Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Çözüm, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) çekin ibraz sürelerine ilişkin hükümlerinin bir arada değerlendirilmesini gerektirmektedir. TTK m. 796/1'e göre, bir çek düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Somut olayda çek Ankara'da düzenlenmiş ve İzmir'de ödenecektir; dolayısıyla ibraz süresi bir aydır. TTK m. 796/3 uyarınca, bu süre çekte yazılı olan düzenlenme tarihinin ertesi günü başlar. Düzenlenme tarihi 08 Mayıs 2025 olduğundan, bir aylık süre 09 Mayıs 2025 tarihinde işlemeye başlayacaktır. Buna göre sürenin son günü normal şartlarda 08 Haziran 2025 olacaktır. Ancak, TTK m. 816/2'ye göre, çeke ilişkin işlemlerin yapılması için kanunla belirli sürenin son günü pazara veya diğer bir tatil gününe rastladığı takdirde, bu süre onu izleyen ilk iş gününü kapsayacak kadar uzar. 08 Haziran 2025 tarihi Pazar gününe denk geldiği için, ibraz süresinin son günü bir sonraki iş günü olan 09 Haziran 2025 Pazartesi gününe uzayacaktır. Bu nedenle doğru cevap '09 Haziran 2025'tir. Diğer seçenekler ise; '19 Mayıs 2025' seçeneği, çekin aynı yerde düzenlenip ödenmesi durumunda geçerli olan on günlük sürenin tatil günü uzamasıyla yanlış hesaplanmasıdır. '08 Haziran 2025' seçeneği, sürenin son gününün tatil gününe denk gelmesi durumunda sürenin uzayacağını düzenleyen TTK m. 816/2'yi göz ardı etmektedir. '08 Ağustos 2025' seçeneği ise farklı kıtalarda düzenlenen çekler için geçerli olan üç aylık süreyi esas alarak hatalı bir sonuca ulaşmaktadır.
Önemli Nokta 2: Türk Ticaret Kanunu'nun 685. maddesinin birinci fıkrası, "Aksi şart edilmedikçe, ciranta poliçenin kabul edilmemesinden ve ödenmemesinden sorumludur." hükmünü amirdir. Bu hüküm, cirantanın poliçeden doğan teminat sorumluluğunun esasını oluşturur. Ancak maddenin başında yer alan "Aksi şart edilmedikçe" ifadesi, cirantaya bu sorumluluğu kaldırma veya sınırlandırma imkânı tanımaktadır. Sorudaki olayda, ciranta (B) bu yasal imkânı kullanarak hem kabul edilmemeden hem de ödenmemeden sorumlu olmayacağına dair bir kayıt koymuştur. Bu kayıt hukuken geçerlidir ve sadece kaydı koyan ciranta (B) açısından hüküm ifade eder. Dolayısıyla, poliçenin kabul edilmemesi veya ödenmemesi halinde hamil (C), ciranta (B)'ye başvuramayacaktır. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: A seçeneği, düzenleyenin sorumluluğu ile cirantanın sorumluluğunu hatalı bir şekilde birleştirmektedir; düzenleyen ödenmemeden sorumsuzluk kaydı koyamazken ciranta koyabilir. B seçeneği, kanunun açıkça izin verdiği bir istisnayı, cironun kayıtsız şartsız olması genel kuralına aykırı gibi değerlendirerek hatalı bir sonuca varmaktadır. D seçeneği, sorumsuzluk kaydı ile ciro yasağı kaydını (TTK m. 685/2) karıştırmaktadır; bu iki kayıt farklı hukuki sonuçlar doğurur. E seçeneği ise, sorumsuzluk kaydını, poliçeyi alacağın temliki yoluyla devredilebilir hale getiren "emre yazılı değildir" kaydı (TTK m. 681/2) ile karıştırmaktadır.
Önemli Nokta 3: Çek hukukunda, poliçelere ilişkin hükümlere yapılan atıf gereğince, çeki düzenleyen (keşideci), ciro edenler ve aval verenler, hamile karşı müteselsil borçlu olarak sorumludurlar. Bu ilke, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) poliçelere ilişkin 724. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrası, 'Bir poliçeyi düzenleyen, kabul eden, ciro eden veya o poliçeye aval veren kişiler hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludurlar.' hükmünü amirdir. Maddenin ikinci fıkrası ise hamilin hakkının kapsamını belirler: 'Hamil, bunların borçlanmadaki sıraları ile bağlı olmaksızın her birine veya bunlardan bazılarına ya da hepsine birden başvurabilir.' Bu hükümler, TTK m. 818 uyarınca çekler hakkında da uygulanır. Dolayısıyla, hamil (B), çek bedelini tahsil etmek için borçlular arasındaki sırayı takip etmek zorunda değildir. Dilerse yalnızca keşideci (K)'ye, dilerse yalnızca ciranta (A)'ya, dilerse de her ikisine birden aynı anda başvurarak alacağını talep edebilir. Bu, hamilin 'seçme serbestliği' olarak da adlandırılır. Diğer seçenekler bu temel ilkeye aykırıdır: (A) ve (B) seçenekleri, kanunda olmayan bir başvuru sırası ve şartı öngördüğü için yanlıştır. (D) seçeneği, ödeyen cirantanın rücu hakkını yanlış tanımlamaktadır; ödeyen ciranta kendinden önceki tüm borçlulara rücu edebilir. (E) seçeneği ise kambiyo senetlerinden doğan sorumluluğun niteliğini yanlış belirterek, müteselsil sorumluluk yerine adi kefalet veya kısmi sorumluluk esasını getirdiği için hatalıdır.
Önemli Nokta 4: Sorunun çözümünde öncelikle çekin hukuki niteliğinin tespiti, ardından bu niteliğe bağlanan hukuki sonuçların değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 803. maddesinin 3. fıkrasında, 'İki çizgi arasına hiçbir ibare konmamış veya “banka” kelimesi veya buna benzer bir ibare konmuş ise çek, genel olarak çizilmiş demektir.' hükmü yer almaktadır. Somut olayda, çekin ön yüzüne paralel iki çizgi çekilmiş ve arasına hiçbir ibare konulmamıştır. Bu nedenle, çek genel olarak çizilmiş bir çektir. TTK m. 804/1 uyarınca, 'Genel olarak çizilen bir çek, muhatap tarafından ancak bir bankaya veya muhatabın bir müşterisine ödenebilir.' Bu hüküm uyarınca, muhatap banka, bu çeki elinde bulunduran (B) Ltd. Şti.'ye ödeme yapabilmek için (B) Ltd. Şti.'nin ya başka bir banka aracılığıyla gelmesini ya da kendisinin müşterisi olmasını arayacaktır. Dolayısıyla, doğru cevap, çekin genel olarak çizilmiş olduğu ve ödemenin sadece bir bankaya veya muhatabın müşterisine yapılabileceğini belirten seçenektir.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
A seçeneği yanlıştır çünkü çizgilerin arasına belirli bir bankanın ticaret unvanı yazılmadığı için çek özel değil, genel olarak çizilmiştir (TTK m. 803/4).
C seçeneği yanlıştır çünkü TTK m. 784 uyarınca çekte kabul işlemi yapılamaz ve üzerine yazılan kabul kaydı yazılmamış sayılır. Çizgili çekin geçerliliği kabul işlemine bağlı değildir.
D seçeneği yanlıştır çünkü 'çizgili çek' ile 'hesaba geçirilmek üzere düzenlenen çek' farklı hukuki kurumlardır. Çizgili çek, ödemenin yapılabileceği kişileri sınırlar ve nakden ödemeyi tamamen ortadan kaldırmazken, sadece belirli kişilere (banka veya muhatabın müşterisi) yapılmasını zorunlu kılarak güvenliği artırır.
E seçeneği ise hem dayandığı öncül hem de vardığı sonuç bakımından hatalıdır. TTK m. 803/5'e göre, 'Genel çizgi özel çizgiye dönüştürülebilir'. Bu nedenle, hamilin genel çizgiyi özel çizgiye dönüştüremeyeceği ifadesi yanlıştır. Ayrıca, takas odası aracılığıyla tahsil bir zorunluluk değil, bir imkandır.
Önemli Nokta 5: Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) poliçeye ilişkin hükümlerine yaptığı atıflar uyarınca, çekte müracaat hakkı zincirleme bir sorumluluk esasına dayanır. Çeki ödeyen ciranta, kendisinden önceki borçluların tamamına karşı müteselsilen müracaat hakkı kazanır. Bu borçlular, hem kendisinden önceki diğer cirantalar hem de keşidecidir. TTK m. 818/1-m hükmü, poliçelere ilişkin m. 725'in çekler hakkında da uygulanacağını belirtir. TTK m. 725 uyarınca, senedi ödemiş olan kimse, kendisinden önce gelen borçlulardan ödemiş olduğu meblağın tamamını, ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ve yaptığı masrafları talep edebilir. Bu nedenle, ciranta (M), hem kendisinden önceki ciranta (L)'ye hem de keşideci (K)'ye başvurabilir. B seçeneği, cirantalar arasındaki teselsül ilkesini göz ardı ettiği için yanlıştır. C seçeneği, TTK m. 725/2'ye aykırıdır; zira senedi ödeyen borçlu, senedin, protestonun ve makbuzun kendisine teslimini isteme hakkına sahiptir. D seçeneği, kambiyo hukukundan doğan özel müracaat hakkını yok sayıp genel hükümlere (sebepsiz zenginleşme) dayandırdığı için hatalıdır. E seçeneği ise, TTK m. 805'te düzenlenen "hesaba geçirilecektir" kaydının anlamını yanlış yorumlamaktadır; bu kayıt sadece ödeme şeklini sınırlar, müracaat borçlularının ödememe halindeki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.