Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olup tek taraflı bir irade beyanıdır (HMK m. 307). Feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK m. 309/2). Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar davasından her zaman feragat edebilir (HMK m. 310/1). Somut olayda, ilk derece mahkemesi karar vermiş ancak karar henüz kesinleşmemiştir. HMK'nın 310. maddesinin 2. fıkrasına göre, feragat hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat doğrultusunda ek karar verilir. Bu nedenle, davalı B'nin rızası aranmaksızın A'nın feragati geçerlidir ve ilk derece mahkemesi bu beyan doğrultusunda bir ek karar vermelidir. Feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK m. 311).
A seçeneği yanlıştır, çünkü davalının açık rızası davanın geri alınması (HMK m. 123) için gerekir, feragat için değil.
C seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 310/2 hükmü, bu durumda ilk derece mahkemesinin de ek karar verebileceğini düzenlemektedir.
D seçeneği yanlıştır, çünkü HMK m. 310/1 uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar feragat mümkündür.
E seçeneği yanlıştır, çünkü feragatin altında yatan saik (ahlaki neden vb.), HMK m. 309/4'te belirtilen 'kayıtsız ve şartsız olma' ilkesini ihlal etmez; bu ilke, feragatin hukuki bir şarta bağlanmamasını ifade eder.
Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 304. maddesinin birinci fıkrası, 'Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir.' hükmünü amirdir. Bu müessese 'hükmün tashihi' olarak adlandırılır. Sorudaki olayda, mahkemenin gerekçeli kararında açıkça belirttiği 1.500.000 TL'lik alacağın, hüküm fıkrasına 150.000 TL olarak geçirilmesi, HMK m. 304 kapsamında tipik bir 'hesap' veya 'yazı' hatasıdır. Bu hata, mahkemenin gerçek iradesini yansıtmayan ve hükmün esasını değiştirmeyen, ilk bakışta anlaşılabilen 'açık' bir hatadır. Bu tür hataların düzeltilmesi için başvurulacak yol hükmün tashihidir. Diğer seçenekler ise farklı hukuki durumlar için öngörülmüştür:
- Hükmün tavzihi (açıklanması), hüküm fıkrasının yeterince açık olmaması, çelişkili veya müphem olması halinde başvurulan bir yoldur. Olayda bir belirsizlik değil, açık bir hata mevcuttur.
- Hükmün tamamlanması, mahkemenin yargılama sırasında ileri sürülmüş olmasına rağmen karara bağlanmamış talepler hakkında ek bir karar vermesi için başvurulan yoldur. Olayda karara bağlanmamış bir talep yoktur.
- Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş bir hükme karşı, kanunda sayılan ağır yargılama hataları veya yeni delillerin ortaya çıkması gibi olağanüstü durumlarda başvurulan bir kanun yoludur. Basit bir yazı hatası bu kapsama girmez.
- Eski hâle getirme, elde olmayan sebeplerle kanuni bir sürenin kaçırılması durumunda, o sürenin hiç kaçırılmamış gibi kabul edilmesini sağlayan bir kurumdur ve kararın içeriğindeki bir hatanın düzeltilmesiyle ilgisi yoktur.
Önemli Nokta 3: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) düzenlenen basit yargılama usulü, adından da anlaşılacağı üzere, yargılamayı hızlandırmayı ve basitleştirmeyi amaçlar. Bu usulün en temel özelliklerinden biri, dilekçeler teatisi aşamasının sınırlı tutulmasıdır. Yazılı yargılama usulünde taraflar dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap olmak üzere toplam dört dilekçe sunabilirken, basit yargılama usulünde bu durum farklıdır. HMK m. 317 uyarınca, taraflar yalnızca dava ve cevap dilekçesi sunabilirler. Cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçeleri verilemez. Bu kural, iddia ve savunmanın en başta toplanmasını (teksif ilkesi) ve yargılamanın uzamasının engellenmesini hedefler. Dolayısıyla doğru seçenek, bu temel farkı ve kuralı ifade eden C seçeneğidir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: A seçeneği, cevap süresinin uzatılamayacağını iddia ederek hatalıdır; zira kanun hâkime belirli koşullarda ek süre verme yetkisi tanımıştır. B seçeneği, basit yargılama usulünün doğasına aykırıdır; 'ön inceleme duruşması' terimi yazılı yargılamaya (HMK m. 140) özgüdür ve basit yargılamada tarafların talebiyle ek dilekçe hakkı tanınması gibi bir zorunluluk yoktur. D seçeneği, iddianın genişletilmesi yasağının başlangıcını yanlış belirtmektedir; bu yasak, dilekçeler teatisinin tamamlanmasıyla, yani cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar. E seçeneği ise usul kurallarının emredici niteliğini göz ardı etmektedir; taraflar anlaşarak kanunun öngördüğü yargılama usulünün temel yapısını değiştiremezler.
Önemli Nokta 4: Basit yargılama usulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) yargılamayı hızlandırmak amacıyla düzenlenmiş özel bir usuldür. Bu usulün en temel farklarından biri dilekçeler teatisi aşamasındadır. Yazılı yargılama usulünde tarafların dava, cevap, cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) olmak üzere dört dilekçe hakkı varken; basit yargılama usulünde bu süreç dava ve cevap dilekçeleri ile sınırlıdır. Bu durum, yargılamanın daha hızlı ilerlemesini sağlar. Dolayısıyla, D seçeneğindeki ifade doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
A seçeneği yanlıştır. HMK m. 320/3 uyarınca, tahkikatın kural olarak iki duruşmada tamamlanması esastır. Ancak maddenin devamında, “İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek... ikiden fazla duruşma yapabilir.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, iki duruşma kuralı mutlak değildir.
B seçeneği yanlıştır. Bu seçenekte belirtilen yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve soruşturmanın izne/talebe bağlı olması gibi durumlar, basit yargılama usulünün uygulanmayacağı haller olarak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 251. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu kısıtlamalar, ceza yargılamasına özgü olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen basit yargılama usulü için geçerli değildir. Bu, iki farklı kanundaki benzer isimli usullerin karıştırılmasına yönelik güçlü bir çeldiricidir.
C seçeneği yanlıştır. HMK m. 385/1 uyarınca, çekişmesiz yargı işlerinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulü uygulanır. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında “Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir.” denilmektedir. Re'sen araştırma ilkesi, çekişmesiz yargı işlerinin bir özelliğidir ve bu durum, basit yargılama usulüne tabi olan tüm çekişmeli davalar için de geçerli olduğu anlamına gelmez. Basit yargılama usulüne tabi çekişmeli davalarda kural olarak taraflarca getirilme ilkesi uygulanır.
E seçeneği yanlıştır. HMK m. 320/2'nin son cümlesi, “Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” şeklinde amir bir hüküm içermektedir. Bu hüküm gereğince hâkim, ön inceleme aşamasında tespit ettiği uyuşmazlık konularını içeren tutanağa bağlı olarak tahkikatı yürütmek zorundadır, bu tutanaktan bağımsız hareket edemez.
Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, mahkemenin nihai kararını duruşmada hazır bulunan taraflara sözlü olarak bildirmesi işlemine 'tefhim' denir. HMK m. 294/2'de 'Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.' hükmü yer almaktadır. Ayrıca, HMK m. 321/1'de de tahkikatın tamamlanmasından sonra mahkemenin kararını tefhim edeceği belirtilmiştir. Sorudaki olayda olduğu gibi, zorunlu hallerde sadece hüküm sonucunun (özetinin) tefhim edilmesi mümkündür. HMK m. 294/3'te 'Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.' denilerek bu usul açıklanmıştır. Bu durumda gerekçeli kararın, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde yazılması gerekir (HMK m. 294/4 ve m. 321/2).
Diğer seçeneklerin analizi:
A) Hükmün tebliği, yazılı kararın kanunda öngörülen usullere göre taraflara resmen ulaştırılmasıdır. Tefhimden farklı ve sonraki bir aşamadır.
B) Hükmün tebellüğü, tebliğ edilen evrakın ilgili tarafından alınması, yani tebliğ işleminde alıcı tarafın fiilidir. Mahkemenin yaptığı bir işlem değildir.
C) Hükmün alenen müzakeresi, HMK m. 295/1'de yer alan 'Hüküm, gizli müzakere edilerek hazırlanır ve alenen tefhim olunur.' hükmü ile çelişir. Müzakere gizli, tefhim ise alenidir.
E) Hükmün gerekçelendirilmesi, kararın tefhiminden sonra, mahkemenin ulaştığı sonucu hangi hukuki ve fiili sebeplere dayandırdığını yazdığı aşamadır ve tefhim işleminden farklıdır.