Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Sorunun çözümü, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) ilgili hükümlerine dayanmaktadır. Anlaşmazlık, sahilleri bitişik iki devlet arasında karasularının sınırlandırılmasına ilişkindir.
BMDHS Madde 15, "Sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletler arasında karasularının sınırlandırılması" konusunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre, taraflar arasında aksine bir anlaşma bulunmadığı takdirde uygulanacak temel kural "eşit uzaklık/orta hat" ilkesidir. Madde, "...bu devletlerden ne birinin ne de diğerinin kendi karasularını, bütün noktaları bu iki devletin herbirinin karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatların en yakın noktalarından eşit uzaklıkta bulunan orta hattın ötesine uzatmaya hakkı yoktur" demektedir. Ancak madde, bu kuralın "tarihi hakların veya diğer özel durumların varlığı nedeniyle, her iki devletin karasularının başka şekilde sınırlandırılmasının gerekli olduğu durumlarda uygulanmayacağını" da belirtir. Dolayısıyla, ana kural eşit uzaklık ilkesidir ve bu kuralın uygulanmaması için istisnai durumların varlığı gerekir. Soruda A Devleti'nin düz esas hatlar kullanması bir "özel durum" olarak değerlendirilebilse de, bu durum eşit uzaklık ilkesini doğrudan ortadan kaldırıp yerine hakkaniyet ilkesini geçirmez. Ana kural geçerliliğini korur. Bu nedenle B seçeneği doğrudur.
A seçeneği, BMDHS'nin Madde 74 (münhasır ekonomik bölge) ve Madde 83 (kıta sahanlığı) hükümlerinde yer alan sınırlandırma yöntemini açıklamaktadır. Bu maddeler, sınırlandırmanın "hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak" amacıyla yapılmasını ve anlaşmaya kadar "geçici düzenlemelere" başvurulmasını öngörür. Bu kurallar karasuları için değil, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge için geçerlidir.
C seçeneği, BMDHS Madde 7'de düzenlenen düz esas hat çizme yönteminin koşullarını (sahilin genel yönünden sapmama, ekonomik çıkarlar) bir sınırlandırma kuralı gibi sunarak yanıltıcıdır. Bunlar sınırlandırma değil, bir devletin kendi esas hattını belirleme kriterleridir.
D seçeneği, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasında kullanılan hakkaniyet ilkeleri ve ilgili faktörler (coğrafi konfigürasyon, orantısallık) yaklaşımını yansıtmaktadır ve karasularının sınırlandırılması için geçerli temel kural değildir.
E seçeneği, "özel durumların" varlığını mutlak bir hakkaniyet uygulama sebebi olarak sunmakta ve Madde 15'teki "eşit uzaklık" ana kuralını göz ardı etmektedir. Bu, maddenin öngördüğü kural-istisna ilişkisinin yanlış yorumlanmasıdır.
Önemli Nokta 2: Çözüm, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin deniz haydutluğuna ilişkin maddelerinin bütüncül bir şekilde yorumlanmasına dayanmaktadır.
1. **Fiilin Niteliği:** Olayda, mürettebatı isyan etmiş bir devlet gemisi tarafından açık denizde, kişisel amaçlarla başka bir gemiye karşı yasa dışı şiddet ve yağma fiili işlenmiştir. BMDHS Madde 101'de deniz haydutluğu, kural olarak 'özel bir gemi' tarafından işlenen fiiller olarak tanımlanmıştır. Ancak Madde 102, 'Mürettebatının isyan ederek denetimini ele geçirdiği bir savaş gemisi, bir devlet gemisi veya bir devlet uçağı tarafından işlenen 101. maddede tanımlanmış deniz haydutluğu fiilleri, özel bir gemi veya uçak tarafından işlenen fiillerle bir tutulur.' hükmünü amirdir. Bu nedenle, 'Explorer' gemisinin eylemleri hukuken deniz haydutluğu olarak nitelendirilir.
2. **El Koyma Yetkisi (Evrensel Yetki):** Deniz haydutluğu, tüm devletlerin ortak menfaatini ihlal eden ve faillerinin 'insanlığın düşmanı' (hostis humani generis) sayıldığı bir suçtur. Bu sebeple evrensel yetki ilkesine tabidir. BMDHS Madde 105, 'Her devlet açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan her hangi bir yerde, deniz haydudu bir gemiye... el koyabilir ve bu gemide... bulunan kişileri yakalayabilir' hükmüyle bu ilkeyi açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla, bayrak devletine bakılmaksızın her devletin müdahale yetkisi vardır.
3. **Yetkili Vasıtalar:** El koyma yetkisinin hangi vasıtalarla kullanılabileceği BMDHS Madde 107'de düzenlenmiştir. Maddeye göre, 'Deniz haydutluğu sebebiyle el koyma, ancak savaş gemileri veya askeri uçaklar veya açık dış işaretlerle bir kamu hizmetine tahsis edilmiş oldukları ve bu konuda yetkili kılındıkları belli olan diğer gemi veya uçaklar tarafından yapılabilir.' Somut olayda Devlet C'nin gemisi bir 'savaş gemisi'dir. Devlet D'nin gemisi ise 'kamu hizmetine tahsis edilmiş ve bu konuda yetkili kılınmış' bir sahil güvenlik gemisidir. Her ikisi de Madde 107'deki tanıma uymaktadır.
Bu hukuki muhakeme sonucunda, 'Explorer' gemisinin eylemleri deniz haydutluğu teşkil ettiğinden ve bu suç evrensel yetkiye tabi olduğundan, hem Devlet C’nin savaş gemisi hem de Devlet D’nin ilgili nitelikleri haiz sahil güvenlik gemisi, BMDHS Madde 105 ve 107 uyarınca el koyma yetkisine sahiptir. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
Diğer seçeneklerin yanlışlığı ise şöyledir: A seçeneği, Madde 102'yi göz ardı etmektedir. B seçeneği, Madde 100'deki işbirliği yükümlülüğünü, Madde 105'teki açık yetkiyi ortadan kaldıran bir ön şart gibi yorumlayarak hata yapmaktadır. C seçeneği, evrensel yetki ilkesini yok sayarak yetkiyi yanlış bir şekilde mağdur geminin bayrak devletine hasretmektedir. D seçeneği ise Madde 107'nin kapsamını dar yorumlayarak, savaş gemileri dışındaki yetkili kamu hizmeti gemilerinin de el koyabileceği gerçeğini gözden kaçırmaktadır.
Önemli Nokta 3: Bu sorunun çözümünde Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri esas alınmalıdır. Temel ilke, açık denizlerde her geminin tek bir devletin bayrağını taşıması ve o devletin münhasır yetkisine tabi olmasıdır.
* **Doğru Cevap (B seçeneği):** Bu ifade, Sözleşme'nin 92. maddesinin 1. fıkrasında yer alan 'Gemilerin Hukuki Statüsü' ilkesini doğru bir şekilde yansıtmaktadır. Maddeye göre, 'Gemiler tek bir devletin bayrağı altında seyredecekler ve uluslararası andlaşmalarda ve işbu Sözleşmede açıkca belirtilen istisnalar dışında, açık denizlerde o devletin münhasır yetkisine tabi olacaklardır.' Bu, açık denizlerin serbestisi ilkesinin en önemli sonuçlarından biridir ve 'bayrak devleti yetkisi' olarak bilinir.
* **A seçeneği (Yanlış):** Bu seçenek, Sözleşme'nin 92. maddesinin 2. fıkrasını yanlış yorumlamaktadır. İlgili fıkraya göre, iki veya daha fazla devletin bayrağını keyfi olarak kullanan bir gemi, 'bu tabiiyetlerden hiç birini diğer devletlere karşı ileri süremez ve tabiiyetsiz bir gemi gibi işlem görür.' Dolayısıyla, son kullandığı bayrak devletinin diplomatik himayesinden yararlanması söz konusu değildir.
* **C seçeneği (Yanlış):** Sözleşme'nin 91. maddesi, devlet ile gemi arasında 'gerçek bir bağ' bulunması gerektiğini belirtir. Ancak bu bağın yokluğu, diğer devletlere açık denizde o gemi üzerinde doğrudan bir yargı yetkisi tanımaz. Gerçek bağın olmaması, bayrak devletinin tescilinin diğer devletlerce tanınmamasına yol açabilir, fakat bu durum gemiyi doğrudan diğer devletlerin yargı yetkisine sokmaz. Münhasır bayrak devleti yetkisi ilkesi devam eder.
* **D seçeneği (Yanlış):** Bu ifade, Sözleşme'nin 104. maddesi ile çelişmektedir. Bu maddeye göre, bir geminin deniz haydudu niteliğini alması durumunda tabiiyetini muhafaza edip etmeyeceği, 'bu tabiiyeti vermiş olan devletin iç hukukuna tabiidir.' Dolayısıyla, tabiiyetin otomatik olarak ve iç hukuka bakılmaksızın kaybedilmesi söz konusu değildir.
* **E seçeneği (Yanlış):** Bu seçenek, Sözleşme'nin 92. maddesinin 1. fıkrasındaki istisnayı yanlış bir şekilde mutlak bir yasağa dönüştürmektedir. Maddenin son cümlesi, 'Mülkiyetin gerçekten nakli veya sicilde değişiklik durumları haricinde bir gemi yolculuk sırasında veya bir limanda bayrağını değiştiremez.' demek suretiyle, mülkiyetin nakli veya sicil değişikliği halinde bayrak değiştirmenin mümkün olduğunu açıkça belirtmektedir.
Önemli Nokta 4: Sorunun çözümü, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) 111. maddesinde düzenlenen 'kesintisiz izleme hakkı' (hot pursuit) kurumuna dayanmaktadır.
Doğru cevap A seçeneğidir. BMDHS Madde 111(1) uyarınca, sahildar devletin yetkili makamları, kanun ve kurallarına aykırı hareket ettiğine dair yeterli kanıya sahip oldukları bir yabancı geminin izlenmesine, gemi iç sularda, takımada sularında, karasularında veya bitişik bölgede iken başlayabilir. İzleme, bu bölgelerin ötesinde, yani açık denizde, kesintiye uğramamak şartıyla devam edebilir. Sorudaki olayda, 'Odysseus' gemisine yönelik izleme bitişik bölgede başladığından ve kesintisiz olduğu varsayıldığından, açık denizde devam etmesi hukuka uygundur. Ayrıca aynı fıkra, yabancı gemi bitişik bölgedeyken izlemeye ancak bu bölgenin tesisini gerektiren korunma amaçlarının (gümrük, maliye, sağlık veya göç) ihlali halinde girişilebileceğini belirtmektedir. Olayda gümrük mevzuatı ihlali şüphesi bu şartı da karşılamaktadır.
B seçeneği yanlıştır. Madde 111(1), izlemenin bitişik bölgede başlayabileceğini ve karasularının veya bitişik bölgenin 'ötesinde' kesintiye uğramamak şartıyla devam edebileceğini açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla izleme hakkı bitişik bölgenin dış sınırlarında sona ermez.
C seçeneği yanlıştır. Madde 111(3)'e göre, izleme hakkı, izlenen geminin kendi devletinin veya 'üçüncü bir devletin karasularına girmesi ile sona erer.' Bu nedenle, Odysseus gemisi komşu B Devleti'nin karasularına girerse A Devleti'nin izleme hakkı derhal sona ermelidir.
D seçeneği yanlıştır. Madde 111(1)'in son cümlesi bu konuda açık bir hüküm içermektedir: 'Karasularında veya bitişik bölgede seyreden bir yabancı gemiye dur emrini veren geminin, yabancı geminin dur emrini aldığı zaman bulunduğu sular içerisinde bulunması zorunlu değildir.' Dolayısıyla, sahil güvenlik botunun ihtarda bulunduğu anda bitişik bölge içinde olması şart değildir.
E seçeneği yanlıştır. Madde 111(5), izleme hakkının 'savaş gemileri veya askeri uçaklar veya açık dış işaretlerle bir kamu hizmetine tahsis edilmiş oldukları ve bu konuda yetkili kılındıkları belli olan, diğer gemiler veya uçaklar' tarafından kullanılabileceğini düzenler. Sahil güvenlik botları, bu tanıma uyan, kamu hizmetine tahsis edilmiş ve yetkilendirilmiş gemilerdir. Dolayısıyla izleme hakkını kullanabilirler.
Önemli Nokta 5: BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 101. maddesine göre deniz haydutluğu, 'bir özel geminin' mürettebatı veya yolcuları tarafından 'kişisel amaçlarla' işlenen yasa dışı şiddet, alıkoyma veya yağma fiilleridir. Bu tanım, eylemin iki temel kurucu unsurunu ortaya koymaktadır: eylemin 'özel' bir gemi tarafından ve 'kişisel amaçlarla' işlenmesi gerekliliği. Bir devletin resmi bir savaş gemisine verdiği emir veya yetkiyle gerçekleştirilen fiiller, devletin eylemi sayılır ve bu fiillerin arkasında kişisel değil, kamusal (siyasi veya askeri) bir amaç bulunur. Dolayısıyla, bir devlet gemisinin devlet emriyle hareket etmesi durumu, deniz haydutluğu tanımının dışındadır. Bu nedenle, bir devletin kendi savaş gemisine başka bir devletin gemilerine el koyma yetkisi vermesi halinde bu eylem deniz haydutluğu oluşturmaz. Diğer seçenekler ise Sözleşme hükümlerine uygundur: A seçeneği Madde 101(a)'daki yer unsurunu doğru belirtir. C seçeneği, Madde 102'de düzenlenen ve mürettebatı isyan etmiş bir savaş gemisinin fiillerinin özel gemi fiilleriyle bir tutulacağı istisnasını doğru bir şekilde ifade eder. D seçeneği, Madde 101(a)'daki 'kişisel amaçlar' unsurunu doğru yansıtır. E seçeneği ise Madde 105'te düzenlenen evrensel yargı yetkisi ilkesinin bir sonucu olarak her devletin deniz haydutlarına müdahale etme yetkisini doğru bir şekilde açıklamaktadır.