Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Soruda tanımlanan hukuki durum, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 382. maddesinde düzenlenen çekişmesiz yargı kavramına ilişkindir. HMK m. 382/1'e göre çekişmesiz yargı; ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı veya hâkimin re'sen harekete geçtiği hâllerde hukukun mahkemelerce uygulanmasıdır. Soruda verilen örneklerden olan vasi atanması, HMK m. 382/2-b-19 uyarınca "vesayet işleri" kapsamında; kişisel durum sicilindeki kaydın düzeltilmesi ise HMK m. 382/2-a-5 uyarınca açıkça çekişmesiz yargı işi olarak sayılmıştır. Bu işlerin hukuki niteliği "çekişmesiz yargı"dır. Görevli mahkemenin tespiti için ise HMK m. 383'e başvurulmalıdır. Bu maddeye göre, "Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir." Dolayısıyla, bu tür işlerde genel görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Aile Mahkemesi seçeneği, vesayet işlerinin aile hukukuna yakın bir alan olmasından dolayı güçlü bir çeldiricidir; ancak kanun, vesayet makamı olarak Sulh Hukuk Mahkemesini görevlendirmiştir. "Basit yargılama usulü" ise bir yargılama türü değil, bir yargılama usulüdür ve HMK m. 316/1-a uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine giren işlerde bu usulün uygulanması, işin hukuki niteliğini değiştirmez.
Önemli Nokta 2: Doğru seçenek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 390. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemeyi doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Anılan fıkra, “Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uyarınca, ihtiyati tedbir gibi acele ve geçici nitelikteki bir hukuki koruma için tam ispat aranmaz. Talep edenin, davanın esası yönünden haklı olduğuna dair mahkemede kuvvetli bir kanaat uyandırması, yani iddiasını yaklaşık olarak ispat etmesi yeterlidir. Somut olayda (Y) A.Ş.'nin, haksız rekabetin varlığına ilişkin delilleri sunarak iddiasını yaklaşık olarak ispatlaması, tedbir kararı verilmesi için gerekli ve yeterli koşulu oluşturur.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır:
* İkinci seçenek yanlıştır. İhtiyati tedbir (HMK m. 389 vd.) ile ihtiyati haciz (İİK m. 257 vd.) farklı amaçlara hizmet eden iki ayrı geçici hukuki koruma türüdür. İhtiyati haciz, kural olarak para alacaklarının güvence altına alınmasına hizmet eder. İhtiyati tedbir ise para dışındaki haklara ilişkin uyuşmazlıklarda veya bir şeyin yapılmasına/yapılmamasına yönelik taleplerde mevcut durumu korumayı amaçlar. Olayda (Y) A.Ş.'nin öncelikli talebi, haksız rekabet teşkil eden fiilin (parfümlerin ithal edilip piyasaya sürülmesinin) durdurulmasıdır. Bu talep, bir para alacağı olmadığından, başvurulması gereken doğru yol ihtiyati tedbirdir. Tazminat talebinin de olması, men talebi için ihtiyati tedbire başvurulmasına engel teşkil etmez.
* Üçüncü seçenek yanlıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 61. maddesinin 2. fıkrası, hak sahibine, ithalat veya ihracat sırasında gümrük idareleri tarafından mallara ihtiyati tedbir niteliğinde el konulmasını talep etme hakkı tanımaktadır. Ancak bu, mahkemeye başvurma hakkını ortadan kaldıran münhasır bir yol değildir. Aynı maddenin 1. fıkrası, dava açma hakkını haiz kimsenin talebi üzerine mahkemenin, HMK'nın ihtiyati tedbir hükümlerine göre karar verebileceğini açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla, gümrük idaresine başvuru, mahkemeye başvurmaya alternatif ve ek bir imkân olup, mahkemeye başvurmak için bir ön şart değildir.
* Dördüncü seçenek yanlıştır. HMK m. 389/1, ihtiyati tedbir kararı verilebilecek halleri sayarken alternatifli bir yapı kurmuştur. Maddede, “...hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde...” tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu ifadelerdeki “ya da” ve “veya” bağlaçları, sayılan şartlardan herhangi birinin gerçekleşmesinin tedbir kararı için yeterli olduğunu gösterir. Seçenekteki iddia, bu alternatifli yapıyı göz ardı ederek sanki yalnızca hakkın imkânsızlaşması riskinin arandığı gibi hatalı bir yorum yapmaktadır.
* Beşinci seçenek yanlıştır. HMK m. 390/1'e göre, ihtiyati tedbir dava açılmadan önce “esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden” talep edilir. Haksız rekabet fiilleri, haksız fiil niteliğindedir ve bu tür davalarda yetkili mahkeme, genel yetki kuralı uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesi olabileceği gibi, özel yetki kuralı gereğince haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de olabilir. Dolayısıyla (Y) A.Ş., yalnızca davalının merkezinin bulunduğu yer mahkemesine değil, aynı zamanda haksız rekabet teşkil eden ithalat ve piyasaya sürme tehlikesinin bulunduğu yer (örneğin gümrüğün bulunduğu yer) mahkemesine de başvurabilir.
Önemli Nokta 3: Soruda açıklanan durum, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 400. maddesinde düzenlenen 'delil tespiti' müessesesine karşılık gelmektedir. HMK m. 400/1'e göre, 'Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.' Maddenin ikinci fıkrası ise hukuki yarar şartını düzenlemiş ve 'delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır' hükmünü getirmiştir. Olayda (A) gemisi donatanı, ileride açacağı bir dava için, onarım sebebiyle kaybolma tehlikesi altında olan delillerin (gemi hasarının) tespitini istemektedir. Bu durum, HMK m. 400'deki tanıma ve hukuki yarar şartına tam olarak uymaktadır. Nitekim 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1292. maddesi de çatma özelinde dava öncesi delil tespiti yapılabileceğini açıkça düzenlemektedir.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri:
- **Keşif:** HMK m. 288'de düzenlenmiş olup, bir delili elde etme yöntemidir. Delil tespiti talebi üzerine yapılacak işlem keşif olabilir; ancak soruda talep edilen hukuki müessesenin adı sorulmaktadır ki bu 'delil tespiti'dir. Keşif, delil tespitinin icra edilme biçimlerinden biridir.
- **İhtiyati tedbir:** Davanın sonucunun güvence altına alınması için geçici bir hukuki koruma yöntemidir. Amacı delil korumak değil, dava konusu hakkın elde edilmesini temin etmektir.
- **Tespit davası:** Bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesi amacıyla açılan bir dava türüdür. Delil tespiti gibi geçici bir hukuki koruma değildir ve maddi bir vakıanın tespiti için değil, bir hukuki ilişkinin tespiti için açılır.
- **Deniz raporu alınması:** TTK m. 1100 vd. hükümlerinde düzenlenen, kaptanın yolculuk sırasında meydana gelen olayları mahkeme veya konsolosluğa bildirmesiyle tutulan bir tutanaktır. Bu, delil tespiti niteliği taşısa da HMK anlamında taraflardan birinin ileride açacağı davaya yönelik, delillerin kaybolmasını önleme amacıyla başvurduğu genel bir geçici hukuki koruma olan delil tespiti müessesesinden farklı ve daha özel bir durumdur. Donatanın HMK'ya göre başvuracağı genel usul delil tespitidir.
Önemli Nokta 4: Somut olayda, (B)'nin eşi (A) hakkında gaiplik kararı verilmesini talep etmesi, bir çekişmesiz yargı işidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 382. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde “Gaiplik kararı” açıkça kişiler hukukundaki çekişmesiz yargı işleri arasında sayılmıştır. HMK m. 385/1 uyarınca, “Çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır.” Bu hüküm uyarınca gaiplik talebinin incelenmesinde basit yargılama usulü uygulanacaktır. Dolayısıyla C seçeneği doğrudur. Diğer seçeneklerin incelenmesinde; A seçeneği yanlıştır çünkü çekişmesiz yargı kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler. B ve E seçenekleri yanlıştır çünkü HMK m. 385/2'ye göre “Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir.” Bu ilke uyarınca hâkim, tarafların getirdiği delillerle bağlı olmadığı gibi taleple de bağlı değildir. D seçeneği ise HMK m. 385/1 hükmüne açıkça aykırı olduğundan yanlıştır.
Önemli Nokta 5: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, henüz dava açılmamış olan hâllerde delil tespiti talebinin hangi mahkemeye yapılacağı ve giderlerin nasıl karşılanacağı özel hükümlerle düzenlenmiştir.
1. **Yetkili Mahkeme:** HMK m. 401/1'e göre, dava açılmadan önce delil tespiti iki farklı mahkemeden istenebilir:
a) Esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkeme: Olayda, sözleşmenin ifa yeri ve taşınmazın bulunduğu yer Konya olduğundan, esas davaya bakacak olan mahkeme Konya'daki görevli mahkemedir. Dolayısıyla bu mahkeme yetkilidir.
b) Üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesi: Olayda, üzerinde keşif yapılacak olan inşaat Konya'da bulunduğundan, Konya sulh hukuk mahkemesi de delil tespiti için yetkilidir. Bu, talep edene tanınmış bir seçimlik haktır.
2. **Tespit Giderleri:** HMK m. 402/2 uyarınca, "Mahkeme tarafından belirlenen tespit giderleri avans olarak ödenmedikçe sonraki işlemler yapılmaz." Bu hüküm gereğince, delil tespiti talebinde bulunan tarafın (olayda M), mahkemenin belirleyeceği giderleri peşin olarak (avans) yatırması zorunludur.
Bu çerçevede, B seçeneği hem yetkili mahkemeye ilişkin seçimlik hakkı hem de giderlerin avans olarak yatırılması zorunluluğunu doğru bir şekilde ifade etmektedir.
Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri:
- A seçeneği, yetkiyi yanlış belirlemiş ve giderlerin ödenme zamanını hatalı belirtmiştir.
- C seçeneği, Konya sulh hukuk mahkemesini 'münhasıran' yetkili kılarak esas davaya bakacak mahkemenin yetkisini göz ardı etmekte ve giderlerin karşı tarafa yükletilebileceğini belirterek HMK m. 402/2'ye aykırı bir durum ifade etmektedir.
- D seçeneği, kanunda yer almayan bir yetki kuralı (taraflardan birinin yerleşim yeri) ileri sürmekte ve giderlerin tespit sonrasında ödeneceğini belirterek HMK m. 402/2'ye aykırı düşmektedir.
- E seçeneği, Konya'daki mahkemenin yetkisini 'yalnızca' diyerek sınırlamakta ve sulh hukuk mahkemesinin seçimlik yetkisini yok saymaktadır. Cümlenin ikinci kısmı usule ilişkin doğru bir bilgi içerse de (HMK m. 402/3), yetki kuralını hatalı belirttiği için seçenek bütünüyle yanlıştır.