10. Milletlerarası Usul Hukuku

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: 5718 sayılı MÖHUK'un 48. maddesinin 1. fıkrası, “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, yabancılık unsurunun tek başına teminat yükümlülüğü için yeterli olduğunu ve bunun bir kural olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Somut olayda A GmbH yabancı bir tüzel kişi olduğundan, kural olarak teminat gösterme yükümlülüğü altındadır. Diğer seçeneklerin analizi: A seçeneği yanlıştır; çünkü MÖHUK m. 48/2 uyarınca, mahkeme karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına göre davacıyı teminattan “muaf tutar”. Bu hüküm emredici nitelikte olup mahkemeye bir takdir hakkı tanımamaktadır. Karşılıklılık varsa, mahkeme muafiyet kararı vermek zorundadır. B seçeneği yanlıştır; her ne kadar Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 85. maddesinde davacının yurt içinde yeterli taşınmaz malının bulunması teminattan muafiyet sebebi olarak sayılmışsa da, bu durumun MÖHUK kapsamındaki yabancılar için re'sen ve mutlak bir muafiyet sebebi olduğu söylenemez. Bu, davacı tarafından ileri sürülmesi ve ispatlanması gereken bir durumdur; mahkemenin re'sen dikkate alma zorunluluğu yoktur. C seçeneği yanlıştır; çünkü MÖHUK m. 48, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 84'ten farklı ve özel bir teminat sebebidir. HMK m. 84'teki ödeme güçlüğü gibi ek şartlar, MÖHUK kapsamında yabancılardan teminat istenmesi için aranmaz. Davacının yabancı olması, teminat istenmesi için tek başına yeterlidir. E seçeneği yanlıştır; teminat gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olmayıp, davalı tarafın haklarını korumaya yönelik bir usul işlemidir. Bu nedenle, davalı tarafça ileri sürülmedikçe mahkeme bu durumu re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak teminata hükmetmez. Önemli Nokta 2: 5718 sayılı MÖHUK'un 58. maddesi, yabancı ilamların tanınması usulünü düzenler. Buna göre, yabancı bir mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, ilamın MÖHUK m. 54'te sayılan tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespit edilmesi gerekir. Ancak aynı madde, bu kurala önemli bir istisna getirmiştir: MÖHUK m. 54/1-a bendinde düzenlenen karşılıklılık (mütekabiliyet) şartı, tanıma davalarında aranmaz. Karşılıklılık, yani Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında anlaşma veya fiilî uygulama bulunması şartı, yalnızca yabancı ilamların icra kabiliyeti kazanmasını sağlayan tenfiz davaları için geçerlidir. Dolayısıyla C seçeneği doğrudur. Diğer seçeneklerin yanlışlık nedenleri şunlardır: A seçeneği yanlıştır, çünkü MÖHUK m. 58/1 uyarınca karşılıklılık şartı tanıma davalarında aranmaz. B seçeneği yanlıştır. MÖHUK m. 54/1-ç'de düzenlenen ve karşı tarafın usulüne uygun şekilde davet edilmesi ve savunma hakkına riayet edilmesi, adil yargılanma hakkının bir gereği olup Türk kamu düzeniyle yakından ilgilidir. Bu nedenle, ilamın niteliğine bakılmaksızın hem tanıma hem de tenfiz davalarında mahkemece re'sen gözetilir. D seçeneği yanlıştır. Tanıma kararı, yabancı ilama yalnızca kesin hüküm veya kesin delil gücü kazandırır, icra kabiliyeti vermez. Velayet gibi şahıs varlığına ilişkin olsa dahi, bir edim veya eylemi zorunlu kılan hükümlerin Türkiye'de icra edilebilmesi için mutlaka tenfiz kararı alınması gerekir. E seçeneği yanlıştır. MÖHUK m. 54/1-b, yabancı mahkemenin aşırı yetkisine (exorbitant jurisdiction) dayanarak karar vermesi durumunu bir tenfiz (ve dolayısıyla tanıma) engeli olarak düzenlemiştir. Buna göre, ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde yetki tanınmış ve davalı da bu duruma itiraz etmişse, tanıma/tenfiz talebi reddedilir. Bu durumun incelenemeyeceği iddiası hatalıdır. Önemli Nokta 3: Çözüm, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 44. maddesine dayanmaktadır. Bu madde, iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda milletlerarası yetkiyi özel olarak düzenler ve işçiyi koruyucu bir yaklaşım benimser. MÖHUK m. 44/1 şu şekildedir: "Bireysel iş sözleşmesinden veya iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda işçinin işini mutaden yaptığı işyerinin Türkiye’de bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. İşçinin, işverene karşı açtığı davalarda işverenin yerleşim yeri, işçinin yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemeleri de yetkilidir." Bu hükme göre, işçinin işverene karşı açacağı davalarda, işçiye seçimlik bir hak tanınmıştır. Somut olayda: 1. İşçinin işini mutaden yaptığı işyeri İzmir'dedir. Dolayısıyla İzmir mahkemeleri yetkilidir. 2. İşverenin Türkiye'deki şubesi (yerleşim yeri olarak kabul edilir) İzmir'dedir. Bu da İzmir mahkemelerini yetkili kılar. 3. İşçinin yerleşim yeri Ankara'dadır. Bu nedenle Ankara mahkemeleri de yetkilidir. Bu durumda işçi B, davasını hem işini mutaden yaptığı yer olan İzmir'de hem de kendi yerleşim yeri olan Ankara'da açma hakkına sahiptir. Dolayısıyla doğru cevap, bu seçim hakkını ifade eden seçenektir. Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri: - Bir seçenek, MÖHUK m. 27'de düzenlenen "uygulanacak hukuk" kuralını "yetkili mahkeme" kuralı ile karıştırmaktadır. İşin birden fazla ülkede yapılması, yetkili mahkemeyi değil, uygulanacak hukuku belirleyen bir kriterdir. - Diğer seçenekler ise MÖHUK m. 44'ün işçiye tanıdığı seçimlik yetkiyi göz ardı ederek, yetkiyi tek bir mahkemeyle sınırlamakta veya hiyerarşik bir yetki kuralı ihdas etmektedir ki bu kanuna aykırıdır. - MÖHUK'ta özel bir yetki kuralı (m. 44) varken, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki genel yetki kuralına (m. 9) gidilmesi, 'özel kanun-genel kanun' ilişkisi gereği hatalıdır. Önemli Nokta 4: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), yabancı mahkeme kararlarının tenfizi ile yabancı hakem kararlarının tenfizini farklı rejimlere tabi tutmuştur. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde aranan şartlardan biri olan karşılıklılık (mütekabiliyet), MÖHUK m. 54/1-a'da düzenlenmiştir. Ancak, yabancı hakem kararlarının tenfizinin reddi sebepleri, MÖHUK m. 62'de tahdidi (sınırlı sayıda) olarak sayılmıştır ve bu sebepler arasında karşılıklılık şartı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kararın verildiği ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık olmaması, yabancı hakem kararının tenfizine engel teşkil etmez. Diğer seçenekler ise MÖHUK m. 62'de açıkça belirtilen tenfiz ret sebepleridir: - A seçeneği: MÖHUK m. 62/1-g'ye göre ret sebebidir (Hakem kararının, hakem sözleşmesinde... yer almayan bir hususa ilişkin olması veya... sınırlarını aşıyor ise). - B seçeneği: MÖHUK m. 62/1-d'ye göre ret sebebidir (Hakem seçiminden usulen haberdar edilmemiş yahut iddia ve savunma imkânından yoksun bırakılmış ise). - D seçeneği: MÖHUK m. 62/1-b'ye göre ret sebebidir (Hakem kararı genel ahlâka veya kamu düzenine aykırı ise). - E seçeneği: MÖHUK m. 62/1-h'ye göre ret sebebidir (Hakem kararı... kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış... ise). Önemli Nokta 5: Somut olayda, yabancılık unsuru taşıyan bir sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık söz konusudur ve Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi 5718 sayılı MÖHUK hükümlerine göre belirlenmelidir. MÖHUK m. 46/1 şu şekildedir: "Sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, sigortacının esas işyeri veya sigorta sözleşmesini yapan şubesinin ya da acentasının Türkiye’de bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Ancak sigorta ettirene, sigortalıya veya lehdara karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, onların Türkiye’deki yerleşim yeri veya mutad meskeni mahkemesidir." Olayda, zarar gören (B) lehtar sıfatıyla sigortacı (S)'ye karşı dava açmaktadır. Bu durumda MÖHUK m. 46/1'in ilk cümlesi uygulanır. Buna göre, sigortacının esas işyeri (Almanya) veya sözleşmeyi yapan şubesinin Türkiye'de bulunduğu yer (İstanbul) mahkemesi yetkilidir. Dolayısıyla, dava İstanbul mahkemelerinde açılabilir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: - A seçeneği yanlıştır. MÖHUK m. 47/2, 46. maddede belirlenen mahkemelerin yetkisinin tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Bu hüküm, sigortalı veya lehtar gibi zayıf tarafı korumak amacıyla getirilmiş emredici bir kuraldır. Bu nedenle sözleşmedeki yetki şartı geçersizdir. - B seçeneği yanlıştır. 6100 sayılı HMK m. 15'teki rizikonun gerçekleştiği yer mahkemesinin yetkisi, yabancılık unsuru taşımayan, iç hukuka tabi uyuşmazlıklar için geçerlidir. Yabancılık unsuru taşıyan bu uyuşmazlıkta öncelikle MÖHUK'taki özel yetki kuralları uygulanır. - C seçeneği yanlıştır. MÖHUK m. 46/1'in ikinci cümlesi, davanın sigorta ettiren, sigortalı veya lehdara *karşı* açılması, yani onların davalı olması durumunda uygulanacak bir kuraldır. Olayda ise lehtar (B) davacı konumundadır. - D seçeneği yanlıştır. MÖHUK m. 46/1, sigortacının Türkiye'de sözleşmeyi yapan bir şubesi olması halinde bu şubenin bulunduğu yer mahkemesini açıkça yetkili kılmıştır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Almanya'da kurulu A GmbH, sözleşmeden doğan bir alacak iddiasıyla İstanbul'da mukim B A.Ş. aleyhine Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmıştır. B A.Ş. vekili, davacı A GmbH'nin yabancı bir tüzel kişi olması sebebiyle yargılama giderlerini karşılamak üzere teminat göstermesini talep etmiştir. Bu durumda, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca teminat yükümlülüğüne (cautio judicatum solvi) ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Mahkeme, Türkiye ile Almanya arasında mütekabiliyet (karşılıklılık) bulunduğunu tespit etse dahi, davanın karmaşıklığını ve B A.Ş. için oluşabilecek potansiyel zararı göz önünde bulundurarak takdir hakkı kapsamında A GmbH'nin teminat göstermesine karar verebilir.
B)Davacı A GmbH'nin Türkiye'de, dava değerini karşılamaya yeterli ve haczi kabil bir taşınmaz malının bulunması, MÖHUK m. 48'deki teminat yükümlülüğünü mahkemenin re'sen dikkate alması gereken mutlak bir muafiyet hali teşkil eder.
C)A GmbH'nin teminat gösterme yükümlülüğünün doğması için, yabancı olmasının yanı sıra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda sayılan ödeme güçlüğü içinde bulunduğuna dair emarelerin de (iflas, konkordato vb.) B A.Ş. tarafından ispat edilmesi gerekir.
D)Davacı A GmbH, yabancı bir tüzel kişi olarak, kural gereği yargılama ve takip giderleriyle karşı taraf B A.Ş.'nin muhtemel zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği bir teminatı göstermekle yükümlüdür.
E)B A.Ş. tarafından bir talep ileri sürülmese dahi, mahkeme davacının yabancı olduğunu tespit ettiği anda, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle teminat gösterilmesi gerektiğine re'sen karar vermek zorundadır.

Çözüm

5718 sayılı MÖHUK'un 48. maddesinin 1. fıkrası, “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, yabancılık unsurunun tek başına teminat yükümlülüğü için yeterli olduğunu ve bunun bir kural olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Somut olayda A GmbH yabancı bir tüzel kişi olduğundan, kural olarak teminat gösterme yükümlülüğü altındadır. Diğer seçeneklerin analizi: A seçeneği yanlıştır; çünkü MÖHUK m. 48/2 uyarınca, mahkeme karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına göre davacıyı teminattan “muaf tutar”. Bu hüküm emredici nitelikte olup mahkemeye bir takdir hakkı tanımamaktadır. Karşılıklılık varsa, mahkeme muafiyet kararı vermek zorundadır. B seçeneği yanlıştır; her ne kadar Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 85. maddesinde davacının yurt içinde yeterli taşınmaz malının bulunması teminattan muafiyet sebebi olarak sayılmışsa da, bu durumun MÖHUK kapsamındaki yabancılar için re'sen ve mutlak bir muafiyet sebebi olduğu söylenemez. Bu, davacı tarafından ileri sürülmesi ve ispatlanması gereken bir durumdur; mahkemenin re'sen dikkate alma zorunluluğu yoktur. C seçeneği yanlıştır; çünkü MÖHUK m. 48, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 84'ten farklı ve özel bir teminat sebebidir. HMK m. 84'teki ödeme güçlüğü gibi ek şartlar, MÖHUK kapsamında yabancılardan teminat istenmesi için aranmaz. Davacının yabancı olması, teminat istenmesi için tek başına yeterlidir. E seçeneği yanlıştır; teminat gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olmayıp, davalı tarafın haklarını korumaya yönelik bir usul işlemidir. Bu nedenle, davalı tarafça ileri sürülmedikçe mahkeme bu durumu re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak teminata hükmetmez.

Soru 2

Almanya'da müşterek mutad meskene sahip olan Türk vatandaşı (A) ile Alman vatandaşı (B), Münih Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile boşanmışlardır. Kararda, tarafların boşanmalarına, müşterek çocuklarının velayetinin (A)'ya verilmesine ve (B)'nin (A)'ya iştirak nafakası ödemesine hükmedilmiştir. (A), söz konusu kararın Türkiye'de hukuki sonuç doğurmasını temin etmek amacıyla tanınması ve tenfizi için ayrı ayrı davalar açmayı düşünmektedir. Bu kapsamda, yalnızca boşanma hükmünün Türkiye'de kesin hüküm teşkil etmesi amacıyla açılacak tanıma davası bakımından, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca yapılacak incelemeye ilişkin aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi isabetlidir?

Soru 3

Merkezi Almanya'da bulunan A Şirketinin İzmir'deki şubesinde proje müdürü olarak çalışan Türk vatandaşı B, görevi gereği sık sık yurt dışı seyahatlerine çıksa da işini mutad olarak İzmir'den yürütmektedir. B'nin Türkiye'deki yerleşim yeri ise Ankara'dadır. B, iş sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak talebiyle A Şirketine karşı dava açmak istemektedir. Bu durumda, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'a göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.