Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Atatürk'ün sözü, askeri ve siyasi bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlık ve kalkınma ile kalıcı olabileceğini vurgulamaktadır. Bu hedefe ulaşmak için izlenen yöntem, sorunun kilit noktasını oluşturmaktadır. Özellikle 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin etkileri ve özel sermayenin yetersizliği gibi koşullar, Türkiye'yi belirli bir ekonomik modeli benimsemeye yöneltmiştir. Devletçilik ilkesi, devletin ekonomiye doğrudan müdahalesi ve yatırımların devlet eliyle gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. Bu ilke; 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin ortaya çıkması ve özel teşebbüsün yeterli seviyede olmaması gibi nedenlerle bir zorunluluk sonucu kabul edilmiştir. Soruda ifade edilen büyük sanayi yatırımlarının devlet tarafından planlanıp hayata geçirilmesi, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı ve Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kurulması gibi uygulamalar, doğrudan devletçilik ilkesinin hayata geçirilmiş halidir.
Diğer seçeneklerin çeldirici olma nedenleri şunlardır:
- **Milliyetçilik:** Ekonomik bağımsızlık ve milli ekonomi hedefi milliyetçilik ilkesiyle yakından ilişkilidir. Yabancı işletmelerin millileştirilmesi de bu ilke kapsamındadır. Ancak soru, bu hedefe ulaşmak için benimsenen spesifik yöntemi, yani devletin ekonomiye doğrudan müdahalesini sormaktadır ki bu, devletçiliğin tanımıdır.
- **Halkçılık:** Ekonomik kalkınmanın halkın refahını artırma amacı taşıması ve İzmir İktisat Kongresi'ne toplumun her kesiminden temsilcinin katılması halkçılıkla ilişkilendirilebilir. Ancak devletin bizzat yatırımcı rolünü üstlenmesi, doğrudan halkçılığın değil, devletçiliğin bir gereğidir.
- **İnkılapçılık:** Sanayileşme hamleleri ve ekonomik yapıda yapılan köklü değişiklikler, çağdaşlaşma amacı taşıdığı için inkılapçılık ilkesiyle de bağlantılıdır. Fakat devletin ekonomik model olarak müdahaleci bir rol üstlenmesi, ilkenin özü itibarıyla devletçilik olarak adlandırılır.
- **Cumhuriyetçilik:** Cumhuriyet rejiminin güvencesi, ekonomik olarak güçlü ve bağımsız bir devlettir. Ancak cumhuriyetçilik ilkesi, doğrudan ekonomik modeli değil, ulus egemenliğine dayalı yönetim biçimini ifade eder.
Önemli Nokta 2: Soruda tarif edilen ve anavatana katılımı çok aşamalı bir diplomatik mücadele sonucunda gerçekleşen bölge Hatay'dır. Bu süreç şu şekilde özetlenebilir:
1. **Tarihsel Arka Plan:** Sorunun temelini oluşturan Hatay meselesi, 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile başlamıştır. Bu antlaşmayla Hatay ve İskenderun, Fransız mandasındaki Suriye'ye bırakılmış; ancak bölgede özel bir yönetimin kurulması ve resmi dilin Türkçe olması kararlaştırılmıştır. Bu durum, Misakımillî'den verilen ikinci taviz olarak tarihe geçmiştir.
2. **Atatürk'ün Hedefi:** Atatürk, 1924 yılında Adana'ya yaptığı gezide söylediği “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz.” sözüyle Hatay'ın anavatana katılması yönündeki kesin kararlılığını ifade etmiştir.
3. **Diplomatik Süreç:** Fransa'nın 1936'da Suriye'ye bağımsızlık vermesi ve Hatay'ı Suriye yönetimine bırakması üzerine Türkiye, 9 Ekim 1936'da Fransa'ya bir nota vererek durumu protesto etmiş ve konuyu Milletler Cemiyetine taşımıştır. Milletler Cemiyeti, bölgede inceleme yapması için İsveç Temsilcisi Sandler'i görevlendirmiştir. Sandler Raporu, Hatay'da Türk nüfusunun çoğunlukta olduğunu teyit etmiş ve bölge için ayrı bir varlık statüsü önermiştir.
4. **Bağımsızlık ve Katılım:** Sandler Raporu doğrultusunda, 2 Eylül 1938'de Tayfur Sökmen'in cumhurbaşkanlığında bağımsız Hatay Devleti kurulmuştur. Nihayetinde Hatay Parlamentosu'nun aldığı kararla, 29 Haziran 1939'da Hatay Türkiye'ye katılmıştır. Bu olay, Misakımillî hedeflerine ulaşıldığını ve güney sınırının kesin olarak çizildiğini göstermektedir.
Diğer seçeneklerin yanlış olma nedenleri şunlardır:
* **Musul Vilayeti:** Türkiye ile İngiltere arasında bir sorundur. Lozan'da çözülememiş, Milletler Cemiyetine taşınmış ve Brüksel Hattı Raporu ile Türkiye aleyhine bir sınır çizilmiştir. 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Musul, Misakımillî'den taviz verilerek Irak'a bırakılmıştır.
* **Batı Trakya:** Lozan Antlaşması'ndaki nüfus mübadelesi hükümlerine göre, Batı Trakya'da yaşayan Türkler mübadele dışında tutularak Yunanistan topraklarında kalmışlardır. Türkiye'ye katılması gibi bir süreç yaşanmamıştır.
* **Batum:** Misakımillî'den verilen ilk tavizdir. Sovyet Rusya ile imzalanan 1921 Moskova Antlaşması ve Kafkas Cumhuriyetleri ile imzalanan Kars Antlaşması ile Gürcistan'a bırakılmıştır.
* **Boğazlar Bölgesi:** Bir toprak katılımı değil, egemenlik hakkı mücadelesidir. Lozan Antlaşması ile uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılan Boğazlar, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tamamen Türkiye'nin egemenliğine geçmiştir. Bu bir ilhak değil, mevcut topraklarda tam egemenliğin sağlanmasıdır.
Önemli Nokta 3: Doğru cevap A seçeneğidir. 1930'lu yıllarda revizyonist ve yayılmacı devletlerin yarattığı tehdit karşısında Türkiye, batı sınırını güvence altına almak amacıyla 1934 yılında Balkan Antantı'nı imzalamıştır. Balkan Antantı; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında 9 Şubat 1934 tarihinde imzalanmış olup, Balkan devletlerinin sınırlarını korumayı amaçlayan bir savunma topluluğudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
* Akdeniz Paktı: İtalya'nın Akdeniz'deki tehdidine karşı 1936'da İngiltere ve Fransa öncülüğünde kurulmuştur, Balkan Antantı'ndan farklı bir amaç ve tarihe sahiptir.
* Türkiye-İngiltere-Fransa İttifak Antlaşması: 1939 yılında, II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından imzalanmış bir karşılıklı yardımlaşma antlaşmasıdır.
* Montrö Boğazlar Sözleşmesi: 1936 yılında imzalanmış olup Boğazların yönetimi ve egemenlik haklarıyla ilgili uluslararası bir düzenlemedir.
* Litvinov Protokolü: Briand-Kellogg Paktı'nın taraflar arasında yürürlüğe girmesini amaçlayan bir barış girişimidir, bölgesel bir savunma ittifakı değildir.
Bu bilgiler ışığında, soruda tanımı yapılan ittifak Balkan Antantı'dır.
Önemli Nokta 4: 1930-1939 yılları arasındaki Türk dış politikasının temel hedeflerinden biri, Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı tedbir almak ve dünya barışına katkıda bulunmaktır. Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan biri, I. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya barışını sağlamak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) üyeliktir. 6 Temmuz 1932 tarihinde İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile Milletler Cemiyeti tarafından davet edilen Türkiye, 18 Temmuz 1932'de bu cemiyete üye olmuştur. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- **Briand-Kellogg Paktı:** Türkiye, savaşın siyaset aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesini esas alan bu pakta 1929 yılında üye olmuştur. Tarih ve davet usulü açısından sorudaki tanıma uymamaktadır.
- **Balkan Antantı:** İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı Balkan devletlerinin sınırlarını güvence altına almak için 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmış bölgesel bir ittifaktır.
- **Litvinov Protokolü:** Türkiye, Sovyet Rusya'nın hazırladığı ve barışçı politikaları esas alan bu protokolü 1929 yılında onaylamıştır.
- **Locarno Antlaşması:** 1925 yılında imzalanan ve anlaşmazlıkların Milletler Cemiyeti aracılığıyla çözülmesini öngören bu antlaşmada Türkiye yer almamıştır.