1. Ticaret Hukuku Giriş ve Ticari İşletme

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Çözümde öncelikle gerçek kişi tacir sıfatının ne zaman kazanıldığı ve tacir olmaya ilişkin yasakların bu sıfatın kazanılmasına etkisinin ne olduğu değerlendirilmelidir. 1. **Tacir Sıfatının Kazanılma Anı:** 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 12. maddesinin 1. fıkrasına göre, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." Bu hüküm uyarınca, gerçek kişiler için tacir sıfatı, bir ticari işletmenin fiilen işletilmeye başlandığı anda kazanılır. Ticaret siciline tescil, tacir sıfatının kazanılması için kurucu bir unsur olmayıp, açıklayıcı (bildirici) niteliktedir. Olayda (M), ilk satışını yapıp fatura düzenlediği anda işletmesini fiilen işletmeye başlamış ve bu nedenle o anda tacir sıfatını kazanmıştır. 2. **Ticaret Yapma Yasağının Etkisi:** TTK m. 14(1) uyarınca, "Kişisel durumları (...) dolayısıyla, kanundan (...) doğan bir yasağa aykırı bir şekilde (...) bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır." Bu hüküm, devlet memurluğu gibi ticaret yapma yasağı bulunan kişilerin, bu yasağa rağmen bir ticari işletme işletmeleri halinde tacir sayılacaklarını açıkça düzenlemiştir. Yasağa aykırı hareket, kişinin tacir sıfatını kazanmasını engellemez; ancak aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca bu durumun doğurduğu hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluklar saklıdır. Dolayısıyla (M)'nin devlet memuru olması, tacir sıfatını kazanmasına engel teşkil etmez. Bu iki temel ilke birleştirildiğinde, (M)'nin hem ticaret yapma yasağına hem de tescil yaptırmamış olmasına rağmen, ticari işletmesini fiilen işletmeye başladığı anda tacir sıfatını kazandığı sonucuna varılır. **Seçeneklerin Değerlendirilmesi:** * **A seçeneği,** yasağa aykırı hareketin tacir sıfatını kazanmaya engel olacağını belirtmesi nedeniyle TTK m. 14(1)'e aykırıdır. * **B seçeneği,** tacir sıfatının ilanla kazanılacağını belirtmektedir. Oysaki TTK m. 12(2)'de düzenlenen ilan yoluyla tacir sayılma hali, işletmenin fiilen işletilmeye başlanmadığı durumlara ilişkindir. Olayda fiilen işletme başladığından, uygulama alanı bulacak hüküm TTK m. 12(1)'dir. * **C seçeneği,** hem fiilen işletmeye başlama anını esas alması hem de ticaret yapma yasağının sıfatın kazanılmasına engel olmadığını doğru bir şekilde belirtmesi nedeniyle doğrudur. * **D seçeneği,** TTK m. 12(3)'te düzenlenen "tacir gibi sorumlu olma" halini yanlış yorumlamaktadır. Bu hüküm, ortada bir ticari işletme olmamasına rağmen varmış gibi hareket eden kişilere uygulanır. Olayda ise gerçek bir ticari işletme mevcuttur ve (M) tacir gibi sorumlu değil, bizzat tacirdir. * **E seçeneği,** tacir sıfatının kazanılmasında Ticaret Kanunu yerine Vergi Usul Kanunu hükümlerini esas alması nedeniyle hatalıdır. VUK m. 154'teki "işe başlama" halleri vergisel yükümlülüklerin başlangıcını belirler ve TTK anlamında tacir sıfatının kazanılması anından farklı olabilir. Önemli Nokta 2: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme, davalı tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Türk Medeni Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Yargıtay'ın ve doktrinin istikrarlı görüşüne göre, bir tüzel kişinin yerleşim yerinin (merkezinin) belirlenmesinde tescil edilen merkezden ziyade, işlerin fiilen idare edildiği, yani idari ve stratejik kararların alındığı 'fiili merkez' esas alınır. Olayda, şirketin idari faaliyetleri ve yönetimsel kararları İstanbul'dan yürütüldüğü için şirketin yerleşim yeri İstanbul'dur ve genel yetkili mahkeme İstanbul mahkemeleridir. A seçeneği yanlıştır, çünkü tescilli merkez, fiili merkezin farklı olduğu durumlarda yetkiyi tek başına belirlemez; fiili durum esastır. C seçeneği yanlıştır. HMK m. 14'teki şubenin işlemlerinden doğan davalara ilişkin özel yetki kuralı, yalnızca o şubenin kendi işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar için geçerlidir. Somut olaydaki dava 'genel nitelikte bir alacak davası' olup, Kocaeli'deki üretim tesisinin (şubenin) özel bir işleminden kaynaklandığı belirtilmemiştir. Bu nedenle genel yetki kuralı uygulanmalıdır. D seçeneği yanlıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 561. maddesi, şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin davalar için şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesini yetkili kılar. Bu özel bir yetki kuralı olup genel nitelikteki alacak davalarına uygulanamaz. E seçeneği yanlıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154. maddesinde belirtilen 'muamele merkezi' kavramı, şirketin malvarlığının yoğunlaştığı yer değil, ticari ve idari faaliyetlerinin yönetildiği yer olarak anlaşılmalıdır. Bu kavram da HMK'daki 'yerleşim yeri' kavramıyla paralel şekilde, fiili yönetim merkezini işaret eder. Önemli Nokta 3: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 21. maddesinin 2. fıkrası, "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmünü amirdir. Bu hüküm, faturanın içeriğine (malın cinsi, miktarı, bedeli, vadesi vb.) ilişkin bir karine oluşturmaktadır. Somut olayda, L Ltd. Şti. faturayı 1 Mart 2023'te almış ve sekiz günlük itiraz süresi 9 Mart 2023 günü mesai bitiminde dolmuştur. L Ltd. Şti.'nin 10 Mart 2023 tarihinde yaptığı itiraz, kanunda öngörülen sekiz günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra yapıldığı için hukuken bir sonuç doğurmaz ve L Ltd. Şti. faturada yazılı olan birim fiyatını ve vade süresini kabul etmiş sayılır. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: TTK m. 1530'da düzenlenen otuz günlük süre, sözleşmede ödeme günü belirtilmemişse borçlunun temerrüde düşeceği süredir, faturanın içeriğine itiraz süresi değildir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 68/b maddesinde düzenlenen bir aylık itiraz süresi, bankaların kredi sözleşmeleri kapsamında gönderdiği hesap özetlerine özgüdür ve ticari faturalar için uygulanamaz. Sekiz günlük sürenin geçirilmesiyle fatura içeriği kesinleştiğinden, bu karinenin aksi tanık gibi delillerle ispatlanamaz. Son olarak, sekiz günlük itiraz süresi TTK m. 21/3'teki teyit mektuplarından kıyasen değil, doğrudan TTK m. 21/2 uyarınca faturalar için özel olarak düzenlenmiştir. Önemli Nokta 4: Çözüm, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 202. maddesine dayanmaktadır. Bu maddeye göre, bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan kişi, devri Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan ettiği tarihten itibaren işletmenin borçlarından sorumlu hale gelir. Devreden ile devralan arasında yapılan ve devralanın sorumlu olmayacağını belirten anlaşmalar, iç ilişkiyi ilgilendirir ve alacaklılara karşı ileri sürülemez. Dolayısıyla (B), alacaklı (C)'ye karşı borçtan sorumludur. TBK m. 202/2 uyarınca, devreden (A) da devralan (B) ile birlikte iki yıl süreyle müteselsil borçlu olarak sorumlu kalmaya devam eder. Bu iki yıllık sürenin başlangıcı, borcun niteliğine göre değişir. Maddede açıkça belirtildiği üzere, 'daha sonra muaccel olacak borçlar için' bu süre 'muacceliyet tarihinden işlemeye başlar.' Sorudaki borç, devir ilanından sonra muaccel olduğundan, devreden (A)'nın iki yıllık müteselsil sorumluluk süresi, borcun muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacaktır. Bu nedenle doğru cevap, (B)'nin ilanla birlikte sorumlu olduğunu ve (A)'nın da borcun muacceliyet tarihinden itibaren iki yıl süreyle müteselsil sorumluluğunun devam ettiğini belirten seçenektir. Diğer seçenekler, sürenin başlangıcını (devir tarihi gibi) yanlış belirtmesi, taraflar arasındaki iç anlaşmanın alacaklıyı bağladığını iddia etmesi veya alacaklının rızası gibi ek şartlar araması nedeniyle hatalıdır. Önemli Nokta 5: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 16. maddesinin birinci fıkrası, amacına varmak için ticari bir işletme işleten derneklerin tacir sayılacağını hükme bağlayarak genel kuralı ortaya koymaktadır. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası bu kurala önemli bir istisna getirmektedir. TTK m. 16/2'ye göre, "kamu yararına çalışan dernekler... bir ticari işletmeyi... işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar." Bu hüküm uyarınca, bir derneğin "kamuya yararlı" statüsü bulunması halinde, ticari bir işletme işletse dahi derneğin tüzel kişiliği tacir sıfatını kazanamaz. Bununla birlikte, kanun koyucu bu derneklerin işlettikleri ticari işletmeleri ticari hayattaki diğer aktörlerle eşit koşullara tabi kılmak istemiş ve bu işletmelerin ticari hükümlere tabi olmasını sağlamıştır. Bu nedenle, dernek tacir sayılmazken, onun tarafından kurulan ve işletilen iktisadi işletme, bağımsız bir malvarlığı veya tüzel kişiliği olmamasına rağmen, kanun gereği tacir kabul edilir ve tacir olmanın sonuçlarına (ticaret unvanı kullanma, defter tutma, iflasa tabi olma vb.) tabi olur. Olayda, 'Çocuklara Eğitim Desteği Derneği' kamuya yararlı bir dernek olduğundan kendisi tacir değildir. Fakat işlettiği kırtasiye, esnaf sınırlarını aştığı için bir ticari işletmedir ve bu işletme tacir sayılır.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Devlet memuru olan (M), mesai saatleri dışında ek gelir elde etmek amacıyla, kendisine ait bir dükkânda ev tekstili ürünleri satmak üzere bir ticari işletme kurmaya karar verir. İşletmesi için mal tedarik edip dükkânına yerleştirdikten ve sosyal medya üzerinden tanıtım yapmaya başladıktan sonra, ticaret siciline tescil yaptırmadan ilk satışını gerçekleştirerek fatura düzenler. Bir süre sonra, mal aldığı toptancı (T) ile arasında bir uyuşmazlık çıkar ve (M), devlet memuru olduğunu ve henüz ticaret siciline tescil yaptırmadığını ileri sürerek tacir sıfatına haiz olmadığını, bu nedenle ticari hükümlerin uygulanamayacağını iddia eder. Bu olay ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri dikkate alındığında, (M)'nin tacir sıfatını kazanma anı ve hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)Devlet memuru olması nedeniyle kanuni bir yasağa aykırı hareket ettiğinden, tacir sıfatını kazanamaz; ancak fiillerinden doğan hukuki ve cezai sorumluluğu saklıdır.
B)Tacir sıfatı, işletmesini kurup açtığını sosyal medya gibi ilan araçlarıyla halka bildirdiği anda başlamış olup, fiilen satış yapması bu durumu etkilemez.
C)Kanuni bir yasağa rağmen ticari işletmesini kısmen de olsa kendi adına işletmeye başladığı anda (M) tacir sıfatını kazanmış olup, ticaret siciline tescil yaptırmaması bu durumu değiştirmez.
D)İşletmesini ticaret siciline tescil ettirene kadar tacir sayılmaz, fakat ticari işletme açmış gibi hareket ettiğinden sadece iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu tutulur.
E)Tacir sıfatının kazanılması için Vergi Usul Kanunu'ndaki "işe başlama" hallerinden birinin gerçekleşmesi yeterli olup, (M) mal tedarik edip dükkânında tertibat yaptığı anda tacir sayılır.

Çözüm

Çözümde öncelikle gerçek kişi tacir sıfatının ne zaman kazanıldığı ve tacir olmaya ilişkin yasakların bu sıfatın kazanılmasına etkisinin ne olduğu değerlendirilmelidir. 1. **Tacir Sıfatının Kazanılma Anı:** 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 12. maddesinin 1. fıkrasına göre, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." Bu hüküm uyarınca, gerçek kişiler için tacir sıfatı, bir ticari işletmenin fiilen işletilmeye başlandığı anda kazanılır. Ticaret siciline tescil, tacir sıfatının kazanılması için kurucu bir unsur olmayıp, açıklayıcı (bildirici) niteliktedir. Olayda (M), ilk satışını yapıp fatura düzenlediği anda işletmesini fiilen işletmeye başlamış ve bu nedenle o anda tacir sıfatını kazanmıştır. 2. **Ticaret Yapma Yasağının Etkisi:** TTK m. 14(1) uyarınca, "Kişisel durumları (...) dolayısıyla, kanundan (...) doğan bir yasağa aykırı bir şekilde (...) bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır." Bu hüküm, devlet memurluğu gibi ticaret yapma yasağı bulunan kişilerin, bu yasağa rağmen bir ticari işletme işletmeleri halinde tacir sayılacaklarını açıkça düzenlemiştir. Yasağa aykırı hareket, kişinin tacir sıfatını kazanmasını engellemez; ancak aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca bu durumun doğurduğu hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluklar saklıdır. Dolayısıyla (M)'nin devlet memuru olması, tacir sıfatını kazanmasına engel teşkil etmez. Bu iki temel ilke birleştirildiğinde, (M)'nin hem ticaret yapma yasağına hem de tescil yaptırmamış olmasına rağmen, ticari işletmesini fiilen işletmeye başladığı anda tacir sıfatını kazandığı sonucuna varılır. **Seçeneklerin Değerlendirilmesi:** * **A seçeneği,** yasağa aykırı hareketin tacir sıfatını kazanmaya engel olacağını belirtmesi nedeniyle TTK m. 14(1)'e aykırıdır. * **B seçeneği,** tacir sıfatının ilanla kazanılacağını belirtmektedir. Oysaki TTK m. 12(2)'de düzenlenen ilan yoluyla tacir sayılma hali, işletmenin fiilen işletilmeye başlanmadığı durumlara ilişkindir. Olayda fiilen işletme başladığından, uygulama alanı bulacak hüküm TTK m. 12(1)'dir. * **C seçeneği,** hem fiilen işletmeye başlama anını esas alması hem de ticaret yapma yasağının sıfatın kazanılmasına engel olmadığını doğru bir şekilde belirtmesi nedeniyle doğrudur. * **D seçeneği,** TTK m. 12(3)'te düzenlenen "tacir gibi sorumlu olma" halini yanlış yorumlamaktadır. Bu hüküm, ortada bir ticari işletme olmamasına rağmen varmış gibi hareket eden kişilere uygulanır. Olayda ise gerçek bir ticari işletme mevcuttur ve (M) tacir gibi sorumlu değil, bizzat tacirdir. * **E seçeneği,** tacir sıfatının kazanılmasında Ticaret Kanunu yerine Vergi Usul Kanunu hükümlerini esas alması nedeniyle hatalıdır. VUK m. 154'teki "işe başlama" halleri vergisel yükümlülüklerin başlangıcını belirler ve TTK anlamında tacir sıfatının kazanılması anından farklı olabilir.

Soru 2

Ticaret siciline tescilli merkezi Ankara'da bulunan Marmara Tekstil A.Ş.'nin ana üretim tesisi Kocaeli'de yer almaktadır. Ancak şirket, tüm yönetim kurulu toplantılarını yapmakta, stratejik kararlarını almakta ve ticari faaliyetlerini fiilen İstanbul'daki bir ofisten yönetmektedir. Bu şirkete karşı açılacak genel nitelikte bir alacak davasında, şirketin 'muamele merkezi' veya 'yerleşim yeri'nin belirlenmesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi usul hukuku ve ticaret hukuku ilkeleri çerçevesinde doğrudur?

Soru 3

Ankara merkezli K Mutfak A.Ş., ticari işletmesi kapsamında ürettiği endüstriyel mutfak ekipmanlarını, İstanbul'da faaliyet gösteren L Otelcilik Ltd. Şti.'ye satmıştır. Malların teslimiyle birlikte K A.Ş. tarafından düzenlenen ve hem malın birim fiyatını hem de 30 günlük vadeyi içeren fatura, L Ltd. Şti. tarafından 1 Mart 2023 tarihinde teslim alınmıştır. L Ltd. Şti. yetkilileri, aralarındaki sözlü anlaşmada birim fiyatın daha düşük ve vadenin 60 gün olarak kararlaştırıldığını düşünmektedir. Bu sebeple L Ltd. Şti., 10 Mart 2023 tarihinde K A.Ş.'ye iadeli taahhütlü bir mektupla faturada belirtilen birim fiyatına ve vade süresine itiraz etmiştir. Bu durumda, faturanın içeriğine yapılan itirazın hukuki sonucu hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.