şartları taşıdığı belirtilmiştir. Maddenin 3. fıkrası ise, bu şartlara uygun tutulan defterlerin sahibi lehine delil olabilmesinin koşullarını düzenler. Bu koşullar; diğer tarafın aynı şartlara uygun defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olmasıdır. Olayda Tacir (B) defterlerini ibrazdan kaçınmıştır. Bu durumda, (A)'nın usulüne uygun defterlerindeki kayıtların aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanamaması halinde, bu defterler (A) lehine delil teşkil edecektir. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
A seçeneği, HMK m. 222/3'e 7251 sayılı Kanun ile eklenen 'Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.' hükmü nedeniyle yanlıştır.
B seçeneği, HMK m. 222/4'ün 'Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.' hükmüyle çelişmektedir. Onayların eksikliği, defterin sahibi aleyhine delil olmasına yol açar.
D seçeneği, HMK m. 222/1'in 'Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.' hükmüne aykırıdır. Mahkeme re'sen de (kendiliğinden) ibraza karar verebilir.
E seçeneği ise HMK m. 222/5'teki özel durumu yanlış yorumlamaktadır. Bu hüküm, taraflardan birinin tacir olmadığı durumlarda, tacir olmayan tarafın, tacir olanın defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtmesiyle ilgili bir düzenlemedir ve sorudaki olayda her iki taraf da tacirdir.
Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre bilirkişi raporu, takdiri delillerden olup hâkimi bağlamaz. Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Somut olayda bilirkişi, kendi uzmanlık alanına giren teknik tespitler yapmakla yetinmemiş, aynı zamanda hâkimin görev alanına giren bir hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunmuştur. HMK'nın 279. maddesinin 4. fıkrası, “Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” hükmüyle bu durumu açıkça yasaklamıştır. Bu nedenle, hâkimin yapması gereken, raporun hukuki nitelendirme içeren kısmını yok saymak ve yalnızca uzmanlık ürünü olan teknik tespitleri, dosyadaki diğer delillerle birlikte serbestçe takdir etmektir. Hâkim, gerekli görürse HMK m. 281 uyarınca ek rapor alabilir veya yeni bir bilirkişi atayabilir ancak rapor, hukuki değerlendirme içerdiği için tümüyle geçersiz hale gelmez ve taraflar itiraz etmese dahi takdiri delil niteliğini aşarak hâkimi bağlayıcı bir nitelik kazanmaz.