Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Sorunun çözümünde 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin emredici normlara (jus cogens) ilişkin hükümleri esas alınmalıdır.
Sözleşme'nin 53. maddesi, "Bir andlaşma yapılması sırasında milletlerarası genel hukukun emredici bir normu ile çatışıyorsa batıldır." hükmünü amirdir. Sorudaki olayda, antlaşma akdedildiği sırada mevcut olan bir emredici normla çatışmaktadır. Bu nedenle antlaşma başlangıcından itibaren geçersizdir, yani batıldır.
Bu butlanın sonuçları ise Sözleşme'nin 71. maddesinin 1. fıkrasında özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, 53. madde uyarınca batıl olan bir antlaşma durumunda taraflar; (a) emredici norm ile çatışan herhangi bir hükme güvenerek icra edilen herhangi bir işlemin sonuçlarını mümkün olduğu ölçüde bertaraf etmekle ve (b) karşılıklı ilişkilerini emredici norma uygun hale getirmekle yükümlüdür. Dolayısıyla, doğru cevap antlaşmanın bütünüyle batıl olduğunu ve tarafların geçmişe dönük olarak sonuçları ortadan kaldırma yükümlülüğünü bir arada ifade eden seçenektir.
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğuna gelince:
- A seçeneği, Sözleşme'nin 64. maddesinde düzenlenen "yeni bir emredici normun ortaya çıkması" durumunun sonuçlarını açıklamaktadır. Oysa sorudaki olay, antlaşmanın yapıldığı sırada zaten var olan bir norma aykırılık halini (Madde 53) konu almaktadır. Madde 64'e göre antlaşma geleceğe yönelik olarak (ex nunc) sona ererken, Madde 53'e göre geçmişe etkili (ex tunc) olarak batıldır.
- C seçeneği, antlaşmanın bölünebilirliği ilkesini öne sürmektedir. Ancak emredici normlara aykırılık, antlaşmanın bütününü sakatlayan mutlak butlan sebebidir ve bu durumda antlaşmanın bölünebilirliği kuralı uygulanmaz.
- D seçeneği, Sözleşme'nin 69. maddesindeki genel geçersizlik sonuçlarından birini ifade etmektedir. Ancak 71. madde, emredici normlara aykırılık halinde uygulanacak özel ve daha ağırlaştırılmış sonuçları düzenlediğinden, iyi niyetle yapılan işlemlerin geçerliliğini koruyacağı yönündeki genel kural burada uygulanmaz.
- E seçeneği, Sözleşme'nin 43. maddesine aykırıdır. Bu maddeye göre bir antlaşmanın geçersizliği, tarafların o antlaşmadan bağımsız olarak milletlerarası hukuk gereğince tabi oldukları yükümlülükleri hiçbir şekilde etkilemez.
Önemli Nokta 2: Sorunun doğru cevabı, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 73. maddesine dayanmaktadır. Bu madde, 'Bu Sözleşmenin hükümleri bir andlaşma ile ilgili olarak Devletlerin halefiyeti veya bir Devletin milletlerarası sorumluluğu veya Devletler arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir soruna halel getirmeyecektir.' hükmünü amirdir. Bu hüküm, Sözleşme'nin bilinçli olarak bu üç özel alanı kendi düzenleme kapsamı dışında bıraktığını ve bu konuların uluslararası hukukun diğer dalları (örneğin uluslararası teamül hukuku) tarafından yönetileceğini kabul ettiğini göstermektedir. Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri ise şöyledir:
A seçeneği: 42. madde, bir andlaşmanın geçerliliğine veya yürürlükte kalmasına hangi kurallar çerçevesinde itiraz edileceğini belirleyen genel bir kuraldır. Ancak 73. madde, bu genel kurala rağmen üç özel konunun (halefiyet, sorumluluk, muhasamat) Sözleşme'nin kapsamına girmediğini belirterek özel bir istisna ve kapsam sınırlaması getirmektedir.
B seçeneği: 30. madde, aynı tarafların aynı konuda yaptıkları ve birbiriyle çelişen ardıl andlaşmaların nasıl uygulanacağını düzenler. Devlet halefiyeti ise bir devletin yerini başka bir devletin alması durumudur ve tamamen farklı hukuki ilkelere tabidir. Bu iki durumun birbiriyle ilgisi yoktur.
C seçeneği: 69. madde, bir andlaşmanın geçersizliğinin (örneğin hile, hata, zorlama gibi sebeplerle) sonuçlarını düzenler. Devletin uluslararası sorumluluğu ise genellikle bir andlaşmanın ihlali gibi hukuka aykırı bir fiilden doğar ve bu durum andlaşmanın kendiliğinden geçersiz hale gelmesi sonucunu doğurmaz. Sorumluluk hukuku ve andlaşmanın geçersizliği farklı hukuki rejimlerdir.
E seçeneği: 70. madde, bir andlaşmanın usulüne uygun olarak *sona erdirilmesinin* sonuçlarını düzenler. Muhasamatın çıkmasının andlaşmalar üzerindeki etkisi ise 73. madde uyarınca bu Sözleşme'nin kapsamı dışındadır ve uluslararası hukukun farklı kurallarına göre belirlenir. Muhasamat, bir andlaşmanın otomatik olarak sona ermesine neden olmaz; etkisi andlaşmanın türüne ve niteliğine göre değişebilir.
Önemli Nokta 3: Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) uyuşmazlıkları çözerken uygulayacağı hukuk kaynakları, Divan Statüsü'nün 38. maddesinde sayılmıştır. Bu madde, asli ve yardımcı kaynaklar arasında bir ayrım yapmaktadır.
1. **Asli Hukuk Kaynakları:** Bunlar, doğrudan uluslararası hukuk kuralı yaratan kaynaklardır. Madde 38/1'e göre bunlar:
* **(a) Uluslararası Antlaşmalar:** Uyuşmazlığın taraflarınca kabul edilmiş kurallar koyan metinlerdir.
* **(b) Uluslararası Teamül:** Hukuk kuralı olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı niteliğindedir.
* **(c) Genel Hukuk İlkeleri:** Medeni milletlerce kabul edilen temel hukuk prensipleridir.
Bu nedenle A, B ve D seçeneklerinde belirtilen kaynaklar asli kaynaklardır.
2. **Yardımcı Hukuk Kaynakları (Yardımcı Vasıtalar):** Madde 38/1(d), "hukuk kaidelerinin tâyininde yardımcı vasıta olarak muhtelif milletlerin adli kararları ile en yetkili müelliflerinin doktrinlerini" saymıştır. Bu hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, adli kararlar (içtihat) ve doktrin (öğreti), yeni bir hukuk kuralı yaratmaz; yalnızca mevcut asli kaynaklardan doğan kuralların yorumlanmasında ve tespit edilmesinde Divan'a yardımcı olan araçlardır. Bu nedenle E seçeneği, asli bir hukuk kaynağı değildir.
Çeldirici olan C seçeneğindeki 'hak ve nısfet (ex aequo et bono)' ise Statü'nün 38. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu bir hukuk kaynağı değil, tarafların mutabakatı ile Divan'a tanınan, mevcut hukuk kurallarını bir kenara bırakarak adalet ve hakkaniyete göre karar verme yetkisidir. Dolayısıyla, bir hukuk kaynağı kategorisinde dahi yer almaz, özel bir karar verme usulüdür.
Önemli Nokta 4: Uluslararası teamül hukuku, uluslararası hukukun asli kaynaklarından biridir ve iki temel unsurdan oluşur: maddi unsur (usus) ve manevi unsur (opinio juris). Maddi unsur, devletlerin belirli bir konuda sürekli, genel ve yeknesak bir pratiğe sahip olmasını ifade ederken; manevi unsur, devletlerin bu pratiği bir hukuk kuralına uyma zorunluluğu hissiyle gerçekleştirdiklerine dair inançlarıdır.
I numaralı öncül yanlıştır. Uluslararası teamül kuralları genel olarak tüm devletleri bağlar. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası "ısrarlı itirazcı" (persistent objector) doktrinidir. Bir teamül kuralının oluşum sürecinde, bir devlet bu kurala en başından beri sürekli ve açıkça itiraz etmişse, o kural oluştuğunda itirazcı devleti bağlamaz. Bu nedenle teamül hukukunun tüm devletleri istisnasız bağladığı söylenemez.
II numaralı öncül doğrudur. Bu ifade, teamül hukukunun maddi unsuru olan 'usus'u (devlet uygulaması) tarif etmektedir. Bir kuralın teamül haline gelebilmesi için devletlerin o yönde genel, tutarlı ve zamanla yerleşmiş bir uygulamasının bulunması gerekir.
III numaralı öncül yanlıştır. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesi, uluslararası hukukun kaynaklarını sayarken uluslararası teamülü (yapılageliş), uluslararası antlaşmalarla birlikte "asli kaynaklar" arasında saymıştır. Aynı maddenin devamında belirtilen "yardımcı (tali) kaynaklar" ise mahkeme kararları ve en yetkin hukukçuların doktrinleridir. Dolayısıyla teamül hukuku bir yardımcı kaynak değil, asli bir kaynaktır.
Bu açıklamalar ışığında, sadece II numaralı öncül doğrudur.
Önemli Nokta 5: Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) önüne gelen uyuşmazlıklarda uygulayacağı hukuk kaynakları, Divan Statüsü'nün 38. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddenin analizi, sorunun doğru çözümünü ortaya koymaktadır.
UAD Statüsü Madde 38/1, Divan'ın uygulayacağı kaynakları şu şekilde sıralar:
a) Uluslararası andlaşmalar,
b) Uluslararası teamül,
c) Medeni milletlerce kabul edilen genel hukuk prensipleri,
d) Hukuk kaidelerinin tayininde yardımcı vasıta olarak adli kararlar ve en yetkili müelliflerin doktrinleri.
Madde metninde bu kaynaklar arasında açık bir hiyerarşi kurulmamıştır. Özellikle (a) bendi (andlaşmalar) ve (b) bendi (teamül) arasında bir astlık-üstlük ilişkisi öngörülmemiştir. Her ikisi de uluslararası hukukun asli kaynağıdır ve eşit hukuksal değere sahiptir. Bu iki kaynak arasında bir çelişki olması durumunda, hukukta genel kabul görmüş yorum ilkeleri olan 'sonraki kanun önceki kanunu ilga eder' (lex posterior derogat legi priori) veya 'özel kural genel kurala önceliklidir' (lex specialis derogat legi generali) gibi ilkelere başvurularak uyuşmazlık çözülür. Bu nedenle, E seçeneğindeki ifade doğrudur.
Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şu şekildedir:
- A seçeneği, andlaşmalar ile teamül arasında bir hiyerarşi olduğunu iddia etmektedir. Statü'nün 38. maddesi böyle bir sıralama veya hiyerarşi öngörmediğinden bu ifade yanlıştır.
- B seçeneği, hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) kurallarına göre karar vermenin Divan'ın genel takdir yetkisinde olduğunu belirtmektedir. Ancak, Madde 38/2, Divan'ın bu yetkiyi kullanabilmesini açıkça 'taraflar mutabık iseler' şartına bağlamıştır. Dolayısıyla tarafların rızası olmaksızın bu yola başvurulamaz. Bu nedenle ifade yanlıştır.
- C seçeneği, hukukun genel ilkelerini 'tali nitelikteki yardımcı kaynaklar' olarak tanımlamaktadır. Oysa Madde 38/1(c) uyarınca genel hukuk prensipleri, andlaşmalar ve teamül gibi asli bir kaynaktır. Yardımcı kaynaklar (d) bendinde ayrıca sayılmıştır. Bu nedenle ifade yanlıştır.
- D seçeneği, doktrin ve adli kararların asli kaynaklarla eşdeğer olduğunu iddia etmektedir. Ancak, Madde 38/1(d) bu ikisini 'hukuk kaidelerinin tâyininde yardımcı vasıta' olarak nitelendirerek onların asli değil, yardımcı (tali) kaynak olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu nedenle ifade yanlıştır.